KAPANMAYAN YARANIN ADI: BOSNA

KAPANMAYAN YARANIN ADI: BOSNA

Esra Köksal ile Tarih ve İnsan'da bu hafta Balkanların hüzün kokan ülkesi Bosna'da yakın tarihte yaşanan katliamı ele aldık.

27 Ocak 2018 - 09:52 - Güncelleme: 16 Mart 2018 - 22:34

Yıkık dökük binaları… Kırık minareleri… Kurşun izleri… Sönmeyen ateşi… Baş Çarşısı... Savaşın izleri… Nehirleri… Yemyeşil ormanlarıyla ile Balkanların incisi Bosna güzel Bosna… Acılar… Tecavüzler… Ölümler… Katledilişler… Soykırımlar… İşkenceler… İnsanlık dışı olan her şey hüzün kokan şehir Bosna’da yaşandı. Yakın tarihte kanlı savaşlara sahne olan Bosna Hersek’ in dününü bugününü geleceğini sizler için yerinde inceledik. 1992'de başlayıp 1995'te biten Bosna Savaşı çoğunluğu Müslüman Boşnak olmak üzere yüz binlerce insanın hayatına mal oldu. Aradan yirmi küsür yıl geçti savaş fiilen bitse de ülkeye barış henüz gelmedi.

“Savaş iki devlet arasında olur. Bosna’da yaşanan durum ise sivillerin bir devlete karşı savaşmak zorunda kalmasıydı”

SAVAŞ BİTTİ BARIŞ GELMEDİ

Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte başlayan yeni ulus devlet kurma mücadelesi 90’lı yıllarda Bosna’ya da sıçradı. Kültürlerin buluşma noktası yani sinagogu, camisi, kilisesiyle ortak bir kültüre sahip olan Bosna’da savaş başlamadan önce kardeş gibi yaşayıp kız alıp veren Sırplar ve Boşnaklar birbirine ezeli düşman oldu. Öyle ki Avrupa’nın göbeğinde yakın tarihte savaşın en korkunç kan donduran senaryoları oynandı. Mart 1992’de Bosna’da çoğunluk bağımsızlıktan yana oy kullansa da Sırplar Boşnakların bağımsızlık ilanını görmezden geldi. Buna rağmen 5 Nisan 1992’de Bosna-Hersek Cumhuriyeti hükümeti bağımsızlığını ilan etti. Ertesi gün ABD ve Avrupa ülkeleri Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanımıştı bir tek Sırplar hariç. Bosna’daki iç savaş Sırbistan’ın desteğiyle kısa süre içinde Boşnaklara yönelik soykırıma dönüştü. Çünkü Yugoslavya döneminde ordunun büyük bir çoğunluğunu Sırplar oluşturuyordu. 1995 yılına gelindiğinde başta Saraybosna ve Srebrenitsa kasabasında olmak üzere on binlerce Müslüman Boşnak toplama kamplarından ölüme götürüldü. Aralık 1995’te savaş bittiğinde geriye kimi kaynaklara göre 100-110 bin, kimi kaynaklara göre ise 300 bini aşkın ölü, yerinden edilmiş 2 milyon insan ve boşaltılmış sayısız köy kaldı. Savaşın bitmesine çok az bir süre kala ise Amerika gidişata müdahale etti. 14 Aralık 1995’te imzalanan Dayton Anlaşması’yla savaş sözde son buldu. Savaşın son bulması ile Bosna-Hersek Cumhuriyeti kuruldu ancak ülkeye son derece karışık bir yönetim şekli geldi. Çünkü ülke fiilen ikiye ayrıldı. Sırpların ağırlıkta yaşadığı bölge Republika Srpska (Sırp Cumhuriyeti), Boşnaklar ve Hırvatlar’ın bulunduğu bölge ise Federasyon olarak anılıyor. Bu iki bölgeyi birleştiren Bosna-Hersek devletinin cumhurbaşkanlığı ise 8 ayda bir, dönüşümlü olarak Sırp, Hırvat ve Boşnaklar arasında yürütülüyor. Yani hüzün kokan ülke Bosna’da Müslüman Boşnak olmak devletsiz, kimsesiz, sahipsiz kalmakla aynı sayılıyor… Bu konuda ise İslamiyet’in ve Müslümanlığın öncüsü olan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine büyük görevler düşüyor.

Bu ülkede Müslüman olmak suç mu?

Çoğunluğunu Müslümanların oluşturmasına rağmen Bosna – Hersek’ te hala Müslüman nüfusa ve Türklere karşı bir nefret söz konusu. Öyle ki Hum Tepesine dikilen ve etrafına mayınlar yerleştirilen Haç ile gece olduğunda ışıklandırmasıyla psikolojik baskı yapan ABD elçiliği insanların Müslümanlıklarını tam anlamıyla bile yaşamalarına izin vermiyor. Yugoslavya sonrasında Sırpların bir Sırbistan’ı, Slovenlerin bir Slovenya’sı, Hırvatların bir Hırvatistan’ı, Makedonların bir Makedonya’sı, Kosovalı Arnavutların bir Kosova’sı, Karadağlıların bir Karadağ’ı olmasına rağmen Boşnakların da diğerleri ile yaşamak zorunda kaldıkları bir yerleri vardı sadece. Hırvatların ve Sırpların da Bosna –Hersek’te birer devleti daha olmuştu. Bu tablodan sonra ise Nureddin Arseriç’in “Bizim bir liderimiz yok, zaten devlette bizim değil” sözü akıllara geliyor. Bosna’nın geleceği ile ölü doğan Dayton Anlaşmasıyla daha da karanlığa gömülen halk güvensiz, içe kapanık ve dışa bağımlı halde.

Hum Tepesinde Haç, Gökyüzünde Ayyıldız

Avrupa'nın ortasında 1992'de yapılan Boşnak katliamına tüm dünya kör olmuş ve yapılan zulmü görmezden gelmişti sanki. O yıllarda sadece Türkiye ve birkaç ülke yaşanan bu vahşete sesini yükseltmişti. Bu soykırıma göz yuman sadece Sırplar değil, Avrupa'nın önde gelen ülkeleri ve ABD'den gelen zenginlerdi. Saraybosna'nın ele geçirilen tepelerinde sniper silahlarıyla sivil Boşnaklar acımasızca öldürülüyordu. Savaş sadece Boşnakları Avrupa’dan atmak değil, İslam’ında kökünü kazımaktı. İslam adına ne varsa yakılıp yıkılıyordu. Köprüler, camiler, hanlar vb… Osmanlı eseri olan Mostar Köprüsü de tüm dünyanın gözü önünde canlı yayında bombalanarak yıkılmıştı. Mostar'ın en hakim tepesi Hum tepesine ise devasa bir haç dikilmişti. Ne var ki Boşnakları ve Müslümanları yürekten savunan bir lider vardı… O Boşnakları düşünen tek ve efsane liderdi.

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç

İslamiyet’e düşkünlüğü ile bilinen Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç Boşnaklar için önemli bir liderdi. Hiç şüphesiz ki İslamiyet için de. Daha 16 yaşındayken Müslüman Gençler Kulübü’nü kurdu. 16 yaşında iken kurduğu bu kulüp, tartışma faaliyetlerinin dışında hayır ve eğitim faaliyetlerine de öncülük etti. 2. Dünya Savaşı’nda ihtiyaç sahiplerine ettikleri yardımlar ile kendilerini duyurdular. 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. 2003 yılında hayata gözlerini kapayan Bilge Kral İzzetbegoviç’in de kabrini ziyaret ettik Bosna’dayken. İzzetbegoviç’in “Her şeye kadir olan Allah’a yemin ederim ki köle olmayacağız” şeklinde ki mezar taşında yazan sözü ise hayatı mücadele ile geçen liderin Boşnak halkına bıraktığı en önemli tavsiyelerden biriydi. Yazarlık yönü de olduğu için “Bilge Kral” lakabı ile tanınan Aliya İzzetbegoviç hayatı boyunca Bosna Müslümanları için mücadele etti. Hem Boşnaklar için hem Türkler için kendisi tarihe geçen önemli bir lider. Kabri ise yüzlerce Boşnak’ın katledildikten sonra gömüldüğü Kovaçi Mezarlığında.

Kovaçi Şehitler Mezarlığı

Bir mezarlık düşünün doğum tarihleri farklı ancak ölüm tarihlerine bakınca bembeyaz mezar taşlarında ki karanlık sonu görüyorsunuz. Neredeyse hayatını kaybetmiş tüm insanların ölüm tarihleri aynı. Sırplar tarafından çocuk genç yaşlı bebek demeden öldürülen adeta yok edilmeye çalışıldıklarının kanıtı niteliğinde Kovaçi Şehitler Mezarlığında onlarca şehit var. Aliya İzzetbegoviç’in de Kovaçi Mezarlığında olmak istemesi ise şu sözlerle anlaşılıyor:

“Vasiyetimdir, beni şehitlerimin yanına gömün. Benim yanım onların yanıdır. Beni ayrı bir yere defnetmeyin, zira benim ziyaretime gelenler onlardan da dualarını esirgemesin, mahzun kalmasınlar.”

Haç’ın ve Hilal’in Hikayesi

Hum Tepesine dikilen Haç’ın hikayesini anlatan Rehber Adem Burak Güler, “Bosna Savaşı esnasında, Osmanlı yadigârı Mostar Köprüsü'nün bulunduğu Mostar şehrinde Hırvat komutanla görüşen Aliya İzzetbegoviç'e, komutan, tehdit havasında dağın tepesine dikilen devasa büyüklükteki haç'ı göstererek "Bak, biz haçı nasıl diktik. Şimdi sizin hilâlden daha yukarıda bir haçımız var. Bunu kaldırmaya gücünüz yeter mi?" diye manalı bir soru sorar. Aliya İzzetbegoviç de, bu söz karşısında meseleyi gülümseyerek geçiştirir, "Hele bir gün geceye dönsün" der. Akşam karanlığı basınca da onu dışarıya davet edip şahadet parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şu sözleri söyler: "Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver! Şu hilâli ve yıldızı görüyor musunuz? Senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yükseklere haç dikseniz de onu geçemezsiniz ve asla onu oradan da indiremezsiniz. Onlar semada olduğu müddetçe biz de inşallah varlığımızı devam ettireceğiz!” diye anlatıyor.

Avrupa’nın En Büyük Katliamı

Temmuz 1995'de Yugoslavya iç savaşı sırasında Sırp ordusu, "Krivaya 95 Harekatı"nın bir parçası olarak Srebrenitsa'yı işgal etti. Yaşanan bu olay bir işgal olarak kalmadı bir katliama kısa sürede dönüştü. Çünkü Bosna – Hersek'in Srebrenitsa kentinde en az 8.372 kişi Bosna Kasabı yani "Ratko Miladiç" komutasındaki ağır silahlı Sırp ordusu tarafından öldürüldü. Yapılan katliamda kundakta ki bebekten seksen yaşında ki dedeye kadar binlerce insan yaşamını yitirdi. Yapılan katliama Sırp ordusunun yanı sıra, Bosna-Sırp ordusunun "Akrepler" olarak bilinen özel birlikleri de katıldı. Ne Birleşmiş Milletler'in Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmesi ne de kentte bulunan 600 Hollanda Barış Gücü askeri katliama mani olamadı. Srebrenitsa olayı, II. Dünya Savaşından sonra Avrupa'da yapılan en büyük insan katliamı ve etnik soykırım olarak Dünya tarihine kazındı.

Bosna Kasapları Cezasız Kalmadı

Bosna savaşından sonra Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nde görülen davada Sırp Partisi lideri Radovan Karadzic, Sırp ordusu komutanlar Ratko Mladiç, Vujadin Popoviç, Genelkurmay Başkanı Ljubisa Beara gibi isimler Srebrenitsa’da 8 binden fazla sivilin katledilmesinden sorumlu oldukları iddiasıyla yargılanıp cezalandırıldı. Ancak Avrupa’nın yakın tarihinin en büyük soykırımından sonra bile bir ülkede barış neden sağlanamaz, Boşnaklar Bosna’da ki yönetimin en önemli parçası olmasına rağmen nasıl kendi ülkesinde söz sahibi olamaz hala düşündürüyor insanı. Burada Müslüman olarak yaşamak çok zor. Sırplarda hala bir başkaldırı ve inkar söz konusu. Bosna’da ve Sırbistan’da yaşayan Sırp çoğunluk hala katliam yapıldığını kabul etmiş değil ne yazık ki… 

Savaşın Kadınları ve Çocukları

Belki de Srebrenitsa katliamının en acı tarafı kadınlardı. Defalarca tecavüze uğradılar. O kadınlar ki tecavüzler sonrası öldürülen kadınlardı, yaşamına son veren kadınlardı, kimisi de tecavüz kamplarında çocuklarını doğurmak zorunda kalan kadınlardı… İşkencelerden ve tecavüzlerin en büyük şahidiydi belki de o nehir... Drina nehrinin dili olsa da konuşabilseydi keşke... Ama geçmişi hiç unutamadı o kadınlar. Sistematik  tecavüzün derin izleri hala taze hala hafızalarında. Bosna Savaşı’nda tecavüzlerin asıl sebebi Sırp nüfusu çoğaltmaktı. Bu nedenle acımasız şekilde çocuklara kadınlara, annelere, evlatlara defalarca tecavüz edildi. 80 kuşağının an be an şahit olduğu bu katliam medeniyetler kıtası diye bilinen Avrupa’nın göbeğinde yaşandı. Boşnak kadınlarının yaşadıkları tam anlamıyla vahşetti... Acımasızlıktı... İnsanlık dışıydı... İnsan olan bunları yapamazdı... Çocukları babalarıyla cinsel ilişkiye zorladılar... Tecavüze uğrayan kadınların bir kısmı öldürülmüştü. Birçoğu intihar etmiş bir kısmı da halen psikolojik destek almaya devam ediyor… Savaşın çocuklarıydı onlar. Sırpların savaş politikalarından biri olan tecavüz kamplarında hamile bırakılan doğurmak zorunda kaldıkları çocuklar… Annelerinin yaşadığı travmalar sonucu çoğu daha bebekken öldürülen babası belli olmayan bu çocuklardan geriye kalanlar kaderine terk edilmişti ne yazık ki…  

Bugün Bosna Bir Devlet = Üç Millet

Bosna devleti üç bölüme ayrılmış durumda. Tepede Bosna devleti yönetimi var. Boşnaklar ve Hırvatların kontrolünde Federasyon var. Federasyon’un içinde 10 kanton var. Her kantonun kendi yönetimi var. Kantonlaşmanın sebebi Sırp, Boşnak ve Hırvatların yaşadığı federasyonda her etnik grubun eşit haklara sahip olabilmesini sağlamak. Sırp Cumhuriyeti denen bölge ise Sırpların hâkimiyetinde. Sırp Cumhuriyeti’nde kanton yok, merkezi hükümet var.

Mostar

Bosna’da İslam mimarisinin en önemli eserlerinden biri de o köprüydü. Boşnakça “Stari Most“ diye adlandırılan Mostar köprüsü yıllarca Neretva nehrinin iki yakasında yaşayan Hırvatlarla Boşnakları birbirine bağlayarak yüzyıllarca Balkanların en önemli figürleri arasında yer almıştı. 1566’da Kanuni tarafından yaptırılan Mostar Köprüsü tam 427 yıl boyunca ayakta durdu. En büyük darbeyi ise 9 Kasım 1993’te Bosna-Hersek Savaşı sırasında aldı.Tanklardan köprüye yapılan ateşlemeler sadece ihtişamlı bir tarihi yapıya zarar vermiyor, aynı zamanda Bosna-Hersek’in geçmişini çok uluslu yapısını da yerle bir ediyordu. Balkan topraklarının kardeşlik simgesi yavaş yavaş Neretva Nehri’nin sularına gömülmüştü.

Köprü Yeniden Yükseliyor

Yüzlerce yıllık barış bir anda yıkılmıştı…  Savaşın en acımasız taraflarından biri de Hırvatlar tarafından yerle bir edilen ve Osmanlı’nın simgesi Mostar Köprüsüydü. Bosna Hersek’te savaşın yaraları yavaş yavaş sarılırken gözler kardeşlik simgesi olan Mostar Köprüsü’ndeydi. 1997 yılına gelindiğinde UNESCO ve Dünya Bankası’nın öncülüğünde köprü yeniden inşa edilmeye başlandı. Mimar Sinan’ın usta öğrencileri kalmamıştı artık ancak arkalarında bıraktıkları izleri takip ederek onların yolundan yürümek mümkündü. Böylece köprünün ilk yapıldığı zamanlardaki taşları bulmak amacıyla artık kapanmış olan taş ocağı yeniden açıldı ve aslına uygun taşlarla yeniden inşa edilmeye başlandı. 2004 yılında, ulusları birleştirmesiyle nam salmış Mostar Köprüsü yeniden inşa edilmiş ve kardeşliğin yıkılamayacağı tekrardan gösterilmişti.

Mostar Köprüsü’nden Atlayış

2005 yılında Dünya Mirası Listesi’ne eklenen Mostar Köprüsü’nün bir de efsaneleşmiş bir hikayesi bulunuyor. İlk olarak 1664 yılında yapılan ve her sene Temmuz ayında köprünün üstünden genç erkekler kendilerini Neretva Nehri’nin sularına bırakıyorlar. Kulağa ilk başta korkutucu gelse de eskiden evlenmek isteyen gençler bu isteklerini belli etmek için köprüden atlarlarmış. Bu gelenek yıllar sonra da Mostar’da devam ediyor. Eski gelenek artık eğlence ve aktivite haline almış.

Saltukhan Hazretleri

Adem Burak Güler,“Bosna Hersek’in fethi 1463 senesi.  İstanbul’un fethinden 10 sene sonra Osmanlı Balkanlarda Bosna’yı fethediyor. Saltukhan hazretlerinin gelmesine baktığımız zaman Osmanlı’nın Bosna’ya gelişinden 40-50 yıl önce Osmanlı Bosna’ya silahlı askeri ile girmeden önce buraya gönül dostlarını gönderip ilk önce gönülleri fethetmeye çalışıyor. Bunun bir örneğini Saltukhan hazretleri örneği ile görüyoruz. Sarı Saltuk. Yani Blagay Tekkesi’nin önemli bir kahramanı. Saltuk, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın himayesinde derlenen ve ‘Saltukname’ adıyla da bilinen halk kahramanı. Anadolu’nun ve Rumeli’nin fethi sırasında önemli rol oynayan, efsaneleştirilmiş bir Bektaşi babası. Güçlü, korkusuz, ama bir o kadar da bağışlayıcı ve hakkaniyetli bir kahraman olan Sarı Saltuk, bu özellikleriyle birçok coğrafyada halkın sevgilisi olmuş. Hatta sadece Müslümanlar için değil Hıristiyanlar için de önemli bir kahraman. Bu nedenle Blagay Tekkesini her dinden yüz binlerce kişi ziyaret ediyor“ diyor.

Blagay'da Bektaşi Türbesi 

Blagay, Mostar’ın içinden de geçen ve Bosna-Hersek’in en büyük nehirlerinden biri olan ‘Neretva’nın önemli kollarından biri olan ‘Buna Nehri’nin doğduğu yer. Küçük bir yerleşim olan Blagay’ı önemli kılan ise hemen su kaynağının bulunduğu mağaranın yanı başındaki ‘Blagay Tekkesi’. Muhteşem bir doğaya sahip olan bölge 1465’te Osmanlıların eline geçtikten sonra kurulan tekke, Bosna’nın yerel halkı olan Boşnakların (Bosniak) hızla Müslümanlığı seçmesinde çok önemli bir rol oynar. Bu günlerde Nakşibendi tekkesi olan Blagay, bir Bektaşi tekkesi olarak kuruldu. Osmanlılar özellikle Balkanlar’a (Yeniçeriler de Bektaşi dergâhına bağlıydı) yolladıkları Bektaşi dervişleri ve babaları sayesinde çok kısa sürede yüz binlerce kişinin Müslümanlaşmasını sağladı. Bektaşi dervişlerinin hoşgörülü ve özellikle hakkaniyetli tavırları, tarih boyunca hep karmaşa ve savaş içinde yaşamış bölge halkının Müslümanlığa büyük sempati duymasını sağladı. Osmanlı da bu yeni Müslüman olan halka hemen kucak açtı ve kendi öz halkı olarak kabul etti. Hatta çok rahat denebilir ki Osmanlılar en fazla yatırımı da bu bölgeye ve halkına yaptı. Hâlâ birçok Boşnağın “Biz Osmanlıyız” demesinin sebebi de bu büyük sevgiydi. Ve Fatih Sultan Mehmet’in Boşnaklar için bildirisi şöyleydi:

Ben Fatih Sultan Han!


Bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum:
Hiç kimse ne bu adı geçen insanları, ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. Devletimde huzur içerisinde yaşasınlar.
Ve bu göçmen durumuna düşen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. Devletimdeki tüm memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler.
Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarımdan, ne de devletin vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir.
Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın.
Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir.
Bu padişah fermanını ilan ederek, burada, yerlerin ve göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah (c.c.), Allah’ın yüce elçisi aziz peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) ve yüz yirmi dört bin peygamber ile, kuşandığım bu kılıç adına yemin ediyorum ki; emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece teb’amdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.

Müslümanlıktan önce Bogamil inancı

Fatih Sultan Mehmet’in Bosnayı fethinden sonra tek bir konuşması ile 500 kişi Müslüman olmuş. Bunun sebebi ise şu şekilde. Boşnaklar Müslüman olmadan önce Bogamil dinine inanıyorlardı. Yani Hıristiyanlığın Bogamil mezhebiydi bu inanış şekli. Bu Bogamil mezhebi ise hem Ortadoks hem de Katolikler tarafından dışlanmıştır bu dışlanmalara dayanamayan Boşnaklar çareyi Müslümanlığa geçmekte bulmuştur. Çünkü Fatih Sultan Mehmet hiçbir şekilde inançları için bölge halkını zorlamamıştır. 

ESRA KÖKSAL 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • durmuş ali arslan
    9 ay önce
    esra hanım! çok güzel bir yazı olmuş. doğrusu balkan seyahati boyunca da çok araştırmacı ve sorgulayıcı yönünüzü gördüm. bu yazıyı balkan seyahatlerime katılacak o***lara okutuyorum. ellerinize sağlık durmuş ali ars***
  • Adem burak güler
    9 ay önce
    Cok başarılı bir çalışma olmuş başarılarınızın devamını dilerim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kepez genç zihinlere ufuk açıyor
Kepez genç zihinlere ufuk açıyor
Manavgat Değirmenli’de  köprü inşaatı yükseliyor
Manavgat Değirmenli’de köprü inşaatı yükseliyor