Akdeniz Bülten
Künye
  

HABER ARA


Gelismis Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SON YORUMLANANLAR

ANKET

Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin çalışmalarını başarılı buluyor musunuz?



Tüm Anketler

GAZETE MANŞETLERİ

Facebook

Twitter

Genç yetenekleri buluşturan kitap

Genç yetenekleri buluşturan kitap

Tarih 29 Haziran 2017, 23:03 Editör Akdeniz Bülten

Hem doktor hem öğretmen olan aynı zamanda yazılarıyla da adından sıkça söz ettiren Dr. Enes Başak yeni projeleriyle de dikkat çekiyor. Başak, “Zaman yeniden şiire teslim ve biz geldik yeniden dostluklar kurmaya edebi yolda edebi bir aşkla” diyerek Genç Kalemler Antolojisi 5’in yayınlandığının müjdesini verdi. Genç ve yetenekli yazarları bir arada buluşturan bu projede Eylül Ayça Karakuş ise yazmış olduğu hikâye ile sevenlerini ağlatacağa benziyor.

Hemen hemen her yıl birbirinden farklı ve farklı şehirlerde bulunan yetenekleri bir arada toplayan kitap Genç Kalemler Antolojisi 5 çıktı. Kitapta yurdun dört bir yanında bulunan genç yazarların ve yeteneklerin hikâyelerine yer verildi. Öte yandan Alican Sofu ve Dr. Enes Başak önderliğinde çıkan kitapta Antalya’da yaşayan Eylül Ayça Karakuş’un da bir hikâyesi bulunuyor. İşte o hikâyenin detayları;


ADIN ÖMRÜME HATIRA

Akıl almaz davranışlarımın başkahramanına bu satırlarım... Adı M. TÜRK diye geçiyordu... Gününü hatırlamadığım bir akşam vakti düştü gönül ocağıma. Ona, bir bağımlı gibi bağlanacağımı bilmeden birkaç satırla başlamıştı yazışmalarımız. Herkesler gibiydi ama değildi. Bunu hissediyordum ve elimde olmadan içimdeki küçük heyecanların sesini dinleyerek yazıyordum. Yazışmalar sesini duymamı, sesini duymuş olmak ise yüzünü görmeyi istememi emrediyordu. Bir pazartesi günü öğle saatlerinde karşıma çıkan adamın varlığıyla telefonda konuştuğum kişiye alelacele "Hoşça kalın, ben sizi tekrar arayacağım." deyip görüşmeyi sonlandırırken elimi O’na uzatarak "Hoş geldiniz." demiştim.

-Merhaba, Mustafa ben…

-Merhaba, Elif…

Gönül duvarımı yıkmayı başardığı ilk gündü bu gün. Her ikimizde nereye gittiğini bilmeyen bir yolcu gibiydik. Bunu uzaktan bizi izleyen herhangi biri çok rahat gözlemleyebilirdi. Bir ara gözlerine daldığımı fark ettim. İnce bir ilmek gelmiş gönül çukuruma oturmuştu sanki. Bu hislerimi anladığını hissediyor olmasının korkusuyla telaşlıydım. İlk kez aynı zemine basarak yan yana geliyor ve adımlarımızı birlikte atıyorduk. Adımlarımız bir ileri on geri yapıyordu. Tokalaşmak için ellerimizin birbirine bağlanması mutluluk vericiydi. Yabancısı olduğum adamın tenine dokunmanın ben de yarattığı heyecan aykırı bir durumdu. Bu heyecan yersiz değildi ama zamansızdı. Gelecekte bu heyecana yer yoktu... Ama o an bunlar düşünmek istediğim en son şeydi. Birlikte geçirdiğimiz dakikaları gözümün önünden geçirirken telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim. Aman Allah'ım, mesaj ondandı! -" Dün'e kadar aklımda olan bir kadındın, bundan sonra gözlerinin güzelliğiyle kalbimdesin kadın, Hoş geldin hayatıma! " Bilmediğim bir şehrin ara sokaklarında yürüyor gibiydim. ‘‘Ya onu seversem?’’ sorusuyla birlikte, kaybolma korkusu yoktu ama

kaybetme korkusu vardı. Mesajına karşılık vermek konusunda ertelenmeyecek kadar özel birisi olduğunu o anlarda içimdeki heyecanla hissetmiştim.

-Teşekkür ederim... :) deyip gönderdiğim mesajla gönlümdeki yükü biraz olsun hafifletmiştim.

Eksik ve yarım öğrendiklerimizle üç haftayı geride bırakmıştık. Mustafa Polis, ben ise Öğretmen'dim. Her ikimizin mesleği çok kutsaldı. Mustafa özünde çok iyi bir insandı ama bana koymuş olduğu sınırlar olduğunu hissediyordum. Mesela hiç bir zaman sosyal medya hesaplarında onunla arkadaş olamıyordum. Bazı akşamları rahat yazıp, arayamıyordum. Arkadaş çevresinden beni daima saklıyordu. Sadece bir arkadaşı ilişkimizi biliyordu, onun dışında kimseyi tanımıyordum. Bir araya geldiğimiz zamanlarda işimizden, gün içerisinde yaptıklarımızdan, gündemi meşgul eden önemli haberlerden konuşuyorduk. İkimizinde gelecekle ilgili bir sohbeti yoktu. Her ikimizde sanki geleceğimizden kaçıyorduk. Birbirini seven iki insan neden hiç yarınını düşünüp, plan yapmazdı ki? Bir mesaj yazdım ve Mustafa'ya yarın buluşmak istediğimi söyledim. Mustafa'nın o gün çalışma günü olduğu için gün arasında fırsat bulduğu ilk an okula geleceğini söylemişti. O gece sabahı zor etmiştim. Takvim yirmi beş Mart Cuma’yı gösteriyordu. O sabah bir başka uyanmıştım yeni güne. Özenle hazırlanmıştım. Mustafa en çok iri gözlerimi seviyordu. Gözlerime baktığı an sadece onu çok sevdiğimi görsün istiyordum gözbebeklerimde... Evden çıkıp düştüm okul yollarına. Yol üzerindeki bir pastaneye girip iki kişilik küçük damla çikolatalı yaş pasta almıştım. Gün içerisinde ziyaretime gelmişti.

- Fazla vaktim yok bebeğim, Mehmet dışarıda bekliyor şubeye geçmemiz gerekiyor. Hayırdır, neden benimle acil görüşmek istedin? diye sordu.

-Akşam görüşmemiz için bir vaktimiz olmayacaktı, biliyorum. Bu yüzden yanıma gelmeni istedim.

- Senden biraz daha anlayış ve zaman istiyorum, deyip alnıma sıcak bir buse kondurdu. Başka bir alternatifim yoktu, tamam dercesine başımı salladım.

- Ee, söylesin bakalım benim güzel sevdiğim ben neden bugün buradayım?

Tam bugünün anlamını söylemek için gözlerine tüm kalbimle ve sevgimle bakmışken telefonu çaldı. Telefonu yüzündeki üzgün ifadeyle kapatarak:

-Bebeğim, acil çıkmam gerekiyor. Gece görev geç saatte bitiyor biliyorsun, yarın bugünün telafisini etsek olur mu? dedi.

Bugünün belki de bir telafisi asla olmayacaktı. Hayal kırıklığımla başımı salladım ve içerden ikimiz için aldığım yaş pastayı getirip ona verdim. Şaşkın bir ifadeyle,

-Bu ne diye sordu?

Kırılgan bir ses tonuyla,

-Mehmet beyle yersiniz, afiyet olsun, diyebildim sadece.

Arkasından bakarken bir damla acı gözyaşım kutlamış oldu doğum günümü. Bugün doğum günüm olduğunu bilmeyecek kadar uzaktı aslında hayatıma...

Aradan geçen zaman bizi birbirimize bağlarken beraberinde uçurumu da ayağımızın altına seriyordu. Birlikteliğimizin üzerinden aylar geçmişti. Aramızdaki sevgi bazen çatışmalara ve soğuk tartışmalara da yer veriyordu. Ondan birlikte geçireceğimiz yirmi dört saat istemiştim, ilişkimiz boyunca bize sunulmuş olan en büyük armağan olacaktı. Küçük bir tatil köyüne kaçtık nefes almak için. Herkeslerden uzak… Sessiz süren bir yolculuk sonunda kalacağımız yere gelmiştik. Odamıza yerleştik.

- Hadi gel, ikimiz için bir şey yapalım ve bu günümüzü doya doya yaşayalım. Yarın sabah ise yüreğimizdeki tüm taşları dökelim olur mu Mustafa'm? dedim.

Yüzündeki meraklı ve soğuk ifadeyle ‘‘Tamam.’’ dedi. O gece en uzun gecemizdi. Bunu bilerek bir ömrü bir gecede yaşamak, sevenler için keyiften ziyade zulümdür. Mesleğimizi, yaşımızı, sorumluluklarımızı, belki de yalanlarımızı ve sakladıklarımızı bir kenara bıraktık. Telefonlar çalacak, işe yetişeceğiz derdi olmadan doyasıya sarıldık. O gece uyku yoktu, ne gözlerimize ne de yüreğimize... Bunun sözünü birbirimize vermiştik. Kim dayanamaz önce uyursa, ilk uyuyan bir diğerine en güzel kitabı alıp hediye edecekti. Saatler ilerlerken, insanlar elini eteğini koyu karanlıktan çekerken odamızın balkonundan gökyüzünü seyrediyorduk.

-Seni sevmek hayatımın en büyük gerçeği. Öyle bir gerçek ki benim nefesimi kesiyor. Ömrü az olan birinin sevemeyeceği kadar fazla... Elbet bir gün herkes gibi ben de çekip gideceğim bu dünyadan lakin beynindeki anevrizmalarla, yaşamla ölüm arasına sıkışmış bir kadın için fazla cesaret istiyor bütün bunlar. Hayatımın cehaletini sevdiğim adamla yaşıyor olmak ise hastalıklı bir kadın için fazla cüretkâr, değil mi? Sahi, âşık cehaleti olur muydu? Ve sen doludizgin sevilen adam, doğduğum tarihi bilmeyeceksin ama eğer hayatında olmaya devam edersem çok geçmeden vuslata eriştiğim tarihi iliştireceksin gönlüne...''

Mustafa ne olduğunu anlamaya çalışıyordu tam bir şeyler söylemek isterken,

- Okuduğum bir kitabın satırlarında bu cümleler geçiyordu, çok etkilenmiştim seninle paylaşmak istedim, diyerek konuyu değiştirdim. Ne tarz kitap sevdiğimi bilesin istedim aşkım. Sustu ve uzaklara daldı bir süre. Sessizliğini,

-Eliiiiiiiiiiif, sözüyle bozdu.

Gülümseyerek ‘‘İ’leri neden uzattın aşkım,’’ diye sordum?

-Bilmem içimden geldi, seni çok seviyorum kadın, dedi. Mustafa'dan fazla duymazdım bu sözü. Öyle içten söylemişti ki ciğerinden gelmişti bu sevgi sözleri. ‘‘Ben seni az'dan çok, çok'tan fazla seviyorum,’’ dedim. Bir kahkahayla ‘‘O nasıl oluyormuş şımarık sevdiğim,’’ diyerek kasvetli havayı dağıtmıştı. İlk kez birbirimize bu kadar yakındık. Sevişirken herşeyi unutmuştum. Hastalığımı, tedavimin bıçak sırtı olduğunu, en son girmiş olduğum Mr.’da beyin damarlarımdaki baloncuk sayısının arttığını, yaşam kalitemin gitgide azaldığını, unutkanlıklarımın fazlalaştığını ve sıklaşan baş ağrılarımın can sıkıntılarını hatırlamak istemiyordum. Sevdiğim adamın koynunda en ağrılı ve en huzurlusundan bir gece yaşıyordum. Sıkı sıkı tuttuğumuz eli ilk bırakan Mustafa olmuştu. Uykuya bedeniyle ve ruhuyla teslim olmuştu. Uzun uzun uyuyuşunu izledim. Odaya doğan güneşle birlikte gözlerini açtı. Ne olduğunu anlamayacak kadar yorgundu.

-Bebeğim çok özür dilerim, uyumuş kalmışım. Affet lütfen beni...

-Ben gayet memnunum Mustafa'm. Bir kadın sevdiği adamın uyku halini nasıl izler onu öğrenmiş oldum. Üstelik kitabı da garantiledim, dedim.

-Kitap sana feda olsun bebeğim, diyerek sıkıca sarıldı.

Bir duş alıp kahvaltımızı yaptık. Her ikimizde gergindik. Sona yaklaşmıştık. Duyacaklarıma hazır olmamakla birlikte onu dinlemek istiyordum.

-Bak Elif'im aslında ben duygularını dışa vuran bir adam değilim. Sana karşı hissettiğim şeyleri kelimelere dökmek de benim için çok zor. Sen benim yüreğimi titreten ilk kadınsın. Kimseye hissetmediğim duyguları sana hissediyorum. Seninle geçirdiğim altı ay boyunca ödeyemeyeceğim bir vicdan azabı yaşadım.

-Bir kadını sevmek, neden vicdan azabı çektirsin ki adama?

-Ben evliyim ve bir kız çocuğum var. Eşimle severek evlenmedim. Bizim oralarda elin ekmek tuttu mu senin kalbine sormadan en yakın komşu kızı ya da akraba kızıyla sözünü keserler. Sana söyleyemedim bu gerçeği. Eğer söyleseydim biliyorum ki asla kalmazdın benimle. Ölümden korkmayan, sayısız kez çatışmalarda canını siper eden ben şimdi ilk kez korktum. İşte bu yüzdendi o zaman zaman o mesafeli tavırlarım Elif'im.

Konuştukları bu zamana kadar sustuklarından daha ağırdı. Duyduklarım karşısında ne söyleyebilirdim ki? Kendimden vazgeçercesine sustum. Dün gece hem kendimi hem de tanımadığım bir kadını aldatmıştım. Yüreğimdeki sevgimin üzerine yaşadığım gecenin yükünü de yüklemiş halsiz halimle Mustafa'dan beni eve bırakmasını istemiştim. Tek bir kelime dahi etmeden, benim gerçeğimi sorma cesaretini gösteremeden vurdu bizi uzun yollara. Arabadan inerken sadece ona tek bir cümle kurmuştum.

-Keşke başka bir hayatımız olsaydı. Bir araya geldiğimiz zaman başkalarının günahına girmeyeceğimiz bir hayat. Hem de kılı kırka bölerek bir araya geliyorsak…

O günden sonra uzun zamandır sesini duymuyor, çoğu gece rüyamda onu görüp ağlayarak uyanıyordum. Hamileydim. Mustafa'nın haberi yoktu. Doğumuma az bir süre kalmıştı ve ben nasıl işin içinden çıkacağım bilmiyordum. Ama beni hayata bağlamıştı bu bebek. Cinsiyetini öğrenmek istememiştim. Zaten bir önemi de yoktu. Sonuçta babası sevdiğim adamdı. Bir gün çalıştığım okula MUSTAFA TÜRK adıyla gelen kargo yüreğimi ağzıma getirmişti. Kargoyu açtığım an hıçkırıklarla ağladım. Bir kitap ve kitabın ön sayfasında bir küçük bir not vardı.

''Doğum günü pastanı seninle yiyemediğim için aptal adamın tekiyim ben. Bir gün borçlusun bana sevdiğim. Benim sana olan gönül borcumu ödemem gerekiyor. Sanma ki senden ayrıldıktan sonra seni unuttum. Boşanma davasını açtım ve boşandım. Otuz günlüğüne geçici görev dilekçesinde bulundum. Şırnak'a gidiyorum. Bu dolan

kafamı boşaltıp sonra yanına geleceğim. Kızım Naz'la beni kabul edersen ömrümün sonuna kadar bildiğim tek doğruyu seninle, sevdiğim kadınla yaşamak istiyorum ELİF'İM. ‘‘ADIN ÖMRÜME HATIRA’’ kitabını ikimiz için aldım. Yazarı EYLÜL AYÇA KARAKUŞ, bir satırında şöyle demiş: ‘‘Yıllardır izini sürdüğüm günlerin habercisiymiş meğerse tam da bu yaşadıklarım. Kabul edemediğim, edemeyeceğim bir gerçek var lakin. O kadar uzak coğrafyanın hangi sokağından aralanıp geldin de, benim taş kalbime taht kurdun sevgilim?’’ Sen bu kitabı okumaya başladığında ben Şırnak'ın dağlarında olacağım. Aşağıda verdiğim adrese bu kitabı yazarına imzalatıp bana göndermiş olursan eğer bilirim ki Elif'im bana ve kızıma gönül kapılarını açmış olacak. Otuz gün süremiz var, kitabı tekrar bana göndermiş olursan yirmi dört saat içinde yanında olacağım sevdiğim. Yalansız ve bitmeyen sevgimle ömrümü sana adayacağım Elif'im.

‘‘Bir gün gidenin sen olurken,

Geride kalanın ben olacağımı bilmiyordum.’’

(BİR AY SONRA... / YAZARIN KENDİSİNDEN)

Mustafa Şırnak'ta teröristlerle girmiş olduğu sıcak çatışmada hayatını kaybetmişti. Kitabının son sayfalarını okurken televizyonda haberlerden öğrenmişti Şehit olduğunu. Acısıyla birlikte doğum sancısı gelmiş ve erken doğum yapmıştı. Bir erkek evladı getirmişti dünyaya. Adını ‘Mustafa’ koydu. Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü’nden gelen bir telefonla canı bir kez daha kapanmayacak yarayı almıştı. Arayan Polis Memuru Elif'e teslim edilmesi gereken Şehit Polis Mustafa TÜRK 'e ait bir paket olduğunu söylemişti. Elif ağlayarak adresini vermiş paketi beklemeye koyulmuştu. Gelen paketin içinde bir kare fotoğraf, Elif'in Mustafa için yaptırdığı tespih ve birkaç ucu yıpranmış mektuplar vardı. Elif kucağında oğlu ve yüreğinde dinmeyecek ömürlük sızıyla ‘‘ADIN ÖMRÜME HATIRA’’ kitabının yazarını bulmak için Antalya'ya gitmişti. Yazarı bulup hikâyesini anlatan Elif, sevdiği adam için okuduğu kitabı imzalatarak sevgisini sonsuzluğa ilan edecekti. Mustafa bir oğlu olduğunu bilmeden

hayatını kaybettiği için Elif kendisini günahkâr hissediyordu. Babası gibi Vatan'a ve Millet'e hayırlı bir evlat yetiştireceğinin sözünü vererek mezarının başına oğluyla birlikte gitti.

Mezarına diz çökerek uzun bir süre ağladı. Dualarını, acısıyla yoğurarak etti ve kitabın ön sayfasına yazılan yazıyı titreyen sesiyle sevdiğine okuyarak duyurdu. Elif'den Mustafa'ya:

‘‘İyi ki yazdığım ve dillendirdiğim bir geçmişsin. Gitmiş olsan da geçmeyecek olanımsın, en acı yaramsın.’’

Bir gecenin hatırı ve anısı hiçbir sevgilide böylesine sonsuz olmamıştır. ‘‘ADIN ÖMRÜME HATIRA’’ kitabı; adıyla, sevgisiyle ve dualarıyla Mustafa'yı yaşatacak olan Elif'e sevgilerimle...

EYLÜL AYCA KARAKUŞ

 

 

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Kültür-Sanat

ASMEK kayıtlarına yoğun ilgi

ASMEK kayıtlarına yoğun ilgi Antalya’da yaşayan vatandaşların eğitiminde öncü rol oynayan ASMEK, bu yıl da yoğun ilgi görüyor. Antalya Sanat ve ...

KONGED'DEN MUHTEŞEM GECE

KONGED'DEN MUHTEŞEM GECE Her dönem hayata geçirdiği etkinliklerle Antalya kamuoyunda büyük ses getiren KONGED ekibi, 9 Eylül gecesi düzenled...
  
Tüm hakları saklıdır. © 2010 Akdeniz Bülten
Sistemin alt yapısı MyDesign Haber Sistemi kullanılmakta olup, düzenlenmesi ve geliştirilmesi ZirveART tarafından yapılmaktadır. Sitemizin takibi için RSS Kaynağı kullanabilirsiniz. Eğer yetkiliyseniz Yazar Girişi yaparak kontrol paneline ulaşabilirsiniz yada makale ve haberlerinizi yayınlamak için Yazarlık Başvurusu yapabilirsiniz. Sitedeki tüm içerik ve metaryeller izinsiz ve kaynak gösterilmeden alınamaz.
Facebook Akdeniz BültenTwitter Akdeniz BültenDelicious Akdeniz Bülten