Gecelerin Yükselen Narası Bozanın Tarihi Markası: Vefa Bozacısı

Gecelerin Yükselen Narası Bozanın Tarihi Markası: Vefa Bozacısı

Prizren’de dünyaya gelmiş, II. Dünya Savaşından sonra İstanbul’a yerleşmiş, 200 tane bozacıya meydan okumuş, deyim yerindeyse bozanın kitabını yeniden yazmış… Gecelerin yükselen narası, güğümlerden çanaklara akan bozanın tarihi markası Vefa Bozası’na adını altın harflerle yazdıran bir isim Prizrenli Hacı Sadık Ağa ve markası Vefa Bozası’nın dününü bugünü kısacası yıllara meydan okuyan bu devasa markayı sizler için araştırdım… Keyifle okuyacağınız tarih ve insan konulu araştırmamızın detayları...

01 Mart 2019 - 09:34

Kış demek boza demek, akşam olunca sokaktan geçen bozacı demek. Akla gelen ilk adres de elbette İstanbul Vefa Bozacısı oluyor… Rotamızı zamanın saraylılarının bulunduğu Vefa semtine çeviriyoruz. Vefa semtinde Vefa Bozacısının önü 1876’da nasıl ise günümüzde de aynı şekilde tıklım tıklım… İçeriye girip boza almak için biraz beklemeniz ve sıranız geldiğinde de çok hızlı olmanız gerekiyor. Burası adeta gece gündüz yaşıyor… Hem içerisi hem de dışarısı oldukça kalabalık. Bu kalabalığı görünce hem lezzetin hem de coşkunun sırrını başlıyorum araştırmaya… Lezzetinin sırrı ülke sınırlarını aşan Vefa Bozacısı ismini nereden alıyor? Vefa Bozasını diğer boza çeşitlerinden ayıran özellikler neler? Boza hangi vitaminleri barındırıyor? Prizrenli Hacı Sadık’ın yolu İstanbul ile nasıl kesişiyor? O dönemde çok sayıda bozacı varken neden bozacı olmak istiyor?

Tarihi sekiz-dokuz bin yıl öncesine kadar dayanan ve soğuk kış gecelerinin sıcak olmasa bile hiç vazgeçilmeyen içeceği boza… Bazı araştırmalara göre Orta Asya’da üretilip göçerler vasıtasıyla Anadolu’ya ve yakın çevresine yayıldığı söylenen bozanın günümüzdeki adı Farsçada darı anlamına gelen “buze” kelimesinden geliyor… Gecelerin yükselen narası, güğümlerden çanaklara akan bozanın tarihi markası Vefa Bozası’nın tarihçesini kaleme alırken bu hikâye bizi geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarıyor… Bu ünlü bozacı adını yaşadığı semtten alıyor… Fakat bu öyle bir şöhret ki; vefa bozacısının şöhreti semtini, şehirleri ve ülkeleri aşıp gidiyor. Dünya’nın en çok bilinen şehirlerinden biri olan İstanbul’un kimliğinin renklerinden biri haline geliyor.

Hikâyenin en derin ve en lezzetli kısmının kahramanı Prizenli Sadık Ağa’dır. Sadık Ağa 1870 yılında Arnavutluk’tan İstanbul’a gelir. İstanbul’a geldiğinde zaten boza vardır. Meşhur Ahmediye Bozacısı ve benzeri nam salmış ünlü bozacılar gibi Sadık Ağa’da bozaya dokunmayı başarır. Fakat bu dokunuş, bozanın gelecek tarihini yeniden yazacaktır. Yani bozada bugünkü damaklardan silinmeyen lezzetin mimarı olmak adına harekete geçer ve başarılı olur.

Sadık Ağa İstanbul’a geldiği yıllarda bozanın sulu kıvamlı, esmer renkli ve ekşi lezzetli biçimde, şehir halkından 200’e varan esnaf tarafından yapılıp satıldığını görür. O dönemde farklı bir yöntem dener ve bugünkü haliyle yani koyu kıvamlı, açık sarı renkli henüz yeni mayalanma kabarcıklarının oluştuğu andaki çok hafif ekşimsi lezzeti, bu markanın ilk imzası olur. Lezzetinin sırrı, yapımında kullanılan kum darısının irmiğinde saklıdır… Vefa bozacısında bozanın içindeki nişastası da farklıdır. Aynı zamanda da kışın soğuk içeceği bu içecek adeta bir vitamin deposudur. Vefa Bozası’nın içinde A, E ve B vitaminlerinin dört türünü de barındırır…

Evinin altında kendi imkânları ile ürettiği bozasını, altı yıl boyunca kış geceleri saray ve çevresinde, omzunda taşıdığı bakır güğümlerle dolaştırarak tanıtır. Her köşe başında sabırsızlıkla beklenen Hacı Sadık Bey, artan talep karşısında cesaretlenir. Zamanın saraylı, aristokrat aileleri ile bürokratlarının oturduğu İstanbul'un en mutena semtlerinden biri olan Vefa'da, 1876 yılının Eylül ayında boza ürününün dünyadaki ilk resmi ticarethanesini açar. Vefa semtinde açılan bozacının adı “Vefa Bozacısı” olarak belirlenir ve bu ata içeceği ürüne hem bir standart getirilir hem de bir meslek haline gelerek nesiller boyu devamlılığı sağlanır. Hacı Sadık Bey, çok fazla ilgi gören bu özel Türk içeceğinin kıvam ve lezzetini koruyabilmek için yıllar boyu bizzat kendisi üretir. Daha sonraki yıllarda, oğlu İsmail Hakkı Vefa'yı da yanına alarak Vefa Bozacısı üretimine beraber devam ederler.

Sadık Ağa’nın Prizren’den İstanbul’a gelişiyle alakalı  rivayetler muhtelif olmasına karşın, en ağır basan seçenek, 19. yüzyıl başlarında Müslümanların Balkanlar’da yaşamını güçleştiren savaşların olmasıdır. Tabi buna İstanbul’un o dönem ticari ve mimari anlamda da dünyanın merkezi olarak görülmesi cazibesiyle getirmiştir diye de bakmak mümkündür. Tamamen farklı bir seçenek ise o dönem şehrin bozacılarının geçmişten günümüze büyük çoğunluğunun Arnavut olması da dâhil edilebilir.

Vefa Boza Tarihi’nin dönüm noktası Sadık Ağa’nın cesur girişimiyle yeniden şekillendi diyebiliriz. Sadık Ağa İstanbul’a geldiğinde Vefa Bozasını meydana getirmeye karar verene kadar mevsim koşullarıyla uyumlu bir biçimde salep, mısır buğdayı kozası ve kayısı hoşafı satar. Daha sonrasında ise İstanbul’un bilinen geleneksel içeceği Boza için bir yenilik yapmaya karar verir ve İstanbul üniversitesi civarlarında bir evin alt katını imalathane olarak kullanmaya başlar. Ve nitekim bugün ki Vefa Bozacısı dükkânı açılır. Ve bu dükkân Boza üzerine açılan dünyada ilk dükkân olur. Vefa Bozacısına gittiğinizde kapının eşiğinde ezip geçtiğiniz mermer 1876 yılında koyulmuştur.

Sadık Bey’in oğlu İsmail Hakkı Bey’in savaş sonrası dönüş günlerinde Vefa semti, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bir başka büyük felakete sahne olmuştur.. 1918 yangınında büyük hasar gören semtin içerisinde Sadık Bey’in o emektar mekânı da harabeye dönüvermişti. Ancak Suriye cephesinde ki görevini tamamlayıp yurduna dönen İsmail Hakkı Bey tarihe atılan imzayı sildirmemeyi başardı. Sadık Bey’le beraber dükkânı yeniden eski halinden daha iyi bir duruma getirdiler. Tüm bu yaşananlara rağmen Vefa’yı terk etmeyen bozacı dükkânı, daha bir anlam kazanarak adeta bir sembol haline geldi. İsmiyle kalınmadığı bariz bir şekilde tüm ahali tarafından resmedildi ve böylece ahde vefa edilmiş oldu.

Vefa Bozacısı özellikle Ramazan ayı içerisinde inanılmaz bir ilgi görüyordu. Ramazan gecelerinde Kısas-ı Enbiya’nın dinlendiği sonrada misafirleri büyükçe kadehlerde Vefa bozası ikram edilirdi. Vefa Bozacısının ünü yayıldıkça yayılıyor, ülke genelinde nam salıyordu.

Hacı Sadık 1933’de yaşamını yitirdi. Babasının vefatının ardından işlerin tamamen başına geçen İsmail Hakkı Bey Vefa Bozacısının namını devam ettirdi. İmalatla alakalı birçok güçlük bulunuyordu ve İsmail Hakkı Bey bu güçleri ortadan kaldırmak üzere harekete geçti. Haliç Tersanesinde görevli torna ustası bir yakını ile birlikte boza üretiminde kullanılacak olan özel makinelerin imalatını gerçekleştirdi. Yapılan bu makineler ve kurulan bu yeni sistem 1933 yılından beri  tam faal çalışmaya devam etmektedir.

1930’lı yıllara gelindiğinde Vefa Bozacısı yarım yüzyıllık bir işletme unvanını kazanmış ve her kesimden insanın  uğramayı alışkanlık haline getirdiği bir mekan haline gelmişti.18 Kasım 1937 yılında Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk dahi mekanda bulunmuş, boza içtiği bardak  ve onun portresiyle beraber  Vefa Bozacısında her daim hatırlanmıştır. Hali hazırda bugün dahi gidip bardağı ve portreyi görebilirsiniz.

Hacı Sadık Bey’le başlayan, bugün de 4. nesil aile fertleriyle devam eden boza üretimi, Türk standartları ve geleneksel damak tadı korunarak devam etmektedir.

ESRA KÖKSAL 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Korkmaz:
Korkmaz: "Hata yaptık, sorumlusu benim"
Şoförlere öfke kontrolü semineri
Şoförlere öfke kontrolü semineri