<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Haftanın Konuğu</title>
         <link>https://www.akdenizbulten.com/haftanin-konugu/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Sanayide başlayan tutku markaya dönüştü.  Ali Güzel AG Motors ile sektörde fark yaratıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Serik doğumlu genç girişimci Ali Güzel, çocuk yaşta adım attığı otomotiv sektöründe edindiği tecrübeyi AG Motors markasıyla taçlandırdı. “Araçlarınızı sizden daha fazla önemsiyoruz” diyen Güzel, kalite, güven ve müşteri memnuniyeti odaklı hizmet anlayışıyla dikkat çekiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Henüz çocuk yaşlarda yaz tatilinde başladığı sanayi serüveni, yıllar içinde bir meslekten öte tutkuya dönüşen Ali Güzel, bugün AG Motors markasıyla otomotiv sektöründe adından söz ettiriyor. Eğitim hayatını da başarıyla sürdüren ve yurt dışında staj deneyimi kazanan Güzel, hem teknik bilgi hem saha tecrübesini bir araya getirerek müşterilerine farklı bir servis anlayışı sunuyor. “Ya en iyisi ya hiç” anlayışıyla yola çıkan genç girişimci, bugün sunduğu hizmetlerle sektörde fark yaratmayı hedefliyor.

 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Otomotiv sektörüne giriş hikayeniz nasıl başladı?

Merhaba. İsmim ALİ GÜZEL Antalya / Serik doğumlu olup 32 yaşındayım. Mesleğe giriş hikâyem ilkokuldan ortaokula geçiş dönemim olan 2005 yılının yaz tatiliydi. Aslında tamamen ailelerimizin çocuklarımız zoru görsün, zor şartlarda para kazanmak nasıl bir duygu hissetsin ve bu sebepten dolayı okuyup daha iyi yerlere gelsin modu ile sanayiye giriş serüvenimizi başlatmıştı. Aslında bilinmezdi ki bu zorlu serüven bir sevdaya dönüşüp şuan ki mesleğim hayatımın en değerli yeri olacağı.

O dönemlerde çok fazla bir seçeneğimiz yoktu. Ya okuyup başarılı bir öğrenci olup okumak zorundaydık Ya da Meslek üzerine ilerleyip İş sahibi olmak zorundaydık.

Hayatımda kendime hep kılavuz olarak belirlemiş olduğum bir söz vardı Ben Bir Türk’üm bir şeyi yapabiliyorsam ya hep en iyisi ya da hiç biri düşüncesi ile yapmış olduğum tüm her şeyde en iyisi olma fikri ile ilerledim. Farklı meslek dallarında da belli bir dönem çıraklık denesem de artık olmuyordu çünkü sanayiyi sevmiş ve benimsemiştim çünkü bende aidiyet duygusunu hissettiriyordu fakat ailem de derslerimin iyi olmasından dolayı okumamı istiyordu. Bu sefer önümde gerçek anlamda bir seçim hakkı vardı, Ya okuyacaktım, ya da çalışacaktım. Bende ikisinden de vazgeçmedim ailem için okudum en iyi başarıları elde ederek 2011 yılında Antalya’da derece yaparak Stajımı tam burslu olarak Yurt dışında Belçika’nın Brugge şehrinde bulunan VTI Vruj Techinc İnstute’sinde yaptım. Kendim içinde okuldan sonra her fırsatta çalıştım ve mesleğimde çok güzel işlere imzamı attım.

AG Motors’u kurma süreciniz nasıl gelişti? Sizi bu işe yönlendiren ne oldu?

Okul hayatımı noktaladıktan sonra mesleğime tam anlamı ile geri dönüş yaptım. Mesleğimde daha iyi hizmet verebilmek ve her alanda daha iyi olmam için gerekli ve yeterli tecrübelerim olması lazımdı. Bunun için yeniden kolları sıvadık ve bu sefer mekanik ’den değil mesleğimizin en nazlı cilvesi olan yedek parça bölümünden başladık. Bunun sebebi günümüz teknolojisinde üretilen araçlarda iyi bir usta ve doğru bir servis olmak için işi iyi bilmek doğru arıza teşhisi yapmak yetmiyordu, mükemmel bir işçilikle en doğru ve en kaliteli parçaları kullanarak mesleği sanata çevirmek gerekiyordu. Türkiye’de geniş bir ürün ağında hizmet veren ve Bir Antalya markası olan büyük bir ithalatçı firmada yedek parça konusunda en hassas noktaları ürün kalitelerini ve bu ürünlerin hangi pazarlardan ülkemize dahil olduğunu hangi ürünlerin daha uzun ömürlü olduğunu ve fiyat ekonomisini öğrendim. Tabi iş sadece bununla bitmiyordu fırında ekmeği üretmekle iş olmuyordu ürettiğimiz ekmeği aynı fırında satmamız gerekiyor modu ile yine Antalya’nın bilindik markası olan ve sektöründe başarılı 2 serviste çalışarak burada yeni nesil arıza teşhis cihazlarının nasıl kullanıldığını, son kullanıcı olan yani siz değerli müşterilerimize nasıl hizmet verilir araçlarımıza ne gibi kontroller yapılır, kronik arızalar nedir ve bu tip arızalar nasıl teşhis edilir ve bu arızalara nasıl müdahale edilir gibi konularda da kendimi geliştirdim. Bu süreçte işime odaklanırken Ahilik geleneğimizi kendimize düstur edinerek hep esnaf arkadaşlarımız ile aramızı iyi tuttuk. Bir baktık ki ismimiz ve kişiliğimiz bir marka haline gelmiş ve artık ortaklık teklifleri gelmeye başlamıştı. Bir süre sonra bu teklifler artınca dedim hayatımızda yine bir seçim noktasına geldik. Bu seçimde artık ya birisi ile ortak olup hayatımıza öyle devam edecektik, ya da 2005 te sevdasına büründüğümüz meslekte tek başımıza yürüyecektik. Allah Razı Olsun başta Babam, Annem ve Kardeşim ’den, onların desteği ile şirketimizi kurduk. Temelini attığımız bu yolda Hep daha iyisi olma yolunda da ilerliyoruz.

AG Motors olarak hangi alanlarda hizmet veriyorsunuz? Sizi sektörde farklı kılan en önemli özellikler nelerdir?

Şirketimiz olarak BMW-Mercedes ve VAG Grubu üzerine araçlarımızın neye ihtiyacı varsa baştan sona her alanında hizmet vermeye çalışmıyor tam anlamı ile hizmet veriyoruz.

Bizleri sektörde farklı kılan nedir dersek eğer öncelikle şunu söylemek gerekirse bizler araçlarınızı sizden fazla önemsiyoruz çünkü işimiz kalitemiz ve imzamızdır.

Ayrıca; Siz değerli müşterilerimiz hiçbir şekilde yolda kalmasın diye Türkiye üzerinde 15 Nokta bölgede Anlaşmalı servislerimiz olup 7/25 Hizmet Modu ile sizlerin her zaman yanında oluyoruz.

Gerekçeli veya geçerli sebeplerinden dolayı aracını servise getiremeyen müşterilerimizin araçlarını bulundukları adresten alıp gerekli servis işlemlerini yaptıktan sonra yine bulundukları adrese teslim ediyor vermiş olduğumuz vale hizmetinden hiçbir ücret almıyoruz.

Tüm araçlarımızı kendi aracımız gözü ile baktığımız için servisimize gelen tüm araçlarımıza baştan sona ücretsiz Checkup kontrolleri yapıyoruz.

Yapılan her işlem sonrası aracın bize nasıl geldiği önemli değil önemli olan bizden nasıl gittiği modu ile tüm araçlarımızı yine ücretsiz olarak iç dış yıkatıp öyle teslim ediyoruz.

Montajında kullanmış olduğumuz tüm ürünler orijinal montaj markası olduğu için bu kapsamda hem yedek parçalarımıza hem yapmış olduğumuz işçiliğe gönül rahatlığı ile garanti veriyoruz. Garantisi olmayan hiçbir işi servisimizde yapmıyoruz.

 

Araç sahipleri servis seçerken nelere dikkat etmeli?

Araç sahipleri servis seçerken nelere dikkat etmeli?


	Öncelikle seçecekleri serviste arayacakları ilk özellik araç markalarına özel aynı hizmeti veriyorlar mı ona dikkat etmeli çünkü her aracı yapan değil sadece o araç grubunda o işi yapan profesyonel bir hizmet verir.
	Gittikleri servisin profesyonel ekibi ve doğru ekipmanları var mı?
	İş güvenliği kurallarına ne kadar özen gösteriyorlar aslında buda önemli unsurlardan bir tanesi çünkü iş güvenliğine önem vermeyen bir servis araçta ciddi anlamda maddi hasar vermeye yol açabilir. Örnek Liften düşen araçların açmış olduğu maddi ve manevi hasarlar, günümüzde bunu sıklıkla görüyoruz. Onun için aynı senaryoyu yaşamamak için gittiğimiz servislerin İş güvenliğine önem veremleri bu boyutta en çok dikkat etmemiz gereken unsurlardan birisidir.
	Araçlarımıza gerekli özeni gösteriyorlar mı gerekli hizmet konusunda yeterliler mi buna dikkat etmeliyiz
	Araç sahipleri söylemeden gerekli mevsim ve sizlerin kullanım koşullarına göre araç kontrolleri yapılıyor mu ve bununla ilgili sizlere ne boyutta bilgi verilip uyarılıyorsunuz bunlara dikkat etmeliyiz. Örnek kış mevsiminde lastikler, fren ve fren hidroliği kontrolü, antifriz ve su kontrolü, silecek kontrolleri gibi vs.
	Araç servis sonrasında ustalar tarafından gerekli test ve kontrolleri yapılıyor mu yoksa yapılmadan direk mi teslim ediliyor buna dikkat etmeliyiz
	Ve son olarak aracın tüm işlemleri bittikten sonra size nasıl teslim ediliyor? Tertemiz pırıl pırıl mı, yoksa her tarafı yağlı kirli olarak mı? Bir servisin en güzel imzası aracı her ne olursa olsun temiz teslim etmektir. Çünkü sizin mutluluğunuz bizim en güzel memnuniyetimizdir.


 

Yaz ayları yaklaşırken araç sahiplerine en önemli tavsiyeleriniz neler olur? Yaz gelmeden önce mutlaka yaptırılması gereken bakımlar hangileridir?

Yaz ayı gelmeden önce kontrol etmemiz gereken iki önemli sağlık faktörümüz var.

Bunlar nelerdir?


	Kendi Sağlığımız için kontrol;



	Yaz ayı Antalya iklimi çok sıcak ve nemli geçtiği için sürekli klima kullanıyoruz ama burada önemli bir unsuru atlıyoruz. Muhakkak yaz ayı gelmeden eğer aracımızın periyodik sıvı bakımlarını uzun süre önce yaptırdıysak muhakkak klima (polen ) filtresini kontrol ettirmeli gerekirse değiştirmeliyiz. Çünkü aracımızın içine giren tüm hava buradan süzülerek geçiyor. Filtremiz ne kadar yeni ve temiz olursa araç içerisinde solumuş olduğumuz hava daha iyi olur ve genellikle solunum ve hava yolu ile bulaşan hastalıklara karşı ciddi ve geçerli bir önlem almış oluruz.
	Değiştirmiş olduğumuz filtremizin lütfen orijinal ve kaliteli olmasına önem vermeliyiz çünkü yan sanayi ve merdiven altı ürünler aslında sağlımız için yapmış olduğumuz bu değişimi tamamen riske atıyor ve hastalıklara bizi bir adım daha yaklaştırmış olur.
	Gözümüzden kaçırdığımız şeylerin aslında sağlımızda daha fazla rolü olunduğunu müşterilerimize aktarmış oluyoruz.


 


	Aracımızın sağlığı için kontrol;



	Yukarıda da belirttiğim gibi Antalya sıcak bir iklim olduğu için aracımızın he yaz öncesi öncelikle su ve motor soğutma sistemlerini kontrol ettirmeliyiz. Bunlara örnek verecek olursak eğer Su pompası(devridaim),Termostat, Motor su radyatörü ve su hortumları. Bunlardan her hangi birisinde problem olur ve bunu fark etmezsek yoğun yaz sıcaklığında aracımızın hararet yapmasına sebebiyet veririz ve motoru yemesine neden oluruz.
	Hep son plana attığımız daha doğrusu ihtiyaç halinde farkına vardığımız klima problemleri. Özellikle klima gazı ve klima kontrollerimizi aynı sebepten dolayı servise gelen müşteri yoğunluğu ile karşılaşmamak için yaz gelmeden 1-2 ay önce ilkbahar döneminde kontrol ettirirsek hem ekonomik boyutta hem de zaman anlamında siz değerli müşterilerimize daha doğru hizmet vermiş oluruz.
	Yaz ayı genellikle tatil ve Seyahat dönemi olduğu için yola çıkmadan önce bağlı olduğunuz servisinize yolda kalmamak ve herhangi bir arıza ile karşılaşmamak için gerekli periyodik sıvı kontrollerini, lastikler, Fren ve fren hidrolik kontrolünü muhakkak yaptırmanızı bu kontrollerden sonra yola çıkmanızı tavsiye deriz.


 

Klima bakımı ve motor kontrolleri ne kadar önemli?

Bu soruya öncelikler motor kontrollerinden başlamak istiyorum.

Motor kontrolü hem araç sağlığımız için hem de ekonomik sağlığımız için çok önemli.

Bunu aslında şöyle düşünmek gerekiyor nasıl vücudumuzun suya ihtiyaç duyduğunda o su ihtiyacını gideriyorsak ve ciddi bir rahatsızlık ile karşılaştığımızda hastaneye gidip iyi bir doktora muayene oluyorsak aracımızda aslında okadar önemlidir.

Aracımızın motor kısmı aslında insanlar gibidir. Kendimizde nelere önem veriyorsak araçlarımıza da özellikle motor kısmına da o kadar önem vermeliyiz.

Bunlar nelerdir;


	Periyodik sıvı bakımlarını zamanında yaptırmak ve doğru, kaliteli ve orijinal ürünleri kullanan servisi tercih etmeliyiz tıp ki kendimizde veya ailemizde küçük bir şey olduğunda daha iyi doktora gidip daha kaliteli ilacı kullanmak gibi.
	Ağır bakımları olarak adlandırdığımız zincir / triger bakımlarını vaktinde yaptırmaya dikkat ve önem göstermeliyiz bu süre nemidir, Bazı araç gruplarında ( yağlı triger olan araçlarda ) bu süre 3 yıl ( KM yapmayan kullanıcılar için geçerli olan süre) ya da 60.000 km, diğer binek ve hafif ticari araçlarda 4 yıl ( KM yapmayan kullanıcılar için geçerli olan süre) ya da 90.000 km’dir fakat belirtmiş olduğum bu süreç orijinal yedek parça ile doğru montaj yapılmış araçlar için geçerlidir.
	Şanzıman kontrolleri bir diğer gözden veya akla gelmeyen kontrollerden bir tanesidir. Aracımız ister manuel olsun ister otomatik her 60.000 km’de Şanzıman yağı ve mevcut ise şanzıman yağ filtrelerini değiştirmek zorundayız. Bu size daha uzun sürüş ömrü ve daha üstün hız performansı sağlar. Çünkü aracımızın motorunun gücünü hıza çeviren organ şanzımandır.


 

Klima kontrolünün önemine gelecek olursak eğer;


	Burada en önemli kontrol yukarıda da belirttiğim gibi klima(polen)  filtresi ile başlar. Çünkü bu filtre araç içerisine giren hava buradan süzülerek geçtiği için sağlığımız açısından en önemli özelliği taşır.
	Bir diğer önemli kontrolümüzde klima gazımız ve klimamızın ne kadar aktif çalıştığıdır. Antalya’mız çok sıcak ve nemli olduğu için yaz yoğunluğunda zaman kaybı yaşamamak için bu bakımı ilk baharda yaptırmayı tavsiye ederim.


 

Araç kullanıcılarının en sık yaptığı hatalar neler? Periyodik bakımın ihmal edilmesi ne gibi sorunlara yol açar?

 

Araç kullanıcıların en sık yaptığı hatalar nelerdir bunları sonuçları ile sıralayacak olursak eğer;


	Periyodik bakımlarımın ihmali
	Arcalarımızda periyodik bakım ihlalleri öncelikli olarak araçlarımızın ciddi boyutta motor hasarlarına ve yine buna bağlı olarak ekonomik olarak bütçemize zararı geri dönüş açısından daha riskli olur. Bu sebepten dolayı düzenli olarak periyodik sıvı bakımlarımızı düzenli olarak ve daha doğru kaliteli orijinal parça kullanan servislere yaptırmamız gerekiyor.
	Yanlış yakıt alımı ve sonuçları ile ilgili son zamanlarda özellikle yeni nesil araçlarda sorunlar yaşıyoruz. Lütfen araçlarımıza daha kaliteli ve doğru yerlerden özellikle servislerimizin önerdiği yerlerden yakıt almaya özen göstermeliyiz.
	Şehir içi ve kısa mesafe kullanan araçlar bu genellikle dizel grubu Arcalarda meydana gelen bir unsur dizel PartükülFiltre tıkanıklığı ve çekiş düşüklüğü sebebi. Bu konu aynı zamanda yine yanlış yakıt alımı ve geç periyodik sıvı bakımına da dayanan bir sebep aslında. Bu tip durumlarda lütfen servisinize danışmanız gerekiyor basit gibi görünen aslında gerçekten risk durumu belirten bir arızadır. Şöyle düşünebiliriz aslında bu arızayı yine insan üzerinden örnek verecek olursak vücudumuza aldığımız nefesi geri vermezsek ne olur? bu sebepten dolayı servis kontrolüne gittiğinizde araçlarınızın Dizel partikül filtresinin tıkanıklık oranını ölçtürün ve gerekirse partikül re jenerasyonu yaptırarak DPF temizliğini yaptırmanızı önemle rica ediyorum.


 

Müşteri memnuniyetini sağlamak adına nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Güvenilir bir servis olmanın en önemli unsurları sizce nelerdir?

 

Müşteri memnuiyetini sağlamak için en iyi yaptığımız şey antipati yöntemidir. Bir servise aracımızı götürdüğümüzde kendimize nasıl bir hizmet verilmesini istiyor ve talep ediyorsak aynı hizmeti daha fazla bir şekilde veriyoruz.

Müşterilerimiz ile sürekli iletişim halinde olarak eksiklerimizi neler olduğunu soruyor ve bizleri eleştirmesini istiyoruz. Çünkü en doğru eleştiri insanı ve verilen hizmeti daha doğru adımlar ile kaliteye taşır.

Güvenilir bir servis olmak için ilk önce dürüst olmak gerekir. Eğer verilen bir hizmette dürüstlük var ise ve bunu hissettirebiliyorsa güven için en önemli temeli atmış olur.

Dürüstlük ile birlikte Şeffaf da olmak gerekir. Bizim en büyük ilkemizde dürüstlük ve şeffaflık olup bu ideolojiyi işimize yansıtıyoruz.

Bir diğer unsur ise karşımızdaki insanı doğru anlamak ve kaliteli hizmet vermektir.

Tabi bunların dışında ne iş yaparsak yapalım yapmış olduğumuz her işin arkasında durup her işimize garanti vermektir. Bu denklemde de Servis bünyemizde yapılan her iş kaşeli ve imzalı olarak garanti belgesi olarak müşteri iş formu ve faturası verilmektedir.

 

AG Motors olarak önümüzdeki döneme dair hedefleriniz nelerdir?

AG Motors olarak önümüzdeki döneme dair tabi ki de daha güzel projelerimiz ve hedeflerimiz mevcut.

 

Bu Projelerden bazıları şu anda hazır sayılır onları da kısa olarak bir kaçını sıralayabiliriz:

Bizleri tercih eden tüm müşterilimize ;


	Araç kasko ve sigortalarında özel indirimler uygulatabilmek için doğru sigorta şirketleri ile anlaşma imzaladık.
	Ön muayeneye gelen tüm müşterilerimizin egzoz emisyonu artık servisimize ait.
	Yine değerli müşterilerimizin araç sağlıklarına önem verirken kendi sağlıkları için özel hastaneler ile özel indirim anlaşması imzalıyoruz.
	Yine bizi tercih eden müşterilerimiz için aileleri ile güzel bir akşam yemeği yiyeceği kaliteli restoranlar ile özel indirim anlaşması imzalıyoruz.
	Yine ekonomik anlamda önemli rolü olan siz değerli müşterilerimiz için marka kuyum mağazaları ile anlaşma imzalıyoruz.


Peki, bunları neden mi yapıyoruz?

Sizler bizi tercih ettiğiniz için bizde sizi önemsiyoruz. Önemli olmak fark yaratır Farklı olmak için sizler ide AG Motors’a davet ediyoruz.

Son olarak araç sahiplerine vermek istediğiniz kısa ama önemli bir mesaj var mı?

Son olarak araç sahiplerine şu mesajı vermek isterim.

Bizi Tercih ettiğiniz Sürece Asla Yolda Kalmazsınız. Biz Sizinle Olmak İçin Buradayız Ya Siz ?

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/sanayide-baslayan-tutku-markaya-donustu-ali-guzel-ag-motors-ile-sektorde-fark-yaratiyor-1610.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/sanayide-baslayan-tutku-markaya-donustu-ali-guzel-ag-motors-ile-sektorde-fark-yaratiyor-1610.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/sanayide-baslayan-tutku-markaya-donustu-ali-guzel-ag-motors-ile-sektorde-fark-yaratiyor-1610-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/sanayide-baslayan-tutku-markaya-donustu-ali-guzel-ag-motors-ile-sektorde-fark-yaratiyor-1610.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sanayide-baslayan-tutku-markaya-donustu-ali-guzel-ag-motors-ile-sektorde-fark-yaratiyor/39578/</link>
			<pubDate>Tue, 12 May 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Aile mirasını tasarımla buluşturdu: Raziye Yılmaz’ın ASA Mermer başarı hikâyesi]]></title>
			<description><![CDATA[İç Mimar Raziye Yılmaz, aileden gelen mermer tecrübesini modern tasarım anlayışıyla birleştirerek ASA Mermer Tasarım Ofisi’ni güçlü bir markaya dönüştürüyor. Yılmaz, mermeri sadece bir yapı malzemesi değil, yaşam alanlarına karakter kazandıran özel bir tasarım unsuru olarak konumlandırıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Tasarım tutkusu, aileden gelen köklü bir meslek birikimiyle birleşince ortaya güçlü bir marka hikâyesi çıktı. Antalya’da faaliyet gösteren ASA Mermer Tasarım Ofisi’nin kurucusu İç Mimar Raziye Yılmaz, küçük yaşlardan itibaren ilgi duyduğu estetik ve mekân algısını profesyonel bir vizyona dönüştürerek sektörde fark yaratıyor. Üretim, mühendislik ve tasarımı tek çatı altında buluşturan Yılmaz, mermeri sadece bir malzeme değil, yaşam alanlarının ruhunu belirleyen bir unsur olarak yeniden yorumluyor.

 

Sizi tanıyabilir miyiz? İç mimarlık yolculuğunuz nasıl başladı ve bu alana yönelmenizde neler etkili oldu?

Ben İç Mimar Raziye Yılmaz. Tasarıma, estetiğe ve yaşam alanlarının insan psikolojisi üzerindeki etkisine her zaman büyük bir ilgim vardı. Küçük yaşlardan itibaren mekânların insan hayatını nasıl değiştirdiğini gözlemlemek beni bu alana yönlendirdi. İç mimarlık benim için sadece bir meslek değil; insanların hayal ettikleri alanları gerçeğe dönüştürmek ve bunu estetikle fonksiyonelliği bir araya getirerek yapmak, beni en çok motive eden unsurlardan biridir.

ASA Mermer Tasarım Ofisi’ni kurma süreciniz nasıl gelişti ve bu markayı oluştururken nasıl bir vizyon benimsediniz?

ASA Mermer aslında köklü bir aile geçmişine dayanıyor. Babam yıllardır mermer sektörünün içinde ve bu işin üretim ve uygulama tarafında büyük bir tecrübeye sahip. Abim ise jeoloji mühendisi olarak sektöre teknik bir bakış kazandırıyor. Ben de iç mimar olarak işin tasarım ve estetik tarafını güçlendirmek istedim ve böylece ASA Mermer Tasarım Ofisi ortaya çıktı.
Markayı oluştururken amacımız sadece mermer satışı yapan bir firma olmak değil; tasarım ve uygulamayı tek çatı altında sunan güçlü bir tasarım stüdyosu oluşturmaktı. Vizyonumuz; mermeri sadece bir yapı malzemesi değil, yaşam alanlarına karakter katan özel bir tasarım unsuru olarak konumlandırmak.

Projelerinizde mermer kullanımını nasıl yorumluyorsunuz, sizi diğer tasarım ofislerinden ayıran en önemli fark nedir?

Mermer benim için zamansız bir lüks ve doğal bir sanat eseridir. Her plakası birbirinden farklı olduğu için her proje tamamen özgün bir kimlik kazanır. Biz projelerimizde mermeri sadece bir kaplama malzemesi olarak değil, mekânın ruhunu belirleyen ana unsurlardan biri olarak görüyoruz.
Bizi farklı kılan en önemli unsur ise tasarım ve uygulamayı birlikte yönetmemizdir. Yani sadece çizim yapan bir ofis değiliz; aynı zamanda malzemenin üretim, seçim ve uygulama süreçlerine de hâkimiz. Bu da müşteriye hem güven hem de kusursuz bir sonuç sunar.

Bir iç mimar olarak tasarım sürecinde öncelik verdiğiniz unsurlar nelerdir, müşteri beklentilerini nasıl yönetiyorsunuz?

Bizim için en önemli unsur kullanıcı deneyimidir. Bir mekân sadece güzel görünmek için değil, aynı zamanda doğru yaşanmak için tasarlanmalıdır. Fonksiyonellik, estetik, doğru malzeme seçimi ve uzun ömürlülük her zaman önceliğimizdir.
Müşteri beklentilerinde ise öncelikle iyi bir dinleyici olmak gerekir. İnsanlar çoğu zaman ne istediklerini hisseder ancak bunu tam olarak ifade edemezler. Biz önce onları anlıyor, ardından profesyonel bakış açımızla doğru yönlendirmeyi yapıyoruz. Süreci şeffaf ve güven veren bir iletişimle ilerletmek bizim için çok önemli.

Günümüzde iç mimarlık ve mermer tasarım trendlerini nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce önümüzdeki dönemde neler öne çıkacak?

Son dönemde doğal malzemeler, sade ama güçlü tasarımlar ve zamansız detaylar ön planda. İnsanlar artık gösterişli ama yorucu mekânlar yerine daha huzurlu, sıcak ve karakter sahibi alanları tercih ediyor.
Mermerde ise damar takibi, büyük ebat uygulamalar, doğal yüzey dokuları ve traverten gibi sıcak tonlu taşlar öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik ve doğal malzeme kullanımı çok daha önemli hale gelecek.

ASA Mermer Tasarım Ofisi olarak müşterilerinize sunduğunuz hizmetler nelerdir, projelerde nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

Konut, villa, otel, mağaza ve ofis projelerinde iç mimari tasarım ve mermer uygulama hizmetleri sunuyoruz. Ayrıca mutfak, banyo, TV ünitesi, şömine, masa, lavabo ve dekoratif mermer ürünlerde de özel tasarım çözümler üretiyoruz.
Projelerde yaklaşımımız her zaman kişiye ve mekâna özeldir. Hazır kalıplar yerine yaşam tarzına uygun, özgün ve sürdürülebilir çözümler üretmeyi önemsiyoruz.

Müşteri memnuniyetini sağlamak adına nasıl bir çalışma prensibi benimsiyorsunuz, sizi tercih edenlere ne vadediyorsunuz?

Bizim için müşteri memnuniyeti iş tesliminde değil, sürecin en başında başlar. Güven, şeffaflık ve doğru yönlendirme temel prensiplerimizdir.
İnsanlar sadece güzel bir proje değil, aynı zamanda sorunsuz bir süreç de satın alırlar. Bizi tercih edenlere estetik, kalite ve profesyonelliğin yanında güven de sunuyoruz. Çünkü bir projede en önemli unsur, müşterinin “Bu işi doğru ellere teslim ettim” hissini yaşayabilmesidir.

Antalya gibi sıcak bir şehirde iç mekân tasarımında nelere özellikle dikkat edilmesi gerekiyor, mermer bu noktada nasıl bir avantaj sağlıyor?

Antalya gibi sıcak iklime sahip şehirlerde ferahlık hissi oldukça önemlidir. Açık tonlar, doğal ışığı destekleyen yüzeyler ve serinlik hissi veren malzemeler tercih edilmelidir. Aynı zamanda dayanıklılık da büyük önem taşır.
Mermer bu noktada ciddi bir avantaj sağlar çünkü hem doğal serinlik hissi verir hem de uzun ömürlü ve dayanıklı bir malzemedir. Özellikle traverten ve açık tonlu doğal taşlar bu şehirde hem estetik hem de işlevsel açıdan güçlü bir tercih sunar.

 

İç mimarlıkta sık yapılan hatalar nelerdir, mekân tasarlarken nelerden kaçınılmalı?

En sık yapılan hatalardan biri sadece görselliğe odaklanmaktır. Güzel görünen ancak kullanışsız bir mekân, uzun vadede memnuniyetsizlik yaratır.
Ölçü hataları, yanlış malzeme seçimi, yetersiz depolama alanı ve hatalı aydınlatma planı da sık karşılaşılan sorunlar arasındadır. Mekân tasarlarken trendleri körü körüne takip etmek yerine kullanıcı ihtiyaçlarını merkeze almak gerekir.

ASA Mermer Tasarım Ofisi olarak geleceğe yönelik hedefleriniz nelerdir, markanızı nerede görmek istiyorsunuz?

Geleceğe yönelik en büyük hedefim, ASA Mermer’i yalnızca bir iç mimarlık ofisi ya da mermer uygulama firması olarak değil; güçlü bir mağaza kimliğine ve kurumsal marka değerine sahip, tasarım odaklı bir yaşam markası haline getirmektir.
İnsanların sadece proje yaptırmak için değil; ilham almak, özel tasarım ürünler keşfetmek ve kaliteli yaşam alanları oluşturmak için tercih ettiği bir adres olmayı hedefliyorum. Showroom ve mağaza tarafını daha da büyüterek mermerin yalnızca mutfak veya banyo ile sınırlı kalmadığını, dekoratif objelerden özel tasarım mobilyalara kadar hayatın her alanında yer alabileceğini göstermeyi amaçlıyorum.
Uzun vadede ise ASA Mermer’in Antalya’da güçlü bir referans noktası olmasının yanında, Türkiye genelinde bilinen ve tercih edilen bir marka haline gelmesini istiyorum. Benim için asıl başarı, sadece proje üretmek değil; kalıcı bir marka hikâyesi inşa etmektir.

Son olarak, sizi tercih edecek olanlara ve iç mekânlarını yenilemek isteyenlere ne söylemek istersiniz?

Yaşam alanları insanın enerjisini doğrudan etkiler. Bu nedenle tasarım sadece bir dekorasyon değil, aynı zamanda yaşam kalitesine yapılan önemli bir yatırımdır.
Bir mekânı yenilerken sadece bugünü değil, yıllar sonrasını da düşünmek gerekir. Doğru malzeme, doğru tasarım ve doğru ekip büyük fark yaratır. Biz de ASA Mermer Tasarım Ofisi olarak tam olarak bunu sunuyoruz.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/aile-mirasini-tasarimla-bulusturdu-raziye-yilmaz-in-asa-mermer-basari-hikayesi-5426.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/aile-mirasini-tasarimla-bulusturdu-raziye-yilmaz-in-asa-mermer-basari-hikayesi-5426.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/aile-mirasini-tasarimla-bulusturdu-raziye-yilmaz-in-asa-mermer-basari-hikayesi-5426-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/aile-mirasini-tasarimla-bulusturdu-raziye-yilmaz-in-asa-mermer-basari-hikayesi-5426.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/aile-mirasini-tasarimla-bulusturdu-raziye-yilmaz-in-asa-mermer-basari-hikayesi/39480/</link>
			<pubDate>Mon, 04 May 2026 14:51:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mimarlık Sadece Bina Yapmak Değildir; Kente, Topluma ve Geleceğe Karşı Sorumluluktur"]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Mimarlar Odası Başkanı Hasan Çerçiler, meslek örgütündeki 20 yıla yaklaşan yolculuğunu, “Mimar için Mimarlık” mottosunu, genç mimarlara yönelik projeleri ve Antalya’nın kent hafızasını yakından ilgilendiren müze tartışmalarını tüm yönleriyle anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mimarlığı yalnızca çizim masasına sıkıştırmayan, onu kentle, toplumla ve kamu yararıyla birlikte ele alan bir bakış açısı… Antalya Mimarlar Odası Başkanı Hasan Çerçiler, meslek hayatının ilk günlerinden bu yana içinde yer aldığı Mimarlar Odası’nı bir meslek örgütünden öte, bir duruş ve aidiyet alanı olarak tanımlıyor. Yaklaşık 20 yıllık oda tecrübesinin son dört yılında başkanlık görevini yürüten Çerçiler, bu süreçte genç mimarlardan uluslararası mimarlık etkinliklerine, istihdamdan kent mücadelesine kadar pek çok alanda dikkat çeken çalışmalara imza attı. “Mimar için Mimarlık” mottosuyla mesleğin itibarını, mimarın emeğini ve kentin geleceğini birlikte savunduklarını vurgulayan Çerçiler, Antalya Müzesi tartışmalarından açılan davalara, eleştirilerden yeni dönem hedeflerine kadar merak edilen tüm başlıkları bu röportajda samimi ve net ifadelerle değerlendirdi.

Mimarlar Odasındaki yolculuğunuz nasıl başladı?

Mezuniyetimden bu yana Mimarlar Odası’nın bir parçasıyım. Oda, benim için yalnızca bir meslek örgütü değil; aynı zamanda bir kültür, bir duruş ve bir aidiyet alanı. Yaklaşık 20 yıldır odanın çeşitli kademelerinde aktif olarak yer alıyorum. Bu süreçte mesleğin yalnızca proje üretmekten ibaret olmadığını; kent, toplum ve kamu yararıyla doğrudan ilişkili çok yönlü bir sorumluluk alanı olduğunu yakından deneyimleme fırsatı buldum.

Son 4 yıldır ise Mimarlar Odası Başkanlığı görevini yürütüyorum. Bu süre boyunca mesleki dayanışmayı güçlendiren, meslektaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmeyi hedefleyen ve mimarlık ortamını geliştirmeye yönelik birçok değerli çalışmaya imza attık. En büyük gücümüz ise birlikte yol yürüdüğümüz ekip oldu. Aynı ekip arkadaşlarımızla, ortak bir vizyon ve karşılıklı güvenle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu ekipten ve ortaya koyduğumuz kolektif emekten büyük bir gurur duyuyorum.

 

“Mimar için Mimarlık” mottosuyla yola çıktınız ve bu yaklaşımı sürdürüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

  “Mimar için Mimarlık” bizim için mimarlığı sadece para ve rant üzerinden tanımlamamak demek. Biz mimarlığı; kamu yararını gözeten, kente ve topluma değer katan, nitelikli yaşam alanları üretmeyi amaçlayan bir meslek olarak görüyoruz. Mimarlık yalnızca bina yapmak değil, yaşadığımız çevreye karşı sorumluluk almaktır.

Bu anlayışın merkezinde mimar var. Meslektaşlarımızın emeğinin karşılığını alabildiği, haklarının korunduğu ve mesleki süreçlerde söz sahibi olabildiği bir ortam yaratmak istiyoruz. Mimarlığın ve mimar olmanın ayrıcalığını sadece bir unvan olarak değil; saygınlık, dayanışma ve özgür üretim hakkı olarak yaşamalarını önemsiyoruz.

Aynı zamanda mimarların yalnızca meslek hayatlarında değil, günlük yaşamlarında da desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle eğitim, sağlık, konaklama ve yeme-içme gibi farklı alanlarda mimarlara özel indirimler ve avantajlar sağlayan iş birlikleri yaptık. Meslektaşlarımızın, odanın sadece resmi bir yapı değil, hayatın her alanında yanlarında olan bir kurum olduğunu hissetmelerini istiyoruz.

Yoğun ve çoğu zaman stresli bir tempoda çalışan mimarların kendilerini yalnız hissetmemesi bizim için çok önemli. Bu tür uygulamalar hem mimar olmanın ayrıcalığını somutlaştırıyor hem de meslektaşlarımız arasındaki aidiyet ve dayanışma duygusunu güçlendiriyor.

Özetle “Mimar için Mimarlık”, sadece proje ve mevzuat üzerinden yürüyen bir anlayış değil; mimarın mesleki, sosyal ve ekonomik olarak güçlendiği, kendini değerli hissettiği bütüncül bir meslek ortamı oluşturma hedefidir. 

 

Oda yönetiminde oldukça genç bir kadro dikkat çekiyor. Bunu siz mi tercih ettiniz ?

Evet, gerçekten çok genç bir kadroyla çalışıyoruz ve bundan büyük mutluluk duyuyoruz. 4 yıl önce Gençlik Meclisi’ni kurduk. Bugüne kadar 1600’ün üzerinde genç meslektaşımıza ulaştık ve toplam 36 etkinlik gerçekleştirdik. Buradaki temel amacımız, genç mimarların hem oda kültürünü tanımalarını hem de mesleki dayanışma ve birlikteliklerini güçlendirmelerini sağlamaktı.

Bununla birlikte genç mimarların en büyük ihtiyaçlarından birinin istihdam olduğunu da çok net gördük. Bu nedenle İKK birimini kurduk. Bu yapı sayesinde 400’ün üzerinde mimarın iş bulmasına katkı sağladık. Mimarlarla işverenleri bir araya getiren bu platform, bizim için sadece sayısal bir başarı değil, aynı zamanda büyük bir gurur kaynağı oldu.

Biz bu süreçte sadece genç mimarlara destek olmadık; onlarla birlikte büyüdük, geliştik ve beslendik. Genç meslektaşlarımızın enerjisi, fikirleri ve katılımı, oda çalışmalarına büyük bir dinamizm kazandırdı. Bugün geldiğimiz noktada, mimarlık ortamının geleceğini birlikte inşa ettiğimize inanıyoruz.

Birçok etkinlik gerçekleştirdiğinizi görüyoruz. Bu çalışmalardan biraz bahseder misiniz?

Görev süremiz boyunca mimarlık ortamını canlı tutan, meslektaşlarımızı bir araya getiren çok sayıda etkinlik gerçekleştirdik. Bunlardan en önemlilerinden biri, Antalya’da düzenlediğimiz ilk Uluslararası Mimarlık Bienali oldu. Bu bienal ile kentin mimarlık alanında uluslararası ölçekte görünür olmasını sağladık ve Antalya’yı mimarlık gündeminin önemli duraklarından biri hâline getirdik.

Bienalin yanı sıra hayata geçirdiğimiz “Mekânlar Dile Geliyor” etkinlikleriyle, dünya çapında mimarları Antalya’ya getirerek meslektaşlarımızla bir araya getirdik. Bu buluşmalar sayesinde mimarlık yalnızca teorik düzeyde değil, mekân üzerinden tartışılan, paylaşılan ve deneyimlenen bir alana dönüştü.

Bu etkinliklerin temel amacı; mimarları bir araya getirmek, bilgi ve deneyim paylaşımını artırmak ve Antalya’nın mimarlık kültürüne kalıcı katkılar sunmaktı. Gerçekleştirdiğimiz her çalışmada, meslektaşlarımızın aktif katılımını ve birlikte üretmeyi esas aldık.

Bu süreçte en çok eleştiri aldığınız konulardan biri de Antalya Müzesi oldu. Bu eleştirilere nasıl yaklaşıyorsunuz?

Müzenin ilk yapısı korunmalı.yarışmayı kazanan yapının korunması gerektiğini söyledik.ama antalya için sadece o müzeyi korumak yetmezdi. Neden? Yapıldığı tarih 65 yılında başlayıp 70 yılında açılmış. Antalya’nın o günki turist sayısı 20.000 iken şuan Antalya’ya gelen yıllık turist sayısı 17 milyon. Ana yapı korunsun bu konuda hem fikiriz fakat eklerinden arındırılarak. Ama Antalya’nın ciddi bir müzeye ihtiyacı var.Dolayısıyla yan tarafında olan kamusal alanımız var nedir bu kamusal alan? Karayolları alanı. Müzenin alanı 40 dönüm yandaki kamusal alan 30 dönüm. O alanın müze alanına dahil edilmesi asıl altının çizilmesi gereken buydu. Ana yapıyı koruyup etrafındaki eklerden arındırılıp alanı büyütüp müzzeye eklemlendirmemiz gerektiğini söylediğini söyledik. Bunun haricinde de dedik ki biz daha bütüncül ve üst ölçekten bakmalıyız. Baktığımız zaman orda başka kamusal alanlar da var ve onların da yapı ömrü eğer müzenin yapı ömrü dolduğu idda ediliyorsa onların da yapı ömrü dolmuş olmalı. Bu neresi? Hemen yolun karşısında uygulama oteli var. Burayı da müzeye katkı sağlayacak şekilde alttan tüp geçit veya başka bir yöntem ile bir şekilde irtibat kurulması lazım çünkü o müze orada olacak. Müzenin yanına otel yapılsın gibi bir şey demedik. Biz dedik ki uygulama oteli var onu da düşünün daha bütüncül bir yaklaşım ile üst ölçekten bakın dedik. Ama işte gazete bazen manşet atmak istediğinde kendisi için sansasyon yaratacak ne demiş olabilir mimarlar odası müzenin yerine otel yapılsın dedi diyerek çıktılar. Halbuki uzaktan yakından alakası yok.

Görev süremiz boyunca, sadece bu başlıkta değil, kentin tamamını ilgilendiren konularda sorumluluk aldık. Dört yıllık dönemimizde toplam 34 dava açarak kentimize sahip çıktık. Kamuya ait kıyıların, Manavgat ormanlarının, Phaselis gibi korunması gereken alanların ve daha birçok doğal ve kültürel değerin özel kullanıma açılmasına karşı durduk. Açtığımız davalar sonucunda bu girişimlerin önemli bir kısmı iptal edildi.

Bizim için bu mücadele, eleştirilmek pahasına da olsa kentimizin ve kamunun haklarını savunma sorumluluğudur. Antalya’nın tarihine, doğasına ve kültürel mirasına sahip çıkmak, Mimarlar Odası olarak en temel görevlerimizden biridir.

 

Peki, bir sonraki dönem için planlarınız neler? 

Meslektaşlarımızın yaşadığı sorunları çok iyi biliyoruz. Sahada olan, üretimin içinde yer alan bir ekip olarak belediye onay süreçlerinden şantiye şefliği uygulamalarına kadar birçok başlıkta karşılaşılan sıkıntıları yakından takip ediyoruz. Bu sorunların tek tek ve kararlılıkla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Önümüzdeki dönemde özellikle belediyelerle olan ilişkilerin daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesi, mimarların imza ve onay süreçlerinde yaşadığı sorunların azaltılması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şantiye şefliği konusunda meslektaşlarımızın haklarını koruyan, sorumluluk ve yetki dengesini gözeten düzenlemeler için ilgili kurumlarla temas hâlinde olmaya devam edeceğiz.

Bunun yanı sıra uzun süredir gündemde olan yeşil pasaport hakkı gibi meslektaşlarımızın uluslararası hareketliliğini ve mesleki gelişimini destekleyecek konuların da takipçisi olacağız. Amacımız, sorunları ertelemek değil; meslektaşlarımızla birlikte, adım adım ve kalıcı çözümler üretmek.

Biz bu yolu tek başımıza değil, hep birlikte yürümek istiyoruz. Önümüzdeki dönemde de mimarların sesi olmaya, mesleki hakları savunmaya ve mimarlık ortamını güçlendirmeye kararlıyız.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varmı?

Görev süremiz boyunca çok şey yaptık ama yapacak daha çok işimiz olduğuna inanıyoruz. Genç, dinamik ve üretken bir ekiple çalıştık; en büyük gücümüz dayanışma oldu. Meslektaşlarımızla birlikte düşündük, birlikte ürettik ve birlikte büyüdük.

Bizim için önemli olan koltuklar değil, ortaya koyduğumuz emek ve bıraktığımız izdir. Önümüzdeki dönemde de aynı heyecanla, aynı sorumluluk duygusuyla mimarlık ortamını güçlendirmek için çalışmaya devam etmek istiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu ortak dayanışmanın bir parçası olmaya davet ediyorum.

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/mimarlik-sadece-bina-yapmak-degildir-kente-topluma-ve-gelecege-karsi-sorumluluktur-6121.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/mimarlik-sadece-bina-yapmak-degildir-kente-topluma-ve-gelecege-karsi-sorumluluktur-6121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/mimarlik-sadece-bina-yapmak-degildir-kente-topluma-ve-gelecege-karsi-sorumluluktur-6121-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/mimarlik-sadece-bina-yapmak-degildir-kente-topluma-ve-gelecege-karsi-sorumluluktur-6121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/mimarlik-sadece-bina-yapmak-degildir-kente-topluma-ve-gelecege-karsi-sorumluluktur/38276/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 08:38:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ahmet Tekin: "Doğal taşta kalıcı başarı, doğru ham madde kadar doğru vizyonla mümkün"]]></title>
			<description><![CDATA[Aileden gelen mermer ocakçılığı kültürünü modern üretim anlayışıyla bir markaya dönüştüren İMSA Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tekin, sektörde fark yaratmanın yolunun teknoloji, sürdürülebilirlik ve güven esaslı bir iş anlayışından geçtiğini vurguluyor. Doğal taş sektörünün bugünü ve geleceğine dair önemli değerlendirmelerde bulunan Tekin, ihracat vizyonundan çevre dostu üretime kadar pek çok başlıkta çarpıcı mesajlar veriyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doğal taş sektöründe köklü bir aile kültüründen beslenerek kurumsal bir marka yolculuğu inşa eden İMSA Mermer, bugün yalnızca üretim kapasitesiyle değil; teknolojiye yaptığı yatırımlar, sürdürülebilirlik vizyonu ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle de sektörde dikkat çeken bir konuma sahip. Mermerin doğadan çıkıp mimari projelere değer katan bir ürüne dönüşme sürecini disiplin, güven ve uzun vadeli bir bakış açısıyla yöneten İMSA Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tekin, bu röportajda hem sektörün dinamiklerini hem de iş dünyasında kalıcı başarının şifrelerini tüm açıklığıyla paylaşıyor.



İmsa Mermer’in kuruluş hikâyesini ve bugün geldiği noktayı bizimle paylaşır mısınız?

İmsa Mermer, temelleri aileden gelen Mermer ocakçılığı kültürüne dayanan bir girişimin profesyonel bir markaya dönüşme hikâyesidir. Kuruluşumuzdan bu yana hedefimiz; doğanın bize sunduğu mermeri en doğru şekilde işlemek, kaliteli üretim ve güvenilir hizmet anlayışıyla sektörde kalıcı bir yer edinmek oldu.

Bugün İmsa Mermer, modern teknolojilerle donatılmış fabrikası, sürdürülebilir üretim anlayışı ve geniş ürün yelpazesiyle hem iç pazarda hem de ihracatta güçlü bir konuma ulaşmış durumdadır.

 

Mermer sektörü oldukça rekabetçi bir alan. İmsa Mermer’i sektörde farklı kılan özellikler nelerdir?

               •             Doğal taş konusunda ham maddeyi yerinde doğru seçme uzmanlığımız,

              •             Doğal taş Ocak işletmeciliğini doğru tekniklerle, verimlilik esasıyla çalışmaktayız, 

               •             Yüksek hassasiyetli CNC ve otomasyon destekli üretim altyapımız,

               •             Proje bazlı, mimari ihtiyaçlara özel çözüm üreten esnek yapımız,

               •             En önemlisi de güvenilirlik ve zamanında teslim prensibimiz,

 

İmsa Mermer’i sektörde ayrıştıran temel unsurlardır.



Mermer ihracatında Türkiye’nin dünyadaki konumu sizce nasıl? Bu pastadan İmsa Mermer nasıl bir pay alıyor?

Türkiye doğal taş rezervleri bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri ve global pazarda güçlü bir oyuncu konumunda. Biz de İmsa Mermer olarak, üretimimizin önemli bir kısmını farklı ülkelere ihraç ederek bu büyüyen pazarın içinde yer alıyoruz. Kalitemiz ve müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımımız sayesinde ihracattaki payımız her yıl istikrarlı şekilde artıyor.

 

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte mermer üretiminde ve işlenmesinde ne gibi yenilikler hayatımıza girdi?

Bugün mermer sektörü büyük ölçüde otomasyonla entegre çalışıyor.

               •             Dijital ölçüm ve kesim sistemleri,

               •             Su tasarrufu sağlayan hatlar,

               •             CNC yüzey işleme teknolojileri,

               •             Blok verimliliğini artıran optimizasyon yazılımları,

hem maliyetleri düşürüyor hem de kaliteyi artırıyor. İmsa Mermer olarak bu teknolojilere sürekli yatırım yapıyoruz.



İç piyasa ile ihracat arasında işletmeniz açısından nasıl bir denge söz konusu?

Her iki kanal da bizim için önemli. İç piyasada marka bilinirliğimizi pekiştirirken, ihracat tarafında da uzun vadeli iş birliği kurduğumuz müşterilerimiz var. Dengeli bir dağılım yaparak piyasa dalgalanmalarından etkilenmemeye özen gösteriyoruz.

 

İnşaat ve yapı sektöründeki dalgalanmalar mermer sektörünü nasıl etkiliyor?

Mermer sektörü yapı sektörüne paralel hareket ettiği için dalgalanmalar doğal olarak yansıyor. Ancak ihracat yapan firmalar bu etkileri daha kontrollü yönetebiliyor. Biz de dış pazarları çeşitlendirerek riskleri minimize ediyoruz.

 

Sürdürülebilirlik ve çevre dostu üretim, mermer sektöründe de gündemde. İmsa Mermer bu konuda nasıl bir yol izliyor?

               •             Su geri kazanım sistemleri,

               •             Enerji verimliliği yüksek makineler,

               •             Atık taşların yeniden kullanım projeleri,

               •             Doğal ocaklarda çevreye duyarlı çalışma prensiplerimiz,

sürdürülebilirlik stratejimizin temelini oluşturuyor. Doğanın bize sunduğu ürünü yine doğaya saygı duyarak işliyoruz.



Küresel pazarda Türk mermeri nasıl bir imaja sahip? Sizce daha güçlü bir marka değeri oluşturmak için neler yapılmalı?

Türk mermeri kaliteli, dayanıklı ve estetik görünümle oldukça yüksek bir itibara sahip. Ancak marka değerini daha da artırmak için:

               •             Daha güçlü uluslararası tanıtımlar,

               •             Tasarım odaklı işlenmiş ürünler,

               •             Marka birliği oluşturacak sektör iş birlikleri

gerekiyor. İmsa Mermer olarak biz de bu vizyonun parçasıyız.

 

Antalya ve bölgesinin mermer sektöründeki yeri ve önemi hakkında neler söylemek istersiniz?

Antalya, hem mermer rezervleri hem de liman altyapısı sayesinde sektörde stratejik bir merkez. Ayrıca turizm bölgesi olması, yüksek kalite standartlarının talep edildiği projeleri beraberinde getiriyor. Bu da sektöre hem kalite hem de çeşitlilik katıyor.

 

İş dünyasında başarıya ulaşmanın formülü sizce nedir?

Disiplin, kararlılık ve güvenilirlik. Her gün aynı ciddiyetle çalışmak ve yaptığınız işe değer katmak başarıyı getiriyor.

 

İş hayatınızda sizi en çok zorlayan dönem ne oldu ve bu süreçten nasıl güçlenerek çıktınız?

Ekonomik dalgalanmaların yoğun olduğu dönemler en büyük sınavlardan biri oldu. Bu süreçlerden; doğru planlama, ekip dayanışması ve piyasaları iyi analiz ederek daha da güçlenip çıktık.



Genç girişimcilere özellikle doğal taş ve mermer sektöründe ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

               •             Sektörü iyi analiz etmelerini,

               •             Teknolojiye yatırım yapmalarını,

               •             Kaliteden asla taviz vermemelerini,

               •             Sabırlı ve istikrarlı olmalarını öneriyorum.

Bu sektör emek ister, ama doğru yapıldığında büyük fırsatlar sunar.

 

İmsa Mermer olarak geleceğe yönelik yatırım ve projelerinizden bahseder misiniz?

Yeni ocak sahaları, kapasite artışı ve dijital üretim teknolojilerine yönelik yatırımlar planlıyoruz. Ayrıca, mimari projelere özel katma değerli tasarım ürünlerini artırmayı hedefliyoruz.



Son olarak, sizin için iş hayatında en önemli değer nedir?

Dürüstlük ve güven.

Hem çalışanlarımıza hem müşterilerimize karşı hep bu ilkeyle hareket ettik ve gelecekte de aynı çizgide devam edeceğiz.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/ahmet-tekin-dogal-tasta-kalici-basari-dogru-ham-madde-kadar-dogru-vizyonla-mumkun-9837.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/ahmet-tekin-dogal-tasta-kalici-basari-dogru-ham-madde-kadar-dogru-vizyonla-mumkun-9837.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/ahmet-tekin-dogal-tasta-kalici-basari-dogru-ham-madde-kadar-dogru-vizyonla-mumkun-9837-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/ahmet-tekin-dogal-tasta-kalici-basari-dogru-ham-madde-kadar-dogru-vizyonla-mumkun-9837.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ahmet-tekin-dogal-tasta-kalici-basari-dogru-ham-madde-kadar-dogru-vizyonla-mumkun/38147/</link>
			<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 17:15:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Cem Başer'in Teknoloji, Robotik ve Vizyon Hikâyesi]]></title>
			<description><![CDATA[Lise sıralarında yazılan ilk kodlardan, insan ve robotların birlikte çalıştığı ofislere uzanan bir teknoloji serüveni… Başer Bilişim ve Ecerem Bilişim Teknoloji’nin kurucusu Cem Başer, bilişimi bir meslekten öte bir yaşam biçimine dönüştüren yolculuğunu anlatıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportaj: Dilek Bozkurt Özgenç

 

Bazı yolculuklar bir meslek seçimiyle başlar, bazıları ise bir merakla… Cem Başer’in bilişim dünyasına uzanan hikâyesi, işte tam da bu merakın peşinden gitmenin ne denli dönüştürücü olabileceğini gösteren güçlü bir örnek. Antalya’da, okul laboratuvarlarında sınırlı saatlerle kullanılan bilgisayarlarla tanışan genç bir öğrencinin algoritmalara duyduğu ilgi, bugün donanım, yazılım, akıllı sistemler ve robot teknolojileriyle şekillenen çok katmanlı bir teknoloji vizyonuna dönüşmüş durumda.

Eğitim hayatını Antalya’da tamamlamış olsa da Çanakkale ve İstanbul gibi farklı şehirlerde edindiği sektör deneyimleri, Cem Başer’in bakış açısını yalnızca teknik değil, stratejik olarak da beslemiş. 2004 yılında kurulan Başer Bilişim Teknolojileri ve ardından 2020’de hayata geçirilen Ecerem Bilişim Teknoloji, bu birikimin sahaya yansıyan somut karşılıkları. Turizmden sanayiye, yazılımdan IoT sistemlerine, sosyal robotlardan yapay zekâ tabanlı çözümlere uzanan bu geniş yelpaze, onun teknolojiye “kullanan” değil, “entegre eden” bir gözle baktığını ortaya koyuyor.

Ancak bu yolculuk, yalnızca başarılarla dolu bir hikâye değil. Yerli teknoloji üretmenin zorlukları, robotik sistemlerin yıllar önce sahada olmasına rağmen yeterince karşılık bulamaması, yurt dışı örneklerin her zaman daha çok ilgi görmesi gibi pek çok kırılma noktası da bu sürecin doğal bir parçası. Buna rağmen Cem Başer, motivasyonunu kaybetmek yerine vizyonuna tutunmayı seçenlerden. Çünkü ona göre teknoloji; sabır, süreklilik ve inanç isteyen uzun soluklu bir yol.

Bugün 400 metrekarelik, insanlarla robotların birlikte çalıştığı bir ofiste üretmeye devam eden Cem Başer, robotik sistemlerin insanın yerini almak için değil, insanı daha nitelikli bir noktaya taşımak için var olduğuna inanıyor. Yapay zekâdan karanlık fabrikalara, Endüstri 4.0’dan Endüstri 5.0’a uzanan bu dönüşüm sürecini; korkuyla değil, doğru vizyonla yönetmenin mümkün olduğunu savunuyor.

Bu röportaj; teknolojinin yalnızca makinelerden ibaret olmadığını, arkasında güçlü bir insan hikâyesi, sabırla inşa edilmiş bir vizyon ve geleceğe dair cesur bir bakış olduğunu gösteriyor. Cem Başer’in anlattıkları, girişimcilik yolunda olanlara olduğu kadar, teknolojiyi uzaktan izleyen herkese “değişimle birlikte yürümeyi” hatırlatan ilham verici bir perspektif sunuyor.



Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Cem Başer kimdir, bilişim sektörüne girişiniz nasıl başladı?

Antalya doğumluyum. Üniversite dâhil olmak üzere tüm eğitim hayatımı Antalya’da tamamlamış olmanın şansını yaşayanlardanım. Elbette bu süreç sadece Antalya ile sınırlı kalmadı; Çanakkale ve İstanbul gibi farklı şehirlerde, farklı sektörlerde çalışma fırsatım da oldu. Bu deneyimler hem iş yapış biçimimi hem de bakış açımı önemli ölçüde zenginleştirdi.

2004 yılında Antalya’da kurduğumuz Başer Bilişim Teknolojileri ve Ecerem Bilişim Teknoloji ile birlikte, 20 yılı aşkın süredir teknoloji ve bilişim alanında hizmet veriyoruz. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu yolculuğun yalnızca bir iş değil, aynı zamanda bir tutku olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bilişimle tanışmam lise yıllarına dayanıyor. O dönemlerde bilgisayarlar bugünkü gibi herkesin erişiminde değildi; okul laboratuvarlarında, sınırlı sürelerle kullanabiliyorduk. İşte o laboratuvarda bilgisayarla tanışmam ve ilk kodlarımı yazmam, benim için her şeyin başlangıcı oldu. Algoritmaların dünyası beni gerçekten cezbetti.

Üniversite yıllarında PC’lerle devam eden bu yolculukta, ilk fatura programımı geliştirdim. Ortaya çıkan bir yazılımın çalıştığını görmek ve bir ihtiyaca karşılık verdiğini fark etmek, bana tarif edilmesi zor bir motivasyon sağladı. O an, bu sektörde ilerlemek istediğimi net bir şekilde hissettim.

Üniversiteden mezun olur olmaz bir firmada bilgi işlem sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Böylece hem teorik bilgimi sahada uygulama fırsatı buldum hem de bilişim sektörüne profesyonel anlamda ilk adımımı atmış oldum. Bugün geldiğim noktada hâlâ aynı merakla, aynı heyecanla üretmeye devam ediyorum

 

İki teknoloji firması kurdunuz: Başer Bilişim ve Ecerem Bilişim Teknoloji. Bu yolculuk nasıl başladı? Sizi motive eden temel etken neydi ve firmalarınızı bugün bu kadar görünür kılan unsur sizce nedir?


Bu yolculuk 2004 yılında, Antalya’daki otel ve turizm acentelerinin donanım ihtiyaçları ve teknik destek taleplerine doğrudan çözüm üretmek amacıyla Başer Bilişim’i kurmamızla başladı. Turizm sektörünü yakından tanıyor olmamız ve işi sahadaki gerçek ihtiyaçlara göre şekillendirmemiz, en başından itibaren bizi güçlü kılan en önemli unsurlardan biri oldu. Aynı zamanda, alanında uzman ve sektöre hâkim bir ekip kurmaya özellikle önem verdik.

2005 yılında, Türkiye’de hızla büyüyen yerli bir yazılım markası olan Akınsoft’un ürünlerini bünyemize katarak bölge bayisi olarak yolumuza devam ettik. Donanım, yazılım ve sektörel çözümleri bir arada sunabilmek; iş çeşitliliğimizi artırırken, müşterilerimize uçtan uca çözümler sunmamızı sağladı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, iyi bir ekip çalışması ve ihtiyaç odaklı yaklaşımın başarının temel anahtarı olduğunu net biçimde görüyoruz.

Zamanla işlerimizin hacmi ve çeşitliliği arttı. Bu büyümeyi daha sağlıklı yönetmek ve yeni nesil teknolojilere odaklanmak amacıyla 2020 yılında Ecerem Bilişim Teknoloji’yi kurduk. Ecerem ile birlikte odağımızı IoT, akıllı sistemler ve robot teknolojileri üzerine yoğunlaştırdık. Özellikle sosyal robotlar ve servis robotlarının satış ve kiralama projeleri, bizi sektörde farklı bir noktaya taşıdı. Bugün robotlar; etkinliklerden turizme, eğitimden tanıtıma kadar birçok alanda projelerimizin merkezinde yer alıyor.

Şu an geldiğimiz noktada, 400 m²’lik, insanların ve robotların birlikte çalıştığı bir ofiste faaliyet gösteriyoruz. Donanım, yazılım, akıllı sistemler ve robot teknolojileriyle, sektörün teknoloji ihtiyacını karşılamaya ve hatta yön vermeye devam ediyoruz.
Firmalarımızı görünür ve dikkat çekici kılan en önemli unsur ise; yenilikten korkmayan, teknolojiyi sadece kullanan değil, sahaya entegre eden ve insan hayatına dokunan çözümler üretme yaklaşımımız. 20 yılı aşkın süredir sektörde olmanın getirdiği güven de bunun en güçlü tamamlayıcısı.



Girişimcilik yolculuğunuzda sizi en çok zorlayan süreç neydi? Bu zorlukları nasıl aştınız?
 

Girişimcilik, özellikle teknoloji alanında yenilik üretmeye çalışıyorsanız, hiç de kolay bir yolculuk değil. Yaptığınız her iş, ortaya koyduğunuz her fikir sürekli olarak sorgulanıyor, kıyaslanıyor ve çoğu zaman yargılanıyor. “Şurada şu var, burada bu var” denilerek, daha yolun başında motivasyonunuz kırılmaya çalışılabiliyor.

Bu durum yerli teknoloji söz konusu olduğunda çok daha zorlayıcı hale geliyor. Maalesef ülkemizde yerli üretimler çoğu zaman yurt dışındaki örneklerle kıyaslanıyor ve bu karşılaştırmalar çoğu zaman sağlıklı ya da adil olmuyor. Bu da girişimcinin motivasyonunu bilinçsizce aşağı çekebiliyor. Bu yüzden şunu çok net söyleyebilirim: Eğer motivasyonunuza ve inancınıza güvenmiyorsanız, özellikle teknoloji ve inovasyon tarafında yeni bir yola çıkmak çok yıpratıcı olabilir.

Toplum olarak teknolojiye yakın gibi görünsek de, aslında hâlâ belli bir mesafede olduğumuzu düşünüyorum. Yerli üretimlere hak ettikleri değeri vermekte zorlanıyor, çoğu zaman temkinli hatta şüpheci yaklaşıyoruz.

Buna dair unutamadığım bir örnek var.
14 Nisan 2018’de, ofisimizin dış cephesine büyük bir branda astık. Üzerinde “İnsansı Robot Ada’ların kiralama süreçleri başlamıştır” yazıyordu ve Ada’nın görseli yer alıyordu. Telefonlar durmadan çalmaya başladı; herkes merak ediyor, sorular soruyordu. Ben de aynı heyecanla hepsini yanıtladım. Ancak o yıl ne bir robot satabildik ne de kiralayabildik. Sonraki yıl da, bir sonraki yıl da tablo değişmedi.

Aynı dönemlerde televizyonlarda ve medyada, yurt dışından gelen “robot garson” haberleri büyük ilgi görüyordu. Oysa 2015 yılında, tamamen yerli üretim olan ve dağıtımını yaptığımız Akınrobotics robot garsonlarımız, Konya’da bir kafede başarıyla çalışıyordu. Bu çelişki; yani kendi değerlerimizi görmezden gelip, dışarıdan geleni yüceltme refleksi, beni en çok zorlayan süreçlerden biri oldu.

Buna rağmen hiçbir zaman inancımızı ve motivasyonumuzu kaybetmedik. Robotların isim babası ve mucidi olarak gördüğüm Dr. Özgür Akın ile birlikte, onun vizyonuna ortak olduk ve bu yolda kararlılıkla yürümeye devam ettik.
Zamanla şunu çok net gördüm: Olumsuzluklara odaklanmak yerine vizyona odaklanmak, eninde sonunda başarıyı beraberinde getiriyor.

Başarı hikâyenize dönüp baktığınızda, “iyi ki böyle yapmışım” dediğiniz en kritik karar hangisiydi?

Hiç tereddüt etmeden şunu söyleyebilirim: İyi ki teknolojiye gönül vermişim.
Çünkü teknoloji, sadece bir meslek değil; sürekli öğrenmeyi, kendini güncellemeyi ve merak duygusunu canlı tutmayı zorunlu kılan bir yaşam biçimi. Bu alanda durmak gibi bir lüksünüz yok. Her gün yeni bir şey öğrenmek, değişime açık olmak ve gelişen ihtiyaçlara cevap verebilmek zorundasınız.

İnsanlar sizden sadece ürün ya da hizmet beklemiyor; aynı zamanda sorularına net, anlaşılır ve vizyoner cevaplar istiyor. Bunun için algılarınızın her zaman açık olması, dünyayı ve teknolojiyi yakından takip etmeniz gerekiyor. Bu dinamizm beni hep canlı ve motive tuttu.

Bir diğer önemli nokta da paylaşmayı sevmem. Zaman zaman üniversitelerde, farklı etkinliklerde ve sempozyumlarda sahneye çıkarak teknolojinin farklı bir yönünü ya da çoğu kişinin fark etmediği bir özelliğini anlatıyorum. Bilgiyi paylaşmanın, anlatmanın ve insanlarda bir farkındalık oluşturmanın verdiği tatmin benim için çok kıymetli.

Teknoloji dünyası o kadar geniş ki; bazen tek bir başlıkla bile saatlerce konuşmak mümkün. Bu sonsuzluk hissi, hâlâ ilk günkü heyecanla yoluma devam etmemi sağlıyor.
Bu yüzden dönüp baktığımda, teknolojiye yönelmek ve bu alanda ısrarcı olmak, verdiğim en doğru kararlardan biri oldu.



Robotik sistemler ve yapay zekâ tabanlı yazılımlar, üretim süreçlerinde ciddi verimlilik sağlıyor. Bu teknolojilerin Türkiye’deki işletmeler tarafından benimsenme düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konu aslında saatlerce, günlerce hatta haftalarca konuşulabilecek kadar geniş. Çünkü biz bu konuyu konuştuğumuz her dakika, dünya yeni bir teknolojiyle, yeni bir sistemle tanışıyor. Gelişimin hızı o kadar yüksek ki, yetişebilmek bile başlı başına bir mesele. Hatta bazen şunu düşünüyorum; eğer sağlık sektörü de bu hızla ilerleseydi, bugün birçok hastalığın çözümünü çoktan konuşuyor olurduk.

Üretim tarafında artık işleri otonom sistemlerle planlamaya başladık. Bugün sadece makinelerin değil, insanın bile dijital ikizinin konuşulduğu bir noktadayız. Kişinin özelliklerini, karar alma biçimini, hatta iletişim şeklini modelleyebilen dijital kopyalar gündemde. Bu, yapay zekânın geldiği seviyeyi çok net anlatan bir örnek.

Yapay zekâ sayesinde ileriye dönük senaryoları sentezlemek ve planlamak artık çok daha kolay. Üretim planlamasından verimlilik ölçümlerine kadar birçok veriyi, insan müdahalesine gerek kalmadan toplayan, analiz eden ve sonuç üreten sistemlerden bahsediyoruz. Hata payı sıfıra yakın, gelecek öngörüleri ise son derece güçlü. Bu da daha az kayıpla, daha az enerjiyle ve daha düşük maliyetlerle çok daha kaliteli sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.

Dünyada şu an üretim tarafında en çok konuşulan kavramlardan biri de “karanlık fabrikalar”. Yani insan faktörünün minimumda olduğu, üretimin büyük ölçüde robotlar ve yapay zekâ sistemleriyle yürütüldüğü tesisler. Türkiye’de bu dönüşüm henüz her alana yayılmış değil, ancak belirli sektörlerde kullanılmaya başlandıkça üretim kalitesinin arttığını ve maliyetlerin ciddi biçimde düştüğünü net bir şekilde görüyoruz.

Son yıllarda dijital dönüşüm çalışmalarıyla birlikte, fabrikalarda Endüstri 4.0 ve Endüstri 5.0 odaklı dönüşümlerin hızlandığını da söyleyebilirim. Bu süreç zaman alacak ama kaçınılmaz.

Şunun altını özellikle çizmek isterim: Bu teknolojiler insanın yerine geçmek için değil, insanı desteklemek, yükünü hafifletmek ve daha nitelikli işlere odaklanmasını sağlamak için var. Yapay zekâ ve robotik sistemler doğru kullanıldığında, insanı merkeze alan, insanın üretkenliğini ve yaratıcılığını artıran en güçlü yardımcılar olacaktır



Birçok sektörde otomasyonun yükselişi “insan etkisi azalıyor mu?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Sizce robotik sistemler insan kaynağını nasıl etkiliyor? İnsan ve robot iş birliği gelecekte nasıl şekillenecek?
Bu soru bana en sık yöneltilen sorulardan biri. Genellikle hemen ardından da “Robotlar işsizliği artıracak mı?” sorusu geliyor. Aslında bu kaygı yeni değil; insanlık tarihi boyunca her büyük teknolojik dönüşümde benzer endişeler yaşandı.

Geçmişe baktığımızda, insanoğlunun tekerleğin icadından itibaren hayatını kolaylaştırmak için sürekli yenilikler geliştirdiğini görüyoruz. Dönemin koşulları ve ihtiyaçları, insanı bu dönüşümlere mecbur bıraktı. Dün kağnılarla yapılan yolculuklar bugün uçaklarla gerçekleşiyor. Elbette bazı meslekler zaman içinde ortadan kalktı; ancak onların yerini daha nitelikli, daha uzmanlık gerektiren yeni iş alanları aldı.

İnsanın geliştirdiği pek çok basit araç zamanla makinelere dönüştü. Bugün geldiğimiz noktada ise bu makineler, yapay zekâ ile birlikte karar verebilen, öğrenebilen ve kendi kendini optimize edebilen sistemlere evriliyor. Bu dönüşümün doğal bir sonucu olarak, rutin ve tekrarlayan işler giderek robotik sistemlere devrediliyor.

Bu durum insanı devre dışı bırakmak yerine, tam tersine onu daha değerli bir noktaya taşıyor. İnsanlar artık daha nitelikli işlerde, daha güvenli ve daha iyi çalışma koşullarında görev alma imkânı buluyor. Yaratıcılık, problem çözme, strateji geliştirme ve empati gibi tamamen insana özgü yetkinlikler çok daha ön plana çıkıyor.

Bu yaşananlar bir başlangıçtan çok, zamanın doğal bir akışı. İnsan ve robot iş birliği gelecekte rekabet üzerine değil, tamamlayıcılık üzerine kurulacak. Robotlar gücü, hızı ve sürekliliği temsil ederken; insan aklı, sezgisi ve vicdanıyla sürecin merkezinde olmaya devam edecek.

Özetle; robotlar insanın yerini almak için değil, insanın daha iyi bir versiyonunu ortaya koyabilmesi için var olacak



Türkiye’de robotik ve bilişim teknolojileri alanının mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle sevindirici bir gerçekten başlamak isterim: Türkiye, özellikle yazılım ve bilişim teknolojilerinin yazılım tarafında oldukça iyi bir noktada. Yazılımın toplumun çok daha geniş kesimlerine yayılmış olması, genç ve idealist insan kaynağımızın bu alanda hızla öne çıkmasını sağlıyor. Bugün yalnızca bir bilgisayar ve bir klavye ile, dünyaya yazılım ihraç eden firmalarımızın olması bunun en somut göstergesi.

Ancak robotik teknolojiler söz konusu olduğunda tablo biraz daha farklı. Robotik; sadece yazılımdan ibaret olmayan, donanım, motor teknolojileri, sensörler, devre sistemleri ve mekanik tasarım gibi birçok disiplinin aynı anda ve uyum içinde çalışmasını gerektiren, son derece zahmetli bir alan. Bu da doğal olarak uzun soluklu bir Ar-Ge süreci ve ciddi yatırımlar anlamına geliyor.

Türkiye’de robotik alana gönül vermiş, idealist birkaç firma dışında bu alanda yeterli yatırımın yapıldığını söylemek zor. Robotlarda kullanılan motorlar, sürücüler, kontrol kartları ve hassas mekanik parçaların büyük bir kısmı hâlâ yurt dışından temin ediliyor. Bu durum, firmaları gerçek anlamda üretim yapmak yerine, çoğu zaman montaj odaklı bir yapıya yönlendiriyor.

Robotik teknolojileri geliştirmek; sabır, süreklilik ve güçlü bir Ar-Ge altyapısı gerektiriyor. Bu süreçlerin maliyet yükü de oldukça yüksek. Üniversitelerde bu alanda çalışan öğrenci ve akademisyenler büyük bir özveriyle projeler üretmeye çalışıyor; ancak çoğu zaman finansman ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle bu çalışmalar istenilen hızda ilerleyemiyor.

Tüm bu zorluklara rağmen, Türkiye’nin bu alanda çok ciddi bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Doğru teşvikler, sürdürülebilir Ar-Ge destekleri ve üniversite–sanayi iş birliklerinin güçlendirilmesiyle, robotik teknolojilerde de yazılımda yakaladığımız başarıyı yakalamamız mümkün.



Sizce bir girişimcinin başarılı olmasında teknik bilgi mi yoksa vizyon mu daha belirleyici?
Bu sorunun cevabı benim için çok net: Kesinlikle vizyon.
Vizyon, girişimciliğin olmazsa olmazıdır. Çünkü teknik bilgi öğrenilebilir, geliştirilebilir ve ekiplerle tamamlanabilir; ancak vizyon, kişinin dünyaya ve geleceğe nasıl baktığıyla doğrudan ilgilidir.

Bir girişimcinin mevcut koşulları doğru okuyabilmesi, değişimi önceden fark edebilmesi ve henüz ortada olmayan bir ihtiyacı hayal edebilmesi gerekir. Odaklanmak, sabretmek ve geleceği bugünden kurgulayabilmek girişimciliğin temel taşlarıdır. Vizyonu olmayan bir girişim, ne kadar güçlü teknik altyapıya sahip olursa olsun, bir noktadan sonra yolunu kaybeder.

Teknik bilgide değerlidir.  ancak doğru vizyonla yönlendirilmediğinde tek başına yeterli olmaz. Vizyon, doğru insanları bir araya getirir, doğru teknolojilere yatırım yapılmasını sağlar ve girişimciye zor zamanlarda rehber olur.

Önümüzdeki dönemde planladığınız yeni projeler veya hedefler nelerdir?
İşimizi sürekli geliştirmek adına yakından takip ettiğimiz pek çok proje ve yenilik var. Ancak bizim yol haritamızı yalnızca mevcut ihtiyaçlar değil, aynı zamanda yeni trendler ve teknolojik yönelimler belirliyor. Açıkçası oldukça dinamik ve hızlı değişen bir sektördeyiz. Çoğu zaman insanların henüz farkında bile olmadığı ihtiyaçları görünür kılmaya ve değişen teknolojiyi doğru zamanda sahaya sunmaya çalışıyoruz.

“Akıllı” kavramı artık hayatımızın hemen her alanında güçlü bir karşılık buluyor. Bu doğrultuda biz de IoT  teknolojilerini merkeze alan projeler üzerinde yoğunlaşıyoruz. Amacımız; veriyi doğru toplayan, analiz eden ve kullanıcıya gerçek fayda sağlayan akıllı sistemler geliştirmek.

Önümüzdeki dönemde özellikle Akıllı Şehirler, Akıllı Oteller, Akıllı Kampüsler ve Akıllı Ofisler başlıklarında çalışmalarımızı derinleştirmeyi hedefliyoruz. Bu projelerde enerji verimliliği, sürdürülebilirlik, güvenlik ve kullanıcı deneyimini bir arada ele alıyoruz. Teknolojiyi sadece kurmak değil, yaşamın doğal bir parçası haline getirmek istiyoruz.

Hedefimiz; teknolojiyi karmaşıklaştıran değil, hayatı sadeleştiren çözümler üretmek. Gelecekte de bu anlayışla, akıllı sistemlerin daha fazla alanda yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz.



Son olarak, sizi takip eden ve ilham alan okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Teknoloji artık hayatımızın bir parçası değil, tam merkezinde. Bu alanda idealist, meraklı ve üretmeye istekli çok sayıda gençle birlikte çalışmak bana her zaman umut veriyor. Gençler teknolojiye oldukça yatkın; ancak orta yaş ve üzerindeki birçok insanın hâlâ yeniliklere temkinli yaklaştığını görüyorum. Oysa teknoloji, korkulacak bir alan değil; doğru kullanıldığında hayatı kolaylaştıran çok güçlü bir araç.

Yeni olanı denemekten, uygulamaktan ve öğrenmekten kaçınmamak gerekiyor. Küçük bir adım bile işinizde ve hayatınızda büyük değişimleri çok kısa sürede beraberinde getirebilir. Değişime direnmek yerine, onunla birlikte yol almayı seçtiğinizde farkı net bir şekilde görüyorsunuz.

Özellikle yerli üreticilere ve yerli teknoloji girişimlerine destek verilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. İnanın, bu ülkede gerçekten çok nitelikli, dünya standartlarında işler üreten firmalar var. Onların büyümesi, gelişmesi ve dünyaya açılması; bizlerin vereceği güven ve destekle mümkün olacak.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/cem-baser-in-teknoloji-robotik-ve-vizyon-hikayesi-7151.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/cem-baser-in-teknoloji-robotik-ve-vizyon-hikayesi-7151.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/cem-baser-in-teknoloji-robotik-ve-vizyon-hikayesi-7151-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/cem-baser-in-teknoloji-robotik-ve-vizyon-hikayesi-7151.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/cem-baser-in-teknoloji-robotik-ve-vizyon-hikayesi/38029/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 20:53:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dijitalde Sessiz Ama Güçlü Bir Marka İnşası: Schiller'in Hikâyesi]]></title>
			<description><![CDATA[Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan 30 yıllık kahve mirası, dijital dünyada sade, tutarlı ve değer odaklı bir kimliğe dönüşüyor. Schiller Kaffeerösterei’nin dijital yolculuğunu, markanın dijital pazarlama uzmanı Mustafa Naci Toper anlatıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bazı markalar yüksek sesle konuşur, bazıları ise sadeliğiyle hatırlanır. Schiller Kaffeerösterei, işte tam da bu ikinci grupta yer alan, sessiz ama etkisi güçlü markalardan biri. Avrupa’nın köklü kahve kültüründen beslenen ve 30 yılı aşan bir mirası arkasına alan Schiller, Türkiye’de yalnızca kahve sunan bir marka olmanın ötesine geçerek, bir yaşam tarzı ve deneyim alanı inşa ediyor.

Bu yolculukta dijital dünya, Schiller için bir vitrin değil; markanın ruhunu, doğaya duyduğu saygıyı ve kalite anlayışını görünür kılan bir anlatı alanı. Dijital kimliğin her detayı; kullanılan dil, seçilen görseller, anlatılan hikâyeler ve hatta sessizlik bile bilinçli bir tercihin sonucu. Gösterişten uzak ama güven veren, minimal ama derinlikli bir duruş…

Schiller’in dijital pazarlama stratejisinin arkasındaki isimlerden biri olan Dijital Pazarlama Uzmanı Mustafa Naci Toper, bu röportajda markanın Avrupa’daki köklerinden Türkiye pazarındaki dinamik yapıya uzanan süreci, dijitalde sürdürülebilirlik ve marka kimliği inşasını, veriye dayalı stratejileri ve geleceğe dair vizyonlarını samimi bir dille anlatıyor.

Bu söyleşi; dijital pazarlamanın sadece kampanyalardan ibaret olmadığını, asıl gücün tutarlılıkta, hikâyede ve marka ruhunu doğru yansıtmada saklı olduğunu gösteren ilham verici bir yol haritası sunuyor.



Schiller’in Türkiye’deki yolculuğu nasıl başladı?

Schiller aslında 30 yılı aşkın bir kahve kültürü mirasına sahip uluslararası bir marka. Türkiye’deki hikâyemiz ise, bu mirası daha geniş kitlelerle buluşturma hedefiyle başladı. Biz de bu süreci yalnızca bir ürün ithalatı değil, Avrupa bölgesindeki kalite anlayışını, sürdürülebilir üretim felsefesini ve güçlü marka kültürünü Türkiye’ye taşıma fırsatı olarak gördük. Bugün Schiller, Türkiye’de sadece kahve satmıyor; aynı zamanda bir “kahve deneyimi” sunuyor.

 

Schiller’in felsefesi dijitale nasıl taşındı?

Schiller marka felsefesinin temelinde doğaya saygı, sürdürülebilirlik ve kaliteden asla ödün vermeme anlayışı var. Bu değerleri dijital dünyaya taşırken tüm iletişim dilimizi sade, şeffaf ve gerçekçi tutuyoruz. Yaptığımız her paylaşımda hem doğadan ilham aldığımızı hem de üretim sürecindeki hassasiyetimizi yansıtıyoruz.
Marka felsefemizi dijitalde “göstererek” anlatıyoruz.

 

Dijital marka kimliğinizi oluştururken hangi değerler sizi yönlendirdi?

Dijital kimlik inşa ederken üç temel çıtamız var:


	Dürüstlük: Ürünü olduğundan farklı göstermeyen net bir iletişim.
	Doğallık: Kahvenin doğal yolculuğunu öne çıkaran bir dil ve görsel düzen.
	Tutarlılık: Avrupa’daki marka estetiğimizi, Türkiye’deki tüketici beklentisiyle birleştirmek.
	Bu üç değer, attığımız her adımda dijital bize yön veriyor.


 

Schiller’in dijital duruşunu nasıl tanımlarsınız?

Minimalist, sade, doğaya yakın ve samimi.
Biz Schiller’de “görsel gürültü” yerine hikâye anlatımını tercih ediyoruz. Sadelik bizim için bir estetik değil; marka duruşu. Dijital kimliğimizde hem Avrupa’daki köklerin netliğini hem de Türkiye’deki genç ve dinamik kahve tutkusunu aynı potada eritiyoruz.



Markanın dijitalde kullandığı dil ve görsel kimlik nasıl şekillendi?

Görsel kimliğimizde doğadan ilham alan renkler, sade kompozisyonlar ve ürünün merkezde olduğu bir yaklaşım benimsiyoruz.
Metin dilimiz ise:


	sade,
	bilgilendirici,
	ve abartıdan uzak.
	Bu yaklaşım tüketicide güven oluşturuyor ve Schiller’in premium bir marka olduğunu sessiz ama güçlü bir şekilde hissettiriyor.


 

Avrupa’daki köklerle Türkiye pazarı nasıl dengelendi?

Türkiye’de kahve kültürü hızla büyüyor ve tüketici giderek daha seçici hale geliyor. Avrupa’daki köklerimiz bize kalite standardını getirirken, Türkiye pazarı bize dinamizm sağladı.
Biz de Schiller’in geleneksel kalite çizgisini koruyup Türk tüketicisinin hız, pratiklik ve çeşitlilik beklentisine uygun dijital stratejiler geliştirdik.

 

Dijital pazarlamada veri, SEO ve içerik üretimi nasıl bir rol oynuyor?

Bizim için dijital pazarlama “hissederek değil, ölçerek” ilerleyen bir süreç. Bu nedenle:


	Veri analitiğini karar mekanizmasının merkezine koyuyoruz.
	SEO’yu, özellikle blog ve ürün sayfalarında uzun vadeli büyüme için stratejik bir alan olarak görüyoruz.
	İçeriği, tüketiciyi eğiten, yönlendiren ve marka ile bağ kurmasını sağlayan en güçlü araç olarak konumlandırıyoruz.
	Sonuç olarak Schiller, dijitalde sadece görünür bir marka değil; anlaşılır, takip edilen, tercih edilen bir marka haline geliyor.


 

Kampanyalarda marka kimliğini korurken yeniliği nasıl sağlıyorsunuz?

Markayı bozmayacak yenilikler üretmek için her kampanyayı iki filtreden geçiriyoruz:


	Bu kampanya Schiller’in felsefesine uygun mu?
	Bu kampanya kullanıcıya gerçek bir değer sunuyor mu?
	Yeni yıl, Efsane Kasım, Mega Eylül, tatil dönemleri gibi zamanlarda trendlere uyuyoruz ama kimliğimizi kaybetmeden, abartıdan uzak bir şekilde kendi tarzımızı koruyoruz.


 

E-ticaret siteniz www.schiller.store’da kullanıcı deneyimini nasıl geliştiriyorsunuz?

Kullanıcı deneyimini tek bir hedef üzerine kurduk:
“Ziyaretçi en kısa sürede ihtiyacına ulaşsın.”
Bu doğrultuda:


	sade bir arayüz,
	hızlı yüklenen sayfalar,
	kahve öğütme tercihi gibi kişiselleştirme özellikleri,
	SEO’ya uygun ürün metinleri,
	temiz kategori yapısı kullandık.
	Tüm bu unsurlar sitede hem dönüşüm oranlarını hem de ziyaretçi memnuniyetini artırdı.


 

Sürdürülebilirliği dijital pazarlamada nasıl anlatıyorsunuz?

Bizim için sürdürülebilirlik “pazarlama söylemi” değil, üretimin ana karakteri.
Bu nedenle dijitalde bunu


	sade,
	abartısız,
	belgelerle ilerleyen süreçlerle anlatıyoruz.
	Bio kapsüller, çevre dostu üretim tesisleri ve doğal ambalaj çözümlerini şeffaf şekilde paylaşıyoruz.


 

Schiller’in marka hikâyesini dijitalde nasıl anlatıyorsunuz?

Dijitalde hikâye anlatımını “anı yaşatan içerik” olarak görüyoruz.


	Avrupa’daki üretim bölgesi,
	doğaya saygı felsefesi,
	1919’dan gelen kahve makinesi mirası (Reneka),
	Üçüncü nesil kahve kültürüyle uyumu gibi unsurları içerik planlamamızın merkezine koyuyoruz.
	Kısacası tüketici Schiller’i sadece bir marka olarak değil, geçmişi olan bir kültür olarak görüyor. Çünkü kahvenin tarihteki akışıyla bağlarımızı derinliğine koruyoruz. 


 

Video, blog ve sosyal medya içeriklerini nasıl dengeliyorsunuz?

Her platforma özgü içerik üretmeye özen gösteriyoruz:


	YouTube için öğretici ve uzun format
	Instagram için hızlı tüketilen görsel hikaye
	Blog için SEO’ya uygun derinlikli yazılar
	Bu denge, markanın dijitalde hem bilgilendirici hem de sosyal yönünü birlikte taşımamıza olanak sağlıyor.


 

Kahve kültürünü yaşam tarzı içerikleriyle nasıl birleştiriyorsunuz?

Kahve artık sadece bir içecek değil, bir ritüel.
Bu nedenle içeriklerimizde kahveyi:


	yaşam tarzı,
	deneyim,
	kişisel zevk
	boyutlarında ele alıyoruz.
	Bu da Schiller’i kullanıcıların günlük hayatında doğal bir yere taşıyor.




Dijitalde yakın gelecekte hangi yenilikleri planlıyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde kişiselleştirme odaklı bir yapay zekâ deneyimi, daha gelişmiş bir üyelik sistemi ve kullanıcı davranışlarına dayalı otomatik öneriler planlıyoruz. Ayrıca video içerik üretimini ciddi şekilde artırarak Schiller’in uzmanlığını daha görünür kılacağız.

 

Yeni teknolojiler markanın dijital yolculuğunda nasıl bir rol oynayacak?

AI destekli içerik kişiselleştirme, AR ile kahve makinesi deneyimi, otomatik müşteri segmentasyonu gibi alanlarda yenilikler yapmayı hedefliyoruz. Teknoloji bizim için amaç değil; daha iyi bir kullanıcı deneyimi yaratmak için bir araç.

 

Schiller’in dijitaldeki başarısını tek cümleyle nasıl özetlersiniz?

“Dijitalde büyümemizi gösterişli kampanyalarla değil; tutarlı, sade ve değer odaklı bir stratejiyle inşa ettik.”

 

Genç pazarlamacılara tavsiyeniz nedir?

Dijitalde başarı için trendleri takip etmek kadar, markanın ruhunu anlamak da önemlidir. Sadece kampanya üretmek değil; o markayı anlamak, hissetmek ve hikâyesini doğru anlatmak gerekir. Ve her zaman söylüyoruz: Veri konuşur, geri kalan kısmı tahmindir.

 

Sizin için “marka olmak” ne ifade ediyor?

Bizim için marka olmak, insanlarda bir duygu uyandırabilmektir. Schiller’in dijital kimliğini yönetirken hedefimiz insanların sadece “kahve satın alması” değil, markanın insana ve doğaya yaklaşımına güvenmesidir.
Marka olmak, kalbe dokunmaktır.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/dijitalde-sessiz-ama-guclu-bir-marka-insasi-schiller-in-hikayesi-9086.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/dijitalde-sessiz-ama-guclu-bir-marka-insasi-schiller-in-hikayesi-9086.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/dijitalde-sessiz-ama-guclu-bir-marka-insasi-schiller-in-hikayesi-9086-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/dijitalde-sessiz-ama-guclu-bir-marka-insasi-schiller-in-hikayesi-9086.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dijitalde-sessiz-ama-guclu-bir-marka-insasi-schiller-in-hikayesi/37948/</link>
			<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 20:56:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mehmet Fatih Tekin "Antalya'nın 100 Yıllık Kent Planına İhtiyacı Var"]]></title>
			<description><![CDATA[Saadet Partisi Antalya İl Başkanı Mehmet Fatih Tekin, Antalya’nın ranta kurban edilmeden yeniden planlanması, tarım ve turizm gelirlerinin adil dağılımı, genç işsizliğiyle mücadele ve üretime dayalı ekonomi için kapsamlı önerilerini anlattı. “Bu şehir dedelerimizin mirası değil, çocuklarımızın bize emanetidir” diyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’nin turizm başkenti Antalya, sahip olduğu eşsiz doğal güzelliklere rağmen yıllardır trafik, kentleşme, altyapı ve ekonomik adaletsizlik gibi kronik sorunlarla mücadele ediyor. Saadet Partisi Antalya İl Başkanı Mehmet Fatih Tekin ise tüm bu sorunların temelinde kısa vadeli politikalar, yanlış kentleşme ve plansız büyümenin yattığını vurguluyor. Antalya’nın artık ranta dayalı anlayıştan çıkarılması gerektiğini söyleyen Tekin, şehrin geleceğini güvence altına alacak “100 yıllık bir kent planı” çağrısı yapıyor. Tarımsal üretimin korunmasından turizm gelirlerinin halka yansımasına, genç işsizliğinin çözümünden adil vergi politikalarına kadar geniş bir yelpazede çözüm önerileri sunan Tekin, Türkiye ekonomisinin gidişatını da “zaman makinesinde geriye gidiyoruz” sözleriyle eleştiriyor. Hem yerel hem ulusal politikaları bütüncül bir perspektifle değerlendiren Tekin, Antalya’nın gerçek potansiyeline ancak üretime dayalı, adaletli, uzun vadeli bir yönetim anlayışıyla ulaşabileceğini ifade ediyor.

 

Antalya özelinde partinizin en çok önem verdiği konular neler?

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Antalya da yaşıyoruz. 16 milyon turistin geldiği havası, suyu toprağı, denizi ormanı ile bir çok şehirde olmayan güzellikler şehrimizde bulunuyor. Peki alt yapı trafik yanlış kentleşme yaşanmaz bir şehir haline getiriyor. Ülkemizin 3 te 2 si milli görüş belediyeciliği ile tanıştı ama Antalya’mız bundan mahrum kaldı buradan çıkıyorsunuz 3 saat sonra Konya şehir merkezinin yolların genişliği, kent planı ferah bir atmosfer veriyor oradan Kayseri’ye geçince aynı şekilde oradan Sivas’a devam edin yine aynı şekilde ve Ankara gibi bir çok büyük şehirde milli görüş belediyeciliğin imzası var biz artık Antalya’ya bu imzanın atılması gerektiğini söylüyoruz ve öncelikle Antalya’mız ranta kurban olmadan tam 100 yıllık bir kent planı yapılmalı unutmayalım ki bu vatan dedelerimizden miras değil çocuklarımızın bizlere emanetidir emanete sahip çıkar gibi çıkmamız lazım daha sonra da Antalya’nın topografik yapısı yukarıdan aşağı denize eğimli olduğu için yağmur drenajını bu şekilde planlamamız gerektiğini düşünüyoruz. Antalya için önceliklerimiz: tarımsal üretimin korunması ve desteklenmesi (özellikle kırsal kalkınma, su yönetimi, üretici gelirlerinin artırılması), turizm gelirlerinin yerel ekonomiye ve emekçilere daha çok yansıması, küçük ve orta ölçekli sanayi/imalat yatırımlarının teşviki, işsizlikle mücadele ve sosyal adalet (gelir dağılımı). 

 Teşkilat çalışmalarınızda özellikle gençlere ve kadınlara yönelik nasıl bir politika izliyorsunuz?

Genel başkanımız sayın Mahmut Arıkan bey; özellikle gençlere ve kadınlara özel çalışmalar yapmamız gerektiğini toplantılarda dile getiriyor, bununla ilgili Gençlere yönelik: istihdam, mesleki eğitim, yerel gençlik politikaları ve gençlerin karar mekanizmalarına katılımını güçlendiren çalışmalar; kadınlara yönelik: istihdam ve sosyal destek paketleri, yerelde kadın girişimciliğinin teşviki, şiddet/güvenlik ve eşit haklar konularında bilinçlendirme ve hizmet. Parti gençlik ve kadın politikaları metinleri bu konuları kapsıyor.  

Türkiye’deki mevcut ekonomik tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Vatandaşın günlük hayatına yansıyan en büyük sorun nedir?

Genel değerlendirme: benim bir metaforum var şuanda ki başkanlık sistemi bizi bir zaman makinesinin içine koydu adeta zamanda geri doğru yolculuk yapıyoruz para birimimiz her geçen değer kaybediyor, yüksek enflasyon, gelir dağılımı bozulması ve alım gücünde  ciddi bir erime ve kriz tablosu var; ekonomik büyüme ile vatandaşın refahı arasında uçurum oluştu. Günlük hayatta en belirgin sorun: temel ihtiyaçların (gıda, enerji, barınma, ulaşım) maliyetinin hızla artması ve alım gücünün düşmesi. pasaport gücümüz değer kaybediyor bugün Avrupa’ya gitmek isteyen vatandaşlarımıza Schengen vizesi verilmiyor. Şuanda red oranları yüzde 14, biz tarih boyunca kimmiş Avrupa diyen ulu yüce bir toplulukken geldiğimiz durum acı tabloyu gözler önüne seriyor onun dışında eğitime bakalım OECD ülkeleri sıralamasında Afrika ülkeleri yarışır durumdayız bundan 25 sene önce üniversitelerimiz dünyada ilk 100 üniversite içinde iken şimdi ilk binin içinde bu sıralamada da 800-900 aralıklarda seyrediyoruz, daha ne kadar geriye gittik dış politikada büyük orta doğu projesinin ilerlemesine dur diyemiyoruz bunun yanı sıra Irak ve Suriye parçalandı, sıra İran ve Türkiye’ye doğru geliyor, bize bunları rahmetli Necmettin Erbakan hocamız 40 yıl öncesinden söylemişti ama herkese ütopik geliyordu şimdilerde bir söz var ‘’Erbakan hoca haklıymış’’ Atasözü mahiyetinde oldu. bizlerin olaylara ferasetle bakan insanların  kıymetini hayatta iken anlamamız gerekiyor. Bunların çözümü 1996 yılında refah yol hükümetiyle kurulan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kurduğu D8’lerde mevcuttur. Bir an önce , Müslüman ülkelerde siyasi iş birliği ticari iş birliği ve askeri iş birliğinin ivedi olarak yapılması gerekir.

               

Artan enflasyon ve hayat pahalılığına karşı Saadet Partisi’nin çözüm önerileri nelerdir?

Özet çözümler: üretimi destekleyip arzı artırarak fiyat baskısını azaltma; tarım/hayvancılığı güçlendirme; adil vergi ve sosyal destek mekanizmalarıyla dar gelirliyi koruma; istihdamı artıracak yerli üretim teşvikleri; fiyat spekülasyonunu önleyecek düzenlemeler. 

Antalya özelinde tarımdaki maliyet artışlarına yönelik somut çözüm önerileriniz neler?

Antalya için öneriler (somut):

               •             Girdi maliyetlerini düşürecek yerel kooperatif faizsiz kredi imkanı /ortak alım mekanizmalarının teşviki, toplu gübre/tohum/ilaç alımında indirim modelleri;

               •             Sulama yatırımları ve su yönetimine öncelik (damla, modern sistemlerle verim artışı);

               •             Üreticiye kredi/uzun vadeli faizsiz kredi üretim kredileri;

               •             Katma değeri yüksek ürün işleme ve lojistik yatırımlarıyla çiftçinin ürününü pazarda güçlendirme;

               •             Tarım sigortalarının ve destek ödemelerinin zamanında ve yeterli verilmesi.

Antalya tarım paydaşları son dönemdeki girdi artışlarını vurguluyor; bu yüzden maliyet baskısını doğrudan hafifletecek tedbirler öncelikli olmalı.  

Turizm gelirlerinin halka yansıması konusundaki değerlendirme:

Antalya’da yüksek ziyaretçi sayısına rağmen kent ekonomisine ve geniş halk kesimine yaratılan katma değerin sınırlı kaldığı, gelirin çoğunun dar bir kesimde toplandığı tespit ediliyor. Çözüm: turizm gelirlerinin yerel tedarik zincirleriyle daha fazla bağlanması (yerel üreticiden alım, küçük işletmelerin güçlendirilmesi), otel-yerel ekonomi entegrasyonunu artıracak politikalar, konaklama vergilerinden elde edilen gelirin yerel hizmetlere yönlendirilmesi ve sezon dışı turizmi canlandırma. Antalya ekonomisi ve ticaret odası raporları benzer kaygıları ifade ediyor.  

 Genç işsizliği için hangi politikalar savunuluyor?

               •             Mesleki ve teknik eğitimin güçlendirilmesi ile iş piyasası-üniversite eşleştirmesi;

               •             Genç girişimciliği destekleyen hibeler, düşük faizli mikro-krediler ve mentorluk programları;

               •             Kamu-özel işbirlikleriyle staj/çıraklık ve istihdam garantili programlar;

               •             Yerel yatırım teşvikleriyle bölgesel istihdam yaratan üretim projelerinin desteklenmesi. 

Vergi politikaları ve ek vergiler hakkında düşünceleriniz neler?

Genel yaklaşım: vergi politikalarının adalet, şeffaflık ve gelir dağılımını düzeltme hedefiyle yeniden tasarlanması; dolaylı vergilerin (özellikle temel tüketim maddelerinde) dar gelirlilere yük bindirmeyecek şekilde azaltılması; servet ve gelir vergilendirmesi yoluyla adaletin sağlanması; vergi yükünün üretimi ve istihdamı bozmayacak şekilde dengelenmesi. Her daim söylediğimiz gibi gelir adaleti ve dolaylı vergilerin azaltılması sıkça yer alır.  



Dış politika / jeopolitik gelişmeler ekonomiyi nasıl etkiler; Türkiye ne yapmalı?

Dış politika ekonomik istikrar için önemli: enerji ve ticaret güvenliği, ihracat pazarları, yatırımlar ve turizm üzerinde doğrudan etkisi olur. Önerilen yol: çok yönlü, dengeli dış politika; bölgesel işbirliklerini güçlendirme; ekonomik ilişkileri çeşitlendirip bağımlılığı azaltma; enerji ve hammadde güvenliğini artıracak anlaşmalar ve yerli üretimi destekleyici stratejiler. Saadet Partimizin vurgusu barış, istikrar ve bölgesel işbirliği yönünde coğrafyamızda büyük tehdit büyük orta doğu projesdir,i  büyük orta doğu projesinin ilerlemesine dur diyemiyoruz ve ırak Suriye parçalandı ve sıra İran ve Türkiye’ye doğru geliyor, bize bunları rahmetli Necmettin Erbakan hocamız 40 yıl öncesinden söylemişti ama herkese ütopik geliyordu şimdilerde bir söz var ‘’Erbakan hoca haklıymış’’ Atasözü mahiyetinde oldu. bizlerin olaylara ferasetle bakan insanların  kıymetini hayatta iken anlamamız gerekiyor

  Eğitim sistemindeki sık değişikliklerin uzun vadeli ekonomik etkisi:

Sürekli değişen müfredatlar ve sistemler belirsizlik yaratır; öğretmen, öğrenci ve işletmeler için adaptasyon maliyeti yüksek olur. Uzun vadede insan sermayesinin kalitesini düşürme riski taşır. Çözüm: istikrarlı, iş piyasasıyla uyumlu ve beceri odaklı eğitim politikaları; öğretmenlerin özlük haklarının güçlendirilmesi; mesleki eğitime önem.  ￼

Enerji fiyatlarının artışı konusunda Saadet Partisi çözümü nedir?

               •             Enerji verimliliği ve tasarruf politikalarını yaygınlaştırma;

               •             Yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırma (özellikle yerel/kooperatif güneş ve rüzgâr projeleri);

               •             Enerji arz güvenliğini artıracak stratejik stok ve tedarik anlaşmaları;

               •             Enerji maliyetlerinin korunması için dar gelirlilere hedefli destekler. yerli üretim ve enerjide bağımsızlık elzem durumdur    

Üretim ekonomisine geçiş için hangi adımlar gerekli?

               •             Yerli sanayi ve KOBİ’lere yatırım teşvikleri, teknoloji ve AR-GE destekleri;

               •             İstihdam yaratacak, katma değeri yüksek sektörlere (tarım işleme, gıda, makine, yenilenebilir enerji, tıbbi cihaz gibi) yönelen yatırım politikaları;

               •             Nitelikli iş gücü yetiştiren mesleki eğitim ve üniversite-sektör işbirliği;

               •             Adil vergi-döviz ve kredi politikalarıyla üretimi rekabetçi kılmak. Saadet Partisi “üretime dönük kalkınma” ilkesini savunur.  

Antalya’da vatandaşların ekonomik olarak en çok zorlandığı alan nedir?

Genel gözlem: gıda ve enerji maliyetleri ile konut/ev giderleri; mevsimsel işçilik ve düzensiz gelirler özellikle dar gelirli aileleri zorluyor. Ayrıca turizmden sağlanan gelirin düzenli ve adil dağılmaması da ekonomik sıkıntılara katkı sağlıyor.  

Tarım ve turizm dışında Antalya ekonomisini çeşitlendirecek hangi alanlara yatırım yapılmalı?

               •             Gıda işleme ve paketleme (ürün katma değeri artırma);

               •             Sağlık turizmi ve kongre/özel sektör etkinlikleri (sezonu uzatır);

               •             Yenilenebilir enerji (güneş ağırlıklı) ve yerel enerji kooperatifleri;

               •             Hafif sanayi ve taşımacılık/lojistik merkezleri;

               •             Eğitim ve AR-GE merkezleri ile teknoloji odaklı KOBİ destekleri.

Yerel yönetimlerin ekonomik krizde daha etkin rolü olabilir mi?

Evet. Yerel yönetimler: sosyal yardım programları, iş garantili yerel projeler, yerel tedarik zincirlerini destekleme, küçük işletmelere kolay ve faizsiz kredi/akreditif imkanları ve vergisel indirimler yoluyla hızlı müdahale edebilir. Ayrıca yerel planlama ile yatırım çekebilirler. Saadet partimizin  yerel kalkınma yaklaşımı bu rolü destekler.  

Antalya’da genç girişimciler için destek mekanizmaları yeterli mi?

Mevcut mekanizmalar kısmen var ama genelde yetersiz; erişim, bürokrasi ve finansmana ulaşım sorunları devam ediyor. Daha etkin destek için: yerel hibeler, mentorluk programları, ofis/atölye alanı sağlanması, belediye–üniversite–sanayi işbirlikleri ve bürokrasinin azaltılması gerekir.  

 Önümüzdeki seçimlerde Saadet Partisi’nin Antalya’da ekonomi odaklı vaatleri neler olacak?

Öne çıkacak vaatler muhtemelen (parti programı ile uyumlu olarak): tarıma özel destek paketleri, yerel üretimi ve KOBİ’leri destekleyecek teşvikler, genç istihdam projeleri ve mesleki eğitim, turizm gelirlerinin yerelde kalmasını sağlayacak adımlar, sosyal adaleti güçlendirici tedbirler. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/mehmet-fatih-tekin-antalya-nin-100-yillik-kent-planina-ihtiyaci-var-5999.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/mehmet-fatih-tekin-antalya-nin-100-yillik-kent-planina-ihtiyaci-var-5999.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/mehmet-fatih-tekin-antalya-nin-100-yillik-kent-planina-ihtiyaci-var-5999-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/12/mehmet-fatih-tekin-antalya-nin-100-yillik-kent-planina-ihtiyaci-var-5999.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/mehmet-fatih-tekin-antalya-nin-100-yillik-kent-planina-ihtiyaci-var/37895/</link>
			<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 21:54:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kahve sadece adıyla değil üretimiyle de Türk olacak]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'nın Kumluca ilçesinde Akdeniz Üniversitesi Kumluca Meslek Yüksekokulu tropikal meyve serasında deneme amaçlı kahve fidanı dikildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kumluca Ticaret ve Sanayi Odasının destekleriyle inşa edilen tropikal meyve serasında yetişecek olan kahve deneme amaçlı kahve fidan etkinliğine, Kumluca Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Ahmet Coşgun, Kumluca Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Fahri Özen, Kumluca Ticaret Borası Başkanı Fatih Durdaş, Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, öğretim görevlileri ve öğrenciler katıldı. Tropikal meyve serasına 6 adet Arabica çeşidi kahve fidanı dikildi. Kumluca MYO Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Lokman Altınkaya, katılımcılara deneme amaçlı olarak dikilen kahve fidanları ve çalışmalar hakkında bilgi verdi.

"Kahveden de olumlu sonuç alırız"
Kumluca Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Ahmet Coşgun, yaptığı açıklamada, tropikal meyve bitkilerinin yetiştirilmesi ve bölgeye adaptasyon süreçlerinin takibi konusunda çalışmalar yaptıklarını söyledi. Bugüne kadar yaptıkları çalışmalarda çok sayıda tropikal meyvenin bölgeye adaptasyonunda başarılı olduklarını belirten Müdür Coşgun, "Ejder, pitaya, ananas, guava gibi meyveleri başarıyla yetiştirdik. Tropikal üretim seramızda şu ana kadar 20 tür ve 41 çeşit meyve ve bitki yetiştirdik. Başarılı olanları bölgemizde çiftçilerimizle paylaşıyoruz. İnşallah kahveden de olumlu sonuç alırız" dedi.

"Başarılı olursak kahve çeşidinin ismini belirleyeceğiz"
Kumluca MYO Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Lokman Altınkaya da tropikal bir bitki olan ve 18 derece sıcaklık derecesinin üzerinde yetişen kahve bitkisini Kumluca'da da yaygınlaştırmak istediklerini söyledi. Kumluca ve çevresinin kahve bitkisinin yetişmesi için elverişli olduğunu düşündüklerini belirten Altınkaya, "2 yıl gibi bir süre bitkinin adaptasyonunu takip edeceğiz. Ümidimiz kahvenin adı gibi üretimiyle de Türk kahvesi olması. Şu anda fidanları dikilen kahve 'Arabica' türüdür. Adaptasyon süreci tamamlanır, aroması ve verimle başarılı olursak kahve çeşidinin ismini belirleyeceğiz" şeklinde konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/kahve-sadece-adiyla-degil-uretimiyle-de-turk-olacak-4225.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/kahve-sadece-adiyla-degil-uretimiyle-de-turk-olacak-4225.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/kahve-sadece-adiyla-degil-uretimiyle-de-turk-olacak-4225-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/kahve-sadece-adiyla-degil-uretimiyle-de-turk-olacak-4225.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kahve-sadece-adiyla-degil-uretimiyle-de-turk-olacak/37646/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Nov 2025 08:50:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TAMDER Başkanı Vedat Aydoğan: “Turizm emekçilerinin yanında olacağız”]]></title>
			<description><![CDATA[Uzun yıllardır turizm ve gastronomi sektörünün içinde yer alan Vedat Aydoğan, turizmde çalışan emekçileri bir araya getirmek ve onların iyi-kötü günlerinde yanında olmak amacıyla Tüm Aşçılar ve Miksologlar Derneği – TAMDER i kurdu. Aydoğan, “Sektörün kanayan yaralarına merhem olmak istiyoruz” diyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Vedat Aydoğan kimdir? 
1983 Kırşehir doğumlu olan Vedat Aydoğan, 1998 yılından bu yana Antalya’da endüstriyel mutfak sektöründe faaliyet göstermektedir. Sektördeki uzun yıllara dayanan deneyimini kardeşleriyle kurduğu firmayla yurtiçi ve yurtdışında yaptığı projelerle taçlandıran Aydoğan, bugün Tüm Aşçılar ve Miksologlar Derneği’nin kurucu başkanı olarak turizm emekçilerini bir çatı altında toplamayı hedeflemektedir. 

 

“Turizm emekçileri için bir çatı oluşturmak istedik”

– Sayın Aydoğan, öncelikle tebrik ederiz. Yeni kurulan Tüm Aşçılar ve Miksologlar Derneği’nin kuruluş hikayesini sizden dinleyelim mi?
Teşekkür ederim. Uzun yıllardır turizm ve gastronomi sektörünün içindeyiz. Bu süreçte birçok emekçinin yaşadığı zorluklara da tanık olduk. Derneği kurma fikri de aslında buradan doğdu. Amacımız, turizmde çalışan tüm emekçileri bir çatı altında toplayarak hem mesleki dayanışmayı artırmak hem de iyi ve kötü günlerinde yanlarında olabilmek.

 

“Sektörün içinde zaten vardık”

– Gastronomi etkinliklerine yıllardır sponsor olarak destek verdiğinizi biliyoruz. Bu süreç size neler kazandırdı?
Evet, biz zaten yıllardır birçok gastronomi etkinliğinde sponsor destekleriyle yer alıyoruz. Bu sayede sektörün nabzını yakından tutma, eksiklerini ve güçlü yanlarını gözlemleme fırsatımız oldu. Tüm bu deneyimler de dernek fikrinin temelini oluşturdu diyebilirim.

 

“Sektörün kanayan yarasına merhem olmak istiyoruz”

– Dernek, sektördeki hangi ihtiyaca yanıt verecek?
Turizm sektörü çok geniş bir alan ve bu alanda çalışan birçok kişi aslında görünmez bir emek harcıyor. Biz, onların sesi olmayı ve yaşadıkları sorunlara çözüm üretmeyi hedefliyoruz. Derneği kurarken en büyük motivasyonumuz da buydu. Babam aşçıydı, ben de aynı yoldan devam ettim. Bu mesleğe ve sektöre olan bağlılığımız bizi bu yola itti. Şef çocuğu ve şef adayı çocuk sahibi bir baba olarak zaten sektördeki sorunlara yıllardık hakimdik.

 

“Kardeş dayanışmasıyla büyüdük”

– Kısaca sizi de tanıyalım…
1983 Kırşehir doğumluyum. 1998 yılında iş için Antalya’ya geldim ve o dönemde endüstriyel mutfak sektörüne adım attım. Uzun yıllar dayımın yanında çalışarak sektörü temelden öğrendim. Daha sonra kardeşimle birlikte kendi firmamızı kurduk. Şimdi ise yılların verdiği birikimi bu dernek çatısı altında sektöre faydaya dönüştürmek istiyoruz.

 

“Gastronomi dünyasında birlikte daha güçlüyüz”

– Peki önümüzdeki dönemde dernek olarak neler yapmayı planlıyorsunuz?
Öncelikle üyelerimiz arasında güçlü bir dayanışma ağı kurmak istiyoruz. Eğitim programları, etkinlikler, sosyal destek projeleri ve sektörel birliktelikler üzerinde çalışıyoruz. Ayrıca genç aşçılar ve miksologlara da kapımız sonuna kadar açık olacak. Çünkü bu sektör ancak gençlerin enerjisiyle büyür.

 

“Biz büyük bir aile olacağız”

 

– Son olarak sektördeki meslektaşlarııza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Biz bu derneği sadece bir kurum olarak değil, bir aile olarak görüyoruz. Herkesin fikrine, emeğine ve katkısına ihtiyacımız var. Hep birlikte turizmin ve gastronominin gücünü daha da ileriye taşıyacağız.

 

“Biz tabela değil, fayda üreten bir dernek olmak istiyoruz”

– Sektörde hâlihazırda birçok dernek bulunuyor. Siz neden farklı bir dernek yapılanmasına gitme ihtiyacı duydunuz?
Açık konuşmak gerekirse, sektördeki mevcut bazı dernekler birkaç kişinin elinde, sadece isim olarak varlığını sürdürüyor. Ancak sahada, yani emekçilerin hayatında bir karşılıkları yok. Biz bu anlayışa karşı çıktık. Tabelada değil, insanda var olmak istedik.
Tüm Aşçılar ve Miksologlar Derneği’ni kurma amacımız; gerçekten sektörün kanayan yaralarına merhem olabilmek, tüm emekçilerin sesi olabilmekti. Geniş katılımlı, dayanışmayı esas alan bir yapıyla yola çıktık. Çünkü biz inanıyoruz ki bu sektörün gücü birlikten geliyor.

 

“Aydoğan Akademi, turizm çalışanlarına nefes alanı sunuyor”

– Bildiğimiz kadarıyla gastronomi üzerine kurulu bir “Aydoğan Akademi” de bulunuyor. Bu akademide nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?
Evet, Aydoğan Akademi bizim için çok değerli bir yapı. Burada sektörel eğitimler veriyor, turizm çalışanlarının daha kalifiye hale gelmesi için uygulamalı programlar düzenliyoruz. Amacımız sadece mesleki gelişim sağlamak değil, aynı zamanda çalışanların sosyalleşebileceği, kendini yenileyebileceği bir ortam sunmak.

Akademimizin içinde ücretsiz bir kafemiz de var. Turizm çalışanlarımız burada boş vakitlerini değerlendirip dinlenebiliyor, sektörden insanlarla iletişim kurabiliyor. Aynı zamanda bu alanda eğitimler alıp verebilecekleri bir paylaşım ortamı da oluşturduk. Yani Aydoğan Akademi, sektöre sadece bilgi değil, moral ve motivasyon da kazandıran bir yer haline geldi.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/tamder-baskani-vedat-aydogan-turizm-emekcilerinin-yaninda-olacagiz-3584.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/tamder-baskani-vedat-aydogan-turizm-emekcilerinin-yaninda-olacagiz-3584.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/tamder-baskani-vedat-aydogan-turizm-emekcilerinin-yaninda-olacagiz-3584-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/tamder-baskani-vedat-aydogan-turizm-emekcilerinin-yaninda-olacagiz-3584.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/tamder-baskani-vedat-aydogan-turizm-emekcilerinin-yaninda-olacagiz/37598/</link>
			<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 12:28:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bahri Kaya'nın Girişimcilik Yolculuğu]]></title>
			<description><![CDATA[Food in Box markasının kurucusu Bahri Kaya, hizmet sektöründeki 30 yıllık deneyimini, girişimcilik yolculuğunu ve gastronomiye bakışını anlattı. “Başarı bir anda gelmiyor, ama doğru ekip ve istikrarla kalıcı hale geliyor” diyen Kaya, gençlere sabır, azim ve yenilikçi düşüncenin önemini vurguluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportaj. Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 

Hayatın içinden, sıcacık bir sohbetle başlayan bu röportajda karşımızda; emeğiyle, disipliniyle ve yenilikçi bakış açısıyla kendi markasını zirveye taşıyan bir isim var: İş İnsanı Bahri Kaya. Onun hikâyesi, aslında her girişimcinin içinden geçtiği bir yolculuğu anlatıyor. Genç yaşta başladığı hizmet sektöründe yıllar boyunca biriktirdiği tecrübeleri, lezzetle ve müşteri memnuniyetiyle harmanlayarak “Food in Box” markasında hayat bulmuş. Sadece bir restoran kurucusu değil, aynı zamanda ekibiyle birlikte “mutluluk servis eden” bir lider Bahri Kaya. Bu söyleşimizde, iş hayatına bakışını, gastronomi dünyasında kalıcı olmanın sırlarını ve geleceğe dair hedeflerini samimi bir dille bizlerle paylaşıyor.



Sayın Bahri Kaya, öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz? İş hayatına nasıl başladınız, bugüne kadar hangi alanlarda faaliyet gösterdiniz?
İş hayatına genç yaşta, hizmet sektöründe başladım. Yaklaşık 30 yıldır bu alanda aktif olarak faaliyet gösteriyorum. Zaman içinde farklı konseptler ve işletmelerde edindiğim tecrübeleri kendi markamı oluşturmak için biriktirdim. Bugün geldiğimiz noktada hem işletmecilik hem de girişimcilik anlamında sektörün gelişimine katkı sağlamaktan mutluluk duyuyorum.

Food in Box’ı kurma fikri nasıl ortaya çıktı? İşletmenizin kuruluş ve başarı hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?
Food in Box’ı kurma fikri, insanların hızlı yaşam temposuna uygun ama kaliteli ve lezzetli yemek arayışından doğdu. Amacım sadece bir restoran değil; lezzet, kalite ve hizmetin birleştiği bir deneyim sunmaktı.
Misyonum, ilk günden itibaren müşteri memnuniyeti ve kaliteli hizmet anlayışıdır. Çalışma arkadaşlarımı da bu prensip doğrultusunda seçmem sayesinde bu başarıya ulaştık.



Gastronomi sektöründe girişimci olmak isteyenlere en önemli tavsiyeniz ne olur?
En önemli tavsiyem, bu işe yalnızca “kazanç” gözüyle değil, insanları mutlu etmeye odaklanarak yaklaşmaktır.
Gastronomi; emek, sabır, disiplin ve yenilikçi düşünce gerektiren bir alandır. Bu unsurlar olmadan başarının kalıcı olması mümkün değildir. Ayrıca sürekli öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık olmak, iş hayatında sürdürülebilir başarının en temel şartıdır.

Son yıllarda sağlıklı beslenme trendi giderek yükselişte. Siz bu konuda nasıl bir yol izliyorsunuz?
Günümüzde sağlıklı beslenme artık bir tercihten çok bir yaşam biçimi haline geldi. Bu nedenle Food in Box olarak biz de menülerimizde dengeli beslenmeye önem veriyoruz. Ürünlerimizin taze, doğal ve mümkün olduğunca katkısız olmasına dikkat ediyoruz. Ayrıca vegan ve glütensiz alternatifler gibi seçenekleri sunarak her kesime hitap etmek ve akla gelen ilk tercih olmaya çalışıyoruz.

Pandemi sonrası tüketici alışkanlıklarında gözlemlediğiniz en büyük değişim ne oldu?
Pandemi, insanların dışarıda yemek yeme alışkanlıklarını ciddi şekilde değiştirdi. Hijyen, güven ve hız artık en önemli kriterler. Biz de bu dönemde paket servis ve dijital sipariş altyapımızı güçlendirdik. Müşteriyle güven temelli bir ilişki kurmak önceliğimiz oldu.

Sürdürülebilirlik, gıda israfının önlenmesi ve çevre dostu ambalaj gibi konular sektörün gündeminde. Siz bu alanlarda nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?
Sürdürülebilirlik artık sadece bir trend değil, bir sorumluluk. Bu bilinçle gıda israfını en aza indirmeye, çevre dostu ambalajlar kullanmaya özen gösteriyoruz. Ayrıca yerel üreticilerle çalışarak hem çevreye hem de ekonomiye katkı sağlamayı amaçlıyoruz.

Yerli üreticilerle iş birliği ve tedarik zincirinde yerel kaynakları kullanma konusunda işletmenizin yaklaşımı nedir?
Yerel üreticiler bizim için çok kıymetli. Hem taze ürün temini açısından hem de bölgesel ekonomiyi desteklemek adına yerli kaynaklarla çalışıyoruz. Antalya ve çevresi bu konuda oldukça zengin bir bölge; bu potansiyeli değerlendirmeye özen gösteriyoruz.

Antalya, gastronomi ve turizm açısından çok önemli bir şehir. Sizce Antalya’nın gastronomi potansiyeli yeterince değerlendiriliyor mu?
Antalya, sadece turizmde değil, gastronomide de dünyanın sayılı şehirlerinden biri olabilir. Ancak bu potansiyel henüz tam olarak değerlendirilmiyor. Yerel mutfağın, uluslararası standartlarla buluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda tüm işletmecilerin ortak bir vizyonla hareket etmesi önemli.

İş dünyasında başarıyı neye bağlıyorsunuz?
Başarı bence istikrara, özveriye ve doğru insanlarla çalışmaya bağlı. Her zaman söylediğim gibi, iş sadece sizle değil, ekibinizle büyür. Başarı, bir ekip ruhu işidir.

Bir iş insanı olarak en büyük motivasyon kaynağınız nedir?
En büyük motivasyonum, emek verdiğim bir işin insanlara dokunması. İşyerinden mutlu ayrılan bir misafirimizin memnuniyetini görmek, duymak günün tüm yorgunluğunu unutturuyor. Ayrıca ekibimin gelişimini görmek de beni motive eden en güçlü unsurlardan biri.

Girişimcilikte sizi en çok zorlayan konu ne oldu ve bu zorluğun üstesinden nasıl geldiniz?
En büyük zorluk, değişime ayak uydurmak oldu diyebilirim. Sektör çok hızlı dönüşüyor. Ancak bu değişimi tehdit olarak değil, fırsat olarak gördüğünüzde işler kolaylaşıyor. Sürekli yenilenmek, sürdürülebilir başarının anahtarı.

Genç girişimcilere özellikle bu dönemde hangi alanlara yönelmelerini önerirsiniz?
Gençlere en büyük tavsiyem, sabırlı olmaları. Başarı bir anda gelmiyor. Araştırarak doğru zamanda doğru adımı atmak ve her zaman öğrenmeye açık olmak çok önemli. Ayrıca hangi işi yaparlarsa yapsınlar, öncelikle o işi “sevmeleri” gerekiyor.

Önümüzdeki dönemde iş hayatınızla ilgili yeni projeleriniz var mı?
Önümüzdeki dönemde Food in Box markasını farklı şehirlerde de konumlandırmayı planlıyoruz. Ayrıca dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odaklı yeni projeler üzerinde çalışıyoruz. Hedefimiz, markamızı ulusal ölçekte bilinir bir seviyeye taşımak.


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/bahri-kaya-nin-girisimcilik-yolculugu-113.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/bahri-kaya-nin-girisimcilik-yolculugu-113.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/bahri-kaya-nin-girisimcilik-yolculugu-113-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/bahri-kaya-nin-girisimcilik-yolculugu-113.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bahri-kaya-nin-girisimcilik-yolculugu/37517/</link>
			<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 19:30:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gürbüz Yumakoğulları "Doğallığı bilimin ışığında geleceğe taşıyoruz"]]></title>
			<description><![CDATA[Yumakoğulları Doğal Bitki ve Baharat Ürünleri’nin ikinci nesil temsilcisi Gürbüz Yumakoğulları, babasından devraldığı köklü mirası modern bilimle birleştirerek sürdürüyor. Bitkisel ürünler alanında Türkiye’nin önde gelen girişimcilerinden biri olan Yumakoğulları, hem geleneksel tıbbın gücüne hem de bilimin rehberliğine inanan bir anlayışla çalışmalarını yürütüyor. İşte Gürbüz Yumakoğulları’nın başarı hikâyesi, sektöre dair değerlendirmeleri ve genç girişimcilere tavsiyeleri…


]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportaj: Dilek Bozkurt Özgenç

Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Gürbüz Yumakoğulları kimdir, kariyer yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Ben Gürbüz Yumakoğulları, Yumakoğulları Doğal Bitki ve Baharat Ürünleri’nin ikinci nesil temsilcisiyim. Firmamız, babam tarafından kuruldu ve ben de bu köklü mirası daha ileriye taşımak amacıyla işin içinde büyüdüm. Çocukluk yıllarımdan itibaren bitkisel ürünler ve doğal tedavi yöntemleriyle iç içe bir ortamda yetiştim. Zamanla bu sektöre dair bilgi birikimimi artırarak, firmamızın gelişiminde aktif rol almaya başladım. Geleneksel bilgi ile modern üretim süreçlerini birleştiren bir anlayışla, Yumakoğulları’nın geleceğini şekillendirmek için çalışıyorum.



Yumakoğulları olarak bitkisel ürünler alanında nasıl bir hizmet sunuyorsunuz?

Yumakoğulları olarak, doğal bitkisel ürünler konusunda geniş bir yelpazede hizmet sunuyoruz. Ürünlerimiz, geleneksel bilgiyle harmanlanmış, bilimsel araştırmalarla desteklenmiş ve modern üretim teknikleriyle hazırlanmıştır. Ana ürün gruplarımız arasında bitkisel macunlar, çaylar, baharatlar, bitkisel yağlar ve kuru dal çayları yer alıyor. Hedefimiz, geleneksel tıbbın sunduğu bilgileri modern kalite standartlarıyla birleştirerek, insan sağlığına katkıda bulunmaktır.

 

Medikal ve sağlık sektöründe bitkisel çözümlerin önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bitkisel çözümler, modern tıbbın yanında tamamlayıcı bir unsur olarak büyük önem taşımaktadır. Binlerce yıldır kullanılan bitkisel tedaviler; bağışıklık sistemini güçlendirmekten sindirimi düzenlemeye, stres yönetiminden enerji desteğine kadar birçok alanda fayda sağlayabilir. Ancak, bitkisel çözümlerin bilinçli bir şekilde kullanılması ve bilimsel temellere dayanması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle üretim sürecimizde bilimsel araştırmalara ve kalite standartlarına büyük önem veriyoruz.

Geleneksel tıpla modern tıbbı birleştiren ürünleriniz var mı?

Evet. Firmamız geleneksel tıbbi bilgileri modern bilimle birleştiren bir anlayışla üretim yapmaktadır. Örneğin, bitkisel macunlarımız geleneksel reçetelere dayanırken, formüllerimizin etkinliği modern laboratuvar analizleriyle desteklenmektedir. Ürünlerimizi geliştirirken hem geleneksel kullanım geçmişini hem de bilimsel araştırmaları dikkate alıyoruz.



Bitkisel ürünler konusunda toplumda yanlış bilinen doğrular var mı?

Evet, sıkça karşılaştığımız bazı yanlış inanışlar var:
• “Bitkisel ürünler tamamen zararsızdır.” → Doğal olması, her bitkinin herkes için güvenli olduğu anlamına gelmez.
• “Her bitkisel ürün ilaç kadar etkilidir.” → Bitkisel ürünler tedavi değil, destekleyici niteliktedir.
• “Bitkisel ürünler anında etki gösterir.” → Bitkisel çözümler düzenli kullanımda etki gösterir.

Bu yanlış inanışları ortadan kaldırmak için tüketicilerimizi sürekli bilgilendirmeye önem veriyoruz.

Ürünlerinizin bilimsel olarak etkinliğini nasıl test ediyorsunuz?

Ürünlerimizin güvenilirliğini ve etkinliğini sağlamak için; ham madde analizlerinden mikrobiyolojik testlere, bilimsel araştırmalardan müşteri geri bildirimlerine kadar çok yönlü bir süreç izliyoruz. Tüm bu aşamalar, ürünlerimizin hem güvenli hem de etkili olmasını sağlıyor.

Türkiye’de bitkisel sağlık ürünleri sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye, zengin bitki örtüsü ve geleneksel bilgi birikimiyle bu alanda büyük bir potansiyele sahip. Doğal ürünlere olan talep her geçen gün artıyor. Ancak sektörde daha sıkı denetimler ve bilimsel araştırmaların artması gerektiğini düşünüyorum. Gelecekte Türkiye’nin uluslararası pazarda daha güçlü bir konuma geleceğine inanıyorum.

Bu sektöre giriş yapmaya nasıl karar verdiniz?

Babamın kurduğu ve yıllarca emek verdiği bu işin içinde büyüdüm. Küçüklüğümden beri bitkisel ürünlerin hazırlanışını, etkilerini ve kullanım alanlarını gözlemledim. Geleneksel bilgiye olan ilgim ve bu alandaki boşluğu görmem, aile işini devralma sorumluluğunu bana verdi. Doğal ve sağlıklı yaşama yönelik artan ilgiyi de göz önünde bulundurarak, bu sektörde yenilikçi ve güvenilir ürünler sunma hedefiyle ilerlemeye karar verdim.

Bitkisel sağlık alanında girişimci olmak isteyenlere neler önerirsiniz?

• Sektörü ve ürünleri iyi araştırın.
• Geleneksel bilgiyle modern bilimi birleştirin.
• Yasal süreçlere ve sertifikalara dikkat edin.
• Müşteri güveni kazanmak için şeffaf olun.
• Sürekli öğrenmeye ve gelişmeye açık olun.

İşletmenizi yönetirken karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu?

Sektördeki bilgi kirliliği, hammadde tedariği ve dijital dönüşüm süreci en önemli zorluklarımız arasında yer alıyor. Ancak kalite odaklı üretim anlayışıyla bu zorlukları aşarak sektörde güvenilir bir marka konumuna ulaştık.

Yumakoğulları’nın geleceğe dair hedefleri neler?

Önümüzdeki dönemde bitkisel kozmetik ve organik gıda alanlarına yönelerek ürün çeşitliliğimizi artırmayı hedefliyoruz. Amacımız, bitkisel sağlık sektöründe öncü bir marka olarak doğallığı bilimin ışığında geleceğe taşımak.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/gurbuz-yumakogullari-dogalligi-bilimin-isiginda-gelecege-tasiyoruz-6155.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/gurbuz-yumakogullari-dogalligi-bilimin-isiginda-gelecege-tasiyoruz-6155.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/gurbuz-yumakogullari-dogalligi-bilimin-isiginda-gelecege-tasiyoruz-6155-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/gurbuz-yumakogullari-dogalligi-bilimin-isiginda-gelecege-tasiyoruz-6155.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/gurbuz-yumakogullari-dogalligi-bilimin-isiginda-gelecege-tasiyoruz/37429/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 08:58:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Borç Batağından Online Pazara]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Semt Pazarcılar Odası Başkanı Metin Bucak, 28 yıllık eski yönetimin ardından devraldığı borç yüküne rağmen, esnafın sorunlarını çözmek ve pazarcılığı modern çağa uyarlamak için önemli adımlar attıklarını söylüyor. Bucak, Online alışveriş projesinden yeni pazar yerlerine kadar birçok yeniliği hayata geçirmeye hazırlanıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[10 Ocak 2022’de göreve gelen Antalya Semt Pazarcılar Odası Başkanı Metin Bucak, devraldığı 2,5 milyon liralık borcu kapatarak işe başladığını anlattı. Şikayetler, davalar ve ekonomik krize rağmen hem esnafın yükünü hafifleten hem de pazar yerlerini modernleştiren çalışmalara imza atan Bucak, şimdi de pazarcı esnafını dijital dünyaya taşımaya hazırlanıyor. Bucak en büyük sorunun ise seyyar satıcılar olduğunu söylüyor. 

 




	 Sayın Bucak, öncelikle göreve geliş sürecinizden başlayalım. Antalya Semt Pazarcılar Odası Başkanlığı’na nasıl geldiniz?
	10 Ocak 2022’de yapılan seçimde, 28 yıllık mevcut yönetimin karşısına aday olarak çıktım. Esnafımızın takdiriyle göreve geldim. Göreve geldiğimizde çok zor bir tablo ile karşılaştık. Odamızın ciddi borç yükü vardı, pazar yerlerinde sorunlar birikmişti. Üstelik bazı pazar alanları spor kompleksi veya park alanı olarak planlanmış, esnafımız mağdur olmuştu.


 


	 Peki bu sorunları aşmak için neler yaptınız?
	Öncelikle belediyelerle güçlü bir iletişim kurduk. Hem Büyükşehir, hem de ilçe belediye başkanlarımız bize tam destek verdiler. Kepez’de Mesut Başkan’ın katkısıyla, 25 yıldır tahsisleri yapılmayan pazar yerlerinin tahsisini gerçekleştirdik. Açılacak yeni pazarlarımız da hazırdı ama maalesef sürekli şikayetler ve davalar nedeniyle gecikmeler yaşandı.


 

 Bahsettiğiniz şikayetler ve davalar biraz açar mısınız?
Açık konuşmak gerekirse, eski yönetimde 28 yıl görev yapan bazı kişiler, odadan “huzur hakkı alacağımız var” diyerek icra başlattılar. Hatta muhasebeci, 5 yıl boyunca ücretini alamadığını iddia ederek dava açtı. Oysa 5 yıl boyunca ücret almayan bir muhasebecinin görevine devam etmesi normal değil. Bu davaların bir kısmını kaybettik. Göreve geldiğimde odamızın yaklaşık 2,5 milyon lira borcu vardı. Bu borcu ödedik. Ama eski yönetimden gelen huzur hakkı davaları nedeniyle şu an yine 1,5–2 milyon lira civarında borçla uğraşıyoruz. Biz ise 3,5 yıldır görevde olmamıza rağmen ne ben ne de yönetim kurulu arkadaşlarım tek kuruş huzur hakkı almadık. Amacımız, odayı toparlayıp iyi bir noktaya getirmekti.




	 Odanın mülk durumu nedir?
	Ne yazık ki bu binanın sahibi bile biz değiliz. Muratpaşa Belediyesi’ne ait bir binada kiracı olarak bulunuyoruz. Eski başkan, odanın iki mülkünü Kredi Kefalet Kooperatifi’ne satmış. Yani odaya ait taşınmaz kalmamış. Bu da bizim elimizi zayıflatan bir durum.


 


	 Pazar yerleriyle ilgili somut çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
	Elbette. Örneğin Güneş Pazarı, spor kompleksi alanı ilan edilerek kaldırılmıştı. Biz, Kepez Belediye Başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkanımızın desteğiyle burayı tekrar pazar yerine dönüştürdük. Antalya’nın en bilinen pazarlarından biri olan, halk arasında “sosyete pazarı” olarak bilinen Şirinyalı Pazarı’nda da yıllardır süren yer sorunu vardı. Açılan davalar nedeniyle pazar ara sokaklara taşınmıştı. Biz burada da yeni bir yer tahsis ettik. Beş bin metrekarelik bu alanın düzenlemesini yaptık ve esnaftan tek kuruş talep etmedik. İsteyen kapalı pazar alanı olacak, isteyen açık olarak devam edecek.





	 Esnafın en büyük sorunları neler?
	En büyük problem seyyar satıcılar. Pazar yerlerinin etrafını saran seyyarlar hem esnafın işini etkiliyor hem de denetim zorluğu yaratıyor. Muratpaşa ve Kepez’de pazar sayısı fazla olduğu için zabıta ekipleri de yetersiz kalıyor. Bunun dışında ekonomik kriz hepimizi zorluyor. Göreve geldiğimde mazot 4 liraydı, şimdi 45 lira. Bir pazar yeri yapmanın maliyeti 150–200 bin liraya çıktı. Esnafın cirosu yüzde 200–300 oranında düşmüş durumda. Bir diğer problem ise üç harfli market zincirleri. Onlar pazar esnafı için ciddi rekabet unsuru.


 


	 Bu sorunlara karşı projeleriniz var mı?
	Evet, üzerinde çalıştığımız önemli bir proje var: Pazardan online alışveriş. “Getir” veya “Yemeksepeti” mantığında çalışacak. Vatandaş telefonla sipariş verecek, motor kuryeler pazardan taze ürünleri alıp adrese teslim edecek. Bu sayede hem esnafımızın satışı artacak hem de vatandaş pazardaki taze ürüne evinden ulaşabilecek. Fiyatlarımız zaten zincir marketlere göre yüzde 66–70 oranında daha uygun. Böyle bir sistem kurulursa esnaf nefes alır.





	 Pazarların hijyen durumu hakkında neler söylersiniz?
	4.600 üyemiz var, bunların yaklaşık 800’ü kadın. Kadın esnafımız her geçen gün artıyor. Pazarlarımızda ürünler günlük olduğu için hijyen sorunu yok. Peynir tezgahlarımız soğuk hava depolu araçlarda taşınıyor. Elektrik olmayan yerlerde jenaratör kullanılıyor. Tarım Bakanlığı denetimlerinde bugüne kadar hiçbir ceza almadık. Bu bizim için gurur verici.


 


	 Son olarak, 3,5 yıllık başkanlık sürecinizi nasıl özetlersiniz?
	Çok mücadele ettik. Göreve geldiğimizden beri arka arkaya şikayetler ve davalarla uğraştık. Ama borçları kapattık, yeni pazar yerleri kazandırdık, esnafımızın yükünü hafiflettik. En büyük hedefimiz, pazarcı esnafını geleceğe taşıyacak projeleri hayata geçirmek. Bu uğurda hem belediyelerle hem de esnafımızla el ele çalışmaya devam edeceğiz.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/08/borc-batagindan-online-pazara-8979.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/08/borc-batagindan-online-pazara-8979.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/08/borc-batagindan-online-pazara-8979-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/08/borc-batagindan-online-pazara-8979.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/borc-batagindan-online-pazara/36713/</link>
			<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 22:16:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dinamik OSGB Sahibi Nezaket Kaya ''Risk Yok Dinamik Var'']]></title>
			<description><![CDATA[İnşaatlardan sanayiye, madenlerden lojistiğe kadar birçok tehlikeli sektörde görev yapan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı ve Dinamik OSGB sahibi Nezaket Kaya, sadece mevzuatla değil, insan hayatına duyduğu sorumlulukla hareket ediyor. Kadın girişimciliğin, sahadaki deneyimin ve kurumsal vizyonun iç içe geçtiği bu yolculukta iş güvenliğinin gerçek anlamını konuştuk.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sahada geçirilen her dakika, yapılan her risk analizi ve verilen her eğitim bir hayatı değiştirebilir… Bu bilinçle yıllardır çok tehlikeli sınıfta görev yapan Nezaket Kaya, iş güvenliğine sadece mesleki değil, vicdani bir bakış açısıyla yaklaşıyor. İşte deneyimle şekillenen, sorumlulukla büyüyen bir başarı hikâyesi…



Nezaket Hanım, sizi kısaca tanıyabilir miyiz?  İş güvenliği alanına nasıl adım attınız?

Ben Nezaket KAYA. A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanıyım, Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanıyım. Lisansımı Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi- Yüksek lisansımı Marmara üniversitesinde  tamamladım. Aynı zamanda bir OSGB firmasının sahibiyim.

İş hayatımda insanların güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışmasının ne kadar önemli olduğunu çok erken fark ettim. İnşaat, Sanayi, Madencilik ,tarım, Lojistik  alanında yaşanan bazı iş kazalarıyla karşılaştıktan sonra bu alanda bir şeyleri değiştirmek için adım atmaya karar verdim. Gerekli eğitimleri alarak uzmanlığımı tamamladım ve artık firmalara özel iş sağlığı hizmetleri sunuyorum.

Amacım; çalışanların güvenliğini sağlamakla kalmayıp, işverenlerin de daha verimli ve sürdürülebilir bir çalışma ortamı kurmalarına destek olmaktır. Bu doğrultuda, firmalara yalnızca mevzuata uyum sağlatmakla kalmıyor, aynı zamanda kalite ve yönetim sistemleri konusunda da danışmanlık sunuyoruz.

Özellikle ISO 45001:2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi’nin kurulması ve uygulanmasında aktif rol alıyoruz. Bu sistem sayesinde iş yerleri sadece yasal yükümlülüklerini yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda kurumsal bir güvenlik kültürü oluşturuyorlar.

İş güvenliği alanında faaliyet gösteren bir firma sahibi olarak bugüne kadar kat ettiğiniz yolu nasıl özetlersiniz?

İş güvenliği, sadece kurallar ve mevzuatlarla sınırlı bir alan değil; aynı zamanda sahadaki yaşamı, insan sağlığını ve iş sürekliliğini doğrudan etkileyen bir sorumluluk alanıdır. Bu bilinçle çıktığım yolda, kurumsal bir bakış açısıyla hareket ederek hem kendi uzmanlık alanımı derinleştirdim hem de güçlü bir ekip ve sistem altyapısı kurarak hizmet ağımızı genişlettik.

Bugüne kadar birçok farklı sektörde — inşaattan üretime, gıdadan hizmet sektörüne kadar — sayısız işletmeyle çalıştık. Her biri kendi içinde farklı riskler barındırıyordu ve biz bu riskleri sadece tespit etmekle kalmadık; aynı zamanda önleyici çözümlerle sahaya değer kattık.

En büyük kazanımımız ise, firmalara sadece yasal bir zorunluluğu yerine getirme anlayışıyla değil, iş güvenliğini bir kurum kültürü haline getirme vizyonuyla yaklaşmak oldu. Bu yaklaşım sayesinde, sadece iş kazalarını azaltmakla kalmadık, aynı zamanda işverenlerin verimliliğini ve çalışan memnuniyetini de artırmalarına destek olduk.

Bugün geldiğimiz noktada, ISO 45001:2018 gibi entegre yönetim sistemleriyle daha profesyonel ve sürdürülebilir çözümler sunuyor; sahada, denetimde ve eğitimde örnek alınan bir yapı olma hedefimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.

“Çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde görev yapan bir iş güvenliği uzmanı olmak ne anlama geliyor? Bu alanda uzmanlaşmanın getirdiği en büyük sorumluluklar nelerdir?”

Çok tehlikeli sınıftaki iş yerleri; madenler, inşaatlar, ağır sanayi tesisleri, kimya üretim tesisleri gibi yüksek risk içeren alanları kapsar. Bu tür iş yerlerinde görev yapan bir iş güvenliği uzmanı olmak, sadece mevzuata hâkim olmayı değil, aynı zamanda ciddi bir saha deneyimi, hızlı karar verme becerisi ve sürekli güncel kalmayı da gerektirir.

Bu alanda uzmanlaşmak, insan hayatıyla doğrudan temas halinde olmayı kabul etmek demektir. Çünkü alınmayan her önlem, gözden kaçan her detay bir çalışanın sağlığını ya da hayatını riske atabilir. Bu yüzden çok tehlikeli sınıfta görev yapan bir uzmanın sorumluluğu, diğer sınıflara göre çok daha ağırdır.

Sahada yapılan her risk değerlendirmesi, verilen her eğitim, yapılan her denetim hayati öneme sahiptir. Ayrıca, sadece kaza olduktan sonra değil, kaza olmadan önce sistemi kurmak, davranışları değiştirmek ve önleyici kültürü oluşturmak gerekir.

Bizler için bu görev; mesleki bir yükümlülükten öte, bir vicdan meselesidir. Bu nedenle, çok tehlikeli sınıfta uzman olmak, hem teknik hem de etik anlamda büyük bir sorumluluk taşımak anlamına gelir.

Türkiye’de iş güvenliği kültürünün gelişimi hakkında neler düşünüyorsunuz? Firmalar iş güvenliği konusunda yeterince bilinçli mi?

Türkiye’de iş güvenliği kültürü, özellikle son 10-15 yılda ciddi bir dönüşüm geçirdi. Mevzuatlar gelişti, denetimler sıklaştı, işverenler artık bu konuda daha fazla sorumluluk taşıyor. Ancak, bu gelişimin yeterli olduğunu söylemek henüz mümkün değil. Çünkü kültür, sadece yasa ve yönetmelikle değil, benimsenmiş davranış biçimleriyle oluşur.

Bugün birçok firma yasal zorunluluklar nedeniyle iş güvenliği hizmeti alıyor. Ancak içselleştirme konusu hâlâ zayıf. Yani iş güvenliği, çoğu zaman bir "masraf kalemi" olarak görülüyor; oysa aslında verimlilik, motivasyon ve sürdürülebilirlik için temel bir yatırımdır.

İyi haber şu ki; bilinçli firma sayısı giderek artıyor. Özellikle kurumsallaşmış yapılar, artık iş güvenliğini marka değerlerinin bir parçası haline getiriyor. Eğitimlere daha çok önem veriyor, çalışanlarının güvenliğini işin doğal bir parçası olarak görüyorlar.

Bize düşen görev ise bu dönüşümü hızlandırmak. Sahada aktif olarak çalışan biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Kültürel değişim zaman alır ama mümkündür. Önemli olan, her seviyede “üst yönetimden mavi yakaya kadar “ bu bilinci oluşturacak doğru sistemi kurmak ve kararlılıkla uygulamaktır.



İş güvenliği konusunda çalışanların ve işverenlerin en sık yaptığı hatalar neler? Bunları önlemek için neler önerirsiniz?

İş güvenliği süreci iki taraflıdır: işveren ve çalışan. Ne yazık ki her iki tarafta da sıkça tekrar eden hatalar, sahadaki riskleri artırıyor.

İşverenlerin en sık yaptığı hatalar:

İş güvenliğini maliyet olarak görmek: Bazı işverenler, alınacak önlemleri “gider” olarak değerlendiriyor. Oysa bu yatırım, hem insan hayatını korur hem de işletmenin itibarını ve sürdürülebilirliğini güvence altına alır.

Sadece kağıt üzerinde sistem kurmak: Risk analizlerinin yapılmış olması yeterli değil; asıl önemli olan bunların sahada uygulanabilir ve güncel olmasıdır.

Eğitimleri formaliteye dönüştürmek: Eğitimler, çalışanı gerçekten bilinçlendirecek şekilde verilmelidir. Ezberletilen değil, anlaşılan bilgi işe yarar.

İSG uzmanını dinlememek veya süreçlere dahil etmemek: Uzmanın önerilerini sadece “rapor” olarak görmek, uygulamayı etkisiz hale getirir.

Çalışanların en sık yaptığı hatalar:

Kişisel koruyucu donanımı kullanmamak veya ihmal etmek: “5 dakikalık iş için baret takmaya ne gerek var?” anlayışı, en büyük kazaların nedenidir.

İşi aceleye getirmek: Üretim baskısı veya “işi erken bitireyim” düşüncesi, dikkatsizliğe ve kazalara yol açar.

Riskli davranışı normalleştirmek: Tehlikeli uygulamaların zamanla alışkanlığa dönüşmesi, risk algısını köreltir.

Eğitimleri ciddiye almamak: “Zaten biliyorum” anlayışı, en büyük yanılsamadır.

Peki bunları nasıl önleyebiliriz?

İş güvenliğini bir kültür haline getirmek gerekir. Bu da sürekli eğitim, örnek davranış ve kararlı yönetim anlayışıyla mümkündür.

İşveren; sürece liderlik etmeli, çalışan; sürecin parçası olmalıdır. Bu bir ekip işidir.

Tehlikeleri raporlayan değil, önceden tahmin eden bir sistem kurulmalıdır. Proaktif yaklaşım her zaman daha etkilidir.

İletişim açık olmalıdır. Çalışan kendini güvende hissetmeli ve endişelerini rahatlıkla paylaşabilmelidir.

İş güvenliği, sadece kurallar zinciri değil; insana verilen değerin somut halidir. Hata yapmadan önce öğrenmek ve uygulamak, en büyük kazancı sağlar.

Kadın girişimci olarak iş dünyasında var olmak size neler kattı?

Kadın olarak özellikle teknik ve saha temelli bir sektörde girişimci olmak; çoğu zaman iki kat çalışmayı, iki kat sabrı ve kararlılığı gerektiriyor. Ancak bu süreç bana hem kişisel hem de profesyonel anlamda çok şey kattı. Öncelikle, kendi sınırlarımı keşfetmeyi, kriz anlarında soğukkanlı kalmayı ve çözüm odaklı düşünmeyi öğrendim.

İş güvenliği gibi çoğunlukla erkek egemen bir alanda var olmak, başta bazı önyargılarla karşılaşmama neden oldu. Ancak bilgiye, sahadaki deneyime ve tutarlı duruşa olan güven, bu önyargıları zamanla kırdı. Bugün hem işverenler hem de çalışanlar tarafından dinlenen, fikirlerine değer verilen bir uzman ve yönetici pozisyonunda olmak, bu yolda gösterdiğim emeğin karşılığıdır.

Kadın girişimci olmak, bana daha farklı bir bakış açısı da kazandırdı: Detaycılık, empati, düzen ve insan odaklılık… Bunlar, iş güvenliği gibi insan hayatını doğrudan ilgilendiren bir alanda fark yaratan özellikler.

Ayrıca bir kadın olarak sahada olmak, diğer kadınlara da ilham veriyor. “Bu alanda ben de var olabilirim” dedirten her geri bildirim, beni daha da motive ediyor. Çünkü biliyorum ki, güçlü kadınlar yetiştikçe iş dünyasında da güven, üretkenlik ve değer artacak.



Erkek egemen olduğu düşünülen sektörlerde kadın olarak karşılaştığınız zorluklar ve fırsatlar nelerdir?,

İş güvenliği ve inşaat gibi sahaya dayalı sektörler, uzun yıllar boyunca erkek egemen yapılar olarak şekillendi. Bu ortamda kadın bir girişimci ve uzman olarak varlık göstermek başta kolay olmadı. Zorlukların başında, cinsiyete dayalı önyargılar, otoritemin sorgulanması ve kimi zaman "teorik bilgiye sahip ama sahada zayıf kalır" şeklindeki algılar yer alıyordu.

Ancak bu zorlukları pes etmeden, bilgi birikimimi ve sahadaki kararlılığımı göstererek aştım. Sahada var olmak, baret takmak, denetime gitmek, riski yerinde analiz etmek... Bunların hepsi zamanla çevremdeki insanların bakış açısını değiştirdi. Çünkü işin cinsiyeti olmadığını, liyakatle ve disiplinle her alanda var olunabileceğini gösterme fırsatı buldum.

Kadın olarak detaylara verdiğimiz önem, iletişim gücümüz ve empati yeteneğimiz aslında bu sektörde büyük bir avantaj. Krizleri sadece teknik yönüyle değil, insan boyutuyla da yönetebilmek; çalışanlara hem güven vermek hem de çözüm üretmek noktasında kadınların önemli katkıları olduğunu düşünüyorum.

Bugün geldiğim noktada, sadece sahada değil; yönetim masasında, eğitim salonlarında ve stratejik karar süreçlerinde aktif olarak yer alabiliyorum. Üstelik bu yolculuğum, başka kadınlara da ilham kaynağı olabiliyorsa, bu benim için en büyük kazanım.

Zorluklar vardı, var ama fırsatlar da bir o kadar güçlüydü. Önemli olan; kendini geri çekmek yerine sesini duyurmak, sabırla, azimle ve bilgiyle ilerlemektir.

Kadınların iş hayatındaki yeri ve önemi hakkında düşünceleriniz neler? Sizce kadınlar iş dünyasında nasıl daha fazla desteklenebilir?

Kadınlar iş hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Üretimden yönetime, sahadan stratejiye kadar her alanda kadınların varlığı hem çeşitliliği hem de kaliteyi artırır. Kadının iş dünyasındaki yeri; sadece sayısal bir temsil meselesi değil, aynı zamanda bakış açısı, çözüm üretme tarzı ve insan odaklı liderlik anlayışıyla ciddi bir değerdir.

Ben, kadınların iş hayatında daha görünür oldukça sadece şirketlerin değil toplumun da dönüşeceğine inanıyorum. Kadın; sorun çözer, empati kurar, çoklu görevleri dengeli yürütür ve duygusal zekâsıyla ekipleri bir arada tutar. Bu özellikler, özellikle insan sağlığı, güvenlik ve kalite gibi konularda fark yaratıyor.

Ancak elbette kadınların iş dünyasında daha fazla yer alabilmesi için desteklenmeleri gerekiyor. Bunun için:

Eğitime ve mesleki gelişime erişimlerinin artırılması

Kadınların teknik alanlarda da varlık göstermesi için mesleki eğitimlerin ulaşılabilir ve teşvik edici olması çok önemli.

Rol modellerin çoğaltılması

Kadın yöneticiler, uzmanlar ve girişimciler daha çok görünür olmalı. Bu, başka kadınlar için cesaret kaynağı olur.

Çalışma hayatında esneklik ve destekleyici uygulamalar

Kariyer ve aile hayatını birlikte yürütebilmek için kreş, esnek çalışma, uzaktan erişim gibi politikaların yaygınlaşması gerekiyor.

Cinsiyet eşitliği konusunda kurumsal farkındalık

Firmalar sadece kota değil, kapsayıcı kültürler oluşturarak kadınların fikirlerini, liderliklerini daha çok desteklemeli.

Kısacası, kadınların güçlü olduğu bir iş dünyası daha adil, daha üretken ve daha sürdürülebilir olur. Ben kendi sektörümde bunun örneklerinden biri olmaktan gurur duyuyorum.

Firmanızın kısa ve uzun vadede hedefleri neler?

Kısa vadede hedefimiz; hizmet kalitemizi daha da artırarak, hizmet verdiğimiz firmalara sadece yasal zorunlulukları yerine getiren bir yapı değil, çözüm ortağı olan bir sistem sunmak. Saha denetimlerinde, eğitimlerde ve risk analizlerinde daha proaktif, daha hızlı ve daha etkili çözümlerle fark yaratmak istiyoruz. Ayrıca sektörlere özel eğitim modülleri geliştirerek iş güvenliğini daha anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmeyi öncelikli görüyoruz.

Uzun vadede ise vizyonumuz çok daha kapsamlı. İş güvenliği kültürünü yalnızca iş yerlerinde değil, toplum genelinde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Bu amaçla, dijital çözümlerden faydalanarak interaktif eğitim platformları, mobil takip sistemleri ve sektörel risk analiz yazılımları gibi teknolojik yatırımlar planlıyoruz.

Ayrıca kadın istihdamına öncelik veren, genç uzmanları sahaya kazandıran ve sektörde kalite standartlarını yükselten örnek bir OSGB yapısı oluşturmak da temel hedeflerimiz arasında. ISO 45001 başta olmak üzere entegre yönetim sistemlerini firmaların günlük işleyişine entegre etmek, uzun vadede sürdürülebilir ve güvenli çalışma kültürünün anahtarıdır.

Kısacası; sadece bugün değil, geleceğin güvenli iş dünyasını da inşa etmek istiyoruz.



 İş güvenliği kültürünün gelişmesi için kamu, özel sektör ve STK’lar nasıl iş birliği yapabilir?

İş güvenliği, sadece işverenin ya da çalışanın değil; toplumun, kamunun ve tüm paydaşların ortak sorumluluğudur. Bu kültürün gelişebilmesi için çok paydaşlı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Çünkü güvenlik, bireysel değil; kolektif bir bilinçle güçlenir.

Kamu

Devletin rolü sadece yasa çıkarmakla sınırlı olmamalı. Denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, rehberlik odaklı uygulamalar artırılmalı. Ayrıca iş güvenliği konusundaki farkındalık; okullarda, meslek liselerinde ve kamu spotlarında daha görünür hale getirilmeli.

Özel sektör

Firmalar iş güvenliğini yalnızca yasal bir zorunluluk olarak değil, kurum kültürünün temel bir parçası olarak ele almalı. Aralarında iyi uygulama örneklerini paylaşmalı, sektörel iş birlikleriyle eğitim ve teknolojik yatırımlar gerçekleştirmelidir.

Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar)

STK’lar hem kamuoyunu bilinçlendirmede hem de bağımsız denetim, eğitim ve raporlama konularında çok kritik bir rol oynar. Mesleki dayanışma, etik standartların yaygınlaştırılması ve çalışan hakları gibi alanlarda aktif olmaları, güvenlik kültürünü derinleştirir.

Ortak platformlar ve sürdürülebilir projeler

Bu üç yapı bir araya gelerek sektörel çalıştaylar, ortak eğitim kampanyaları ve dijital farkındalık projeleri geliştirebilir. İş güvenliği bilincinin yaygınlaşması için yalnızca ceza değil, teşvik mekanizmaları da devreye alınmalıdır.

Sonuç olarak, iş güvenliği kültürünü geliştirmek; mevzuatla değil, davranış değişimiyle mümkündür. Bu değişim ise ancak kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte çalışmasıyla sürdürülebilir hale gelir.

Bu yoğun temponun arasında motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?

Açıkçası iş güvenliği gibi insan hayatıyla birebir ilgili bir alanda çalışmak, zaten başlı başına güçlü bir motivasyon kaynağı. Çünkü yaptığınız her iş, alınan her önlem, verilen her eğitim; belki de bir kazayı önlüyor, bir hayatı değiştiriyor. Bu bilinç, her sabah yeni bir enerjiyle güne başlamamı sağlıyor.

Elbette zaman zaman yoğunluk, stres ve sahadaki zorluklar yorucu olabiliyor. Ancak motivasyonumu kaybetmemek için kendime hatırlattığım bir şey var: Bu meslek sadece bir görev değil, aynı zamanda bir vicdan işi. Bir çalışanın eve sağ salim dönebilmesinde pay sahibi olmak, tarif edilemez bir tatmin duygusu veriyor.

Ayrıca güçlü bir ekip ile çalışmak, öğrenmeye ve gelişmeye açık olmak, zaman zaman mola verip büyük resme odaklanmak da motivasyonumu taze tutan unsurlar arasında.

Ve elbette, işimi tutkuyla yapıyorum. Bu tutkuyu taşıyorsanız, zorluklar sadece yolda sizi büyüten öğretmenler haline geliyor.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/dinamik-osgb-sahibi-nezaket-kaya-risk-yok-dinamik-var-8247.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/dinamik-osgb-sahibi-nezaket-kaya-risk-yok-dinamik-var-8247.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/dinamik-osgb-sahibi-nezaket-kaya-risk-yok-dinamik-var-8247-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/dinamik-osgb-sahibi-nezaket-kaya-risk-yok-dinamik-var-8247.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dinamik-osgb-sahibi-nezaket-kaya-risk-yok-dinamik-var/36487/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 09:17:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yapı Sektörünün Kalbinde Güçlü Bir Ses: ANTSİAD]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Yapı Malzemeleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANTSİAD), sektöre yalnızca malzeme değil vizyon da üretiyor. Başkan İlhan Kurtar ile; derneğin dönüşüm sürecinden sosyal sorumluluk projelerine, sektörel gelişmelerden geleceğe dair yol haritasına uzanan ilham verici bir söyleşi gerçekleştirdik.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Yapı malzemeleri sektöründe yıllara dayanan bir birikim, üretimde süreklilik ve vizyonda yenilik… Delta Yapı’nın kurucusu ve ANTSİAD Başkanı İlhan Kurtar, yalnızca başarılı bir iş insanı değil, aynı zamanda sektörün geleceğine yön verme iddiası taşıyan güçlü bir lider. 1990’lı yıllarda başlayan iş serüveni, bugün sadece kendi şirketine değil, bir sektöre dinamizm katacak dernek yapılanmasına da rehberlik ediyor. Antimder’den ANTSİAD’a geçiş sürecini, sektörün güncel ihtiyaçlarını ve Antalya’nın potansiyelini tüm içtenliğiyle aktaran İlhan Kurtar ile gerçekleştirdiğimiz bu röportaj; sadece bir dernek başkanının değil, aynı zamanda sektörün sesi olma sorumluluğunu taşıyan bir vizyonerin hikâyesini barındırıyor.



Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım isteriz. İlhan Kurtar kimdir? İş dünyasındaki yolculuğunuz ve ANTSİAD ile yollarınız nasıl kesişti? Derneğin misyonu ve vizyonunu kendi bakış açınızla nasıl tanımlarsınız?

Adana doğumluyum, Lise ve Üniversitede Makine Tasarımı ve Konstrüksiyon alanında eğitim aldım. Staj dönemimin ardından 1994 -1997 Yıllarında Turizm gayrimenkulleri ile ilgili Bir Organizasyonda yer aldım. 1996 Yılında Bodrum Dedeman Tatil Köyü Satış organizasyonu için geldiğim Antalya’ya yerleştim. O yıllarda Antalya’da Makine imalat ve sanayii sektörünün istihdam açısından yeterli olmaması nedeniyle, Bir Mutfak Banyo Mobilyası firmasında Tasarım ve Satış Sorumlusu olarak işe başladım. Mutfak ve Banyo mobilyası, ıslak alan, daire, iş yeri ve benzeri anahtar teslim projelerde kendimi geliştirme fırsatım oldu. 1999 Yılında Birkaç ortakla Delta Mutfak Banyo Center ismiyle şirket kurduk. Süreç içerisinde sektörel gelişmeleri takip ederek Delta WB markasıyla Küvet, Duş teknesi, hidromasajlı küvetler, duş kabinler üretmeye başladık. Delta Yapı 26.Yılını kutlamakta, kesintisiz aynı marka ve isimde üretmeye ve istihdam yaratmaya devam ediyor. Firmamız DuPont Corian, DuPont Montelli markalarının Türkiye ve KKTC. Distribütörlerinden biri. 2025 Yılı itibarı ile İspanyol Argenta Group markası Zenon Solid Surface Türkiye’deki tek Yetkili Distribütörü, Azerbaycan, Gürcistan, Özbekistan, Kazakistan gibi ülkelerde satış organizasyonunu üstleniyor. 

ANTSİAD’a  2004 Yılında davet edilerek üye oldum, o günkü adıyla ANTİMDER’ in 2004 Yılından itibaren kesintisiz tüm toplantı ve etkinliklerde yer aldım. ANTSİAD Bir sektör derneği, Yapı malzemeleri sektöründe, kalite ve inovasyonun öncüsü olarak, sürdürülebilir ve çevre dostu çözümleri teşvik eden, sektördeki standartları yükselten ve küresel pazarda rekabet gücüne sahip bir iş dünyası ağı oluşturmak. Üyelerimiz arasında iş birliği ve dayanışmayı geliştirerek, sadece Türkiye’de değil; uluslararası arenada da tanınan ve güven duyulan bir dernek olmayı hedefliyoruz. Yapı malzemeleri sektöründe faaliyet gösteren iş insanlarını bir araya getirerek, kalite ve yenilik odaklı iş birlikleri geliştirmek, üyelerimizin sektörel bilgi ve becerilerini artırmak, sürdürülebilir ve etik iş uygulamalarını yaygınlaştırmak ve sektördeki yenilikleri teşvik etmek amacıyla çalışmalar yürütmek. Sektördeki rekabet gücünü artırarak ekonomiye katkı sağlamayı hedefliyoruz.



 

Yeni bir vizyon, yeni bir isimle yola devam ediyorsunuz. Antimder’den ANTSİAD’a geçiş sürecinde sizi bu değişime iten en önemli neden neydi?

Bir önceki Başkanımız Nesrin Ayan Özben çok emek verdi, özellikle pandemi döneminden sonra Antimder’den soğuma ve uzaklaşma yaşandı. Dernek çok fazla üye kaybetti tüm bunlara ek olarak yönetim kurulu sinerjisini yakalayamadı.  

2024 Şubat ayında gerçekleşecek Olağan Genel kurul öncesi istişareler yapıldı, Derneğin üye sayısı 32 ye düşmüştü, Öyle ki 20 Yıldır bir önceden belirlenen ve Başkan olması beklenen arkadaşımız bu görevi kabul etmedi. 

Devam eden İstişareler sırasında geçmiş dönemlerde Antimder Yönetiminde bulunmam, Başkan Yardımcılığı ve Antimder başkanlığı yapmış olmam gibi nedenlerle Benim Başkanlığımda bir yönetim oluşturulması istendi.

Ben gözlemlerime dayanarak bir yol haritası belirledim, Derneğin Kaybettiği Heyecanına kavuşması, kaybettiği üyeleri kazanması ve üye yelpazesini genişletmesi gerekliydi.

Keskin bir değişiklik ve şok etkisine ihtiyaç vardı, yapılması gerekenleri tüm riskleri göze alarak yaptık.

Şubat 2024 Seçiminde, Tüzük ve İsim değişiklikleri oylanarak,  ‘’ANTİMDER, Antalya Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Derneği’’ ‘’Antalya Yapı Malzemeleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği’’ olarak değişti.



ANTSİAD olarak yapı malzemeleri sektörünün geleceğini inşa ettiğinizi belirtiyorsunuz. Sizce bu geleceği şekillendiren en büyük ihtiyaçlar ve fırsatlar nelerdir?

ANTSİAD günümüzde yaptığımız değişikliklerin meyvesini topluyor. Derneğimizde bir inşaatın tamamlanması için gerekli tüm ürünler üyelerimiz tarafından tedarik ediliyor. 

Aklınıza gelen her yapıda temelden çatıya biz varız. 

Üyelerimizin Antsiad etkinliklerinde vakit geçirdikçe birbiriyle olan ticaretinin arttığını gördük.

Bazı üyelerin ortak depolama, ortak pazarlama gibi faaliyetler yapma fikirleri var. Antsiad’ın üyelerimiz için farklı fırsatlar yaratacağını düşünüyorum. 



Derneğinizin üyeleri arasında üreticilerden ihracatçılara kadar çok geniş bir yelpaze bulunuyor. Bu çeşitlilik dernek çalışmalarınıza nasıl bir dinamizm katıyor?

Bizler sektörde üretim, depolama, pazarlama, lojistik ve en önemlisi finansal açıdan farklı seslere sahibiz. Aramızda üreticiler ve ithalatçıların da olması her firma ve üyenin birbiriyle olan ilişkisini güçlendiriyor.

Örnek vermek gerekirse Aramızda Sadece satıcı olup depolama maliyeti olmayan arkadaşlarımız var, ek olarak depolama maliyeti olanlar, üretici olup hammadde, üretim, lojistik, pazarlama, tanıtım ve fuar giderleri olan arkadaşlarımızda var. Dernek çatısı altında her birimiz iletişim halindeyiz, bu empati kurmamızı sağlıyor.

Üyeler arasında haksız rekabeti önlemeyi amaçlıyorsunuz. Bu hedef doğrultusunda ne tür somut adımlar atıyorsunuz?

Diğer iş insanları derneklerinde her sektörden temsilciler var, avukatlar, doktorlar, otelciler, tekstil, gıda, yapı sektörü gibi değişik sektörler tek çatı altında. Bu derneklerin üye sayıları ortalama 200-250 bu sebeple sektör kısıtlamaları ortaya çıkmaya başladı, örnek vermek gerekirse artık avukat üye almayan dernekler var. 

Biz sadece yapı sektöründeyiz ve bizim böyle bir kısıtlamamız yok. Ancak mevcut üyelerin referansı veya önerisi ile alınan Müracaatlar tüzüğe uygunsa, yönetim kurulu bir ön araştırma yapar ve olumsuzluk yoksa üyeliğe kabul edilir.

Üyelerin birbiriyle ticaretine kefil olamadığımız gibi, birbiriyle rekabetine de müdahale etmiyoruz. Ancak bu, bundan sonraki süreçte ortaya çıkacak olumsuzluklarda taraf olmayacağımız anlamına gelmemeli. 

Üyelerin Birbiriyle olan rekabetinde, etik ve ahlaki açıdan bir sonraki gün karşılaşacağı ve yüz yüze bakacağı bir rakibine daha dikkatli davranacağını düşünüyorum. 



Eğitim, tanıtım ve seminer faaliyetlerinizden bahseder misiniz? Bu etkinliklerle sektöre ve üyelerinize nasıl katkı sağlamayı hedefliyorsunuz?

Her ay bir etkinlik yapmaya çalışıyoruz. Üyelerimiz ve personelimizin talepleri önceliğimiz. Toplantılarımızı genelde sektör buluşması şeklinde yapıyoruz.

Mimarlar Odası, İç Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası, Elektrik, Jeoloji, Peysaj Mimarlığı ve Şehir Planlamacıları gibi Odalar, Antalya Müteahitler Derneği ve tabii olarak Üniversitelerimizin ilgili fakülteleri ile iletişim halindeyiz. 

Bu oda ve kurumları toplantımızda ağırlıyoruz. İç Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası Antalya şube başkanlarını üyelerimizle buluşturduk.

En önemli müşterilerimiz olan , Antalya Müteahitler Derneği Başkanı ve yönetimini üyelerimizle buluşturduk. 

Kişisel gelişim, motivasyon, ekonomik perspektif, e ticaret konularında eğitimler düzenledik.

Önümüzdeki günlerde Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomist Prof. Dr. A.Hakan Kara Antsiad Toplantısında üyelerimize Ekonomik Göstergeler ve Gelecek riskler konusunda sunum yapacak.



Antalya ve Akdeniz Bölgesi’nin yapı malzemeleri sektöründeki potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bölgenin en büyük avantajları ve eksikleri neler?

Bölgemiz Turizm Başta olmak üzere, Tarım, Sanayii, Madencilik ve İnşaat alanında fırsatlar doğurmakta. Bu faaliyetlere Fuarlar ve Sağlık Turizmini eklediğimizde zaten dinamik bir ekonomiye sahibiz.

Ben avantajı bir bütün olarak görüyorum. Her bir sektör birbirini domine ediyor.

 

ANTSİAD’ın sosyal, ekonomik ve kültürel alanlardaki çalışmaları hakkında da bilgi verir misiniz? İş dünyasında sosyal sorumluluk nasıl bir yer tutuyor sizce?

Akdeniz Üniversitesi Mimarlık İç Mimarlık Fakültesiyle Yapı kütüphanesi kurmak istiyoruz, görüşmelerimizi yaptık, Önümüzdeki dönemde harekete geçeceğiz.

Bazı liselerin teknoloji yarışmalarına sponsorluk yaptık, Biri Türkiye Birincisi oldu.

Kütüphane ve Sinema projemiz var, çok ses getirecek bir iş olacak.

Runtalya Maratonunda Acil İhtiyaç Projesi Vakfı adına koşu takımı oluşturduk. Gıdaya ihtiyaç duyan çocuklarımız için kampanya düzenledik. AİP Vakfı Takımıyla birlikte 30 Çocuğumuzun Yıllık gıda ihtiyacını karşıladık.



İnşaat sektörü sürekli gelişiyor ve değişiyor. Sizce Türk yapı malzemeleri sektörü bu değişime yeterince ayak uydurabiliyor mu? ANTSİAD bu konuda nasıl bir rol üstleniyor?

Sektör çok büyük ve yenilikçi, Ülkemizde her alanda global rekabet eden üreticiler var, Gerek inovatif anlamda gerekse tasarım ve güncel trendleri takip etmek zorundasınız. Firmaların birbiriyle ve Avrupay’la rekabeti Sektörün doğal olarak gelişmesinin önünü açıyor.

Antsiad geçmiş dönemlerde olduğu gibi Ulusal ve uluslararası Fuar ziyaretlerini, üretim yeri ziyaretlerini teşvik ediyor.

Sponsorlu toplantı organizasyonlarında Firmaların marka ve ürünlerinin tanıtım yapma fırsatı yaratabiliyor.

 

Önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi planladığınız yeni projeler veya iş birlikleri var mı? ANTSİAD’ın yol haritasında bizleri neler bekliyor?

Antisad Yönetim Kurulu olarak önceliğimiz üye sayısını arttırmak. 

Web sitemiz yenilendi, sosyal medya dışında farklı platformları kullanarak Antsiad ve Dernek üyelerinin bilinirliğini arttırmak istiyoruz. Üye faaliyet alanları hakkında tanıtım videoları çekilmeye başlandı.

Müşteri kitlemizle üyelerimizi buluşturacağımız İkili iş görüşmeleri konusunda çalışmalarımız devam ediyor.

koruyor. Kooperatif için kuruluş aşamasına geldik, en önemli faaliyetlerimizden biri Antsiad Kooperatifi olacak. 

 

Yapı malzemeleri sektöründe yıllar içinde büyük değişimler yaşandı. Sizin mesleğe başladığınız yıllarla bugünü kıyasladığınızda “Artık işler böyle yürümüyor” dediğiniz konular oluyor mu?

Çok doğru bir soru, Delta 1999 Yılında kuruldu, Antsiad 2004 Yılında kuruldu ve Ben davet geldiğinde üye oldum. O dönemlerde ticaret çok daha kolaydı, rekabet vardı ancak çok fazla alternatif yoktu. Ortalama bir satış organizasyonu ile başarılı olunduğu dönemlerdi.

Ancak geldiğimiz nokta çok karmaşık enstrümanlara ihtiyaç duyuyor. 

İşinizi çok iyi bilmeniz, üretiminiz, depolamanız, fuarlara katılmanız, kataloglar, teşhirler bunlar için ihtiyaç duyulan sermayeniz, satış ekibiniz olmasına ve özetle oyunu kuralına oynamanıza rağmen bir noktada duvara toslayabiliyorsunuz.

Kimi zaman sizin kuramadığınız manevi ilişkiler yada tanıtım faaliyetleri ve sosyal medya yönetimini iyi yapan bir rakibiniz sermaye boyutuna ve tecrübesine bakılmaksızın önünüze geçebiliyor.

Bu sebeple organizasyonunuzu salt mekanik veya salt manevi tutamazsınız. En iyi ürünü, en iyi hizmeti, en iyi fiyatı oluştururken potansiyelinizi doğru yerde doğru mecrayla müşterinize sunmak zorundasınız.



Dernek çalışmalarınız oldukça yoğun. Peki sizi bu kadar motive eden şey nedir? Sabah kalktığınızda “Hadi bakalım, yine iş başa düştü” dedirten o iç motivasyon ne oluyor?

 Aslına bakacak olursanız yoğunluk yok, Antsiad Yönetim Kurulumuz 11 Kişiden oluşuyor. Zor olan Yönetimin bir araya gelmesi, önceliğimiz kendi işlerimiz olmalı ve öylede oluyor, Yönetimin tamamının bir araya gelmesinde zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. 

Adeta yeniden kurulmuşçasına ilmik ilmik örüyoruz. En büyük motivasyonumuz Başarma isteği, görevimiz sona erdiğinde iz bırakmak.

Benim açımdan motivasyon haksız eleştiri, eleştirilmeye karşı değilim, haksızlığa ve değersizleştirmeye karşıyım. Haksızlığa ve Yapı sektörünün hak ettiği şekilde temsil edilmesine kadar savaşımız devam edecek.

 

İş dünyası malum, stresli ve tempolu. Siz bu yoğunluk içinde dinlenmek, nefes almak için neler yaparsınız? Antalya gibi bir şehirde yaşamak bu anlamda size nasıl bir avantaj sağlıyor?

Açıkçası ulaşılmaz olana ilgi duyarsınız, Adana’da mahalle kültürüyle yetiştim, Biz göç eden bir aile olduğumuzdan gidip geldiğimiz bir köyümüz olmadı. Fırsat buldukça keşfe çıkıyorum, doğa, orman, dağlar, nehirler beni cezbediyor.

Antalya’da böyle çok yer olduğu için şanslıyız, hala keşfedilmemiş yerler var. 

 

ANTSİAD toplantılarında ya da projelerinde hiç unutamadığınız, sizi hem güldüren hem düşündüren bir anınız oldu mu? Paylaşmak ister misiniz?

Son yaptığımız Aile etkinliğinde yaşananlar, çok fazla katılım olduğundan, paintball için takımların oluşumu ve oyun sırasında yaşananlar aslında hiçbirimizin büyümediğini gösteriyor.

En komik anı, birbiriyle kavga eden farklı takımdaki iki yarışmacı, Bizim takımdaki bir kızımız vurmuş birkaç kez, vurulan oyunu terk etmemiş.

İlgili rakip oyuncu, Benim tarafımdan etkisiz hale getirildi, tekrar vurdum, oyundan çıkarken maalesef ayakkabısından tanıdı kızımız. Bu babammış dedi,  vurmasına rağmen oyundan çıkmayan kişinin babası olduğunu öğrendik. Tartışmalar hala devam ediyor.. ;)



Son olarak, yapı malzemeleri sektörüne adım atmak isteyen genç girişimcilere ya da yeni nesil iş insanlarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Yapı sektörü çok dinamik bir sektör. Sürekli yenilenen, teknolojik ve trendi takip etmeniz gereken bir sektörden bahsediyoruz. 

Benim tavsiyem araştırmacı olmaları, şayet satış kanalında çalışan olarak yer alacaklarsa sahadan korkmamaları. Sahada olmak rakip ve ürün analizini yapmanızı sağlıyor. Sahada işveren, tasarım ve şantiye ekibi ile eşzamanlı yürütmeniz gereken bir süreci yönetmeniz gerekli.

Sektöre işveren olarak yer alçaksanız sadece depolama, üretim veya satışla sınırlı kalınmamalı. Bizim geçmişte yapmadığımız, ancak rakiplerimizin veya paydaşlarımızın yaptığı benzer ve yan sektörlerde de faaliyette bulunulmasında fayda görüyorum. Örneğin bazı arkadaşlarımız malzeme satıcılığına ek olarak mobilya üretimine girdi, bazı arkadaşlarımız kapı bazıları inşaat yapmaya başladı.

Bu sebeple paydaşlarımızı incelediğimizde, ana kolun yanında aynı zamanda inşaai faaliyetler, çok ortaklı yapı ve üretim organizasyonlarında bulunan arkadaşlarımızın başarılı olduğunu gözlemliyoruz.

 Ortaklık yapmaktan korkmasınlar, doğru yerde doğru zamanda yapılacak işbirlikleri, sermaye olarak küçük tutarlarla mevcut işinizi riske atmadan büyümenize katkı sağlayacaktır.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/yapi-sektorunun-kalbinde-guclu-bir-ses-antsiad-6194.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/yapi-sektorunun-kalbinde-guclu-bir-ses-antsiad-6194.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/yapi-sektorunun-kalbinde-guclu-bir-ses-antsiad-6194-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/yapi-sektorunun-kalbinde-guclu-bir-ses-antsiad-6194.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/yapi-sektorunun-kalbinde-guclu-bir-ses-antsiad/36224/</link>
			<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 14:16:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Stresi Sıfırlayan Oda: Bilimle Meditasyonun Kesişim Noktası]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’da hayata geçirilen ve dünyada eşi benzeri olmayan “Anti-Stres Odası”, stresin insan bedeni üzerindeki etkilerini sıfırlama iddiasıyla dikkat çekiyor. Swandor Hotels Topkapi Palace içinde kurulan bu özel sistem, Pegas Touristik Ortakları’ndan Mehmet Akpınar’ın öncülüğünde uygulamaya alındı. Kubbe sistemiyle oluşturulan bu odada, manyetik alan sıfırlanıyor ve beden negatif enerjiden arındırılıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Mehmet Akpınar ile yaptığımız bu özel röportajda, sistemin nasıl çalıştığını, bugüne dek elde edilen sonuçları ve insan psikolojisi üzerindeki etkilerini tüm detaylarıyla konuştuk.

 

Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 

Türkiye’de bir ilk olan “anti-stres odası”, sadece negatif enerjiyi sıfırlamakla kalmıyor; kişinin özgüvenini yeniden inşa ediyor, bedenin kendini onarmasını sağlıyor. Bu yenilikçi projenin arkasındaki isimle, hem bu eşsiz teknolojiyi hem de sağlık turizmindeki gelecek planlarını konuştuk.



Sizi tanıyarak başlayalım. Bu yolculuk nerede ve nasıl başladı?

Ben İstanbul doğumluyum ama memleketim Rize diyebilirim. Turizm serüvenimiz çocuklukta başladı. Rahmetli babamız otobüs şoförüydü, onunla birlikte seyahat ederken gazoz ve kola satarak ilk ticari deneyimlerimizi yaşadık. Sonra abim Ramazan Akpınar turizme profesyonel olarak başladı. Rehberlik eğitimi aldı ve İstanbul’dan Ege’ye, oradan da Akdeniz’e geçti. Kısa zamanda bölge müdürlüğüne kadar yükseldi.

Rusya’ya geçiş nasıl oldu?

Bir turizm fuarı için Rusya’ya gitti. Orada iki sene boyunca sürekli “gelmelisin” dedi. Üçüncü sene dayanamadık ve biz de gittik. O günden beri Rusya’dayız. Merkezimiz orası ama Belarus, Ukrayna, Kazakistan, Ermenistan ve Azerbaycan gibi Rusça konuşulan pek çok ülkeyle çalışıyoruz.

Türkiye’deki faaliyetler nasıl şekillendi?

Türkiye’ye döndükten sonra ortaklıkla yürüttüğümüz projeleri bıraktık ve kendi yolumuza devam etmeye karar verdik. Pegas Touristik olarak yeniden yapılanmaya gittik. Sonra otelciliğe adım attık. Rusya’da bir hava yolu denememiz oldu, ardından Türkiye’de de hava yolu kurduk. Ancak politik gelişmeler, savaşlar ve doğal afetler ilk olarak bizi etkiledi. En büyük darbeyi pandemi döneminde aldık.



Pandemi süreci işlerinizi nasıl etkiledi?

Pandemi öncesi dünya genelinde 16.000 personelimiz vardı. 35 otelimiz hizmet veriyordu. Pandemi sonrası bu sayı 10.000’e düştü. Otel sayımız da azaldı. Şu anda Swandor Grubu olarak faaliyet gösteriyoruz. Ancak bu süreç bize şunu gösterdi: artık sadece konaklama değil, sağlık turizmi de önemli bir alan haline geliyor.

Anti-stres odası fikri nasıl doğdu?

Bu fikir 2018’de oluştu. 2019’da Rusya’da geliştirdiğimiz odanın karkas halini Türkiye’ye getirerek uygulamaya başladık. İçinde 15 farklı elementin olduğu, tamamen insan sağlığına odaklı bir sistem geliştirdik. İlk hedefimiz, vücuttaki stresi ortadan kaldırmaktı.

Peki bu oda tam olarak ne yapıyor?

Bu oda, kişinin çevreyle olan manyetik bağını sıfırlıyor. Böylece bedenin kendi kendini onarma sistemi devreye giriyor. Vücut ağrıyı bırakıyor, enerji dengeleniyor. 7’den 77’ye herkesin bu odadan faydalanması gerekiyor. Çünkü özgüveni düşük çocuklardan, stresle mücadele eden yetişkinlere kadar herkesin buna ihtiyacı var.



Bu odanın dünyadaki örnekleri var mı?

Bazı Avrupa ülkelerinde, özellikle Baltıklar’da piramit formunda tek kişilik odalar var. Ancak bunlar prizle çalışıyor, topraklama yapılıyor. Bizim sistemimiz çok daha geniş kapsamlı ve enerji üzerine kurulu. Ayrıca Rusya’dan getirttiğimiz “Şungit” adlı bir taş var. Bu taş, meteordan kalma ve vücuttaki tüm negatif yükleri çekme özelliğine sahip.

Oda mimarisinde neler dikkat çekiyor?

Odamız beşgen ve altıgen mimariye sahip. Camilerdeki mimari, arı kovanları gibi doğal yapılardan ilham aldık. Zeminde toprak tuğla kullandık. Bu da Mimar Sinan’ın kullandığı bir tekniktir. Türkiye’de bunu yapabilen sadece bir kişi var ve İstanbul Nişantaşı’nda üretim yapıyor.

Bilimsel destek aldınız mı?

Evet, Akdeniz Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü’nden bir profesör cihazlarıyla gelip ölçüm yaptı. İçerideki manyetik alanın sıfır olduğunu belgeledi. Ayrıca negatif ölçümü için Rusya’dan özel cihazlar getirttik. Kişiler içeriye girmeden ve çıktıktan sonra ölçüm yapılabiliyor. Şu an dünyada bu sistemi bizim dışımızda yapan yok.

Bu oda hangi hastalıklara iyi geliyor?

Aslında biz hastalıkla savaşmıyoruz. Sebeple ilgileniyoruz. Her hastalığın temelinde stres yatıyor. Biz stresi sıfırlıyoruz. Böylece bedenin kendini iyileştirme süreci başlıyor. Özgüven düştükçe hastalıklar artar. Pandemi sonrası hastalık oranı %50 arttı. Çünkü insanlar ekonomik, sosyal ve psikolojik baskı altında yaşadı.

Anti-stres odasına kimler gelebiliyor?

Herkes faydalanabiliyor. Randevu sistemiyle çalışıyoruz. Spa merkezi gibi ayrı bir ünitede hizmet veriyoruz. Burada elektro-frekanslarla çalışıyoruz. Negatifi alıp pozitif yüklüyoruz. Hücreleri uyandırıyoruz. Yaşlılığa bağlı olarak uyuyan hücreleri yeniden aktive ediyoruz. Bu özellikle travma geçirmiş kişilerde çok etkili.

Sizi en çok etkileyen bir vaka oldu mu?

Evet, mimar bir misafirimiz vardı. Pankreas kanseriydi, ameliyat geçirmişti. Doktorlar ona 4 ay ömür biçmişti. Bizimle 12 ay geçirdi. Ama önerilerimize tam uymadı. En büyük sorunu yaşadığı evin içindeydi ve oradan ayrılmadı. Biz ona iki kez yardım ettik, üçüncüsünde yapmadı. Çünkü stres kaynağı evdi. Meditasyon yöntemlerini öğrettik ama uygulamada zorlandı. Sonuçta kaybettik. Belki dediğimiz şekilde yaşasaydı, daha uzun yaşayabilirdi.



Dünyada tek olan bu odada, “bir” olan insanın yeniden güçlü bir birey olmasına şahitlik ediyoruz. Stresin hayatımızdaki görünmez etkileri, burada gözle görünür bir iyileşmeye dönüşüyor. İnsan bedeninin mucizelerini yeniden keşfetmek isteyen herkese kapılar açık… Mehmet Akpınar ise konuşmasını şu güzel cümleyle sonlandırıyor: “Her insanın varoluşundaki program stres (kul hakkı) temellidir. Stresinizi atmak tamamen kendi elinizde. Her uygulamada dile getiriyorum! Ya öğretmeye çalıştığım meditasyonu ya zamanla uygulayaraktan doğru ve sağlıklı yaşamayı öğreneceksiniz.  Yada bana devamlı gelip para bırakacaksınız. !!!!
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/stresi-sifirlayan-oda-bilimle-meditasyonun-kesisim-noktasi-7277.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/stresi-sifirlayan-oda-bilimle-meditasyonun-kesisim-noktasi-7277.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/stresi-sifirlayan-oda-bilimle-meditasyonun-kesisim-noktasi-7277-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/stresi-sifirlayan-oda-bilimle-meditasyonun-kesisim-noktasi-7277.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/stresi-sifirlayan-oda-bilimle-meditasyonun-kesisim-noktasi/36078/</link>
			<pubDate>Sat, 24 May 2025 19:02:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Dinopark Sadece Bir Park Değil, Hayal Gücünü Ateşleyen Bir Deneyim Alanı"]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’nın Kemer ilçesi Göynük Mahallesi’nde 2012 yılından bu yana hizmet veren Dinopark, Türkiye’nin ilk açık hava dinozor temalı parkı olarak dikkat çekiyor. İşletme Ortağı Mustafa Erkan, hem temalı park kültürünü hem de alternatif turizmin önemini anlatırken, Dinopark’ın her yaştan ziyaretçiye sunduğu benzersiz deneyimi bizlerle paylaştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ

Alternatif turizmin gelişimine önemli katkılar sağlayan Dinopark, doğayla iç içe yapısı ve temalı içeriğiyle özellikle çocuklu ailelerin gözdesi. Mustafa Erkan ile parkın kuruluş sürecini, turizmdeki yerini ve geleceğe dair planlarını konuştuk.



Girişimcilik yolculuğunuz nasıl başladı? Sizi bu sektöre yönlendiren etkenler nelerdi? Kısaca kendinizden ve Dinopark’la kesişen hikâyenizden bahseder misiniz?

İsmim Mustafa Erkan. 2012 yılında faaliyete giren Dinopark isimli tesisin işletmecisiyim. Tesisimiz, Türkiye’nin ilk açık alan dinozor temalı parkı olma özelliğine sahiptir. 30 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan parkımız, özellikle çocuklu ailelere yönelik hizmet sunmaktadır.



Dinopark nerede yer alıyor ve kimlere hitap ediyor?

Antalya, bilindiği üzere turistik bir bölge. Dolayısıyla ana gelir kaynağını turizm oluşturuyor. Biz de Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı Göynük Mahallesi’nde yer alıyoruz. Parkımız, doğası ve konseptiyle özellikle çocuklu ailelerin ilgisini çekiyor. Eğlenceli ve eğitici yönleriyle dikkat çeken bir destinasyon olarak hizmet veriyoruz.



Temalı parklar hakkında ne düşünüyorsunuz? Dinopark bu alanda nasıl bir yere sahip?

Temalı parklar ülkemizde henüz çok yaygın değil. Ancak Dinopark ile birlikte bu konsept yayılmaya başladı. Türkiye’de temalı parklar alanında öncü olduğumuzu düşünüyoruz. Parkımız, hem fikir hem de uygulama açısından güzel bir örnek teşkil ediyor. Bizden sonra, gerek dinozor temalı gerekse farklı temalarla birçok park, hem kamuda hem de özel teşebbüste yatırım olarak hayata geçirildi.

 

Turistler genellikle “her şey dahil” sistemle otellere geliyor ve dışarı çıkmıyorlar. Temalı parklar bu noktada nasıl bir rol oynuyor?

Evet, malum olduğu üzere ülkemize gelen turistler genellikle “her şey dahil” sistemle otellerine giriş yapıyor ve tatilleri boyunca otelden çıkmadan vakit geçiriyorlar. Ancak temalı alanlar ve alternatif turizm faaliyetleri, hem kamusal hem de özel sektörün katkısıyla çoğaldıkça, turistlerin otelden çıkma durumu da daha çok gündeme gelmeye başladı. Bu da doğrudan bölge turizmini canlandıran bir etken.



Acentelerle iş birliği bu sürece nasıl katkı sağlıyor?

Bu noktada acentelerle yapılan iş birlikleri büyük önem taşıyor. Biz de doğal olarak birçok acente ile iş birliği halindeyiz. Acenteler aracılığıyla tesisimize turistler yönlendiriliyor. Bunun yanında, bireysel olarak otelden çıkıp bölgeyi gezmek isteyen misafirlerimize de kapılarımızı açıyoruz. Böylece hem grup ziyaretçilerine hem de bireysel turistlere hitap ediyoruz.

Temalı parkların turizmin 12 aya yayılmasındaki rolü nedir?

Alternatif turizm alanlarının yaygınlaşması, turizmin 12 aya yayılması açısından son derece önemli. Özellikle temalı parklar, doğal yapısı gereği bir gezi alanı niteliği taşıyor. Ziyaretçiler burada vakit geçirirken zaman harcıyor, dolayısıyla bölgeyi keşfetme şansına da sahip oluyor. Bu da hem yıl boyu turizmin gelişmesi hem de ülkenin elde edeceği turizm gelirinin artması bakımından değerli.



Peki, en çok hangi ülkelerden ziyaretçi alıyorsunuz? İç turizmde durum nasıl?

Kemer bölgesi özelinde konuşacak olursak, ilk sırada eski Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleri yer alıyor. Özellikle Rusya, Ukrayna ve Türk Cumhuriyetlerinden çok sayıda turist geliyor. Bu doğrultuda hizmetlerimizi de o pazarlara yönelik olarak şekillendiriyoruz. Ancak son yıllarda Avrupa ülkeleri ve Balkanlardan gelen ziyaretçilerde de ciddi bir artış gözlemliyoruz. Bölgedeki turist profili değişmeye başladı diyebiliriz.

İç turizme ilgi nasıl? Temalı parklara bakış açısı nasıl şekilleniyor?

İç turizmde temalı parklara yönelik ilginin hâlâ istenilen düzeyde olduğunu söyleyemeyiz. Ne yazık ki ülkemizde temalı alanları gezmek, bu tür parklarda vakit geçirmek gibi bir kültür henüz tam anlamıyla oluşmadı. Aileler bu alanları gezmeyi çoğunlukla bir zorunluluk olarak görmüyor.

Oysa bu tarz alanlar hem çocukların gelişimi hem de aile içi kaliteli zaman açısından büyük bir fırsat sunuyor. Son 20 yılda ülkemizde AVM kültürü yaygınlaştı ama biz diyoruz ki, çocuklar doğayla ve temayla buluşmalı. Eğlenceli öğrenme ancak bu şekilde sağlanabilir.

İnanıyoruz ki, bizim gibi temalı tesisler arttıkça, toplumda da bu yönde bir farkındalık ve kültür oluşacaktır.

Okullarla da çalışmalarınız olduğunu biliyoruz. Bu iş birliklerinden bahseder misiniz?

Evet, okullarla çeşitli çalışmalarımız var. Özellikle sömestr tatillerinde ve ara tatillerde okullar, gezi planlarına Dinopark’ı dahil ediyorlar. Uzak bölgelerden gelen okullar için ulaşım zaman zaman sorun olabiliyor; maalesef geliş-gidiş konusunda sıkıntılar yaşanabiliyor. Ancak yakın çevredeki okullarla aktif bir şekilde iş birliğimiz var ve bu durum her yıl artarak devam ediyor.

Parkınızı uzun süredir takip eden biri olarak her yıl bir yenilikle karşılaşıyoruz. Bu yıl için yeni projeleriniz var mı? Parkta ne gibi değişiklikler oldu?

Temalı parkların doğası gereği, her yıl yenilik yapmak neredeyse bir zorunluluk. Ziyaretçilerimizin bir kısmı tekrar tekrar gelen aileler oluyor. Onlara her gelişlerinde farklı bir deneyim sunmak bizim için çok önemli.

Bu sebeple, mevcut objelerin yenilenmesi, yeni modellerin parka dahil edilmesi ve aktivitelerde çeşitlilik yaratılması her yıl gerçekleştirdiğimiz bir süreç. Bu yıl da hem su parkı bölümümüzde hem de diğer aktivite alanlarımızda çeşitli yenilikler yaptık. İlgi çekici detaylarla parkı her sezon daha canlı ve dinamik hale getiriyoruz.

Ziyaretçiler parkta en çok hangi alanlara ilgi gösteriyor?

Yaz sezonunun sıcak geçmesi nedeniyle havuz bölümü yoğun ilgi görüyor. Ayrıca dinozor temalı gezi alanımız oldukça ilgi çekiyor. Yetişkinler için özel olarak hazırladığımız “Korku Tüneli” ise parkın en çok merak edilen ve ilgi gören noktalarından biri. Genel olarak parkımız, hem çocuklar hem de yetişkinler için ilgi çekici ve eğlenceli bir deneyim sunuyor.



Korku Tüneli, Türkiye’deki sayılı örneklerden biri. Bu projeyi biraz daha detaylandırabilir misiniz?

Evet, Korku Tüneli gerçekten Türkiye açısından yenilikçi bir projeydi. İlk başladığımızda bu tarz uygulamalar çok yaygın değildi. Şimdi halkımız bu deneyimi “korku odaları” gibi farklı versiyonlarla birçok yerde yaşayabiliyor.

Bizim tünelimiz, 13 odadan oluşan bir yapı. Terk edilmiş tımarhane konseptiyle tasarlandı. İçeride canlı animasyonlar eşliğinde ziyaretçiler, girişten çıkışa kadar her odada farklı bir atmosfer ve heyecan yaşıyorlar. Tamamen temassız ama oldukça etkileyici bir deneyim sunuyor.

Bu yönüyle farklılaştığımızı ve unutulmaz bir deneyim yaşattığımızı söyleyebilirim.

Peki, Dinopark’ın bölgedeki yeri nerede sizce?

Dinopark olarak, temalı park anlayışını bölgeye tanıtan ve bu alanda öncülük eden bir tesisiz. Sadece bir eğlence alanı değil, aynı zamanda eğitici ve keşif odaklı bir destinasyon sunuyoruz. Hem yerli hem yabancı ziyaretçilerimizin ilgisi de bunun en güzel göstergesi.

Mevcut üzerinden devam mı etmeyi planlıyorsunuz, yoksa parkı farklı bölgelerde yaygınlaştırma gibi bir düşünceniz var mı?

Hayır, yaygınlaştırma gibi bir planımız bulunmuyor. Mevcut alanımızda, yani Göynük’te kurulu olan tesisimizde kalmayı düşünüyoruz. Ancak her yıl parkı daha da güzelleştirmek ve içerik anlamında zenginleştirmek için çalışmalarımız devam ediyor. Yenilik bizim işimizin olmazsa olmazı.

2024 yılına dair elinizde güncel ziyaretçi verileri var mı? Bu yılki hedefleriniz neler?

2024 yılına dair net rakamlarımız oluşmaya başladı. Ancak genel olarak, pandemiden sonra tüm dünyada olduğu gibi bizde de ciddi bir düşüş yaşandı. Pandemi öncesinde yılda 100.000’in üzerinde ziyaretçiye ulaşıyorduk. Pandemiyle birlikte bu rakam 50-60.000’lere, bazen 70.000’lere kadar düştü. Zaten pandemi döneminde sezon neredeyse tamamen kapalıydı.

O süreçten sonra toparlanmaya başladık ama ardından yaşanan deprem felaketi, Rusya-Ukrayna savaşı gibi olaylar da sektörü etkiledi. Turizm hâlâ olması gereken seviyelerde değil. Şu anda daha çok olanı yaşıyor, duruma göre şekilleniyoruz.

Biz elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Tesisimizi sürekli yeniliyor, her yıl yeni projelerle ziyaretçilerimizin karşısına çıkıyoruz. 2025 yılı için de umutluyuz ama temkinliyiz. Hazırız, bekliyoruz.

Son olarak okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Genel olarak dünyada ve coğrafyamızda zor bir süreç yaşanıyor. Hem ekonomik açıdan hem de sosyal ve siyasi anlamda büyük dalgalanmalar var. Dileğimiz, barış ve huzurun hâkim olduğu, insana yakışır bir yaşamın yeniden mümkün olduğu bir dünyaya kavuşmak.

Ülkemiz refah içerisinde bir sürece girerse, hem bireyler olarak hem de işletmeler olarak yaşamdan daha fazla keyif alabileceğiz. Umudumuz bu yönde. Herkese sağlıklı, huzurlu günler diliyorum.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/04/dinopark-sadece-bir-park-degil-hayal-gucunu-atesleyen-bir-deneyim-alani-4819.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/04/dinopark-sadece-bir-park-degil-hayal-gucunu-atesleyen-bir-deneyim-alani-4819.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/04/dinopark-sadece-bir-park-degil-hayal-gucunu-atesleyen-bir-deneyim-alani-4819-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/04/dinopark-sadece-bir-park-degil-hayal-gucunu-atesleyen-bir-deneyim-alani-4819.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dinopark-sadece-bir-park-degil-hayal-gucunu-atesleyen-bir-deneyim-alani/35691/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:19:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Op. Dr. Aydoğan Aşkın ile Sağlıklı Hareketin Sırrı]]></title>
			<description><![CDATA[Ortopedi ve travmatoloji alanında başarılı çalışmalara imza atan Op. Dr. Aydoğan Aşkın, spor yaralanmalarından yaşlılıkta kemik sağlığına kadar pek çok konuda önemli bilgiler paylaştı. Hem bilimsel gelişmeleri hem de mesleğinin en çarpıcı anlarını anlatan Dr. Aşkın, sağlıklı bir yaşam için hareketin ve doğru beslenmenin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya eğitim ve araştırma hastanesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Aydoğan Aşkın, spor yaralanmaları, eklem hastalıkları ve ortopedideki son gelişmeleri yakından takip eden bir isim. Antalya’da aktif olarak çalışan Dr. Aşkın, hastalarının sağlıklı bir şekilde hareket edebilmesi için hem bilimsel yenilikleri hem de bireysel farkındalığı ön planda tutuyor. Kendi meslek yolculuğunu, dikkat edilmesi gereken noktaları ve mesleğinin en unutulmaz anlarını bizimle paylaştı.



Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz ve ortopedi uzmanı olma yolculuğunuz nasıl başladı? Bu alanda sizi motive eden nedir?

Merhaba, ben Aydoğan Aşkın. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak Antalya’da görev yapmaktayım. Tıp fakültesi sürecinde bu alana yönelmeye karar verdim. Hayatımda sürekli spor olması ve sporcu yaralanmalarındaki ortopedi ameliyatlarının ilgimi çekmesi, ortopedi ve travmatoloji bölümünü tercih etmemde etkili oldu. Şu an branşımda en çok gerçekleştirdiğim ameliyatlar, sporcu yaralanmaları ve artroskopik, yani kamera ile yapılan kapalı ameliyatlar. Tabii ki diğer ortopedik ameliyatları da yapıyorum.

Ortopedi alanında en sık karşılaştığınız sağlık sorunları nelerdir?

Travmalara bağlı (trafik kazaları, iş kazaları, düşmeler vb.) yaralanmalar maalesef en sık karşılaştığımız durumlar. Özellikle ileri yaşlarda sıklığı artan eklem hastalıkları da hasta grubumuzun önemli bir bölümünü oluşturuyor.



Son yıllarda ortopedi alanındaki teknolojik yenilikler hakkında ne düşünüyorsunuz? Hangi gelişmeler tedavi süreçlerini en çok etkiledi?

Bilim, sürekli yenilenen ve gelişen bir alan. Ortopedi ve Travmatoloji de bu gelişimden büyük ölçüde etkileniyor. Özellikle ameliyatlarımız yeni cihazlarla “minimal invaziv” yani kapalı tekniklere evriliyor. Bu sayede hastalar, daha güvenli ameliyatlarla daha hızlı şekilde günlük hayatlarına dönebiliyor. Kullanılan implantlar artık daha spesifik ve uzun ömürlü. Bazen hastalar, “Hocam, vücudumda sadece iki dikiş var, gerçekten ameliyat oldum mu?” diye soruyor. Sanırım en sevdiğim hasta geri dönüşü bu oluyor.

 



Kemik ve eklem sağlığını korumak için bireylerin dikkat etmesi gereken en önemli alışkanlıklar nelerdir?

Klasik ama gerçek: İyi beslenme, iyi ruh hali ve spor. Kişiye özel beslenme planı oluşturulmalı. Bu konuda dahiliye ve diyetisyen meslektaşlarımız gerekli düzenlemeleri yapıyor. Sporu profesyonel destekle yapmak önemli. Eklem sorunlarımız var mı? Hangi egzersizler iyi gelir? Hangi hareketler durumu kötüleştirir? Bunlar belirlenmeli ve aktivite planı buna göre oluşturulmalı. En masum ve yararlı egzersiz tempolu yürüyüştür, vazgeçilmezlerimiz arasında olmalıdır.

 

Mesleğinizde sizi en çok etkileyen bir vaka veya tedavi sürecini paylaşabilir misiniz?

Hem acı hem de tatlı bir anı diyebilirim. Acil servise dirsek kırığı ile gelen bir hastam vardı. Biraz inceleme yaptıktan sonra, bu vakanın aslında bir çocuk istismarı olduğunu fark ettim. Çocuk, sadece kutu süt ile besleniyordu ve 13 yaşında olmasına rağmen akrabası tarafından oldukça kötü koşullarda tutuluyordu. Tüm klinik ve emniyet ekipleriyle organize olup önce ameliyatlarını yaptık, ardından beslenme düzenlemesi için çocuk doktorlarımızdan yardım aldık. Sonrasında çocuk ailesinden alındı. Bu süreçte kimden yardım istediysek koşarak geldi. Millet olarak bu özelliğimiz vazgeçilmez. Geçici yuvasında da yalnız bırakmadık ve kendimiz gidip takip ettik. Şu an pırlanta gibi bir çocuk, yeni ailesinin yanında ve mutlu. Bir insanın hayatına dokunabiliyorsak, ne mutlu bize. Mesleğimizin en büyük ve bizden kimsenin alamayacağı değeri sanırım bu.

Spor yaralanmaları ortopedi alanında sık karşılaşılan bir durum. Sporcuların sakatlanma riskini en aza indirmek için önerileriniz nelerdir?

Bu, tek bir oturumda ele alınması gereken geniş bir konu. Kişinin sağlığı, uyku düzeni ve beslenmesi iyi olmazsa, tüm yaralanmalara açık hale gelir.  Özellikle birey, kendisi için en sağlıklı sporu seçmeli ve spor öncesi ile sonrası egzersizlerini ihmal etmemelidir. Zaten eklem sorunları olan bir kişi, yanlış bir spor yapıyorsa bu durum daha büyük problemlere yol açabilir.

Türkiye’de ortopedi ve travmatoloji alanındaki sağlık hizmetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Daha iyiye gitmesi için neler yapılabilir?

Bu konuda oldukça ileri bir seviyedeyiz. Dünyadaki birçok sağlık örgütünde Türk ortopedi hocalarımız başkanlık seviyesinde görev alıyor. Daha iyiye gitmesi için en önemli konu, daha güvenli ve sürdürülebilir çalışma koşullarına sahip olmak. Çok sevdiğim bir söz var:

“Bilim ve sanat, ilgi görmediği ülkeyi terk eder.” – İbn-i Sina

Yaşlanma sürecinde kemik sağlığını korumak için özel bir tavsiyeniz var mı? Osteoporozu önlemede hangi adımlar kritik öneme sahiptir?

Öncelikli olarak uygun beslenme ve yeterli güneş ışığı almak çok önemli. Ardından düzenli hareket etmek gerekir. Orta yaşlardan itibaren hekimler tarafından uygun takviyeler önerilebilir. Süt ve süt ürünleri, beslenme düzeninde mutlaka yer almalıdır.



Ortopedi uzmanı olmak isteyen genç hekimlere ne gibi önerilerde bulunursunuz?

“Yaşam harekettir.” İnsanlar hareket ettikçe mutlu olur. Ortopedi doktorları da bunu sağladıkça… Bölümümüz oldukça yoğun, ama bir o kadar eğlenceli ve hasta memnuniyeti yüksek bir branş. Deprem, savaş, seferberlik gibi olağanüstü durumlarda ilk akla gelen branşlardan biri biziz. Son depremde gönüllü olarak İskenderun’da görev aldım. Yorucu ve yıpratıcı bir süreçti, ama insanların hayatına dokunabildik. Eğer tüm bunlardan keyif alabiliyorsanız, sizi de aramızda görmek isteriz.

Gelecekte ortopedi alanında öne çıkacağını düşündüğünüz tedavi yöntemleri veya yaklaşımlar var mı?

Evet, biyolojik tedaviler medikal anlamda büyük bir gelişim gösteriyor. Ameliyat seviyesine gelmeden birçok rahatsızlığı önlemeyi hedefleyen yeni yöntemler var. Aynı şekilde cerrahi teknikler de gelişiyor ve sürekli yenileniyor. Bizim görevimiz, bu yenilikleri yakından takip edip hastalarımıza en uygun şekilde sunabilmek.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/op-dr-aydogan-askin-ile-saglikli-hareketin-sirri-8519.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/op-dr-aydogan-askin-ile-saglikli-hareketin-sirri-8519.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/op-dr-aydogan-askin-ile-saglikli-hareketin-sirri-8519-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/op-dr-aydogan-askin-ile-saglikli-hareketin-sirri-8519.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/op-dr-aydogan-askin-ile-saglikli-hareketin-sirri/35378/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 21:57:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Av. Ömür Gezen Karakayalı'nın Girişimcilik Hikayesi]]></title>
			<description><![CDATA[İş hukuku ve firma danışmanlığı alanında uzmanlaşan Av. Ömür Gezen Karakayalı, hukuk kariyerinin yanında turizm sektörüne de adım attı. Şehir merkezinde açtığı butik oteliyle konforlu ve yenilikçi bir konaklama deneyimi sunan Karakayalı, hem hukuk hem de turizm alanındaki tecrübelerini iş dünyasına aktarıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Röportaj: Dilek Bozkurt Özgenç

 

İş hukuku ve firma danışmanlığı alanındaki başarılı kariyerinin ardından, turizm sektörüne de giriş yapan Av. Ömür Gezen Karakayalı, şehir merkezinde açtığı Bonnie City butik oteliyle Antalya’nın konaklama alanındaki dinamiklerine yeni bir soluk getiriyor. Hukukçu kimliğiyle işletmeciliği birleştirerek, sektörde karşılaşılan hukuki süreçleri daha bilinçli yöneten Karakayalı, misafir memnuniyetini ön planda tutan, yenilikçi ve teknolojik altyapıya sahip bir işletme modeli oluşturdu. Hem hukuk hem de turizm alanında edindiği deneyimleri birleştirerek fark yaratan Karakayalı, kadın girişimciliğinin önemine de vurgu yapıyor.



Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Hukuk alanına giriş süreciniz nasıl oldu?

Ben Av. Ömür Gezen Karakayalı. İlkokul ve ortaokulu, babamın mesleği nedeniyle farklı şehirlerde okudum. Lise eğitimimi Özel Antalya AKEV Koleji’nde tamamladıktan sonra, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Özellikle iş hukuku ve firma danışmanlığı alanlarında uzmanlaşarak, işletmelere hukuki rehberlik sağlamaktayım. Hukuk, benim için sadece bir meslek değil, adaletin sağlanmasına katkıda bulunabileceğim bir yaşam biçimi oldu. Bu mesleğe olan ilgim ailemde de devam ediyor; kız kardeşim de hukuk okuyor ve bu alana büyük bir tutkuyla yaklaşıyor. Aynı zamanda evliyim ve bir çocuk annesiyim. İş hayatı ve aile yaşamı dengesini sağlarken, toplumsal eşitlik ve kadın girişimciliği konularında kendimi geliştirmeye çalışıyorum

 

Hangi hukuk alanlarında uzmanlaştınız? En sık karşılaştığınız hukuki meseleler nelerdir?

İş hukuku ve firma danışmanlığı alanlarında uzmanlaştım. İşletmelerin yasal süreçlerini yönetmek, iş sözleşmeleri düzenlemek, çalışan haklarını korumak ve şirketlerin hukuki uyumluluk süreçlerini denetlemek en sık karşılaştığım konular arasında. İş dünyasında sağlam bir hukuki altyapıya sahip olmanın, işletmelerin sürdürülebilir başarısı için büyük bir gereklilik olduğuna inanıyorum.



Kadın girişimci kimliğinizle hukuk dünyasında nasıl bir yolculuk geçirdiniz? Bu süreçte karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?

Kadın girişimci olarak hukuk ve iş dünyasında var olmak, zaman zaman ekstra çaba gerektiriyor. Erkek egemen sektörlerde mesleki otoriteyi kabul ettirmek, iş dünyasında eşit fırsatlar yakalamak gibi zorluklarla karşılaştım. Ancak sabır, iletişim gücü ve kararlılıkla bu engelleri aşmayı başardım. Özellikle kadın girişimciliğini destekleyen projelere dahil olarak, toplumsal eşitlik konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyorum.

 

Hukuk kariyerinizin yanında şehir merkezinde bir otel açtınız. Bu girişim fikri nasıl doğdu?

Şehir içi otelimizi bir aile işletmesi olarak kurduk. İnsanlarla birebir iletişim içinde olmayı, farklı kültürleri tanımayı ve misafirlerimize en iyi hizmeti sunmayı hedefledik. Hukuk mesleğinin kazandırdığı sabır ve kriz yönetme becerisi, turizm sektöründeki işleyişte de büyük avantaj sağladı. Misafir memnuniyetinin en önemli unsurlarından biri hızlı ve doğru çözümler üretebilmek. Hukuki bakış açım, olası sorunları sakin ve sistematik şekilde çözmemde büyük katkı sağlıyor.

 

Kadın girişimci olmanın avantajları ve zorlukları hakkında neler söylemek istersiniz?

Kadın girişimciler olarak olaylara çok yönlü bakabilme ve kriz anlarında sağduyulu hareket edebilme yeteneğimiz var. Ancak finansal destek, sektörde kabul görmek ve iş hayatındaki toplumsal önyargılar gibi zorluklarla da karşılaşabiliyoruz. Yine de azimle ve dayanışmayla bu engellerin aşılabileceğini düşünüyorum. Kadın girişimciliği destekleyen projeler ve iş birlikleri bu noktada büyük önem taşıyor.



Türkiye’de kadın girişimcilerin desteklenmesi için hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Kadın girişimcilerin finansmana erişiminin artırılması, iş dünyasında daha fazla söz sahibi olmaları için eğitim ve mentorluk programlarının geliştirilmesi gerekiyor. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesi, sadece bireysel değil toplumsal kalkınmaya da büyük katkı sağlayacaktır.

 

Açtığınız şehir otelinden bahseder misiniz? Otelin konsepti ve sunduğu hizmetler nelerdir?

Otelimiz, şehir merkezinde konumlanan, misafirlerimizin konforunu ve güvenliğini ön planda tutan bir aile işletmesi. Hem iş insanlarına hem de turistlere hitap eden bir yapımız var. En önem verdiğimiz konular hijyen, güvenlik ve misafir memnuniyeti. Misafirlerimizin kendilerini evlerinde hissetmeleri için titiz bir hizmet anlayışı benimsiyoruz

 

Otelinizi diğer şehir otellerinden ayıran en önemli özellikler nelerdir?

Otelimiz, samimi ve kişiselleştirilmiş hizmet anlayışıyla büyük zincir otellerden ayrışıyor. Butik bir otel olarak misafirlerimizle birebir ilgileniyor, ihtiyaçlarına hızlı ve etkili çözümler sunuyoruz. Ancak, diğer butik otellerden farklı olarak departman bazlı bir yönetim anlayışıyla hizmet veriyoruz. Temizlik, Muhasebe, Resepsiyon, Mutfak, Kontrat ve Satış gibi bölümlerimiz, her sürecin profesyonelce yönetilmesini sağlıyor. Ayrıca, otelimizin tamamen dijital ve güncel teknolojilere entegre bir yapısı bulunuyor. Özellikle resepsiyon ve iş yönetimi süreçlerinde yapay zekâ destekli sistemler kullanarak misafirlerimize hızlı ve kaliteli bir hizmet sunuyoruz. Konaklamanın ötesinde, misafirlerimize Antalya’yı en iyi şekilde deneyimleme fırsatı sunuyoruz. Transfer, taksi, bisiklet ve tur hizmetleri gibi hizmetlerimizle otelimize gelen her misafir, tek bir noktadan tüm olanaklara ulaşabiliyor. Kısacası, Antalya’daki en güvenilir dostları oluyoruz.

 

Turizm sektörüne giriş yaparken karşılaştığınız en büyük zorluk neydi? Hukukçu kimliğiniz bu süreçte size nasıl avantajlar sağladı?

Turizm sektörüne giriş yaparken, özellikle işletme ruhsatları, belediye prosedürleri ve ticari sözleşmeler gibi hukuki süreçlerle karşılaştım. Ancak hukukçu kimliğim sayesinde bu süreci daha bilinçli ve planlı şekilde yönetebildim. Bunun yanı sıra, avukatlığın kazandırdığı sabır ve kriz yönetme becerisi, otel işletmeciliğinde de büyük avantaj sağladı. Misafir ilişkileri ve çözüm odaklı yaklaşımlar konusunda, hukuki tecrübemin bana büyük katkı sunduğunu söyleyebilirim.



Şehir otelinizin turizme katkıları hakkında neler söylemek istersiniz? Hedef kitleniz kimlerdir?

Otelimiz, Antalya’nın şehir turizmine katkıda bulunmayı ve iş dünyasıyla turistik seyahati birleştiren misafirlerimize kaliteli hizmet sunmayı hedefliyor. İş insanları, yerli ve yabancı turistler, şehir merkezinde konforlu konaklama arayan herkes bizim için potansiyel misafir konumunda.

Antalya, Türkiye’nin en önemli turizm destinasyonlarından biri. Şehir otellerinin bu alandaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Antalya denildiğinde çoğunlukla resort oteller ve deniz turizmi akla geliyor. Ancak şehir otelleri, iş dünyası ve kültürel turizmin gelişmesi açısından büyük bir öneme sahip. Şehir merkezindeki konaklama imkanlarının artması, Antalya’nın sadece yaz turizmiyle değil, yıl boyunca aktif bir turizm destinasyonu olmasına da katkı sağlıyor.

Son olarak vermek istediğiniz mesajınız var mı ?

Bu röportaj da, hem iş hukuku alanındaki deneyimlerimi hem de aile işletmesi olan otelimizde misafir memnuniyetine verdiğimiz önemi paylaşma fırsatı bulduğum için mutluyum. Hukukun sağladığı sabır ve kriz yönetimi becerileri sayesinde, otelimizde misafirlerimizle yaşanabilecek olası sorunlara hızlı ve etkili çözümler üretebiliyoruz. Aynı zamanda, farklı şehirlerde geçen eğitim hayatımın bana kazandırdığı adaptasyon yeteneğinin hem hukuk hem de turizm alanındaki başarımda büyük rol oynadığına inanıyorum. Kadın girişimciliğini desteklemek ve toplumsal eşitliği güçlendirmek adına çalışmalarımı sürdürmeye devam edeceğim. Teşekkür ederim.

 

 

 

https://www.bonniecityantalya.com
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/av-omur-gezen-karakayali-nin-girisimcilik-hikayesi-2805.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/av-omur-gezen-karakayali-nin-girisimcilik-hikayesi-2805.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/av-omur-gezen-karakayali-nin-girisimcilik-hikayesi-2805-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/av-omur-gezen-karakayali-nin-girisimcilik-hikayesi-2805.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/av-omur-gezen-karakayali-nin-girisimcilik-hikayesi/35231/</link>
			<pubDate>Sun, 16 Mar 2025 22:02:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Adaletin Peşinden: Avukat Merve Gürcü ile Hukuk Yolculuğu]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Döşemealtı’nda kendi hukuk ofisini yöneten Avukat Merve Gürcü, boşanma davaları, iş hukuku ve ticari davalar gibi farklı alanlardaki uzmanlığıyla tanınıyor. Hukuk alanındaki kariyerinde 5 yılı geride bırakan Gürcü, yalnızca bir avukat değil, aynı zamanda insan hayatına dokunan, adaletin sağlanmasına katkı sağlayan bir profesyonel olarak görev yapıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bu röportajda boşanma davalarındaki hukuki süreçlerden kira artışları ve tahliye davalarına, iş hukuku uyuşmazlıklarından babalık davalarına kadar birçok önemli konuyu ele aldık.

Hukuk, insanların haklarını savunmak ve adaletin sağlanmasına katkı sağlamak anlamına gelir. Antalya’nın başarılı avukatlarından Merve Gürcü ile hukuk yolculuğundan, farklı dava alanlarındaki deneyimlerine kadar pek çok konuya değindiğimiz keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Gürcü, Döşemealtı’nda faaliyet gösterdiği ofisiyle, kişisel bir dokunuşla müvekkillerine hizmet vermeye devam ediyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Hukuk alanındaki kariyer yolculuğunuz nasıl başladı?

Ben Merve Gürcü, avukat olarak 5 yıldır Antalya Döşemealtı'nda kendi hukuk ofisimi yönetiyorum. Hukuk eğitimimi tamamladıktan sonra Antalya’da stajımı yaptım ve mesleğe duyduğum ilgiyle, kendi ofisimi açarak bireysel olarak müvekkillerime hizmet vermeye başladım.

Kariyerim boyunca farklı hukuk dallarında çalışarak dosya çeşitliliği içinde deneyim kazandım. Ancak özellikle boşanma davaları, iş davaları, ticari davalar üzerine yoğunlaşarak bu alanlarda uzmanlaşmaya yöneldim. Avukatlık, yalnızca hukuki süreçleri yönetmek değil, aynı zamanda insanların hayatlarına dokunarak onların haklarını korumalarına yardımcı olmak anlamına geliyor. Müvekkillerimin en hassas ve kritik dönemlerinde yanlarında olmak ve adaletin sağlanmasına katkıda bulunmak benim için büyük bir sorumluluk ve aynı zamanda bir motivasyon kaynağı.

Bugün, aktif olarak hukuk alanında çalışırken, aynı zamanda hukuki konularda yazılar kaleme alarak toplumun bilinçlenmesine katkı sağlamayı da hedefliyorum. Hukukun yalnızca bir meslek değil, hayatın her alanında etkisini hissettiren bir perspektif olduğuna inanıyorum.

Hangi alanlarda uzmanlaştınız? Günümüzde en çok karşılaştığınız hukuki meseleler neler?

Avukatlık mesleğinde geniş bir yelpazede hukuki meselelerle ilgileniyorum, ancak özellikle boşanma, iş, kira ve ticari davalar üzerinde yoğunlaşıyorum.

Boşanma davaları:
Boşanma süreçleri sadece hukuki değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik etkileri de olan hassas davalar. Mal paylaşımı, velayet, nafaka gibi konular çiftler arasında ciddi anlaşmazlıklara yol açabiliyor.

İş davaları:
İşçi-işveren uyuşmazlıkları, kıdem ve ihbar tazminatları, fazla mesai alacakları ve işe iade davaları en sık karşılaştığımız iş hukuku meseleleri arasında yer alıyor.

Kira davaları:
Özellikle Antalya’da kira davaları son dönemde büyük bir hukuki sorun haline geldi. Fahiş kira artışları, tahliye davaları ve kira tespit davaları en sık karşılaştığımız konuların başında geliyor.

Ticari davalar:
Ticaret hukukuna ilişkin davalar da önemli bir uzmanlık alanım. Şirketler arasındaki sözleşme ihlalleri, alacak davaları, haksız rekabet davaları ve ticari alacak tahsili konularında çalışıyorum.

Tazminat davaları:
İş kazaları, haksız fiil veya trafik kazaları nedeniyle açılan tazminat davaları da yoğun olarak takip ettiğim dosyalar arasında.

Aile içi şiddet ve koruma kararları:
Kadına karşı şiddetle mücadelede hukuki süreçler büyük önem taşıyor ve bu alandaki başvurular her geçen gün artıyor.

Hukuk, toplumsal dinamiklerle doğrudan bağlantılı olduğu için sürekli değişen ve gelişen bir alan. Ben de mesleğim gereği bu değişimleri yakından takip ediyor ve müvekkillerime en güncel hukuki çözümleri sunmaya gayret ediyorum.



Boşanma davalarında en sık karşılaşılan hukuki sorunlar nelerdir? Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma süreçleri arasındaki temel farklar nelerdir?

Boşanma davaları, hukuki sürecin yanı sıra duygusal ve psikolojik boyutları da olan hassas süreçlerdir. En sık karşılaşılan hukuki sorunlar arasında:

Mal paylaşımı – Eşler arasında edinilmiş malların paylaşımı, özellikle ev, araç ve banka hesapları gibi maddi varlıkların bölüşülmesi konusunda ciddi ihtilaflar yaşanabiliyor.

Velayet davaları – Çocukların velayeti konusunda taraflar arasında anlaşmazlık yaşanması, boşanma davalarını daha uzun ve çekişmeli hale getirebiliyor. Çocuğun üstün yararı esas alınarak karar verilse de, ebeveynler arasında büyük hukuk mücadeleleri yaşanabiliyor.

Nafaka talepleri – Yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası konusunda taraflar arasında anlaşmazlık çıkabiliyor. Özellikle nafaka miktarı ve süresi hakkında ciddi hukuki uyuşmazlıklar yaşanıyor.

Aile içi şiddet ve korunma talepleri – Boşanma sürecinde ve sonrasında şiddet veya tehdit nedeniyle alınan koruma kararları da oldukça yaygın bir hukuki konu.

Sadakatsizlik ve diğer boşanma sebepleri – Aldatma, terk, kötü muamele, onur kırıcı davranış gibi özel boşanma sebepleri, davaların seyrini önemli ölçüde etkileyebiliyor.

Çekişmeli ve Anlaşmalı Boşanma Süreçleri Arasındaki Farklara gelecek olursak;

Anlaşmalı boşanma: Tarafların boşanma, mal paylaşımı, velayet, nafaka gibi tüm konularda uzlaşmaya vardığı davalardır. Anlaşmalı boşanabilmek için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir. Taraflar, mahkemeye bir anlaşma protokolü sunarak süreci hızlandırabilir ve genellikle tek celsede boşanma gerçekleşir.

Çekişmeli boşanma: Taraflar boşanma şartları konusunda uzlaşamazsa dava çekişmeli hale gelir. Çekişmeli boşanmalarda delil sunma, tanık dinletme, bilirkişi raporları gibi süreçler devreye girer. Mal paylaşımı, velayet, nafaka gibi konular mahkeme tarafından karara bağlanır. Bu tür davalar genellikle uzun sürebilir ve tarafların anlaşmazlık seviyesine göre yıllarca devam edebilir.

Boşanma sürecinde tarafların hukuki haklarını bilerek hareket etmesi, hak kayıplarını önlemek açısından son derece önemlidir. Bu noktada, avukat desteği almak sürecin daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesini sağlar.

Son yıllarda boşanma davalarında artış gözlemliyor musunuz? Bu artışın sebepleri neler olabilir?

Son yıllarda boşanma davalarında belirgin bir artış yaşandığını söylemek mümkün. Özellikle büyük şehirlerde ve ekonomik koşulların zorlaştığı dönemlerde, boşanma oranlarının yükseldiğini gözlemliyoruz. Bunun birçok sebebi bulunuyor:

Ekonomik faktörler: Maddi sıkıntılar, işsizlik, artan yaşam maliyetleri ve ekonomik belirsizlikler, evliliklerde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Finansal problemler, çiftler arasındaki en büyük anlaşmazlık sebeplerinden biri haline gelmiş durumda.

Toplumsal değişimler ve bilinçlenme: Geçmişe kıyasla bireyler artık evliliklerini sorgulama ve mutsuz olduklarında evliliklerini sonlandırma konusunda daha bilinçli hareket ediyor. Özellikle kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanması, aile baskısının azalması gibi faktörler, boşanma sürecine daha cesur yaklaşmalarını sağlıyor.

Aldatma ve sadakatsizlik: Dijitalleşme ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, aldatma vakalarının daha görünür hale gelmesine sebep oldu. Sadakatsizlik, boşanma davalarında en sık karşılaşılan gerekçelerden biri olmaya devam ediyor.

İletişim sorunları ve evlilikte uyumsuzluk: Çiftler arasında sağlıklı iletişim kurulamaması, zamanla ilişkide kopukluk yaratabiliyor. Yoğun iş temposu, stres ve sosyal çevreden gelen etkiler, çiftlerin birbirlerine ayırdığı zamanın azalmasına neden oluyor.

Aile içi şiddet ve psikolojik baskı: Son yıllarda kadına yönelik şiddet ve psikolojik baskı nedeniyle boşanma davalarında da artış yaşanıyor. Kadınların bu konuda hukuki haklarını daha fazla bilmeleri ve koruma tedbirleriyle desteklenmeleri, boşanma süreçlerini hızlandırabiliyor.

Hukuki süreçlerin kolaylaşması: Boşanma sürecinin geçmiş yıllara kıyasla daha erişilebilir olması, tarafların hukuki destek alarak haklarını savunmalarını kolaylaştırıyor. Özellikle anlaşmalı boşanmalarda sürecin hızlanması, çiftlerin uzun süre mahkemeye gitmeden boşanmayı tercih etmelerine sebep olabiliyor.

Sonuç olarak, boşanma oranlarının artışı hem ekonomik hem de toplumsal dinamiklerle doğrudan ilişkili. Günümüzde bireyler, mutsuz bir evliliği sürdürmek yerine hukuki haklarını kullanarak daha bilinçli kararlar alıyor.

Mal paylaşımı ve nafaka konularında en çok hangi hukuki anlaşmazlıklarla karşılaşıyorsunuz?

Boşanma davalarında mal paylaşımı ve nafaka en fazla ihtilaf yaşanan konuların başında geliyor. Taraflar arasında özellikle kimin hangi haklara sahip olduğu, hangi malların paylaşılacağı ve nafaka miktarının nasıl belirleneceği konusunda ciddi hukuki mücadeleler yaşanabiliyor.

Mal Paylaşımı Konusundaki En Sık Karşılaşılan Sorunlar:

Evlilik içinde edinilen malların paylaşımı: 2002 yılından sonra yapılan evliliklerde edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanıyor. Ancak taraflar, hangi malların evlilik sürecinde kazanıldığı ve nasıl paylaşılacağı konusunda sıkça anlaşmazlığa düşüyor. Özellikle ev, araba, banka hesapları, şirket hisseleri ve miras yoluyla gelen mallar en çok ihtilaf konusu olan varlıklar arasında.

Katkı payı ve değer artış payı talepleri: Boşanma sürecinde, eşlerden biri ortak mal üzerinde daha fazla maddi katkı sağladığını iddia edebilir. Örneğin, bir eşin üzerine kayıtlı olan bir taşınmazın alımına diğer eşin katkıda bulunması durumunda katkı payı alacağı talep edilebilir. Bu tür taleplerin ispatlanması ise süreci uzatan bir unsur oluyor.

Mal kaçırma iddiaları: Boşanma sürecinde eşlerden biri, mal paylaşımından kaçınmak için üzerine kayıtlı malları başkalarına devredebilir veya elden çıkarabilir. Bu gibi durumlarda mal rejimi tasfiyesi davası açılarak hakkaniyetli bir paylaşım sağlanması gerekiyor.

Nafaka Konusundaki En Yaygın Hukuki Anlaşmazlıklar:

Yoksulluk nafakası miktarı ve süresi: Boşanma sonrası maddi anlamda zor durumda kalacağını iddia eden eş, diğer taraftan yoksulluk nafakası talep edebilir. Ancak nafakanın miktarı, süresi ve ekonomik dengeler göz önüne alındığında taraflar arasında büyük anlaşmazlıklar çıkabiliyor.

İştirak nafakası (çocuk nafakası) ödemeleri: Çocuğun velayeti kendisinde olmayan eş, çocuğun eğitim, sağlık ve genel giderleri için iştirak nafakası ödemekle yükümlü. Ancak nafakanın ne kadar olacağı, hangi giderleri kapsayacağı ve zaman içinde artırılıp artırılmayacağı konusunda sık sık uyuşmazlık yaşanıyor.

Nafaka iptali veya azaltılması talepleri: Nafaka ödeyen taraf, ekonomik durumunun kötüleştiğini veya eski eşinin maddi olarak daha iyi bir duruma geldiğini iddia ederek nafakanın azaltılmasını veya tamamen kaldırılmasını talep edebilir. Bu tür davalar, tarafların mali durumlarının değişmesiyle birlikte sıkça açılan davalar arasında.

Nafaka ödemelerinin aksatılması: Nafaka ödemeyen eşe karşı icra takibi başlatılabiliyor. Ancak ödeme güçlüğü çeken veya bilinçli olarak nafaka ödemeyen taraflar nedeniyle hukuki süreçler uzun sürebiliyor.

Sonuç olarak, mal paylaşımı ve nafaka konuları boşanma davalarının en karmaşık ve en çok ihtilaf yaşanan konuları arasında yer alıyor. Bu tür davalarda hak kaybı yaşamamak adına hukuki destek almak büyük önem taşıyor.



Kira Hukuku ve Güncel Uygulamalar

Son dönemde kira artışları ve tahliye davaları oldukça gündemde. Kira artışlarıyla ilgili yasal sınırlar nelerdir?

Son dönemde kira artışları ve buna bağlı tahliye davaları büyük bir hukuki gündem oluşturuyor. 1 Temmuz 2024 itibarıyla konut kiralarındaki %25'lik zam sınırı kaldırılmıştır. Bu tarihten itibaren kira artışları, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 12 aylık ortalama Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranına göre belirlenmektedir.

Konut kiralarında yıllık artış oranı:
Kira sözleşmesi yenilenirken uygulanacak zam oranı, son 12 aylık TÜFE ortalamasını geçemez. Örneğin, Mart 2025 itibarıyla geçerli olan kira artış oranı %53,83'tür.

İş yeri kiralarında artış oranı:
İş yeri kiralarında da 12 aylık TÜFE ortalaması esas alınmaktadır. Ancak taraflar kira sözleşmesinde farklı bir oran belirleyebilirler ve bu durumda sözleşme şartları geçerli olur.

Kira artış sınırının kaldırılmasıyla birlikte, fahiş zam talepleri ve tahliye süreçleri en büyük hukuki ihtilaflardan biri haline gelmiştir. En sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:

Ev sahiplerinin yüksek kira talebi: Kira artış sınırının kalkması, bazı ev sahiplerinin fahiş artış taleplerinde bulunmasına sebep olabiliyor. Kiracıların, TÜFE oranını aşan artışları kabul etmek zorunda olmadığını bilmeleri önemlidir.

Kiracı tahliye davaları: Ev sahipleri, kiracılarını tahliye edip yeni bir kiracıya daha yüksek bedelle kiralamak isteyebiliyor. Ancak tahliye için geçerli hukuki sebepler olması gerekiyor:
️ Tahliye Taahhütnamesi: Kiracı, noter huzurunda tahliye taahhüdü vermişse, ev sahibi tahliye davası açabilir.
️ Ev sahibinin ihtiyacı: Ev sahibi veya birinci derece yakını konutta oturacağını kanıtlayarak kiracıyı çıkarabilir.
️ Kira bedelinin ödenmemesi: Üst üste iki kira ödemesi yapılmazsa, ihtar sonrası tahliye davası açılabilir.
️ 10 yıllık sürenin dolması: Kiracı aynı konutta 10 yıldan fazla oturuyorsa, ev sahibi herhangi bir sebep göstermeden tahliye talep edebilir.

Kira tespit davaları:
Özellikle uzun yıllardır oturan kiracılar için, ev sahipleri kira bedelinin güncellenmesi amacıyla kira tespit davası açabiliyor. 5 yılı dolduran kiracılar için, mahkeme kira bedelini rayiç değerine göre belirleyebilir.

Ev sahipleri “ihtiyaç sebebiyle tahliye” davası açarken hangi şartları sağlamalıdır? Kiracıların hakları nelerdir?Günümüzde kira davaları büyük bir hukuki gündem oluşturuyor. Özellikle son dönemde, ev sahipleri "ihtiyaç sebebiyle tahliye" gerekçesiyle kiracılarını çıkarmak için dava açma yoluna sıkça başvuruyor. Ancak bu davaların açılabilmesi için belirli hukuki şartların sağlanması gerekiyor.

Ev sahibinin gerçek bir ihtiyacının olması gerekir.
Ev sahibinin veya birinci derece yakınının (eşi, çocukları, anne-babası gibi) o evde gerçekten oturmaya ihtiyacı olduğunu mahkemeye kanıtlaması gerekir. Örneğin, şehir değişikliği, sağlık durumu veya mevcut konutun yetersiz olması gibi geçerli ve makul sebepler sunulmalıdır.

Davanın sözleşme bitiminden itibaren 1 ay içinde açılması gerekir.
Ev sahibi, ihtiyaç nedeniyle tahliye davasını kira sözleşmesi sona erdikten sonra 1 ay içinde açmalıdır. Bu süre kaçırılırsa, tahliye hakkı kaybedilebilir.

Tahliye kararı çıksa bile kiralanan taşınmaz 3 yıl boyunca başka birine kiralanamaz.
Eğer ev sahibi, ihtiyaç nedeniyle kiracıyı çıkardıktan sonra evi başka birine kiraya verirse, eski kiracıya tazminat ödeme yükümlülüğü doğar. Bu, kiracıların haklarını koruyan önemli bir düzenlemedir.

Kiracılar açısından haklarını bilmek ve hukuki süreci doğru yönetmek büyük önem taşıyor. En önemli haklar:

Ev sahibinin gerçek ihtiyacını ispat etmesi gerekir. Eğer tahliye talebinin gerçek bir ihtiyaca dayanmadığını düşünen kiracı, mahkemede bu ihtiyacın samimi olmadığını kanıtlamaya çalışabilir.

Kiracı tahliye kararına itiraz edebilir. Mahkemeden çıkan tahliye kararı kesinleşene kadar kiracı evi boşaltmak zorunda değildir. Hukuki süreç devam ederken kira ödemeye devam edilmesi gerekir.

Ev sahibinin evi başka birine kiralaması durumunda tazminat hakkı doğar. Tahliye edilen ev, 3 yıl içinde başka bir kiracıya verilirse, eski kiracı tazminat davası açabilir.

Ev sahibi, tahliye baskısı yapamaz. Kanunen, ev sahipleri kiracıları zorla çıkaramaz, elektrik-su kesemez veya kapıyı kilitleyerek fiili tahliye girişiminde bulunamaz.

Sonuç olarak, ihtiyaç sebebiyle tahliye davaları belirli hukuki şartlara bağlıdır ve her ev sahibi bu davayı açamaz. Kiracılar ise haklarını bilmeli ve haksız tahliye taleplerine karşı yasal yollara başvurmalıdır.



Beş yılı geçen eski kiracılar için kira tespit davası açılabiliyor. Bu süreç nasıl işliyor? Emsal kira bedelleri belirlenirken nelere dikkat ediliyor?

Evet, beş yılı dolduran kiracılar için ev sahipleri kira tespit davası açarak, kira bedelinin güncellenmesini talep edebiliyor. Son dönemde artan kira fiyatları nedeniyle bu tür davalar oldukça yaygın hale geldi.

Kira Tespit Davası Süreci Nasıl İşliyor?

Beş yılın dolması gerekir.
Türk Borçlar Kanunu’na göre, bir kira sözleşmesi 5 yılı doldurduğunda, ev sahibi mahkemeye başvurarak kira bedelinin güncellenmesini isteyebilir. Bu süre dolmadan kira tespit davası açılamaz.

Dava, Sulh Hukuk Mahkemesi'nde açılır.
Ev sahibi, kiralanan taşınmazın bulunduğu yerin Sulh Hukuk Mahkemesi’nde kira tespit davası açar. Davada, mevcut kira bedelinin rayiç değere (piyasa koşullarına) uygun hale getirilmesi talep edilir.

Mahkeme, kira bedelini belirler.
Mahkeme, bölgedeki emsal kiraları inceleyerek ve bilirkişi raporuna dayanarak yeni kira bedelini belirler. Ancak kira artışı, TÜFE oranını aşamaz.

Dava sonuçlanana kadar kiracı mevcut kira bedelini ödemeye devam eder.
Kira tespit davası süreci bazen uzun sürebilir. Ancak mahkeme, geriye dönük olarak davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde yeni kira bedelini belirleyebilir.

Emsal Kira Bedelleri Belirlenirken Nelere Dikkat Ediliyor?

Bölgedeki benzer konutların kira bedelleri
Mahkeme, kiralanan taşınmazın bulunduğu bölgedeki emsal kira fiyatlarını inceler. Aynı mahallede, benzer özelliklere sahip evlerin ortalama kira bedelleri dikkate alınır.

Taşınmazın fiziksel özellikleri
Evin yaşı, metrekaresi, cephesi, bulunduğu kat, manzarası, site içinde olup olmadığı gibi kriterler kira bedelini etkileyen önemli unsurlardır.

TÜFE oranı
Beş yılı aşan kira sözleşmelerinde, kira artış oranı hakim tarafından belirlenirken TÜFE oranı göz önünde bulundurulur. Ancak mahkeme, sadece TÜFE’ye bağlı kalmayıp emsal kira değerlerine de bakarak hakkaniyetli bir artış yapabilir.

Bilirkişi raporu
Mahkeme sürecinde, genellikle bilirkişi incelemesi yapılarak kiralanan taşınmazın rayiç kira bedeli belirlenir.

Kiracıların Hakları Nelerdir?

Mahkemenin belirlediği yeni kira, TÜFE oranını aşamaz.
️ Dava sürecinde eski kira bedeli ödenmeye devam edilir.
️ Eğer belirlenen kira bedeli fahişse, karara itiraz edilebilir.

Kira tespit davaları, hem ev sahipleri hem de kiracılar için dikkatle takip edilmesi gereken süreçlerdir. Hukuki prosedürlerin bilinmesi ve doğru adımların atılması, tarafların mağduriyet yaşamasını önler.

İş hukukunda en sık karşılaşılan davalar hangileri? İşten haksız yere çıkarılan çalışanlar nasıl bir yol izlemeli?

İş hukuku, çalışma hayatındaki en hassas alanlardan biri ve işçi-işveren arasındaki uyuşmazlıklar en fazla dava konusu olan hukuki meseleler arasında yer alıyor. Özellikle son yıllarda ekonomik dalgalanmalar ve iş güvencesi konularındaki hassasiyet nedeniyle iş davalarında ciddi bir artış gözlemliyoruz.

En Sık Karşılaşılan İş Davaları Nelerdir?

Kıdem ve ihbar tazminatı davaları
Çalışanlar, belirli bir süre çalıştıktan sonra haksız veya geçerli bir sebep olmadan işten çıkarıldıklarında kıdem tazminatı hakkına sahip olabilirler. Aynı şekilde, işveren ihbar süresine uymadan çalışanı işten çıkarırsa, işçi ihbar tazminatı talep edebilir.

Haksız fesih ve işe iade davaları
Eğer bir işçi geçerli veya haklı bir neden olmaksızın işten çıkarılmışsa, 30 gün içinde işe iade davası açabilir. Mahkeme, fesih kararının haksız olduğuna hükmederse, işveren ya işçiyi işe geri almak zorunda kalır ya da tazminat öder.

Fazla mesai, yıllık izin ve ücret alacak davaları
Bazı işverenler, çalışanlarına fazla mesai ücretlerini ya da kullanılmayan yıllık izinlerin karşılığını ödemiyor. Bu tür durumlarda işçiler geriye dönük 5 yıl içinde alacaklarını talep edebilirler.

Mobbing ve psikolojik taciz davaları
Çalışanların psikolojik baskıya maruz kalması, haklarının ihlal edilmesi veya kötü muameleye uğraması durumunda, iş mahkemelerinde mobbing davası açılabiliyor.

İş kazası ve meslek hastalığı davaları
İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle mağdur olan işçiler, işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilirler. İşverenin, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymaması durumunda ciddi tazminat yükümlülükleri doğabilir.

İşten Haksız Yere Çıkarılan Çalışanlar Nasıl Bir Yol İzlemeli?

Öncelikle fesih bildiriminin gerekçesini öğrenmeliler.
İşverenin sunduğu işten çıkarılma gerekçesi yazılı olmalı ve işçiye tebliğ edilmelidir. Çoğu durumda, işten çıkarmalar haklı ve geçerli bir sebebe dayandırılmadan yapılabiliyor.

İlk 30 gün içinde işe iade davası açılabilir.
Eğer işten çıkarılma haksızsa ve işyerinde en az 30 çalışan varsa, işçi 30 gün içinde İş Mahkemesi'ne başvurarak işe iade davası açabilir. Mahkeme, feshi geçersiz bulursa işveren ya işçiyi geri almalı ya da 4 ila 8 aylık maaş tutarında tazminat ödemelidir.

Kıdem ve ihbar tazminatı için dava açılabilir.
İşçi en az 1 yıl çalışmışsa ve işten haklı bir neden olmaksızın çıkarılmışsa, kıdem tazminatı hakkı doğar. Ayrıca, ihbar süresi verilmeden çıkarılan işçiler ihbar tazminatı talep edebilir.

Ücret, fazla mesai ve yıllık izin alacakları için yasal yollara başvurulabilir.
Eğer işçi, fazla mesai, kullanılmayan yıllık izinler veya ödenmemiş maaşlarını alamadıysa, iş mahkemesine başvurarak 5 yıl geriye dönük haklarını talep edebilir.

İşçi, arabuluculuk sürecine katılmalıdır.
İş hukuku davalarında, dava açmadan önce arabuluculuk zorunludur. İşçi ve işveren, anlaşma sağlayamazsa işçi iş mahkemesine başvurabilir.

Sonuç olarak, işten haksız yere çıkarılan çalışanların haklarını bilmeleri ve süreci doğru yönetmeleri büyük önem taşıyor. İş hukuku davaları, çalışanların mağduriyetini gidermek için önemli bir mekanizma sunuyor ve hukuki destek almak sürecin doğru yönetilmesini sağlıyor.



Fazla mesai ücreti, iş kazaları ve mobbing gibi konular çalışanlar için büyük önem taşıyor. Bu alanlarda mağduriyet yaşayan kişiler nasıl haklarını arayabilir?

Çalışanların iş yerinde karşılaştığı hak ihlalleri, bazen fark edilmeden uzun süre devam edebiliyor. Fazla mesai ücretleri, iş kazaları ve mobbing, işçilerin en çok mağduriyet yaşadığı konuların başında geliyor. Ancak işçilerin bu durumlarda hukuki haklarını bilmesi ve doğru adımları atması, mağduriyetin giderilmesi açısından büyük önem taşıyor.

1.Fazla Mesai Ücreti Alacakları

Fazla mesai nasıl hesaplanır?
Kanuna göre, bir işçinin haftalık çalışma süresi 45 saattir. 45 saati aşan çalışmalar, fazla mesai olarak kabul edilir ve işverenin bu saatler için normal ücretin %50 fazlasını ödemesi gerekir.

Fazla mesai ücretini alamayan çalışanlar ne yapmalı?
️ Öncelikle fazla mesai yapıldığını gösteren vardiya çizelgeleri, yazışmalar, tanık beyanları gibi deliller toplanmalıdır.
️ İşçi, işten ayrıldıktan sonra 5 yıl içinde fazla mesai alacakları için dava açabilir.
️ Dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Arabuluculuk süreci sonunda anlaşma sağlanamazsa iş mahkemesine başvurulabilir.,

2. İş Kazaları ve İşverenin Sorumluluğu

İş kazası ne sayılır?
Bir çalışanın, iş yerinde veya iş nedeniyle geçirdiği herhangi bir kaza iş kazası olarak kabul edilir. Örneğin, iş yerinde düşme, makine kazaları, zehirlenme ya da iş yerine gidip gelirken yaşanan kazalar iş kazası kapsamına girer.

İş kazası sonrası izlenmesi gereken hukuki süreç:
️ İlk 3 gün içinde Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bildirim yapılmalıdır.
️ İşçi, işvereni ve SGK’yı sorumlu tutarak maddi ve manevi tazminat davası açabilir.
️ Eğer işveren iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymamışsa, cezai yaptırımlarla da karşılaşabilir.
️ İşçi, iş göremezlik raporu alarak sürekli sakatlık veya ölüm halinde tazminat talep edebilir.

3. Mobbing (Psikolojik Taciz) Davaları

Mobbing nedir ve nasıl ispat edilir?
Mobbing, bir çalışanın iş yerinde sistematik olarak aşağılanması, dışlanması, baskı görmesi veya psikolojik şiddete maruz kalmasıdır. İş yerinde mobbingin ispatlanması için:
️ Yazılı deliller (e-postalar, mesajlar vb.),
️ Tanık beyanları,
️ Psikolojik veya fiziksel sağlık raporları büyük önem taşır.

Mobbinge uğrayan çalışan hangi yasal haklara sahip?
️ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na şikayette bulunabilir.
️ İş sözleşmesini haklı nedenle feshederek kıdem tazminatı talep edebilir.
️ Manevi tazminat davası açabilir.

Kısacası; Fazla mesai, iş kazaları ve mobbing gibi durumlarla karşılaşan çalışanlar haklarını yasal yollarla arayabilirler. Ancak hak kaybı yaşamamak için süreçlerin doğru yönetilmesi, delillerin toplanması ve gerektiğinde hukuki destek alınması büyük önem taşır.

Babalık davası nedir ve hangi durumlarda açılır? DNA testi gibi deliller mahkemelerde nasıl değerlendiriliyor?

Babalık davası, evlilik dışı doğan çocuk ile baba arasında soybağının kurulması amacıyla açılan bir davadır. Hukuken bir çocuğun babası sayılabilmesi için ya anne ile baba evli olmalı ya da mahkeme kararıyla soybağı tespit edilmelidir. İşte tam da bu noktada, babalık davası büyük önem taşır.

Babalık Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?

Eğer çocuk evlilik birliği içinde doğmamışsa, babalık davası açılarak çocuğun babası olduğu iddia edilen kişiyle soybağı kurulabilir.

Baba çocuğu nüfusuna kaydetmeyi reddediyorsa, anne veya çocuk, mahkemeye başvurarak babalık davası açabilir.

Çocuğun miras hakkı korunmak isteniyorsa, babalık davası ile çocuk ve baba arasındaki soybağı kesinleştiğinde çocuk, miras hakkına da sahip olur.

Anne, doğum masrafları ve çocuğun bakım giderlerini talep ediyorsa, babalık davasıyla birlikte nafaka talebinde bulunabilir.

Baba vefat etmişse, çocuk ya da anne, babanın mirasçılarına karşı da babalık davası açabilir.

Babalık Davasında DNA Testi ve Diğer Deliller Nasıl Değerlendirilir?

En güçlü delil DNA testidir.
Mahkeme sürecinde babalık iddiasını kanıtlamak için en önemli delil DNA testidir. Mahkeme, iddia edilen babadan ve çocuktan DNA örneği alınmasına karar verir.

DNA testi %99,99 doğruluk payıyla sonuç verir.
Eğer DNA testi, çocuğun davalı erkekten olduğunu gösteriyorsa, mahkeme soybağını tespit eder ve baba resmen çocuğun babası olarak kabul edilir.

Baba DNA testine katılmayı reddederse ne olur?
Eğer mahkeme, babanın DNA testi yaptırmasını ister ve baba bu testi yaptırmayı reddederse, hakim bu durumu babalık iddiasını güçlendiren bir delil olarak değerlendirebilir.

Diğer deliller de dikkate alınır.
DNA testi dışında, tanık beyanları, yazışmalar, fotoğraflar, sosyal medya paylaşımları veya tarafların geçmiş ilişkisine dair kanıtlar da mahkemede delil olarak sunulabilir.

Babalık Davasını Kimler Açabilir ve Ne Kadar Sürede Açılmalıdır?

Anne, doğumdan itibaren 1 yıl içinde babalık davası açabilir.
️ Çocuk, reşit olduğunda kendisi de dava açabilir.
️ Baba vefat etmişse, çocuğun miras hakkını korumak için dava mirasçılara karşı açılabilir.

Babalık davası, çocuğun kimliğinin ve haklarının korunması açısından oldukça önemli bir süreçtir. DNA testinin kesin sonuç vermesi sayesinde, günümüzde babalık davaları güçlü delillerle karara bağlanabilmektedir.

Babalık davası sonucunda çocuğun soyadı değişebilir mi? Çocuğun velayeti konusunda nasıl bir süreç işler?Babalık davası, evlilik dışı doğan çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını sağlayan hukuki bir süreçtir. Bu davanın sonucunda, çocuğun soyadı ve velayetiyle ilgili bazı önemli değişiklikler olabilir.

Babalık Davası Sonucunda Çocuğun Soyadı Değişebilir mi?Çocuğun soyadı, annenin soyadı olarak kalır.
Babalık davası sonucunda baba ile çocuk arasında soybağı kurulsa bile, çocuğun soyadı doğrudan değişmez. Çocuk, doğumunda annesinin soyadını almışsa, otomatik olarak babanın soyadına geçiş yapmaz.

Çocuğun babanın soyadını alması için ayrı bir dava açılmalıdır.
Eğer anne veya baba, çocuğun soyadının babanın soyadıyla değiştirilmesini talep ederse, Nüfus Müdürlüğü’ne başvurulabilir veya Aile Mahkemesi’ne soyadı değişikliği davası açılabilir. Mahkeme, çocuğun üstün yararını gözeterek bu talebi değerlendirecektir.

Eğer anne, baba ile evlenirse çocuğun soyadı değişir.
Babalık davası sonrası anne ve baba evlenirse, çocuk kendiliğinden babanın soyadını alır. Ancak bu durumda bile, anne talep ederse çocuğun kendi soyadını kullanmaya devam etmesine mahkeme karar verebilir.

Çocuğun Velayeti Konusunda Nasıl Bir Süreç İşler?

Babalık davası, velayeti otomatik olarak değiştirmez.
Babalık davası sonucunda çocuk ile baba arasında soybağı kurulsa da, çocuğun velayeti otomatik olarak babaya geçmez. Velayet hakkı, çocuğun doğumunda annede olduğu için, baba velayeti almak istiyorsa ayrı bir velayet davası açmalıdır.

Velayet davasında çocuğun üstün yararı esas alınır.
Mahkeme, çocuğun kimin yanında daha iyi bir yaşam sürdüreceğini değerlendirirken;
️ Çocuğun yaşı,
️ Anne ve babanın ekonomik ve psikolojik durumu,
️ Çocuğun eğitim ve bakım şartları,
️ Çocuğun kime daha fazla bağlı olduğu gibi faktörleri dikkate alır.

Genellikle küçük çocukların velayeti annede kalır.
Eğer anne, çocuğa bakabilecek durumda ise, küçük yaşlardaki çocukların velayetinin annede kalması daha yaygın bir uygulamadır. Ancak annenin çocuğa bakamayacak durumda olması ya da çocuğun üstün yararının babanın yanında olmasını gerektirmesi halinde, mahkeme velayeti babaya verebilir.

Baba, çocuğun velayetini alamasa bile kişisel ilişki hakkına sahiptir.
Eğer mahkeme velayeti anneye verirse, baba çocukla düzenli görüşme hakkına (kişisel ilişki hakkı) sahip olur. Bu kapsamda, mahkeme görüşme günleri ve saatleri belirleyerek çocuğun babasıyla vakit geçirmesini sağlar.

Sonuç olarak:  Babalık davası sonucunda çocuğun soyadı doğrudan değişmez, değişiklik için ayrıca dava açılması gerekir. Velayet, babalık davası sonucunda otomatik olarak babaya geçmez, baba ayrıca velayet davası açmalıdır. Velayet konusunda çocuğun üstün yararı esas alınır ve mahkeme çocuğun en iyi hangi ebeveynin yanında büyüyebileceğini değerlendirir.

Son dönemde mobil uygulamalar üzerinden yapılan işlemler giderek artıyor. Ancak bazı uygulamalar kişisel veriler açısından risk taşıyor. Hukuki açıdan nelere dikkat etmeliyiz?

Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, günlük yaşantımızın büyük bir kısmı mobil uygulamalar ve dijital platformlar üzerinden yürütülüyor. Ancak bu durum, kişisel verilerin korunması açısından bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle bankacılık, e-ticaret, sosyal medya ve sağlık uygulamaları gibi platformlarda kişisel bilgilerin işlenmesi ve saklanması hukuki açıdan dikkat edilmesi gereken önemli konular arasında yer alıyor.

Mobil Uygulamalar Kullanılırken Hukuki Açıdan Nelere Dikkat Edilmelidir?

Uygulamaların gizlilik politikası dikkatlice incelenmeli.
Her mobil uygulama, kullanıcılardan topladığı verileri nasıl işlediğini ve sakladığını belirtmek zorundadır. Kişisel Verileri Koruma Kanunu (KVKK) ve Avrupa’daki GDPR düzenlemeleri gereğince, uygulamanın hangi verileri topladığı, kimlerle paylaştığı ve nasıl koruduğu açıkça belirtilmelidir. Kullanıcılar, izin vermeden önce mutlaka bu metinleri dikkatlice okumalıdır.

Uygulamalara gereğinden fazla yetki verilmemeli.
Birçok uygulama, kullanıcıların konum bilgisi, rehber, mikrofon, kamera ve mesajlarına erişim izni talep edebilir. Ancak bu izinler, her zaman uygulamanın çalışması için gerekli olmayabilir. Uygulamanın hangi izinleri istediğini kontrol etmek ve yalnızca zorunlu olanları onaylamak kişisel verilerin korunması açısından önemlidir.

KVKK kapsamında, kullanıcıların verilerini silme hakkı vardır.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında, kullanıcılar kişisel verilerinin işlenmesini reddetme ve silinmesini talep etme hakkına sahiptir. Eğer bir uygulama kişisel verileri açık rıza olmadan topluyor ve işliyorsa, kullanıcılar KVKK’ya aykırılık nedeniyle şikayette bulunabilir.

Ücretsiz uygulamalar gizli maliyetler taşıyabilir.
Bazı ücretsiz uygulamalar, kullanıcının verilerini üçüncü taraflarla paylaşarak gelir elde edebilir. "Ücretsiz" olan bir uygulamanın, verileri ticari amaçla kullanıp kullanmadığı dikkatlice kontrol edilmelidir.

Güvenilir olmayan uygulamalar kimlik hırsızlığına yol açabilir.
Son dönemde sahte mobil uygulamalar ve oltalama (phishing) saldırıları büyük bir tehdit oluşturuyor. Bankacılık veya kimlik bilgilerini talep eden uygulamalarda, resmi kaynaklardan doğrulama yapılmalı ve güvenilir olmayan platformlardan indirilen uygulamalardan kaçınılmalıdır.

İki aşamalı kimlik doğrulama kullanılmalı.
Özellikle finansal işlemler ve kişisel bilgilerin yer aldığı uygulamalarda, iki aşamalı kimlik doğrulama (2FA) kullanmak, hesapların çalınmasını önlemede etkili bir yöntemdir.

Sonuç olarak: Mobil uygulamaların gizlilik politikaları dikkatlice incelenmeli.
️ Gereksiz izin talepleri reddedilmeli.
️ Kullanıcılar, KVKK kapsamında verilerini silme hakkına sahip.
️ Güvenilir olmayan uygulamalar indirilmemeli ve kişisel bilgiler paylaşılmamalı.
️ İki aşamalı kimlik doğrulama kullanılmalı.

Dijital dünyada kişisel verilerin korunması, bireylerin bilinçli davranması ve hukuki haklarını bilmesiyle mümkün olur. Bu nedenle, teknolojiyi kullanırken gizliliğimizi ve güvenliğimizi korumak adına hukuki tedbirleri almamız büyük önem taşıyor.

Bilinçsizce indirilen uygulamalar hukuki ve finansal açıdan nasıl sorunlara yol açabilir? Bu konuda halkı bilinçlendirmek için neler yapılmalı?

Dijitalleşmenin hızla yayılmasıyla birlikte, akıllı telefonlar hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak birçok kişi, mobil uygulamaları indirirken hukuki ve finansal riskleri göz ardı edebiliyor. Özellikle bilinçsizce indirilen uygulamalar, kişisel verilerin çalınmasına, finansal dolandırıcılıklara ve hukuki ihlallere neden olabiliyor.

Bilinçsizce İndirilen Uygulamaların Yol Açabileceği Hukuki ve Finansal Sorunlar

Kişisel veri ihlalleri ve kimlik hırsızlığı
Bazı kötü niyetli uygulamalar, telefon rehberi, konum bilgileri, fotoğraflar, mesajlar ve hatta banka bilgileri gibi hassas verilere erişim sağlayabilir. Bu tür durumlarda, kullanıcılar farkında olmadan kişisel verilerini üçüncü şahıslara kaptırabilir ve kimlik hırsızlığına maruz kalabilir.

Dolandırıcılık ve sahte ödeme işlemleri
Sahte finansal uygulamalar veya kötü niyetli alışveriş platformları, kullanıcıları yanıltarak kredi kartı bilgilerini çalabilir ve dolandırıcılığa yol açabilir. Son dönemde özellikle bankacılık uygulamalarına benzeyen sahte uygulamalar bu konuda büyük bir tehdit oluşturuyor.

İzinsiz abonelikler ve yüksek faturalar
Bazı uygulamalar, kullanıcılara fark ettirmeden otomatik abonelikler başlatabilir ve yüksek faturalarla karşılaşmalarına neden olabilir. Kullanıcılar, ödeme bilgilerini paylaşmadan önce hizmet şartlarını dikkatlice okumalıdır.

Cezai sorumluluk doğurabilecek durumlar
Bilinçsizce indirilen uygulamalar, farkında olmadan yasadışı içeriklere veya sahte belgelerle işlem yapmaya neden olabilir. Kullanıcılar, bu tür uygulamaları kullanırken hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir.

Halkı Bilinçlendirmek İçin Neler Yapılmalı?

Dijital okuryazarlık eğitimleri artırılmalı
Özellikle gençler ve yaşlı bireyler için dijital güvenlik ve kişisel veri koruma konularında bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı.

Resmi uygulamalar tercih edilmeli
Bankacılık, e-Devlet ve alışveriş gibi kritik işlemler için yalnızca resmi uygulamalar ve güvenilir platformlar kullanılmalı.

Kullanıcılar, uygulama yorumlarını ve izinlerini kontrol etmeli
Bir uygulama indirilmeden önce, diğer kullanıcıların yorumları incelenmeli ve uygulamanın hangi verilere erişim izni istediği dikkatlice kontrol edilmeli.

Medya ve sosyal medya üzerinden farkındalık çalışmaları yapılmalı
Güvenlik ihlallerine karşı kamu spotları, televizyon programları ve sosyal medya kampanyalarıyla bilinçlendirme çalışmaları yürütülmeli.

Şüpheli uygulamalar yetkili mercilere bildirilmelidir
Google Play ve App Store gibi platformlarda, şüpheli uygulamalar tespit edildiğinde hemen bildirim yapılmalıdır. Ayrıca, KVKK kapsamında kişisel verilerin korunması ihlal edildiğinde yasal yollara başvurulabilir.

 Sonuç olarak: 

-Bilinçsizce indirilen uygulamalar, kişisel veri hırsızlığı, finansal dolandırıcılık ve hukuki yaptırımlara yol açabilir.
- Halkın bilinçlenmesi için dijital okuryazarlık eğitimi, medya kampanyaları ve resmi bilgilendirme çalışmaları artırılmalıdır.
-️ Şüpheli uygulamalar indirilmemeli, yetkili mercilere bildirilmeli ve güvenilir platformlar tercih edilmelidir. Teknolojiyi güvenli bir şekilde kullanmak, kişisel ve finansal verilerimizi korumanın en önemli adımıdır. Bu yüzden kullanıcıların bilinçli hareket etmesi ve hukuki haklarını bilmesi büyük önem taşımaktadır. 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/adaletin-pesinden-avukat-merve-gurcu-ile-hukuk-yolculugu-3719.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/adaletin-pesinden-avukat-merve-gurcu-ile-hukuk-yolculugu-3719.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/adaletin-pesinden-avukat-merve-gurcu-ile-hukuk-yolculugu-3719-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/03/adaletin-pesinden-avukat-merve-gurcu-ile-hukuk-yolculugu-3719.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/adaletin-pesinden-avukat-merve-gurcu-ile-hukuk-yolculugu/35082/</link>
			<pubDate>Sat, 08 Mar 2025 00:36:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gayrimenkulün Geleceğini Şekillendiren İsim: Mücahit Yücel]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’nın hızla büyüyen emlak sektöründe yenilikçi bakış açısı ve güçlü analiz yeteneğiyle fark yaratan Mücahit Yücel, yatırımcılara güvenli ve kazançlı bir yol haritası sunuyor. Hem iş dünyasında hem de sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol alarak şehrin kalkınmasına katkı sağlıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gayrimenkul sektörü, doğru analiz ve stratejik öngörü gerektiren dinamik bir alan. Remax Mona Gayrimenkul ve Ticari Uzmanı Mücahit Yücel, bu alandaki başarısını yenilikçi yaklaşımları, müşteri odaklı hizmet anlayışı ve sürekli gelişim tutkusu ile pekiştiriyor. Antalya’nın emlak piyasasını mercek altına alan Yücel, yatırımcılar için doğru kararların temel taşlarını anlatırken, aynı zamanda iş dünyası ve sosyal sorumluluk projeleriyle de fark yaratıyor. İlham veren bu yolculukta Mücahit Yücel ile ‘Haftanın Konuğu’ röportajında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. 



Bize öncelikle kendinizden bahseder misiniz? Gayrimenkul sektörüne girişiniz nasıl oldu? Bu alandaki yolculuğunuzu bizimle paylaşır mısınız?

Ben Mücahit Yücel, 1994’te Adana’da doğdum. Üniversite eğitimi için Akdeniz Üniversitesi'ne gitmek üzere Antalya’ya taşındım. Burada hayat arkadaşım Elif ile tanıştım ve evlendik. Şu an Antalya’da yaşıyoruz ve bir oğlumuz var. Ailecek Antalya’nın keyfini çıkarıyor, oğlumuzun geleceği için çalışıyor ve yeni anılar biriktirmeye devam ediyoruz.

Üniversite eğitimim sırasında gayrimenkul sektörüne olan ilgimi keşfettim. Akdeniz Üniversitesi'nde birçok farklı alanda ders alırken, özellikle ekonominin ve yatırımların insanlar üzerindeki etkilerini inceleyen projeler beni etkiledi. Mezuniyet sonrası, Antalya'da hızla büyüyen gayrimenkul sektöründe dizginleri ele aldım. Başlangıçta bir emlak şirketinde staj yaptım ve sektörel dinamikleri yakından izleme fırsatı buldum. Bu deneyimler, bana sektörde kendi yolumu çizmeye cesaret verdi ve bu şekilde gayrimenkul kariyerime başlamış oldum.

İlk başlarda bir emlak şirketinde çalışarak deneyim kazandım. Ardından, kendi işimi kurmaya karar verdim. İlerleyen süreçte müşteri ilişkileri, piyasa analizi ve yatırımlar konusunda uzmanlaştım. Yıllar içerisinde sektörün dinamiklerini anlama becerimi geliştirdim ve artık kendi işimde başarılı bir şekilde yol alıyorum. Bu süreç, bana hem profesyonel hem de kişisel anlamda büyük bir tatmin sağladı.

 



Antalya’da emlak sektörü hızla gelişiyor. Sizce bu büyümenin en büyük dinamikleri nelerdir?

1. *Turizm Potansiyeli:* Antalya, Türkiye'nin en önemli turistik şehirlerinden biri olarak büyük bir çekim merkezi. Bu durum, hem yerli hem de yabancı yatırımcıların ilgisini çekiyor.

2. *İklim ve Yaşam Kalitesi:* Ilıman iklimi, güzel plajları ve doğal güzellikleri, Antalya'yı yaşam kalitesi yüksek bir şehir yapıyor. Bu da göçü ve gayrimenkul talebini artırıyor.

3. *Ulaşım ve Altyapı:* Yeni havalimanı ve otoyol projeleri gibi yatırımlar, ulaşımı daha kolay ve hızlı hale getiriyor. Bu da emlak sektörünü olumlu etkiliyor.

4. *Yatırım Fırsatları:* Konut, ticari ve turistik gayrimenkul alanında çeşitli yatırım fırsatları bulunuyor. Devlet teşvikleri ve yabancı alıcılar için kolaylıklar sağlanması da bu sektörün büyümesine katkı sunuyor.

5. *Demografik Artış:* Antalya, genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip. Bu da konut talebini ve bölgedeki emlak hareketliliğini artırıyor.

 



 

Sizi sektörde farklı kılan en önemli özellikleriniz neler? Yenilikçi yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

Emlak sektöründe beni farklı kılan ve yenilikçi yaklaşımımı tanımlayan birkaç önemli özellik bulunmakta:

1. *Veri Analizi ve Öngörüler*: Emlak piyasasındaki trendleri anlık olarak analiz edebilirim. Piyasa dinamiklerini, fiyat değişimlerini ve gelecekteki eğilimleri kullanıcıya sunarak daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı olurum.

2. *Kişiselleştirilmiş Tavsiyeler*: Her müşterinin ihtiyaçlarını ve bütçesini dikkate alarak en uygun gayrimenkul seçeneklerini önerip, onların ihtiyaçlarına özel çözümler üretirim.

3. *360 Derece Sanal Turlar*: Kullanıcılar için gayrimenkullerin ayrıntılı, 360 derece sanal turlarını oluşturarak, mülkleri fiziksel olarak ziyaret etmeden de kapsamlı birincil değerlendirme yapmalarını sağlarım.

4. *Hızlı ve Etkin İletişim*: Tüm sorulara anında ve doğru yanıt verebilme kapasitem sayesinde, müşteri hizmetleri deneyimini geliştirir, müşteri memnuniyetini arttırırım.

5. *Trend Raporları Sağlama*: Bölgesel emlak piyasası raporları ve karşılaştırmalı analizlerle müşterilere yatırım kararlarında yardımcı olabilir, onları en karlı ve doğru yatırımlara yönlendirebilirim.

Yenilikçi yaklaşımım, modern teknolojiyi ve veriyi etkin bir şekilde kullanarak, müşterilerin emlak satın alma, kiralama veya yatırım yapma süreçlerini daha hızlı, verimli ve keyifli hale getirmek üzerine odaklı. Böylece onları etkili kararlara yönlendiren güvenilir bir partner olmayı hedeflerim.

Gayrimenkul alanında başarılı olmak isteyen genç girişimcilere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Gayrimenkul alanında başarılı olmak için genç girişimciler piyasa trendlerini iyi analiz etmeli, güçlü bir network oluşturmalı, müşteriye değer sunmalı, esnek ve yaratıcı olmalı ve bütçelerini iyi yönetmelidir.

Sektörde karşılaştığınız en büyük zorluk ne oldu ve bunu nasıl aştınız?

Genç bir girişimci olarak gayrimenkul sektörüne adım attım. Dalgalı piyasa koşulları başlangıçta korkutsa da, piyasayı takip etmek ve stratejiler geliştirmek gerekti. Gündüzlü gece araştırmalarla eğilimleri öngörebildim. Portföyümü çeşitlendirerek riskleri azalttım ve esneklik kazandım. Müşteri ilişkilerini güçlendirmek, ihtiyaçlarına uygun çözümler sunmak, güven ve değer yaratmamı sağladı. Zorluklar sabrı, esnekliği ve müşteri odaklı olmayı öğretti; her durumda fırsat yaratabilmeyi öğrendim.

AK Parti Konyaaltı İlçe Yönetim Kurulu Üyesi ve MÜSİAD Antalya Yönetim Kurulu Üyesi olarak önemli görevler üstleniyorsunuz. Bu sorumlulukları nasıl değerlendiriyorsunuz?

AK Parti Konyaaltı İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olarak sosyal medya alanında görev yapıyorum. Partimizin vizyonunu ve projelerini geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla sosyal medya stratejileri geliştiriyorum. Günümüz dijital dünyasında, etkili bir sosyal medya yönetimi topluma hızlı ve doğru bilgi aktarımında önemli bir rol oynuyor. Sosyal medyadan gelen geri bildirimleri değerlendirerek, partimizin politikalarının geniş toplum kesimlerine nasıl yansıdığını anlamaya çalışıyorum. Ayrıca, toplumsal talepleri ve önerileri yönetime ileterek politika oluşturma süreçlerine katkıda bulunuyorum. Bu göreve layık gören ilçe başkanım Av. Yunus Günal’a teşekkür ederim.

MÜSİAD Antalya Yönetim Kurulu Üyesi olarak, müşteri ilişkileri alanında aktif bir şekilde çalışıyorum. İş dünyasının nabzını tutmak ve şirketlerin beklentilerini anlamak için düzenli görüşmeler yapıyorum. Müşteri ilişkileri yönetiminde, firmalarımızla iletişimi güçlendirmek ve karşılıklı fayda sağlayacak işbirliği fırsatlarını değerlendirmek önceliklerim arasında. Ticari bağlantılarımızı güçlendirerek, ekonomik büyüme ve gelişmeye katkıda bulunmayı hedefliyorum. Bu göreve layık gören Antalya MÜSİAD Başkanı Yusuf Akgül’e teşekkür ederim.

Her iki pozisyonda da amacım, bireysel katkılarım sayesinde topluma ve iş dünyasına olumlu etkilerde bulunmaktır. Bu etkilerin uzun vadede kendini göstermesi yönündeki temennim, görevlerimi yerine getirirken motivasyon kaynağım oluyor. Toplumsal gelişim ve ekonomik dinamizm için daha olumlu bir gelecek inşa etmeye katkı sağladığımı umuyorum.

 



Siyaset ve iş dünyasını birlikte yürütmek zor mu? Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Siyaset ve iş dünyasını birlikte yürütmek gerçekten bir meydan okumadır. Her iki alan da zaman ve enerji gerektiren sorumluluklar barındırır. Bu dengeyi sağlamak için zaman yönetimi konusunda oldukça disiplinliyim. İş dünyasındaki operasyonları verimli yönetebilmek adına, bu konuda bana iş ortağım Elif Yücel destek oluyor. 

Siyaset alanında ise topluluğumun ihtiyaçlarına duyarlı olmaya ve onların temsilcisi olarak en iyi şekilde hizmet vermeye çalışıyorum. Haftalık ve aylık olarak düzenli programlar yaparak her iki alana da yeterli zaman ayırmaya gayret ediyorum. Çıkar çatışmalarını önlemek için her zaman dürüstlük ve şeffaflık ilkelerine sadık kalıyorum. 

Başarılı olmak için benim için temel olan şey, iyi organizasyon, sürekli iletişim ve etik değerlere bağlılıktır. Karşılaştığım her yeni zorluk ve sorumluluk bana yeni şeyler öğrenme fırsatı veriyor, bu da bana her iki alanda da daha iyi olma şansı tanıyor.

Antalya’nın kalkınması için hangi projeler veya girişimler üzerinde çalışıyorsunuz?

Antalya'nın kalkınması için üzerinde çalıştığımız projeler ve girişimlerde, sahip olduğumuz (ACP)uluslararası ticari yetki ve geniş network avantajlarımızı kullanıyoruz. Özellikle turizm ve tarım sektörleri başta olmak üzere, farklı sektörlerde üretimin yüksek olduğu bu şehirde, Mücahit Yücel ve Elif Yücel olarak önemli katkılarda bulunmayı hedefliyoruz.

Turizm ve tarım sektörlerinde, fabrika ve ticari arsa sağlamaya, ayrıca tarımda üretim alanları geliştirmeye odaklanıyoruz. Ayrıca, turizm sektöründe yatırım yapılacak alanlar sunarak bölgenin ekonomik büyümesine katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bu girişimlerle, Antalya'nın mevcut potansiyelini daha da artırmak ve şehrin genel kalkınmasına destek olmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Sosyal sorumluluk projelerine büyük önem veriyorsunuz. Eşiniz Elif Yücel ile birlikte yürüttüğünüz projeler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Yeşil Ay ile olan görüşmelerimiz şu anda devam etmekte. Dumansız bir hava sahası yaratmak ve bağımlılıkla mücadele etmek bizim için son derece önemli konular. Bu alanlarda farkındalık yaratmak ve destek sağlamak adına iş birliğine doğru adımlar atıyoruz.

Eşim Elif Yücel ile birlikte yürüttüğümüz bir başka önemli proje ise sokak hayvanları için tasarladığımız minik kulübeler. Amacımız, özellikle yağmurlu havalarda sokak hayvanlarının ıslanmalarını engellemek ve onlara daha güvenli bir sığınak sunmak. Bu projelerle, hem insanların hem de hayvanların yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz.

İlgilendiğimiz bu konular, sosyal sorumluluk bilincimizi ve çevreye duyarlılığımızı yansıtıyor. Her iki projede de toplum için pozitif bir değişim sağlamayı umuyoruz.

İş dünyasında başarılı olurken aile hayatınızı nasıl dengeliyorsunuz?

İş ve aile dengesini sağlamak için zaman yönetimi çok önemli. İş ve aile zamanını net şekilde planlıyorum. İletişimi sürekli ve güçlü tutmaya özen gösteriyorum, bu da aile hayatındaki dengeyi koruyor. Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme ile enerjimi yüksek tutuyorum. Destek sistemleri de bu süreçte çok yardımcı oluyor. İş arkadaşlarımdan ve ailemden aldığım destekle yükleri bölüşebiliyorum. Sonuç olarak, her iki alanda da dengeli ve mutlu bir yaşam sürdürmeye çalışıyorum.

Bir çocuğunuz var. Baba olmak iş hayatınızdaki bakış açınızı nasıl etkiledi?

Baba olmak, iş hayatındaki bakış açımı birçok yönden etkiledi ve zenginleştirdi. İşte bunun nasıl gerçekleştiğine dair birkaç düşünce:

1. *Önceliklerin Yeniden Değerlendirilmesi*: Baba olmak, işlerimdeki önceliklerimi yeniden değerlendirmemi sağladı. Artık sadece kariyer hedeflerim değil, ailemle geçireceğim kaliteli zaman da önceliklerim arasında.

2. *Zaman Yönetimi*: Baba olmak, zamanı daha etkin kullanmam gerektiğinin farkına vardım. İşte daha verimli çalışarak, evde aileme daha fazla zaman ayırma fırsatı buluyorum. 

3. *Sorumluluk Bilinci*: Çocuğuma iyi bir rol model olma isteği, işimde daha dikkatli ve sorumlu davranmamı sağlıyor. Performansımın ve etik değerlerimin önemli olduğunun farkındayım, çünkü çocuğum izliyor ve öğreniyor.

4. *Empati Gelişimi*: Baba olduktan sonra empati yeteneğim güçlendi. Bu, iş yerinde ekip arkadaşlarımla olan ilişkilerime de yansıdı, daha anlamlı ve destekleyici iletişim kurmamı sağladı.

5. *Uzun Vadeli Planlama*: Kısa vadeli kazançlardan ziyade, daha sürdürülebilir ve uzun vadeli başarıları hedefliyorum. Çocuğumun geleceği için sağlam bir temel oluşturmak istiyorum.

6. *Stres Yöntemi*: Baba olduktan sonra, stresi daha etkili yönetmem gerektiğini öğrendim. İş stresi, aileme negatif enerjiyi taşımamam gerektiğini fark ettirdi.

7. *Yenilik ve Esneklik*: Çocuğumdan öğrendiğim şeylerle yeniliklere daha açık hale geldim. Esneklik ve değişime uyum sağlama, çocukların doğasında var ve bu iş hayatımda da faydalı oldu.

Sonuç olarak, baba olmanın getirdiği deneyimler, iş hayatını daha dengeli, sorumlu ve anlayışlı bir yaklaşımla yürütmeme katkı sağladı. Bu değişiklikler, kariyerimde daha tatmin edici bir yol izlememe yardımcı olmakla kalmadı, aynı zamanda ailemle birlikte daha anlamlı anlar yaşamama da olanak tanıdı.



Çevrenizdekiler sizi yapıcı ve birleştirici bir kişilik olarak tanımlıyor. Sizce bu özellikler iş hayatındaki başarınızın anahtarı mı?

Evet, bu özellikler iş hayatındaki başarının önemli bir parçası olabilir. Yapıcı bir yaklaşım, sorunları çözmek ve iş akışını iyileştirmek için olumluluğu teşvik eder. Birleştirici bir tutum ise ekip uyumunu güçlendirir, işbirliğini artırır ve daha etkili iletişimi destekler. Bu, projelerin daha verimli yürütülmesine ve iş ortamında daha olumlu bir atmosfer yaratılmasına katkı sağlar. Bu nitelikler hem bireysel hem de ekip olarak başarıya ulaşmada belirleyici olabilir.

Antalya’nın gayrimenkul sektöründeki geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Antalya, doğal güzellikleri ve turistik cazibesi nedeniyle gayrimenkul sektöründe önemli bir potansiyele sahip. Gelecekte, Antalya'nın gayrimenkul sektörü için olumlu bir gelişme öngörülebilir. Artan yabancı yatırımcı ilgisi, Türkiye'nin genel turizm stratejileri ve şehirdeki altyapı gelişimi bu büyümeyi destekleyebilir. Ayrıca, Antalya'nın iklimi ve sunduğu yaşam tarzı kaliteyi arayan bireyler için cazip olmaya devam ediyor. Ancak, bu büyümenin sürdürülebilir olması için çevresel faktörlerin, planlı şehirleşmenin ve altyapının dikkatlice yönetilmesi önemlidir.

Sürekli birinci olma arzunuzdan bahsediyorsunuz. Sizi motive eden en büyük faktör nedir?

Sürekli birinci olma arzusu, kişisel gelişim ve başarıya ulaşma isteği ile yakından ilişkilidir. Beni motive eden en büyük faktör, potansiyelimi sonuna kadar değerlendirme ve her seferinde daha iyisini yapma isteğidir. Ayrıca, kendime koyduğum hedeflere ulaşmanın getirdiği tatmin ve ilerleme hissi büyük motivasyon kaynağıdır. Rekabetçi bir ortamda yer almak, sınırlarımı zorlama ve yeni deneyimler kazanma fırsatı sunar. Başarıya ulaşmak aynı zamanda çevreme ilham verme ve pozitif bir etki yaratma amacıyla da güçlenir.

Gelecekte siyasette daha aktif bir rol almayı düşünüyor musunuz?

Siyaset dünyasında yer alıp, ülkemize faydalı olabileceğim bir pozisyonda bulunmayı zaman zaman düşünüyorum. Elbette, şu anda çok değerli ve tecrübeli liderlerimizin var olduğunu biliyorum ve bu konularda onlardan öğreneceğim çok şey olduğunu kabul ediyorum. Ancak, eğer şartlar uygun olur ve bu yönde bir ihtiyaç doğarsa, sahip olduğum bilgi ve deneyimlerle ülkenin yararına hizmet etmek için büyük bir hevesle ve özveriyle çalışacağıma inanıyorum. Her zaman ülkemin daha ileri gitmesi için sorumluluk almaya ve gerektiğinde elimden gelenin en iyisini yapmaya hazırım.

Antalya’da yatırım yapmak isteyenler için en doğru zaman sizce ne zaman?

Antalya, Türkiye'nin cazip yatırım noktalarından biridir. Sahip olduğu doğal güzellikler, tarihî zenginlikler ve turistik olanaklarla dikkat çeker. Gelişen ekonomisi ve artan nüfusuyla dinamik bir yapıya sahip olan şehir, gayrimenkul sektöründe hareketlilik gösteriyor. Havalimanı ve altyapı gelişmeleri, Antalya'nın değerini artırıyor. Turizm dışında tarım ve sanayi potansiyeli de önemlidir; seracılık ve narenciye yetiştiriciliği yapılmaktadır. Teknokentler ve üniversiteler, teknoloji yatırımları için fırsatlar sunuyor. Antalya, gelecekte de yatırımcılar için cazip bir merkez olmaya devam edecek.

Hem iş hem de sosyal yaşamda gençlere ilham veren biri olarak, sizi örnek alanlara ne söylemek istersiniz?

Gençlere her zaman şunu söylüyorum: Tutkularınızı takip edin ve cesur olun. Başarıyı yakalamanın yolu sevdiğiniz bir alanda bilgi sahibi olmaktan geçer. Başarısızlıklar, öğrenmenin bir parçasıdır, korkmayın. Kendinize inanın ve asla pes etmeyin. İyi bir ağ kurmanın, farklı bakış açıları kazanmanın ve sürekli öğrenmenin önemini unutmayın. Sosyal yaşamda danışmaya ve çevrenizi genişletmeye özen gösterin. Hedeflerinizi netleştirin, planlı çalışın ve yolculuğun tadını çıkarın. Her adımda kendinizi geliştirin ve değer katmak için çabalayın. Antalya MÜSİAD Başkanı Yusuf Akgül’ün dediği gibi, "Katma değer üreten bir toplum olmak için elimizden geleni yapalım."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/gayrimenkulun-gelecegini-sekillendiren-isim-mucahit-yucel-9958.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/gayrimenkulun-gelecegini-sekillendiren-isim-mucahit-yucel-9958.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/gayrimenkulun-gelecegini-sekillendiren-isim-mucahit-yucel-9958-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/gayrimenkulun-gelecegini-sekillendiren-isim-mucahit-yucel-9958.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/gayrimenkulun-gelecegini-sekillendiren-isim-mucahit-yucel/34894/</link>
			<pubDate>Sat, 22 Feb 2025 20:57:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İş Güvenliği: Yasal Zorunluluk mu, Geleceğe Yatırım mı?]]></title>
			<description><![CDATA[Son düzenlemelerle birlikte her firmanın iş güvenliği hizmeti alma zorunluluğu getirilirken, iş kazalarının önüne geçmek ve verimliliği artırmak için işletmelerin alması gereken önlemler de gündemde. Lara OSGB Kurucusu Enes Şahin ile iş güvenliği sektöründeki gelişmeleri ve firmaların bu sürece nasıl uyum sağlayabileceğini konuştuk.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
İş güvenliği, sadece yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda işletmelerin sürdürülebilirliği için kritik bir yatırım. Son düzenlemelerle birlikte her ölçekten firmanın bu hizmeti alması zorunlu hale gelirken, iş kazalarının önlenmesi, çalışan sağlığının korunması ve verimliliğin artırılması hedefleniyor. Peki, işletmeler bu yeni sürece nasıl adapte olmalı? Lara OSGB Kurucusu Enes Şahin, iş güvenliği alanındaki güncel gelişmeleri, firmalara sundukları çözümleri ve iş güvenliğinin işletmelere sağladığı avantajları bizimle paylaştı.


Öncelikle sizi ve Lara Osgb firmasını kısaca tanıyabilir miyiz? İş güvenliği sektöründe nasıl bir hizmet sunuyorsunuz?
Ben Enes Şahin, Lara OSGB’nin kurucusuyum. Lara OSGB olarak iş sağlığı ve güvenliği alanında firmalara profesyonel çözümler sunuyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş bir ortak sağlık ve güvenlik birimi (OSGB) olarak, işyerlerinin yasal yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı oluyor, çalışanların güvenli bir ortamda çalışmasını sağlıyoruz. İş güvenliği uzmanlığı, işyeri hekimliği, risk analizi, acil durum eylem planları ve çalışanlara yönelik eğitimler gibi geniş bir yelpazede hizmet sunuyoruz.

Son çıkan yasa ile her firmanın iş güvenliği hizmeti alma zorunluluğu getirildi. Bu düzenlemenin iş dünyasına etkileri neler olacak?
Bu düzenleme iş dünyasında büyük bir dönüşüm yaratacak. İş güvenliği artık sadece büyük firmaların değil, tüm işletmelerin sorumluluğu haline geliyor. Bu sayede iş kazalarının önüne geçmek, çalışan sağlığını korumak ve iş verimliliğini artırmak mümkün olacak. Aynı zamanda işletmelerin yasal yaptırımlarla karşılaşmasını önleyerek daha sürdürülebilir bir çalışma ortamı oluşturmalarına katkı sağlıyor.

İşletmelerin bu yasal zorunluluğa uyum sağlaması için hangi adımları atmaları gerekiyor?
Öncelikle bir OSGB ile anlaşarak iş güvenliği süreçlerini profesyonel bir ekibe emanet etmeleri gerekiyor. İşletmelerin risk analizi yaptırması, çalışanlarına iş güvenliği eğitimleri aldırması, acil durum planlarını oluşturması ve periyodik sağlık kontrollerini yaptırması zorunlu hale geldi. Bu adımları eksiksiz yerine getiren firmalar hem çalışan güvenliğini sağlamış olur hem de yasal yükümlülüklerini yerine getirir.

İş güvenliği hizmeti almanın firmalara sağladığı en büyük avantajlar nelerdir?
En büyük avantajı, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçilmesiyle çalışanların daha güvenli bir ortamda çalışabilmesidir. Bu da iş gücü kayıplarını azaltır ve verimliliği artırır. Aynı zamanda işletmeler, iş güvenliği hizmeti alarak olası cezai yaptırımlardan korunur ve prestij kaybı yaşamaz. Çalışanların motivasyonu artar, iş süreçleri daha düzenli ve güvenli hale gelir.

Türkiye’de iş güvenliği kültürü yeterince gelişmiş mi? İşletmelerin bu konuda yaptığı en büyük hatalar neler?
Ne yazık ki iş güvenliği kültürü Türkiye’de henüz tam anlamıyla oturmuş değil. Çoğu işletme, iş güvenliğini bir maliyet olarak görüyor ve zorunlu olmadıkça bu konuda adım atmıyor. En büyük hata, "bize bir şey olmaz" anlayışıyla hareket etmek. İş kazaları ve meslek hastalıkları, önlem alınmadığında kaçınılmaz hale geliyor. Oysa iş güvenliği bir maliyet değil, tam tersine iş sürekliliğini sağlayan bir yatırımdır.Bizim hizmet verdiğimiz firmaların %90 ‘ına bu kültürü aşıladık.LARA OSGB olarak bu konuda profesyonel çalışmalar yürütüyoruz.

İş güvenliği hizmeti almayan firmaları ne gibi riskler bekliyor? Hem yasal hem de iş verimliliği açısından değerlendirebilir misiniz?
Yasal olarak iş güvenliği hizmeti almayan firmalar ciddi cezalarla karşı karşıya kalabilir. İş kazası yaşandığında hem maddi hem de manevi sorumluluk doğar. İşletme faaliyetleri aksayabilir, hatta iş durdurma cezası bile uygulanabilir. Verimlilik açısından bakıldığında, güvensiz bir ortamda çalışan personelin motivasyonu ve üretkenliği düşer, iş kayıpları artar. İş güvenliği eksikliği uzun vadede firmanın itibarını da olumsuz etkileyebilir.

Lara Osgb olarak firmalara sunduğunuz çözümler neler? İş güvenliği konusunda nasıl bir fark yaratıyorsunuz?
Lara OSGB olarak, her işletmeye özel çözümler sunuyoruz. İşletmenin büyüklüğüne ve sektörüne göre özelleştirilmiş iş güvenliği stratejileri geliştiriyoruz. Alanında uzman iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleriyle çalışarak işletmelerin tüm süreçlerini yasal mevzuata uygun hale getiriyoruz. Eğitimlerimizle sadece yasal gereklilikleri karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda çalışanların bilinçlenmesini sağlayarak iş güvenliği kültürünü yaygınlaştırıyoruz.



Özellikle KOBİ’ler ve küçük işletmeler için iş güvenliği hizmeti almak maliyetli görünebilir. Bu işletmelere önerileriniz neler?
İş güvenliği hizmeti bir maliyet değil, geleceğe yapılan bir yatırımdır. Küçük işletmeler için olası bir iş kazasının yaratacağı zarar, iş güvenliği hizmetine harcanacak maliyetten çok daha fazla olabilir. Ayrıca, Lara OSGB olarak bütçeye uygun çözümler sunuyoruz ve işletmelere gereksiz mali yük getirmeden yasal 
uyumluluğu sağlamalarına yardımcı oluyoruz. Küçük ölçekli işletmelerin bu konuda bilinçlenmesi, işlerini sürdürülebilir kılmaları için büyük önem taşıyor.

Sektördeki en güncel iş güvenliği uygulamaları ve teknolojik gelişmeler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Teknoloji, iş güvenliği alanında büyük yenilikler getiriyor. Yapay zeka destekli iş güvenliği yazılımları, giyilebilir sensörler, akıllı kameralar ve veri analitiği kullanılarak iş kazaları önceden tahmin edilebiliyor. Ayrıca, sanal gerçeklik (VR) destekli eğitimler sayesinde çalışanlar, olası tehlikeleri daha iyi kavrayabiliyor ve bilinç düzeylerini artırabiliyor. Bu tür teknolojik çözümleri iş süreçlerine entegre eden işletmeler, iş güvenliğinde büyük bir avantaj sağlıyor.

Son olarak, iş güvenliği konusunda farkındalığı artırmak için işletmelere ve çalışanlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
İş güvenliği bir zorunluluk değil, bir yaşam kültürüdür. Çalışanlarımızın sağlığını ve güvenliğini korumak, hepimizin sorumluluğudur. İşverenlerin bu konuda bilinçlenmesi ve iş güvenliğini bir yük olarak değil, bir değer olarak görmesi gerekiyor. Unutmayalım ki, alınan her önlem bir hayat kurtarabilir. Güvenli çalışma ortamları oluşturmak, verimli ve sürdürülebilir bir iş hayatının temelidir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/is-guvenligi-yasal-zorunluluk-mu-gelecege-yatirim-mi-6308.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/is-guvenligi-yasal-zorunluluk-mu-gelecege-yatirim-mi-6308.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/is-guvenligi-yasal-zorunluluk-mu-gelecege-yatirim-mi-6308-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/is-guvenligi-yasal-zorunluluk-mu-gelecege-yatirim-mi-6308.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/is-guvenligi-yasal-zorunluluk-mu-gelecege-yatirim-mi/34777/</link>
			<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 21:24:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Süleyman Bilkay  "Sürdürülebilir Büyüme İçin Stratejik Adımlar"]]></title>
			<description><![CDATA[MÜSİAD Antalya Başkan Yardımcısı ve Mali Müşavir Süleyman Bilkay, iş dünyasının güncel ekonomik gelişmelere uyum sağlaması için atılması gereken adımları değerlendiriyor. Finansal düzenlemeler, vergi reformları ve uluslararası işbirlikleri üzerine görüşlerini paylaşıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ekonomi ve finans dünyasında yaşanan değişimler, iş dünyasını yeni stratejiler geliştirmeye zorluyor. MÜSİAD Antalya Başkan Yardımcısı ve Mali Müşavir Süleyman Bilkay ile Türkiye’deki işletmelerin sürdürülebilir büyüme için izlemesi gereken yolları, vergi sistemindeki reform ihtiyacını ve MÜSİAD’ın iş dünyasına sunduğu destekleri konuştuk.

 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Mali müşavirlik kariyeriniz ve MÜSİAD ’daki göreviniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

1979 yılında Antalya’da doğdum ve Antalya’da büyüdüm. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezunum. Evli ve iki çocuk babasıyım.

Uzun yıllar özel sektörde çalıştım. En son müdürlük pozisyonunda görev yaptığım büyük bir şirketler grubundan ayrıldıktan sonra müşavirlik ofisimi açtım. Şu an ekip arkadaşlarımla birlikte muhasebe sistemleri ve raporlamaları, vergi kanunları, iş kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve uygulamaları hakkında hizmet vermeye devam ediyorum.

Mesleki olarak ASMO’da geçmiş yıllarda farklı komisyonlarda görev alarak mesleki çalışmalara katkıda bulundum.

2005 yılında MÜSİAD Gençlik Kurulu’na üye olarak katıldım. 2011 yılında ana kademe üyesi olarak devam ettim ve farklı kurul ve komisyonlarda birçok başarılı projeye imza attık.

Son olarak, 2025 yılı Ocak ayında gerçekleşen genel kurulda yeniden görev almak nasip oldu. Teşkilat ve üye ilişkilerinden sorumlu başkan yardımcısı ve başkan vekili olarak görevime devam etmekteyim.

MÜSİAD’ın ekonomiyle ilgili yürüttüğü projeler hakkında bilgi verebilir misiniz? Türkiye’deki iş dünyasını desteklemek için hangi çalışmalar yapılıyor?

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye ekonomisinin gelişimine katkı sağlamak ve iş dünyasını desteklemek amacıyla çeşitli projeler ve çalışmalar yürütmektedir. Bu projeler, üretim ve yatırımın teşviki, uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesi, genç girişimciliğin desteklenmesi ve ekonomik güvenliğin sağlanması gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır.

MÜSİAD, Anadolu Üretim ve Yatırım Hareketi kapsamında üyelerinin Türkiye genelinde yaptığı yatırımlarla yeni istihdam oluşturmayı hedeflemiştir. Bu girişim, ülkenin dört bir yanında üretim ve istihdamı artırmayı amaçlamaktadır.  

MÜSİAD, Ekonomi Diplomasisi programlarıyla uluslararası iş birliklerini güçlendirmektedir. Örneğin, Gaziantep‘de programda Suriye iş insanlarıyla bir araya getirilerek ticari ilişkilerin geliştirilmesi hedeflenmiştir.

Genç MÜSİAD, genç girişimciliği teşvik etmek ve Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için projeler yürütmektedir. Bu projeler, gençlere çok yönlü bir bakış açısı kazandırmayı ve ekonomik kültürün dönüşümünü desteklemeyi amaçlamaktadır.  

MÜSİAD’ın uluslararası ticaret ve ekonomi birlikleriyle entegrasyonu sağlayarak, politikaların güncellenmesi ve yeni şartlara uyum konusunda çalışmalar yapmaktadır. Bu sayede, ticaretin güvenliği ve sürdürülebilirliği desteklenmektedir.

MÜSİAD EXPO, iş dünyasının önemli etkinlikleri arasında yer almakta ve büyük bir iş hacmi hedeflemektedir. Bu fuar, yerli ve yabancı iş insanlarını bir araya getirerek yeni iş fırsatları oluşturmayı amaçlamaktadır.  

Bu projeler ve çalışmalar, MÜSİAD’ın Türkiye’deki iş dünyasını desteklemek ve ülke ekonomisinin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamak için attığı önemli adımlardan bazılarıdır.



Üyelerin ekonomik büyümesine katkı sağlayan işbirlikleri ve destek mekanizmaları neler? MÜSİAD, üyelerine finansal sürdürülebilirlik konusunda nasıl bir yol haritası sunuyor?

MÜSİAD, üyelerinin ekonomik büyümesini desteklemek için finansal, ticari ve stratejik işbirlikleri ile çeşitli destek mekanizmaları sunmaktadır. Bu mekanizmalar, yatırım finansmanı, ihracat teşvikleri, dijitalleşme destekleri ve network fırsatları gibi geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.

KOSGEB, TÜBİTAK ve Kalkınma Ajansları ile işbirliği yaparak KOBİ’lere finansal teşvikler sunuyor.

Vakıf Katılım, Kuveyt Türk, Ziraat Katılım ve diğer finans kuruluşlarıyla anlaşmalar yaparak finansal çözümler sağlıyor.

Girişimcilere özel fonlar ve teşvikler ile yeni iş kurma süreçlerini destekliyor.

Eximbank destekleri ve devlet teşvikleri hakkında bilgilendirme ve yönlendirme yapıyor.

Uluslararası pazarlarda yatırım yapmak isteyen üyeler için finansal çözümler sunuyor.

MÜSİAD EXPO ve Uluslararası İş Forumu (IBF) gibi etkinliklerle üyelerini dünya çapında yatırımcılar ve iş insanlarıyla buluşturuyor.

84 ülkede 99 farklı noktada temsilcilikleri ile küresel pazar fırsatları sunuyor.

MÜSİAD Sektör Kurulları aracılığıyla aynı alandaki firmaları bir araya getirerek ortak projeler oluşturulmasını sağlıyor.

Stratejik işbirlikleri ile tedarik zincirini güçlendirerek, üyeler arası ticareti teşvik ediyor.

Dijital Dönüşüm Kurulu ile üyelerin teknolojiye adapte olmasını sağlıyor.

E-ticaret, yapay zeka ve blokzincir alanlarında eğitim ve destekler veriyor.

Finansal okuryazarlık ve mali yönetim eğitimleri sunarak işletmelerin sürdürülebilir büyümesini sağlıyor.

Risk yönetimi ve yatırım stratejileri konusunda eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriyor.

İşletmelerin uzun vadeli büyüme stratejileri geliştirmelerine yardımcı oluyor.

Geleceğin sektörlerine yönelik yatırım fırsatlarını tanıtıyor.

İhracat yapmak isteyen firmalara özel danışmanlık hizmetleri sunuyor.

Lojistik, tedarik zinciri ve global pazarlara giriş stratejileri geliştiriyor.

MÜSİAD, finansal teşvikler, ihracat destekleri, dijital dönüşüm ve küresel işbirlikleri ile üyelerinin ekonomik büyümesini desteklemektedir. Küresel rekabette güç kazanmak isteyen firmalar için stratejik bir platform sağlayarak sürdürülebilir kalkınmaya katkı sunmaktadır.



Son dönemde uygulamaya konulan finansal düzenlemeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu düzenlemeler işletmeleri ve bireyleri nasıl etkiliyor?

Son dönemde Türkiye’de uygulamaya konulan finansal düzenlemeler, hem işletmeler hem de bireyler üzerinde önemli etkiler oluşturmaktadır. Bu düzenlemeler, ekonomik istikrarı sağlama, enflasyonla mücadele ve vergi tabanını genişletme gibi amaçlarla hayata geçirilmiştir.

Büyük ölçekli şirketler ve çok uluslu işletmeler için %15’lik asgari kurumlar vergisi uygulaması getirilmiştir. Bu adım, vergi tabanını genişletmeyi ve kayıt dışı ekonomiyi azaltmayı hedeflemektedir. 

Faiz oranlarının artırılması ve kredi erişiminin kısıtlanması gibi politikalar, işletmelerin finansmana erişimini zorlaştırmış ve büyüme hızlarını etkilemiştir. Özellikle ihracatçılar, döviz kuru nedeniyle rekabet güçlerinin azaldığını belirtmektedir.  

Faiz oranlarının artırılması ve sıkı para politikaları, enflasyonun kontrol altına alınmasına katkı sağlamaktadır. Bu durum, bireylerin satın alma gücünün korunmasına yardımcı olabilir.

Vergi tabanının genişletilmesi ve kayıt dışı ekonominin azaltılması yönündeki adımlar, kamu hizmetlerinin finansmanına katkı sağlayarak bireylerin yaşam kalitesini artırabilir.

Son dönemde uygulanan finansal düzenlemeler, ekonomik istikrarı sağlama ve enflasyonla mücadele gibi hedeflere yöneliktir. Ancak, işletmelerin finansmana erişimi ve rekabet gücü üzerindeki olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmalıdır. Bireyler açısından ise enflasyonun kontrol altına alınması ve kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi gibi olumlu etkiler beklenmektedir.

UTTS zorunluluğu gibi yeni sistemler, iş dünyasında nasıl bir dönüşüm yaratıyor? İşletmelerin bu tür sistemlere uyum sağlaması için nasıl bir yol haritası izlemeleri gerekir?

Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi (UTTS) gibi yeni sistemler, özellikle lojistik, ulaşım ve taşımacılık sektörlerinde önemli bir dönüşüm oluşturmaktadır. 

Bu tür dijital ve entegrasyon gerektiren sistemler, iş dünyasında çeşitli avantajlar sunarken, aynı zamanda işletmelerin uyum sağlaması için belirli zorluklar da doğurur.

UTTS, taşıtların yolculuk süreçlerini izleyebilme imkanı sağlar, bu da taşımacılık ve lojistik alanında zaman yönetimi ve kaynak kullanımı açısından verimliliği artırır.

Vergi penceresinden baktığımızda, işletmelerin akaryakıt giderlerini raporlama ile ilgili daha etkili olacağıdır. 

İşletmeler, dijitalleşme sayesinde taşıt ve lojistik operasyonlarını otomatik hale getirebilir. Bu, iş gücü maliyetlerini düşürür ve operasyonel hataları minimize eder.

Ayrıca, veri toplama ve analiz süreçlerinin iyileştirilmesi, karar alma süreçlerine hız ve doğruluk kazandırır.

UTTS gibi sistemler, yasal düzenlemelere uyum konusunda işletmelere yardımcı olur. Türkiye’de bu tür sistemler, trafik düzenlemeleri, vergi uyumu ve çevre politikaları gibi alanlarda gereklidir.

Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi gibi yeni dijital sistemler, işletmelerin daha verimli, güvenli ve yasal uyumlu çalışmasına katkı sağlar. Ancak, işletmelerin bu tür sistemlere uyum sağlaması için altyapı yatırımları, eğitim, sistemin entegrasyonu ve sürekli iyileştirme gibi adımları içeren bir yol haritası izlemesi gerekmektedir. Bu dönüşüm, işletmelerin rekabet avantajı kazanmasına ve operasyonel süreçlerini optimize etmelerine yardımcı olacaktır.



Vergi sisteminde yapılması gereken reformlar konusunda önerileriniz var mı? İşletmeler üzerindeki vergi yükünü dengelemek için ne tür adımlar atılmalı?

Dolaylı Vergilerin Azaltılması, Doğrudan Vergilerin Artırılması;

Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük bölümü KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden sağlanıyor. Bu da düşük gelir grupları ve küçük işletmeler üzerinde orantısız bir yük oluşturuyor.

Gelir ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergilerin artırılması, dolaylı vergilerin azaltılması daha adil bir sistem oluşturabilir.

Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik vergi indirimi ve geçici muafiyetler sağlanmalı.

Yeni kurulan start-up’lara ve Ar-Ge yapan firmalara ilk yıllarında vergi avantajları sunulmalı.

Kurumlar Vergisi;

Büyük ölçekli ve yüksek kârlı şirketler için daha yüksek vergi oranları, küçük işletmeler için daha düşük oranlar uygulanmalı.

Bölgesel teşvikler ile belirli sektörlerde faaliyet gösteren işletmelere özel avantajlar sağlanabilir.

Gelir Vergisi;

Mevcut gelir vergisi dilimleri enflasyona göre güncellenmeli ve orta gelir grupları üzerindeki yük hafifletilmeli.

Çalışanların vergi yükünü azaltmak için gelir vergisi oranları kademeli olarak düşürülebilir.

Dijital Ekonomi ve Vergi; 

E-ticaret, dijital hizmetler ve kripto varlıklar için şeffaf ve uygulanabilir vergilendirme kuralları belirlenmeli.

Büyük teknoloji şirketlerinin Türkiye’de elde ettiği gelirlerden uygun bir vergi oranı alınmalı.

Kayıt Dışı; 

E-fatura ve e-defter gibi sistemlerin kapsamı genişletilmeli, tüm işletmeler dijital beyanname sistemine dahil edilmeli.

Vergi denetiminde yapay zeka ve veri analitiği kullanılarak kaçakçılık ve haksız vergi avantajları önlenmeli.

Dijitalleşme artırılarak kayıt dışı ekonomi minimize edilmeli.

Teşvik;

İhracat yapan şirketler için vergi indirimleri artırılmalı, özellikle yeni pazarlara açılan firmalar desteklenmeli.

Yeşil enerji ve sürdürülebilir projeler için vergi avantajları sağlanarak bu alanlardaki yatırımlar teşvik edilmeli.

Teknoloji ve inovasyon yatırımları yapan şirketler için Ar-Ge harcamalarının vergiden düşülmesi teşvik edilmeli.

Patent ve fikri mülkiyet gelirleri için vergi oranları düşürülerek Türkiye’nin teknoloji üretimi artırılmalı.

Vergi oranları dengelenerek KOBİ’ler ve girişimciler desteklenmeli.

Bölgesel ve sektörel teşviklerle ekonomik büyüme sürdürülebilir hale getirilmeli.

Bu reformlarla Türkiye’de işletmelerin üzerindeki vergi yükü azaltılabilir ve daha rekabetçi bir ekonomik yapı oluşturulabilir.



MÜSİAD’ın ulusal ve uluslararası işbirlikleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Üyelerin yurt içi ve yurt dışındaki ticari faaliyetlerini güçlendirmek için hangi destekler sağlanıyor?

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye’nin önde gelen iş dünyası derneklerinden biri olarak ulusal ve uluslararası işbirliklerini geliştirmeye yönelik birçok faaliyet yürütmektedir.

Ulusal İşbirlikleri ve Destekler;

T.C. Ticaret Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, KOSGEB ve TÜBİTAK gibi devlet kurumlarıyla işbirliği yaparak KOBİ’lere ve girişimcilere destek sağlıyor.

Dünyada 183 noktadaki şube ve temsilcilikleri ile iş dünyasını güçlendiriyor.

Sektör Kurulları ve İş Geliştirme Programları ile farklı sektörlerde faaliyet gösteren üyeler arasında işbirliklerini teşvik ediyor.

MÜSİAD EXPO, Uluslararası İş Forumu (IBF) ve Ticaret Heyetleri ile yerel firmaların küresel pazarlara açılmasına destek oluyor.

Uluslararası İşbirlikleri ve Destekler;

84 ülkede 99 temsilciliği bulunan MÜSİAD, üyelerinin yeni pazarlara açılmasını sağlıyor.

Yurtdışı Ticaret Ofisleri ile ihracatçılara danışmanlık ve network imkânı sunuyor.

İkili Ticaret Anlaşmaları ve B2B Görüşmeleri düzenleyerek Türk iş dünyasını küresel yatırımcılarla buluşturuyor.

Afrika, Orta Doğu, Asya ve Avrupa’da ticaret köprüleri kurarak Türk şirketlerinin bu pazarlarda güçlenmesini sağlıyor.

MÜSİAD Üyeleri İçin Sağlanan Destekler;

Üyelerin yurtdışına açılmasını kolaylaştırmak için ticari heyetler ve fuarlar düzenleniyor.

Devlet teşvikleri, finansal destek programları ve yatırım fırsatları hakkında bilgilendirme yapılıyor.

Üyelerin teknolojiye uyum sağlaması için dijitalleşme ve Ar-Ge konularında eğitimler düzenleniyor.

Yeni yatırım fırsatlarını belirlemek için sektör analizleri ve küresel pazar raporları sunuluyor.

İş dünyasında güvenilir bağlantılar kurmaları için ulusal ve uluslararası etkinlikler organize ediliyor.

MÜSİAD, üyelerinin hem yurt içinde hem de yurt dışında büyümesini destekleyen bir ekosistem sunarak Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Özellikle ihracat yapan firmalar ve küresel pazarlara açılmak isteyen girişimciler için önemli bir platform sunuyor.



2025 yılı ve sonrası için finansal öngörüleriniz neler? İşletmeler ve yatırımcılar önümüzdeki dönemde nasıl bir strateji izlemeli?

2025 ve sonrası için finansal öngörüler, küresel ve yerel ekonomik dinamiklere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Ancak, mevcut trendler ve ekonomik göstergeler dikkate alındığında bazı temel beklentiler öne çıkıyor:

Enflasyon ve Faiz;

Merkez bankaları, enflasyonu kontrol altına almak için faiz politikalarını dengeleyecek.

Türkiye’de faiz oranlarının kademeli olarak düşmesi beklenebilir, ancak enflasyon yüksek seyrederse sıkı para politikası devam edebilir.

Küresel piyasalarda ABD Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz indirimleri konusunda temkinli hareket edebilir.

Strateji-invest;

Dijitalleşme ve yapay zeka (AI) yatırımları işletmeler için kaçınılmaz hale gelecek.

Kripto varlıklar ve dijital merkez bankası paraları (CBDC) finans dünyasında daha önemli hale gelecek.

Türkiye, lojistik avantajları nedeniyle Avrupa için üretim merkezi olma fırsatı yakalayabilir.

E-ticaret ve dijital ödeme sistemleri büyümeye devam edecek.

Yapay zeka, bulut tabanlı muhasebe ve e-ticaret çözümlerine yatırım değerlendirilebilir. 

Enflasyonist ortamda kârlılığı korumak için otomasyon ve yapay zeka destekli finans yönetimi uygulanabilir.

Teknoloji, yapay zeka ve yenilenebilir enerji sektörleri büyümeye devam edebilir.

Bankacılık ve finans sektörü, faiz politikalarına bağlı olarak dalgalı bir seyir izleyebilir.

Enflasyona karşı korunma aracı olarak belirli bölgelerde konut ve ticari gayrimenkuller değer kazanabilir.

Altın, küresel belirsizlikler ve merkez bankası politikalarına bağlı olarak güvenli liman olmaya devam edecek.

2025 ve sonrası için finansal strateji oluştururken dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve risk yönetimi kritik olacak. İşletmeler ve yatırımcılar esnek ve uyarlayıcı stratejiler geliştirerek değişen piyasa koşullarına hızlı uyum sağlamalı.

Dijitalleşme ve muhasebe süreçleri açısından Türkiye’de nasıl bir dönüşüm yaşanıyor? Dijital finansal yönetimin avantajları ve zorlukları nelerdir?

Şirketler için kağıt fatura yerine e-fatura ve e-arşiv kullanımı yaygınlaşıyor.

E-Defter uygulaması, muhasebe kayıtlarını dijitalleştirerek denetimi kolaylaştırıyor.

Dijital bankalar ve ödeme sistemleri yaygınlaşıyor.

KOBİ’ler için finans yönetimini kolaylaştıran bulut tabanlı muhasebe yazılımları artıyor.

Vergi beyannameleri dijital sistemler üzerinden otomatik olarak düzenleniyor.

Yapay zeka destekli denetim sistemleri ile vergi kaçakçılığı ve hatalar tespit ediliyor.

Avantajlar;

Otomatik muhasebe işlemleri ile iş gücünden tasarruf edilir.

Manuel hatalar azalır, veriler daha güvenilir olur.

Vergi ve mevzuata uyum kolaylaşır, denetim süreçleri hızlanır.

Bulut tabanlı sistemlerle her yerden finansal işlemler yapılabilir.

Büyük veri analizleri ile şirketler daha doğru kararlar alabilir.

Zorluklar;

Veri hırsızlığı ve siber saldırılara karşı önlem almak gerekiyor.

Küçük işletmeler için dijital dönüşüm maliyetli olabilir.

Muhasebe çalışanlarının yeni sistemlere uyumu zaman alabilir.

Hızla değişen mevzuatlara ayak uydurmak gerekiyor.

Türkiye’de dijitalleşme süreci hızla ilerlerken, şirketlerin bu dönüşüme uyum sağlaması uzun vadede rekabet avantajı oluşturacaktır. Özellikle KOBİ’ler için uygun çözümler üretilmesi, dijital muhasebe ve finans yönetiminin yaygınlaşmasını hızlandıracaktır.



İş dünyasında sürdürülebilir büyüme için nelere dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Finans;

Gelir-gider dengesini korumak, Borç ve sermaye yönetimini iyi yapmak, Krizlere karşı finansal rezerv oluşturmak,

Müşteri ve Marka;

Müşteri ihtiyaçlarını anlamak ve buna uygun ürün/hizmet sunmak

Müşteri memnuniyetini artırmak ve sadakat oluşturmak

Marka değerini güçlendirmek

Topluma ve çalışanlara katkı sağlamak

Çalışan memnuniyetini ve bağlılığını artırmak

Değişim, Dijitalleşme, Pazar;

Yeni teknolojilere uyum sağlamak

Sürekli iyileştirme ve Ar-Ge yatırımlarına önem vermek

Dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmak

Pazar trendlerini yakından takip etmek

Rakip analizleri yaparak stratejileri güncellemek

Esnek iş modelleriyle değişimlere uyum sağlamak

 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/suleyman-bilkay-surdurulebilir-buyume-icin-stratejik-adimlar-4271.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/suleyman-bilkay-surdurulebilir-buyume-icin-stratejik-adimlar-4271.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/suleyman-bilkay-surdurulebilir-buyume-icin-stratejik-adimlar-4271-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/suleyman-bilkay-surdurulebilir-buyume-icin-stratejik-adimlar-4271.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/suleyman-bilkay-surdurulebilir-buyume-icin-stratejik-adimlar/34644/</link>
			<pubDate>Wed, 05 Feb 2025 19:59:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kelimelerin Peşinde Bir Yolculuk: Muhammed Ali Özdoğan ile Şiir ve Edebiyat Üzerine]]></title>
			<description><![CDATA[“Şiir, insanın kendi hakikatini aramasıdır. Şair, görülmeyeni arar ya da herkesin gözü önünde olup da fark edemediği şeyi gösterir.”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Öğretmen, akademisyen ve şair kimliğiyle edebiyat dünyasında kendine özgü bir yer edinen Muhammed Ali Özdoğan, “Kayıp İlanı” adlı şiir kitabıyla okurlarıyla buluştu. Onun için şiir, sadece kelimelerin yan yana dizilişi değil; bir hakikat arayışı, bir karşı duruş ve zamanın ruhuna yazılan notlar. Özdoğan ile şiire, edebiyata ve kitabının hikâyesine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 



Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

Bu zor bir soru. Sanırım biyografimi soruyorsunuz. İnsanın kendinden bahsetmesi kolay değildir. Bu soruyu işverenlerin iş görüşmelerine gelenlere sorduğu en can alıcı sorulardan olduğunu okumuştum bir yerde. Neyse ki ben iş görüşmesine gelmedim. Geriye doğru baktığımda Antalya Akseki’de Güneykaya Köyünde doğmuşum. Şanslıyım ki çocukluğum köyde geçti. Günümüz çocuklarının masallarda duyduğu dere, tepe benim hayat hikayemin mekanıdır. Bunu söylerken siz de hemen kendi çocukluğunuza dönüyorsunuz. Sanırım Rizeliydiniz, Rize’nin de deresi tepesi meşhurdur.  Çocukluğumuza takılırsak sohbet bitmez… 2003 yılından bu yana öğretmenim. Çağdaş Türk romanını merkeze alarak Mevlana ve Tüketim ilişkisi üzerine bir yüksek lisans çalışması, Yaşlılık ve sosyal medya konusunda da doktora çalışması yaptım. Bir ara fotoğraf sanatıyla uğraştım. Büyükler çekilmez hale geldiğinde çocukları ve çiçekleri çekerdim, fotoğrafçı olarak. Evliyim. Üç çocuğum var. 

Ne zamandan bu yana yazıyorsunuz? 

Daha ilkokula başlamadan babam okumayı öğretti. O zamandan bu yana yazıyorum. Bunu şunun için söyledim: Öğretmenlerin okullarda en çok zorlandıkları husus, öğrencilerin yazmayı sevmemesi. Tahtaya yazılan bir şeyi (not, ödev hatta yazılı sorusu vb.) öğrenciler yazmıyor. Hemen veli grubuna tahtanın fotoğrafını gönderin deniliyor bize. Bu tür sohbet, röportaj ne dersek konuşmanın sonunda “Özellikle gençlere ne tür önerilerde bulunmak istersiniz?” sorusu soruluyor, ben siz sormadan dolaylı olarak o soruya da cevap vermek için söyledim bunları. Kalemle aramız iyi olacak. Gençlerin kalemle ve kitapla arası iyi olmalı. Kalemle yazmayı sevmeyen çocukların yazmaya adım atması kolay değil. Kitap kelimesinin etimolojik olarak yazmakla bağlantılı bir kelimedir. Babamın şu tavsiyesini hiç unutmam: yerde bir gazete parçası bulsan bile oku.  Bu arada konu dağıldı soru neydi?

Ne zamandan bu yana yazıyorsunuz? 

Biz öğretmenler böyledir. Bam teline bastınız mı dağıtırız konuyu. Okumaya başladığımdan bu yana yazıyorum. Okudukça sizde okuduklarınız birikiyor, ağırlaşıyor. Bir süre sonra yazma ihtiyacı hissediyorsunuz. Sizin kastettiğiniz manada bir şeyler üretme isteğinin sonucu olarak lise yıllarımdan itibaren yazıyorum.  Fakat üniversitede çeşitli dergilere yazmaya başladım.  

Sizi şiire yönlendiren en büyük etken neydi?

Şiir yazmaya başlamamın nedeni okuduğum şairlerdir.Kimileri de şiirin genetik tarafı var, der. Babaannem ki ben doğmadan önce vefat etmiş. O bir şairmiş. Şiir söylermiş. Yazar demiyorum, söylermiş. 

Okuduğum şairler dediniz. Hangi şairleri okuyorsunuz? 

Ortaokul yıllarımda Necip Fazıl okurdum. Sonrasında Sezai Karakoç, Zarifoğlu, İsmet Özel, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Attila İlhan, İlhami Çiçek..

İsmet Özel dışında vefat etmiş şairler. Hayatta olanlardan?

Şairler şiirleriyle yaşar ancak bizler şairleri öldükten sonra tanırız. Şu an edebiyat dergilerinde yazan Zarifoğlu’yla Mavera dergisinde yazmış Yaşar Akgül’ü okurum. Yine günümüzün en üretken şair yazarlarından Mustafa Uçurum’u okurum. İkisi de temposu yüksek şairlerden. Çok isim var okuduğum aklıma gelenlerden Osman Konuk, yakın çevremde Antalya’da yaşayan Himmet Karataş ve Nevzat Akyar hocanın da şiirlerini yakından takip ediyorum. Edebiyat dergilerindeki şiirleri okurum. Haa, kocaman şiir dergilerinde dişe dokunur birkaç şiir olabiliyor bunu da söylemeliyim. 

Edebiyat ve şiirimiz için dergilerin yeri başkadır. Dergi işine girdiniz mi? Hangi dergilerde yazdınız yazıyorsunuz? 

İzmir’de öğrencilik yıllarımızda İfade dergisi vardı. Oldukça zahmetli bir işti bizim için hem okul hem dergicilik. Matbu bir dergiydi. Zamanla yarışıyorsunuz. Dergi birkaç kişinin omuzlarına kalıyor. Herkes birbirinden bekliyor. Akranlarınız kafelerde keyif sürerken siz matbaaydı, reklamdı, yazıydı koşturuyorsunuz. Siz matbu bir derginin ne demek olduğunu kaç yıldır bizzat yaşıyorsunuz.  Pek çok dergide yazdım ancak yazı serüvenimin başında Okuntu dergisi vardır. 1987 yılından bu yana Ali Haydar Haksal’ın yönetiminde çıkan Yedi İklim dergisi yine İstanbul merkezli Beşinci Mevsim dergisi şiir denince aklıma gelen dergiler. Merkezi Konya’da olan Mahalle Mektebi dergisine de düşünce yazıları yazıyorum. Ayrıca Hece, Sadece Şiir, Olağan Şiir, İzole Şiir, Akatalpa aklıma gelenler…

Kitaptaki şiirler 2002 yılından bu yana çeşitli dergilerde yayımlanmış olanlar. 

-Kitabınıza gelirsek adı oldukça dikkat çekici. “Kayıp İlanı” ismini seçmenizin özel bir sebebi var mı? Kayıp olan nedir, neyi arıyorsunuz?

Sorunun sonundan başlayayım. Şiir insanın kendi hakikatini aramasıdır. Şair görülmeyeni arar ya da herkesin gözü önünde olup da göremediği şeyi gösterir. Nazım Hikmet “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda/ Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” derken herkesin gözü önünde olan ama fark edemediği bir gerçekliği şiirine taşıyor. Nazım’ın çağdaşı olan Necip Fazıl da şiir hakikati arama işidir der. 

Kitabın ismi Ramazan Hocam Günaydın şiirinde geçiyor.Manisa Turgutlu’daki Gediz nehrini ve Gediz ovasını anlatan bir şiir. Şiir yazmak için şairin bir ayağını bu dünyadan çekebilmesi lazım. Dünyayla bağı konfora dayananlar iyi şiir yazamaz. 

Şiirlerinizde isimler sık geçiyor. Ramazan Hoca, Gökmen Özdemir, Kemal Dayı, Eşrefoğlu Rumi, Neşet Ertaş, Zarifoğlu, Zehra, Tuğra… Şiir biraz da insanın hikayesi değil midir?

Evet, bu doğru. Ancak bu hikayeler şiirin içine gömülü. Ramazan Hoca bir öğretmen. Gökmen Özdemir kızım Zehra’nın doktoru

-İlk kitabınızı yayımlamak nasıl bir süreçti? Sizi en çok zorlayan ve en çok mutlu eden şey neydi?

Şiir kitabı olarak basılan ilk kitabım gibi görünse de ilk kitabıçıkarmadım. 25 yaşıma geldiğimde yazdığım şiirleri kitap olarak çıkarabilirdim. İlk kitapta acemilikler olur denir. Ben acemilik olarak gördüğüm şiirleri bir kenara ayırdım. Bu kitapta elbette üniversite yıllarımda yazdığım şiirler var. Akşama Doğru Harran’a Varmak şiiri güzel bir şiirdir ve 24 yaşımda yazdım. Ben şiiri çalışan birisiyim. Şiiri çabuk yazan birisi değilim. İstesem yazarım ama bu yazdıklarım tatmin edici olmaz. İllaki okuma yapmalıyım. Başka şairleri, edebiyat dergilerini, akademik çalışmalar için makale ve kitaplar… Şiir yazarken de sözlük okurum. Şiirin hammaddesi kelime ise okumak lazım. Kitap yayımlama sürecinden ziyade şiir yazma sürecimden bahsettim size. Bu arada Tüketilen Mevlana isimli bir kitabım var. Akademik bir kitap. 

-Bu kitapta hangi temalar öne çıkıyor? Okuyucu hangi duygularla karşılaşacak?

Belirli bir tema etrafında yazmıyorum. Ama insanın ve toplumun kendisine yabancılaşması, postmodernizmin neden olduğu toplumsal çözülmeye göndermeler yapıyorum. Bir şiirde herhangi bir temaya bağlanarak şiir yazmaya kalkarsam onun hikayeye dönüşme riski var. Hani şiirden ziyade şiirsel. O zaman şiirin iç ahengi kaybolur. Şiirde ses ve müzikalite önemli. Buradan hareketle şiirde okurun karşılaşacağı duygu biraz da ne aradığıyla ilgili. 

-Şair olarak en çok hangi duyguları kağıda dökmekten keyif alıyorsunuz?

Modernizm karşısında gelenek önemli. Geleneği çağrıştıran imgeleri modernizmin ve onun devamı sayılan postmodernizmin insanın ve toplumun doğasına zarar veren tarafına karşı çıkma duygusunu şiire dökmekten hoşlanıyorum. Modernizmin ortadan kaldırmak istediği şeyleri, postmodernizmin görmezden geldiği veya tahrif ederek bir tüketim nesnesine dönüştürmek istediği şeyleri şiirime yerleştirmeyi seviyorum. Örneğin ölüm olgusu gizlenen görmezden gelinen bir konu. Hani Gassal dizisinin afişine bile tahammül edemeyen bir zihin yapısı var. Ölüm gibi insana sınırlarını gösteren imgeleri kullanmayı seviyorum. Şiir size haddinizi bildirir. Had sınır demek.

-Kendi şiirlerinizi nasıl tanımlarsınız? Bir tarz veya akım içinde değerlendiriyor musunuz?

Ben şiirimi bir taş duvara benzetirim. Rize’de de vardır, bizim Akseki’de tarla oluşturmak için duvar yapılır yamaca. Babam duvar yaparken bir taşı alır, evirir çevirir, sağını solunu kırar taşı duvara yerleştirirdi. Arkasına küçük molozlar koyar ve duvar bitince dümdüz bir hal alırdı. Tek başına bir taş yığını diyebileceğimiz malzemelerden göze hoş gelen bir bütün oluştururdu. Şiirin malzemesi de kelime, ama birbiriyle uyumlu kelimeler. Şiiri hem içerik, hem biçim hem de inşa etme bakımından bir taş duvara benzetirim. Duvar verimli toprağın erozyonda kaybolup gitmesini önler. Biz bu topraklarda kültür erozyonuna maruz kalan bir toplumuz. Her şey hızlı akıyor bu ülkede. Bu hızlı değişimde çok şey kaybediyoruz. İnternete vurgu yaptığım şiirde 

“sorular ve cevaplar değişiyor

değişmeden duruyor şu  

insan nedir ki topraktan başka

şimdi filizleniyor payen gökdelenler 

zayıflıyor ağaçlar

çağın en anlaşılmaz alışkanlığıdır obezite ile mücadele” demiştim. 

Toprakla bağımız zayıflarken ölümü de unutuyoruz, ölümü unutanın hayatla bağı konfor üzerinden olur. Anlık düşünür, oysa betonlaşma, şiirde dediğim “payen” yani putlaştırdığımız gökdelenler bizi topraktan uzaklaştırıyor. 30 yıl önce köyümde hiç kilolu insan görmüyordum, Karadeniz’de30 yıl önce hiç kilolu insan var mıydı?

-Antalya’daki edebiyat iklimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Esasında bu soru Türkiye’deki edebiyat iklimini de ilgilendiriyor. Herkesin mensubu olduğu bir grup var. Dergilerde herkes kendi adamlarının ürünlerine yer verir. Herkes birbirini över. Bu çoğu alanda böyle maalesef. Arı her çiçekten polen toplarsa o bal kaliteli olur. Şair de arı gibi olmalı. Oysa arı kendi kovanının etrafından ayrılmıyor. Kovanın içini bilmiyoruz ne olup bitiyor. Bu balın kalitesi olur mu? 

Edebiyat, şiir evrenseldir, oysa biz gerek sol gelenekte gerek sağ milliyetçi, muhafazakar, İslamcı tarafta herkesin bir ekibi var. Verilen ödüllere bakarsanız genelde kendi adamlarına ödül verilir. Aynı kelimelerle, terminolojiyle konuşulur. Renkleri bile ayırmışız. Kimileri mor rengi siyasal bir ideolojinin fonu yapmış. Eee, böyle olunca burada bir edebiyat ikliminde bahsedebilir miyiz? Antalya’daki edebiyat iklimi, bir Tokat’taki Maraş’taki gibi değil.  Türkiye’nin en büyük şehrinde bir edebiyat dergimiz yok. Çünkü Antalya’daki az sayıdaki şair, edebiyatçı bir araya gelip bir şeyler yapamıyor. Bırakın dergi çıkarmayı biz üç arkadaş çay içmek için bile bir araya gelemiyoruz.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/kelimelerin-pesinde-bir-yolculuk-muhammed-ali-ozdogan-ile-siir-ve-edebiyat-uzerine-8399.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/kelimelerin-pesinde-bir-yolculuk-muhammed-ali-ozdogan-ile-siir-ve-edebiyat-uzerine-8399.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/kelimelerin-pesinde-bir-yolculuk-muhammed-ali-ozdogan-ile-siir-ve-edebiyat-uzerine-8399-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/02/kelimelerin-pesinde-bir-yolculuk-muhammed-ali-ozdogan-ile-siir-ve-edebiyat-uzerine-8399.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kelimelerin-pesinde-bir-yolculuk-muhammed-ali-ozdogan-ile-siir-ve-edebiyat-uzerine/34578/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Feb 2025 17:40:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hayırsever iş insanı Barış Kurucu  “EMŞAV, Vatan Sağolsun Diyen Her Yiğidin Yanında’’]]></title>
			<description><![CDATA[Yardımlarıyla topluma örnek olan iş insanı Barış Kurucu ile Akdeniz Bülten olarak anlamlı bir röportaj gerçekleştirdik. “Hayat paylaştıkça güzeldir” anlayışıyla yıllardır gönüllere dokunan Kurucu, bugüne kadar hayata geçirdiği projelerden ve gelecekteki hedeflerinden bahsetti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bazı yardımların sessiz yapılması gerektiğine inandığımız gibi, toplumda farkındalık oluşturacak projelerin de duyurulmasının önemine dikkat çekmek istedik ve sorularımızı Barış Kurucu’ya yönelttik. Aynı zamanda, Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı (EMŞAV) çatısı altında şehit aileleri ve gazilere yönelik çalışmaları, vakfın misyonunu ve toplumdaki rolünü ele aldık.

 

Röportaj: Dilek Bozkurt 

 



1998 yılında dernek olarak temelleri atılan, 2011’de vakıf statüsüne geçerek kurumsallaşan Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı (EMŞAV), şehit ve gazi ailelerinin haklarını koruma, onların hayatlarını kolaylaştırma ve toplumda farkındalık yaratma hedefiyle faaliyetlerini sürdürüyor. EMŞAV Akdeniz Bölge Başkanı Barış Kurucu ile vakfın amaçları, yürüttükleri projeler ve gelecek hedefleri üzerine konuştuk.



Vakfınızın kuruluş amacı ve misyonu nedir? 

Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı (EMŞAV) 1998 yılında, Şehit Ailelerimiz ve Gazilerimizin istek ve talepleri doğrultusunda İçişleri Bakanlığımız ve Emniyet Genel Müdürlüğümüzün destekleri ile dernek olarak kurulmuştur. 

1998-2011 yılları arasında Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Derneği ismiyle, dernek statüsünde, faaliyetlerini yürüttükten sonra yapılan değerlendirme ve tespit sonucu; 

Ülkemizin birçok yerinde, illerde, Polis Teşkilatımızın Şehit ve Gazi Aileleri için dernek statüsünde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmasına rağmen, kurumsal bir yapı ile hareket ederek, Ülkemiz genelinde, Emniyet Teşkilatı Şehit ve Gazi Ailelerini temsil edebilecek, aynı zamanda Başkentimiz Ankara ilinde Devletimizin en üst kademesinde ve Yüce Meclisimizde Şehit ve Gazi Ailelerimizin lehine her türlü çalışmaları yürütecek, Devlet protokolünde Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü yani Gazi ve Şehit Ailelerinin kurumsal ve genel bir sivil toplum kuruluşu altında yer almasını sağlayacak bir yapılanmaya ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir. 

Bu nedenle yapılan çalışmalar sonucu 2011 yılında gerekli işlemler İçişleri Bakanlığımız ve Emniyet Genel Müdürlüğümüzün destekleri ile tamamlanarak vakıf statüsüne geçilmiş ve Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı (EMŞAV) kurulmuştur. 

Vakfımızın Kuruluş amacı, Emniyet Teşkilatı Mensubu iken görevlerinin etkisi ve tesiri ile hayatını kaybederek Şehit olan Emniyet mensuplarımızın Aileleri ile kendilerini siper ederek yaralan ve Vazife Malulü olan Gazilerimize ve Ailelerine yardım etmek, Aileler arasındaki dayanışmayı ve sosyal birlikteliği geliştirmek, eğitim ve sağlık faaliyetlerinde bulunmak, Şehit ve Gazi yakınlarının yasal haklarının, kazanılması, korunması ve geliştirilmesi için hukuki yardım sağlamak, Şehit ve Gazi Aileleri lehine kulis yapmak, kamuoyu oluşturmak ve kamu kurum ve kuruluşlar nezdinde girişimde bulunmak, gerekli hal ve durumlarda vakıf imkanları dahilinde Emniyet Mensubu Şehit ve Gazi Ailelerimize Hukuki, maddi, manevi yardım etmek, vakfımızın amacıdır. 



Şehit ve Gazi Ailelerine hangi alanlarda destek sağlıyorsunuz? 

Öncelikle; Şehit ve Gazi Ailelerimizin yasal ve özlük haklarının korunması ve geliştirilmesi için çalışmalar yürütülmektedir. 

Örneğin; 2011-2012 yıllarında Şehit ve Gazi Ailelerini sosyal haklarında görülen eksikliklerin tespitinin yapılmasına müteakip hazırlanan 27 maddelik kanun taslağı dönemin Başbakanı şimdi ise Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a arz edilmiş ve Yüce Meclisimize sunulmuştur. Bu kanun taslağının 25 maddesi Şehit ve Gazi Ailelerimizin lehine kanunlaşmıştır. 

Yine aynı şekilde 2013 -2014 yılları arasında özlük hakları ile ilgili tespiti yapılan konular hakkında 10 maddelik bir kanun taslağı hazırlanarak sunulmuş ve kanunlaşmıştır. 

Bu kanuni düzenlemeler içesinde Şehidin evli olması hal ve durumunda Şehit Eşine ve çocuklarına bağlanan maaşın yanı sıra Şehidin annesine ve babasına Şehit Eşi maaşından kesinti yapılmaksızın maaş bağlanması, Şehit Eşine ve çocuklarına verilen bir iş hakkının Şehidin kardeşine de ayrıca bir iş hakkı olarak verilmesi, Vazife Malulü Gazilerimizin emekliliğe sevkinden sonra Emniyet Teşkilatından ilişik kesmeden İdari Polis veya İdari Memur olarak görevine devam etmesi, Eğitim yardımı vb. gibi birçok düzenleme yapılmıştır. 

Bugüne kadar yukarıda verilen örnekler gibi birçok çalışmalar devam etmiştir. 



Bunların dışında hangi faaliyetleriniz bulunuyor?

Aynı zamanda Şehit ve Gazi Ailelerimizin Vakfımıza başvuru yapmaları halinde kendilerine hukuki yardım ile vakıf imkanları dahilinde maddi yardımlarda yapılabilmektedir. 

Bunun yanı sıra Yüksek Öğrenim görev Şehit ve Gazi evlatlarımıza her yıl eğitim yardımı(burs) yapılmaktadır. 

Emşav Genel Merkezi başta olmak üzere, bağlı taşra birimleri temsilcilikleri, Bölge İl ve İlçe Başkanlıkları görev ve sorumluluk alanlarında Şehit ve Gazi Ailelerimizin istek ve talepleri doğrultusunda çalışmalar yürütmekte ve sosyal birlikteliği sağlayacak her türlü etkinlikleri düzenlemektedir. Tabi ayrıca Aziz Şehitlerimizin hatıraları için düzenlenen etkinlikler ve anma programları devam etmektedir. 

Emniyet Teşkilatı bünyesindeki şehit ve gazi ailelerinin karşılaştığı en büyük zorluklar nelerdir? 

Öncelikle belirtelim, Devletimiz ve Milletimiz her daim Şehit ve Gazi Ailelerimizin yanındadır. Ancak Şehitlik ve Gaziliğin kanuni olarak bir tanımı olmayıp, hayatına devam eden Vazife Malulü, hayatını kaybeden Vazife Malulü şeklinde kanuni bir düzenleme mevcuttur. 

Şehidimizin Milletimize emanet olan Ailesine veya Gazinin meydana gelen olay kapsamında (3713 Sk. 2330 Sk. (5434/45md.) 5510 Sk.) kanuna göre sosyal hakları verilmekle birlikte, bu kanunların tanımış olduğu özlük hakları konusunda, Şehit ve Gazi Ailelerinin tek bir kanun çatısı altında genel bir düzenleme yapılması hususunda istek ve talepleri mevcuttur. 

Örnek olması bakımından bir Polis Memuru evinden çıkarak görevine başladığında o gün meydana gelebilecek ani gelişebilecek olaylar hakkında bir tahmini olamaz. Gelen bir anons ile ihbara konu adrese giden Polis ekibi, hain terör örgütü mensubu kişi/kişiler ile karşılaşabilir, bir narkotik madde satıcısı ile karşılaşabilir, bir hırsız ya da yağma yapan şüpheli ile karşılaşabilir, alkol ve uyuşturucu madde bağımlısı veya ruh ve sağlık durumu bozuk bir şahıs ile karşılaşabilir. Ya da kişiler veya grup arasında kavga, aile içi şiddet vb. gibi vukuatlar olabilir veyahut bir trafik kazasına karışabilir. 

Yukarıda belirtilen olaylara müdahale eden Emniyet Mensubunun yaralanması veya hayatını kaybetmesi durumunda müdahale ettiği olay hangi kanun kapsamında ise özlük hakları o kanun* kapsamında verilmektedir. 

*3713 Sayılı Kanun 2330 Sayılı Kanun (5434/45md.) 5510 Sayılı Kanun özlük hakları bakımından farklıdır. 



Akdeniz Bölgesi’nde yürüttüğünüz çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu bölgede öne çıkan projeleriniz neler? 

Akdeniz Bölge Başkanlığı olarak yeni göreve atanmamız sebebiyle Vakıfımızın amacı doğrultusunda ve Genel Başkanlığımızın da talimatlarıyla, Bölgemizde bulunan illerde kurulu İl Başkanlıkları ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunmak, çalışmalar yapmak, İl Başkanlığımızın, Temsilciliğimizin bulunmadığı illerde ise doğrudan faaliyetler yürütmek bizim görevimiz. 

Bu kapsamda Genel Başkanımız Sayın Abdurrahman Yılmaz’ın direktifleriyle Akdeniz bölgesinde bulunan Şehit ve Gazi Ailelerimiz için yapılabilecek her türlü çalışmayı planlayarak hayata geçirmek üzere tek, tek, tetkik ediyoruz. Bunlar netleşmeden kesin ifadeler kullanmak doğru olmaz. Ama bir tanesini belirteyim; bölgede büyük bir Emşav Şehit ve Gazi Aileleri Sosyal Tesisi olması için ön araştırmalarımız devam ediyor. 



Şehit ve gazi ailelerine yönelik sosyal farkındalığı artırmak için düzenlediğiniz etkinliklerden bahsedebilir misiniz? 

Akdeniz Bölge Başkanlığı olarak Antalya İl Başkanlığımızla birlikte, Antalya İl Emniyet Müdürlüğümüzün katkılarıyla, Şehit ve Gazi Ailelerimiz için sosyal birlikteliği sağlamak adına geçtiğimiz günlerde, Şehit ve Gazi Ailelerimizle, Sayın Antalya Valimiz başta olmak üzere il Protokol üyelerinin de katılım sağladığı güzel bir Anma Programı gerçekleştirdik. 

Emşav Genel Başkanımız Sayın Abdurrahman Yılmaz Ankara ilinden gelerek kendileri de bu programa katıldılar, sağ olsunlar. Bu gecede yaşanan manevi huzurun ve sevincin bir tarifi yok. Şehit ve Gazi Ailelerimizle hep birlikte olmanın onurunu yaşadık. 

Önümüzdeki süreçte bu tür sosyal birliktelik temalı kapsamlı programları, etkinlikleri tekrar yapacağız. Ayrıca, Antalya Isparta illerimizde temaslarda bulunduk, Şehit ve Gazi Ailelerimiz için neler yapmalıyız konuları üzerinde istişare ettik. Antalya Valimiz, Isparta Valimiz ve Kurum Müdürleri, Şehit ve Gazi Aileleri için yapılacak her türlü etkinliğe destek olacaklarını bizlere ifade etti. 

 

Toplumun, şehit ve gazi ailelerine karşı sorumluluklarını daha iyi anlaması için neler yapılabilir? 

Toplumun her kesimine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı? 

26 Ağustos 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi Anadolu’nun bizlere Yurt olduğu tarihin başlangıcı, o günden bugüne kadar Milletimiz bu topraklarda çok büyük bedeller ödedi. Vatanımız, Milletimiz, Yurdumuz, var olsun diyerek, kadını, erkeği, genci, yaşlısı, nice yiğitler kendilerini feda etti. Onların sayesinde bu coğrafyada yurdumuzda kök saldık, burayı Yurdumuz Vatanımız yaptık. Yakın tarihimizde Çanakkale ve Kurtuluş savaşı, devamında o günlerden günümüze hain terör örgütlerinin alçakça yaptıkları, halen Şehit haberlerini hep birlikte üzülerek alıyoruz. Yurdumuzun her bir köşesi Şehit ve Gazilerin kanlarıyla sulanmış. Peki Şehit Aileleri, Gaziler 1071’den bu yana ne diyor? Tek bir cümle “Vatan Sağolsun” 

İşte bu yüzden öncelikle geleceğimizin teminatı çocuklarımıza Şehit ve Gazi ‘nin, bizler vatanımızda huzurlu yaşayabilelim diyerek nasıl bir fedakârlık yaptıklarını öğretmeliyiz. “Vatan Sağolsun” diyen Şehit ve Gazi Ailelerimizin önemini onlara anlatmalıyız. 

Toplum “Vatan Sağolsun” diyen evlatlarını şehadete göndermiş Şehit Aileleri ve kendini siper eden Kahraman Gazileri el üstünde tutmalı ve onları saygıyla gözetmeli, bunun için ilköğrenim düzeyinde seminerler, eğitimler verilmeli, 

 

Vakıf olarak devletten veya yerel yönetimlerden ne tür destekler alıyorsunuz? Bu destekler yeterli oluyor mu? 

Yasalara göre Devletimiz veya Yerel Yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşlarına, doğrudan maddi destekte bulunamazlar. Ancak mevzuata uygun ortaklaşa projeler gerçekleştirebilirler. Bu kapsamda yerel yönetimler ile ortaklaşa yapılan projeler kapsamında çalışmalarımız mevcut. Ortak Proje çalışmalarının çoğaltılması için çalışmalar da devam ediyor. 

Bu destekler yeterli oluyor mu? Sorusunu ise şöyle açıklayalım, elimizde bulunan imkânlara göre hareket edebiliyoruz. Eğer bu projeler çoğalır ise ona göre hareket kabiliyetimiz artacak ve vakıf amacına uygun çalışmalarımız ve buna bağlı olarak her türlü alanda etkinliğimiz daha da artacaktır. 

Şehit ve Gazi Ailelerinin çocukları için eğitim veya meslek edindirme alanında projeleriniz var mı? 

Vakıf olarak; Şehit ve Gazi Ailelerimizden gelen istek ve talepler doğrultusunda zaman, zaman çeşitli meslek gruplarının temel eğitimleri konulu seminerler, kurslar, el sanatları vb. gibi alanlarda düzenledik. Ailelerimizden istek ve talep gelmesi halinde tekrar düzenleyebiliriz. 

 

Göreviniz sırasında sizi en çok etkileyen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? 

Antalya ilimizde düzenlenen Aziz Şehitlerimizi Anma Programında bir Şehit Ailemiz bana oğlum diyerek sarılmıştı. İçimde o an yaşanan onuru, gururu anlatamam, gözlerim dolduğunda, Şehit Annemiz bana “Bu vatanın tüm yiğit evlatları benim oğlum gibi” demişti. Bunu unutamıyorum. 

Vakfınızın gelecekte hayata geçirmeyi planladığı projeler ve hedefler nelerdir? 

Emşav Genel Başkanlığımızın çok güzel projeleri var. Bunları hayata geçirmek için başta Genel Başkanımız Sayın Abdurrahman Yılmaz olmak üzere Genel Başkanlık yetkili birimleri durmadan çalışıyor. 

Büyüklü küçüklü projeler arasından birkaç tanesini söyleyeyim, çok geniş kapsamlı olarak yapılması planlanan Şehit ve Gazi Aileleri Rehabilitasyon ve Fizik Tedavi Merkezi, Emşav Konuk Evleri, Emşav Öğrenci Yurtları. 

Toplumun her kesimine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı? 

Unutmayalım ki; bizler evimizde, yurdumuzda, mutlu, huzurlu, yaşayabilelim diye nice yiğitler kendilerini feda ederek Şehit oluyor, ailelerini, sevdiklerini Yüce Türk Milletine emanet ediyor. Kendilerini siper eden yaralanan, Kahraman Gazilerimiz, ömürleri boyunca sağlık sorunları yaşıyor. 

Bu nedenle; Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı (EMŞAV) Üzerine almış olduğu temsiliyet, görev ve sorumluluk bilinciyle vakıf kültürüyle çalışmalarına devam edecektir. 

Vatan ve Millet sevgisi olan herkes Şehit ve Gazi Ailelerini el üstünde tutmalı, onlara saygı duymalıdır.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/hayirsever-is-insani-baris-kurucu-emsav-vatan-sagolsun-diyen-her-yigidin-yaninda-8375.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/hayirsever-is-insani-baris-kurucu-emsav-vatan-sagolsun-diyen-her-yigidin-yaninda-8375.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/hayirsever-is-insani-baris-kurucu-emsav-vatan-sagolsun-diyen-her-yigidin-yaninda-8375-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/hayirsever-is-insani-baris-kurucu-emsav-vatan-sagolsun-diyen-her-yigidin-yaninda-8375.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/hayirsever-is-insani-baris-kurucu-emsav-vatan-sagolsun-diyen-her-yigidin-yaninda/34503/</link>
			<pubDate>Sat, 25 Jan 2025 21:45:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yusuf Akgül: Antalya'nın Gücünü Ortaya Çıkaracağız]]></title>
			<description><![CDATA[MÜSİAD Antalya’nın yeni başkanı Yusuf Akgül, genç ve dinamik ekibiyle, Antalya’nın ekonomik ve sosyal kalkınmasında sürdürülebilir projelere imza atmayı hedefliyor. Akdeniz Bülten’e özel ilk röportajında iş dünyasının zorluklarına, şehrin potansiyeline ve liderlik anlayışına dair önemli açıklamalarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Antalya Şubesi’nin yeni Başkanı Yusuf Akgül, göreve gelir gelmez dikkatleri üzerine çekti. Akdeniz Bülten’e verdiği ilk röportajında Akgül, liderliğinde yeni dönemin hedeflerini ve Antalya iş dünyasına dair vizyonunu paylaştı.

Röportaj: Dilek Bozkurt

MÜSİAD Antalya Şubesi başkanlığına seçildiniz, tebrik ederiz. Kendinizden bahseder misiniz ve bu göreve başlarken temel öncelikleriniz ve hedefleriniz nelerdir?

Teşekkür ederim. Antalya’da doğup büyüdüm ve uzun yıllardır iş dünyasında aktif olarak yer alıyorum. Hem kendi işimde hem de çeşitli sivil toplum kuruluşlarında edindiğim deneyimler, bana topluma daha fazla katkı sunma ve daha büyük sorumluluklar alma bilinci kazandırdı. MÜSİAD Antalya Şubesi’nin başkanlığı gibi önemli bir görevi üstlenmek benim için büyük bir onur. 

Bu görevle birlikte, Antalya’nın sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel potansiyeli daha ileriye taşımak için yola çıktık. Temel önceliğim, şehrimizin iş dünyasını güçlendirmek, üyelerimizin rekabet gücünü artıracak projeler üretmek ve Antalya’yı ulusal ve uluslararası ticarette daha üst sıralara taşımaktır. Yeni dönemde, iş birliği ve dayanışma kültürünü ön planda tutarak, hem şehrimize hem de ülkemize değer sağlayacak bir döneme imza atmayı hedefliyoruz.

Yönetim kadronuzun büyük ölçüde genç isimlerden oluştuğunu görüyoruz. Bu tercih bilinçli bir karar mıydı? Genç ekiple nasıl bir fark yaratmayı planlıyorsunuz?

Kesinlikle bilinçli bir tercih. Genç bir yönetim kadrosu, dinamizm, yenilikçi düşünce yapısı ve cesaret demektir. Dünya hızla değişiyor ve bu değişime ayak uydurmak için gençlerin enerjisi ve yaratıcı fikirleri çok değerli. Gençlerle birlikte daha hızlı kararlar alabilir ve daha cesur adımlar atabiliriz.

Ancak bu genç dinamizmi, tecrübe ve birikimle harmanlayarak Antalya’da fark yaratmayı planlıyoruz. Gençlerin yenilikçi bakış açısını iş dünyasının ihtiyaçlarına entegre ederek, MÜSİAD’ın köklü yapısına modern bir soluk getireceğiz. Hızlı ama sürdürülebilir çözümler üreten bir ekip olarak çalışacağız.

Genç yönetim kadronuzun dinamizmi ve inovasyon anlayışını MÜSİAD’ın misyonuna nasıl entegre etmeyi düşünüyorsunuz?

MÜSİAD’ın misyonu, iş dünyasında güven, dayanışma ve iş birliği anlayışıyla sürdürülebilir bir ekonomik yapı oluşturmaktır. Genç kadromuzun dinamizmi ve inovasyon anlayışı bu misyonu daha ileriye taşımak için büyük bir fırsat. İnovasyondan bahsederken yalnızca teknoloji değil, iş süreçlerini daha verimli hale getirmek ve yeni çözümler üretmekten söz ediyoruz. Örneğin, bir ürünün üretim maliyetini düşürmek veya pazarlama yöntemlerini daha etkili bir şekilde kullanmak da bu kapsamda yer alır.

Genç ekibimizle bu yenilikçi yaklaşımı MÜSİAD’ın misyonuna entegre ederek, Antalya iş dünyasında rekabet gücünü artıracak çözümler üretmeye çalışıyoruz.

Antalya iş dünyasının ve girişimcilerinin karşılaştığı en büyük zorluklar sizce nelerdir? Bu zorlukların üstesinden gelmek için ne gibi stratejiler geliştireceksiniz?

Antalya iş dünyasının en büyük zorluklarından biri, ekonominin büyük ölçüde turizm ve tarıma bağımlı olması. Bu durum, ekonomik çeşitliliği sınırlıyor ve şehrin potansiyelini tam anlamıyla ortaya koymasını engelliyor. Ayrıca girişimciler, finansmana erişimde ve pazarlama stratejilerinde sıkıntılar yaşıyor.

Bu zorlukların çözümünde ekonomik çeşitliliği artırmak öncelikli bir adım olacaktır. Yerel üretimi destekleyen projeler geliştirerek sanayi ve teknoloji yatırımlarını teşvik etmek bu süreci destekleyecektir. Ayrıca, üyelerimiz arasında bilgi ve iş birliği ağını güçlendirerek, bu zorlukları birlikte aşmayı hedefliyoruz.

Antalya, turizm ve tarım sektörlerinde ön planda. MÜSİAD çatısı altında bu iki sektörü daha da geliştirmek için nasıl adımlar atmayı düşünüyorsunuz?

Antalya’nın tarım ve turizm alanındaki potansiyeli, doğru yönlendirme ve desteklerle çok daha ileri taşınabilir. Tarımda, katma değerli ürünlerin üretilmesi ve bu ürünlerin dünya pazarlarına sunulması önemli bir adımdır. Bunun için yerel üreticilere lojistik, işleme ve pazarlama desteği sağlamak gerekiyor.

Turizmde ise, Antalya’nın sadece yaz aylarında değil, yılın 12 ayı aktif bir turizm merkezi olmasını önemsiyoruz. Sağlık, gastronomi ve kültür turizmi gibi alternatif alanlara odaklanarak, turizmin kapsamını genişletmeyi hedefliyoruz.

Antalya’da yerli üretim ve ihracat potansiyelini artırmak için planladığınız özel projeler veya iş birlikleri var mı?

Antalya’nın yerli üretim gücünü artırmak ve ihracat potansiyelini geliştirmek, odak noktalarımız arasında. Üreticilerimizin uluslararası pazarlara entegrasyonunu sağlamak için eğitim programları ve ticaret heyetleri düzenliyoruz. Bunun yanı sıra, yerel ürünlerin ihracat standartlarına uygun hale getirilmesi için teknolojik altyapıların geliştirilmesine destek sağlıyoruz. Bu iş birlikleriyle Antalya’nın ihracat kapasitesini artırmayı önemsiyoruz.

Şehrin ekonomik çeşitliliğini artırmak adına farklı sektörlere yönelik yeni yatırım fırsatları oluşturmayı düşünüyor musunuz?

Antalya, yalnızca turizm ve tarımla sınırlı bir şehir değil. Doğal kaynakları ve coğrafi avantajları sayesinde yenilenebilir enerji, lojistik ve sağlık teknolojileri gibi pek çok sektörde yatırım yapılabilecek bir potansiyele sahip. Bu sektörlere yönelik yeni iş fırsatları oluşturmak, ekonomik istikrar ve çeşitlilik açısından kritik bir rol oynayacaktır.

Genç girişimcileri desteklemek için hangi adımları atacaksınız?

Genç girişimcilerin en büyük ihtiyacı, iş fikirlerini hayata geçirme konusunda yeterli destek bulabilmektir. Bu noktada mentorluk, finansman erişimi ve güçlü bir iş ağı oluşturulması çok önemli. MÜSİAD olarak, genç girişimcilerin yenilikçi iş fikirlerini desteklemek için bir destek ağı oluşturmayı hedefliyoruz.

Başkanlık süreciniz boyunca Antalya halkına ve iş dünyasına nasıl bir iz bırakmak istersiniz?

Başkanlık dönemimin sonunda, Antalya iş dünyasında dayanışma, birlik ve üretim odaklı bir iz bırakmayı arzu ediyorum. İş dünyasının güçlü bir destek mekanizmasıyla daha ileriye taşınabileceğini göstermeyi ve Antalya’nın ekonomik potansiyelini uluslararası düzeyde ortaya çıkarmayı hedefliyorum.

Yeni bir başkan olarak MÜSİAD Antalya’nın iç işleyişinde veya projelerinde bir yenilik yapmayı düşünüyor musunuz?

Evet, başkanlık sürecimde hem iç işleyişte hem de projelerde yenilikçi bir yaklaşım benimsemeyi hedefliyorum. Özellikle dijitalleşme ve şeffaflık, öncelikli konularımız arasında yer alıyor. Dijital platformlar üzerinden üyelerimizin iş süreçlerini daha hızlı ve verimli hale getirecek sistemler geliştireceğiz.

Ayrıca, üyelerimizin daha etkin bir şekilde bir araya gelebileceği, iş birliklerini kolaylaştıracak bir iletişim ağı oluşturmayı planlıyoruz. Bu platform, hem iş dünyasındaki ortak sorunlara hızlı çözümler bulmayı kolaylaştıracak hem de üyelerimizin ulusal ve uluslararası iş fırsatlarına erişimini artıracak. Yönetim anlayışımızda, ekip çalışmasını ve geri bildirimi esas alacağız; bu sayede, üyelerimiz kendilerini daha fazla sürecin içinde hissedecek ve katkıda bulunabilecekler.

MÜSİAD Antalya, şehrin sosyal sorumluluk projelerinde nasıl bir rol oynayacak? Özellikle gençlerin ve kadınların iş dünyasındaki yerini artırmak adına projeleriniz var mı?

MÜSİAD Antalya olarak, sosyal sorumluluk projelerini yalnızca bir gereklilik değil, topluma katkı sunmanın en önemli yollarından biri olarak görüyoruz. Bu bağlamda, kadınların ve gençlerin iş dünyasında daha etkin bir şekilde yer alması için çok kapsamlı çalışmalar yürütmeyi planlıyoruz.

Kadın girişimciler için MÜSİAD Kadın bünyesinde çeşitli projeler geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu projeler kapsamında kadın girişimcilerimize yönelik mentorluk programları, liderlik eğitimleri ve iş geliştirme seminerleri düzenleyeceğiz. Kadınların iş dünyasındaki varlığını güçlendirmek ve onlara uluslararası iş bağlantıları kurma fırsatı sağlamak da temel önceliklerimizden biri olacak.

Genç girişimciler konusunda ise Genç MÜSİAD çatısı altında çok özel projelerimiz var. Özellikle Genç Ticaret Elçileri Programı, bu alandaki en önemli projelerden biri. Bu program, gençlerin uluslararası ticareti öğrenmeleri ve global iş dünyasında yer bulmaları için büyük bir fırsat sunuyor. Genç girişimciler, bu program aracılığıyla yurt dışında ticaret, iş geliştirme ve ihracat süreçlerini öğrenirken, aynı zamanda uluslararası bağlantılar kurma imkânı da elde ediyor. Bu sayede, gençlerin hem bireysel gelişimlerine katkıda bulunuyoruz hem de Türkiye’nin ekonomik gücüne destek sağlıyoruz.

Genç MÜSİAD bünyesinde ayrıca, girişimcilik yarışmaları, teknoloji odaklı projeler ve sektörel eğitimlerle gençlerin potansiyellerini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Amacımız, gençlerin iş dünyasına daha sağlam adımlarla girmelerini sağlamak ve global ölçekte rekabet edebilmelerine olanak tanımaktır.

Sonuç olarak, hem kadınlar hem de gençler için uygulayacağımız projelerle sadece iş dünyasına değil, topluma da değer katacak bir yapı oluşturmayı amaçlıyoruz. Bu kesimlerin iş dünyasındaki yerlerini artırarak, Antalya’nın sosyal ve ekonomik kalkınmasına önemli bir katkı sunmayı hedefliyoruz.

Bu başkanlık görevi sizin için ne ifade ediyor? Size ilham veren bir liderlik anlayışı var mı?

Bu görev, şehrimize ve iş dünyamıza katkıda bulunmak adına büyük bir sorumluluk ve onur anlamına geliyor. Başkanlık pozisyonu benim için yalnızca bir liderlik görevi değil; aynı zamanda Antalya’nın potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek için bir fırsat.

Liderlik anlayışımda ise ekip çalışması, çözüm odaklılık ve adil yönetim ilkeleri ön plandadır. İlham aldığım liderler, karşılaştıkları zorluklara rağmen topluma değer katmayı başarmış, cesur ve vizyoner kişiler olmuştur. Bu doğrultuda, aldığımız her kararda uzun vadeli düşünerek ve gerçekçi adımlar atarak hareket etmeyi planlıyoruz. Hedefimiz, sadece projeler üretmek değil, bu projelerin sürdürülebilir olmasını sağlamaktır.

Bir lider olarak iş dünyasına dair gençlere ve yeni nesil girişimcilere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

İş dünyasında başarılı olmak için sabırlı, kararlı ve sürekli öğrenmeye açık olmanın önemini asla göz ardı etmemelisiniz. Başarı genellikle uzun vadeli çabaların bir sonucudur, bu yüzden pes etmeden, hedeflerinize ulaşmak için kararlı bir şekilde çalışmanız gerekiyor.

Ayrıca, ekip çalışmasının ve iş birliğinin gücüne inanıyorum. Tek başınıza başarabilecekleriniz sınırlı olabilir; ancak güçlü bir ekiple çalıştığınızda potansiyeliniz katlanarak artar. Özellikle genç girişimcilere tavsiyem, sadece finansal kazanç odaklı değil, aynı zamanda topluma değer katan projelere yönelmeleridir. Böyle bir yaklaşım, hem iş dünyasında kalıcı bir iz bırakmanızı hem de uzun vadede daha büyük başarılara ulaşmanızı sağlar.

Başkanlık süreciniz boyunca Antalya halkına ve iş dünyasına nasıl bir iz bırakmak istersiniz?

Başkanlık sürecim boyunca Antalya’da sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen bir ekosistem oluşturmayı hedefliyorum. İş dünyasında dayanışmayı, iş birliğini ve üretkenliği ön planda tutan bir yaklaşımı yerleştirmek istiyorum. Antalya, sahip olduğu doğal kaynaklar, coğrafi avantajlar ve insan potansiyeli ile büyük bir güç. Bu gücü doğru yönlendirebilirsek, şehrimizi uluslararası arenada daha prestijli bir konuma taşıyabiliriz.

Ayrıca, başkanlık dönemimde sosyal sorumluluk projelerine ağırlık vererek toplumun her kesimine dokunan çalışmalar yapmak istiyorum. Amacım, sadece iş dünyası için değil, aynı zamanda Antalya halkı için de kalıcı bir iz bırakmak. Başkanlık sürecimin sonunda, “Antalya’nın kalkınması için çalışan, sürdürülebilir projeler üreten ve toplumla iç içe bir lider” olarak hatırlanmayı arzu ediyorum.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/yusuf-akgul-antalya-nin-gucunu-ortaya-cikaracagiz-1055.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/yusuf-akgul-antalya-nin-gucunu-ortaya-cikaracagiz-1055.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/yusuf-akgul-antalya-nin-gucunu-ortaya-cikaracagiz-1055-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/01/yusuf-akgul-antalya-nin-gucunu-ortaya-cikaracagiz-1055.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/yusuf-akgul-antalya-nin-gucunu-ortaya-cikaracagiz/34403/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Jan 2025 18:39:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Obezite Cerrahisi: Sağlıklı Yaşam Yolunda Önemli Bir Adım]]></title>
			<description><![CDATA[Obezite, günümüz toplumlarının en büyük sağlık sorunlarından biri haline gelmiş durumda. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, obezitenin nedenlerinden cerrahi tedavi yöntemlerine kadar pek çok konuyu ele aldı. İşte bu önemli konunun detayları…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

 

Obezitenin temel nedenleri nelerdir? Genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etmenler ne kadar etkili?
Obezitenin temel nedenleri arasında genetik yatkınlık, dengesiz beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve çevresel etmenler bulunuyor. Genetik faktörler obeziteye yatkınlığı artırabilir, ancak çevresel faktörler bu yatkınlığı tetikleyen asıl unsurlardır. Örneğin, fast food tüketiminin artması, stresli yaşam tarzı, hareketsizlik ve sağlıksız atıştırmalıkların yaygınlaşması obezite riskini ciddi şekilde artırıyor.

Günümüzde obezite oranlarının artmasının nedenleri sizce nelerdir?
Modern yaşamın sunduğu kolaylıklar, obezite oranlarındaki artışın başlıca nedenleri arasında. Hareketsiz yaşam tarzı, teknolojik cihazların günlük hayatımızdaki rolü, yoğun çalışma temposu nedeniyle ev yemeklerinden uzaklaşmamız ve sağlıksız yiyeceklere yönelmemiz bu artışı tetikliyor. Ayrıca, stres ve uyku düzensizlikleri de kilo alımına zemin hazırlıyor.

Obezite hangi sağlık sorunlarına yol açabilir ve bu sorunlar ne kadar ciddi boyutlara ulaşabilir?
Obezite; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları, uyku apnesi, eklem rahatsızlıkları ve bazı kanser türleri gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin, obez bir bireyin diyabet geliştirme riski, ideal kilodaki birine göre 3 ila 5 kat daha fazladır. Bu sorunlar tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini düşürür ve yaşam süresini kısaltabilir.

Obezite tedavisinde cerrahi yöntemler hangi durumlarda tercih edilmektedir?
Cerrahi yöntemler, genellikle vücut kitle indeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olan veya 35’in üzerinde olup obeziteye bağlı ciddi sağlık sorunları bulunan hastalarda tercih edilmektedir. Ayrıca, diyet ve egzersiz gibi diğer yöntemlerden sonuç alamayan hastalar için cerrahi seçenekler gündeme gelir.

Mide küçültme ve diğer bariyatrik cerrahi yöntemlerin etkili sonuçları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Mide küçültme ameliyatları, hastaların kilo vermesinde oldukça etkili sonuçlar sağlar. Ortalama olarak hastalar, ameliyat sonrası ilk yıl içinde fazla kilolarının %60-80’ini kaybedebilir. Ayrıca, diyabet ve hipertansiyon gibi obeziteye bağlı hastalıkların gerilemesi de gözlemleniyor. Ancak, bu başarı yaşam tarzı değişikliği ile desteklenmelidir.

Obezite cerrahisi geçiren hastaların karşılaşabileceği riskler nelerdir?
Cerrahi işlemlerde enfeksiyon, kanama, anesteziye bağlı komplikasyonlar veya mide sızıntıları gibi riskler olabilir. Ancak, bu riskler deneyimli bir ekip ve uygun önlemlerle minimize edilebilir. Uzun vadede ise vitamin ve mineral eksiklikleri gibi durumlar takip edilmelidir.

Cerrahi müdahale sonrası hastaların yaşam tarzlarında neler değiştirmeleri gerekmektedir?
Hastalar ameliyat sonrası düzenli ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmeli, porsiyon kontrolüne dikkat etmeli ve fiziksel aktiviteyi hayatlarının bir parçası haline getirmelidir. Ayrıca, psikolojik destek almak da motivasyonu artırabilir.

 

Obezite ameliyatı olan bir hastanın beslenme düzeni nasıl olmalıdır? Nelere dikkat etmelidir?
Ameliyat sonrası ilk aylarda sıvı ve püre tarzı yiyeceklerle başlanır, ardından katı gıdalara geçilir. Protein alımına önem verilmesi, şekerli ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması gerekir. Ayrıca, vitamin ve mineral takviyeleri düzenli olarak alınmalıdır.

Türkiye’de obezite cerrahisinin dünya genelindeki uygulamalara göre yeri nedir? Yurt dışından Türkiye’ye gelen hastaların sayısında bir artış var mı?
Türkiye, obezite cerrahisinde dünya çapında saygın bir yere sahiptir. Gelişmiş sağlık altyapısı, deneyimli cerrahları ve uygun maliyetleri sayesinde birçok ülkeden hasta çekmektedir. Yurt dışından gelen hasta sayısında son yıllarda belirgin bir artış gözlemleniyor.

Obezite cerrahisinin uzun vadeli sonuçları konusunda yapılan araştırmalar neler gösteriyor?
Araştırmalar, bariyatrik cerrahinin uzun vadede kilo kaybını koruma, obeziteye bağlı hastalıkların tedavisi ve yaşam kalitesinin artırılmasında etkili olduğunu gösteriyor. Ancak, yaşam tarzı değişiklikleri bu başarının sürdürülebilirliği için şarttır.

Ameliyat dışında obeziteyi önlemek için toplumsal veya bireysel olarak neler yapılabilir?
Bireysel olarak dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve stres yönetimi önemlidir. Toplumsal düzeyde ise sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik eden kampanyalar, okullarda beslenme eğitimi ve sağlıklı yiyeceklere erişimin kolaylaştırılması etkili olacaktır.



Obezite cerrahisi konusunda yanlış bilinen yaygın inanışlar nelerdir?
En yaygın yanlış inanışlardan biri, obezite cerrahisinin bir “kolay çözüm” olduğu düşüncesidir. Oysa bu, ciddi bir süreçtir ve yaşam tarzı değişikliği gerektirir. Bir diğer yanlış inanış ise ameliyat sonrası tekrar kilo almanın imkânsız olduğudur. Eğer hastalar önerilen değişikliklere uymazsa kilo alma riski her zaman vardır.

Bu röportaj, obezite tedavisi ve cerrahisi konusunda önemli bir rehber sunuyor. Dr. Gökhan Ateş’in açıklamaları, bu süreç hakkında doğru bilgi edinmek isteyenler için yol gösterici nitelikte.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/12/obezite-cerrahisi-saglikli-yasam-yolunda-onemli-bir-adim-6615.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/12/obezite-cerrahisi-saglikli-yasam-yolunda-onemli-bir-adim-6615.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/12/obezite-cerrahisi-saglikli-yasam-yolunda-onemli-bir-adim-6615-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/12/obezite-cerrahisi-saglikli-yasam-yolunda-onemli-bir-adim-6615.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/obezite-cerrahisi-saglikli-yasam-yolunda-onemli-bir-adim/34050/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Dec 2024 22:39:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Orhan Çevik  "Antalya'ya dair yegane gayretimiz günü huzur ve güvenlikli kapatabilmek"]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’da 10 bin polis görev yapıyor. Bu polislerin en tepesindeki isim olan Antalya İl Emniyet Müdürü Orhan Çevik başarının temelini sokağa hakim olmakta yattığını belirtiyor. “Sokakta af yok. Uyuşturucudan tutun, organize işlere kadar irili ufaklı ne varsa hepsini sildik süpürdük” diyen Çevik;Antalya’da yürüttükleri narkotik ve asayiş ile ilgili çalışmalar, operasyonlar ve başarıları hakkında önemli bilgiler verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

12 Ağustos 2022 tarihinden beri Antalya İl Emniyet Müdürlüğü görevini sürdüren Orhan Çevik’in meslek kariyeri de oldukça başarılı. Özellikle terörle mücadele, istihbarat, asayiş, kaçakçılık ve organize suçlar gibi en çetin bölümlerde görev yapan Çevik; aslen Ispartalı oluşunun da avantajı ile Antalya’ya çok hakim bir isim. Antalya’nın mega bir kent olduğunu belirten Çevik, yıllar içindeki elde ettikleri başarının sadece kendilerine ait olmadığı bunun başta vatandaş, sivil toplum örgütleri ve tüm kamu paydaşlarıyla birlikte olduğuna vurgu yapıyor. Antalya’nın huzur ve güvenliğinden asla taviz vermeyeceklerinin altını çizen Çevik, “Devletin olduğu yerde ne uyuşturucu, ne terör, ne organize, ne sokak çetesi ne sokak serserisi bunlara aman vermeyeceğiz” diyerek gece gündüz Antalya’nın huzuru için çalışan bir isim. Antalya’nın emniyet ve asayişi ile ilgili tüm merak ettiklerimizi biz sizler için sorduk İl Emniyet Müdürü Orhan Çevik tüm samimiyeti ile yanıtladı… 

-Orhan Çevik, Antalya Emniyet Müdürü olmadan önce Emniyet Teşkilatının hangi bölümlerinde görev yaptı, sizden dinleyebilir miyiz?

Yaklaşık 40 yıla yaklaşan bir meslek hayatım var. Teşkilatımızın çok değişik kademeleri ve birimlerinde çalıştım. Meslek hayatımızın büyük bir kısmı ağırlıklı olarak terörle mücadele, istihbarat, asayiş başta olmak üzere kaçakçılık, organize suçlar gibi birimlerde geçti. Ülkemizin değişik illerinde görev yaptık ve en son güzel Antalya’mızda görev aldık. Antalya benim için yabancı bir kent değil. Aynı yörenin evladıyız. Dolayısıyla meslek hayatımda edindiğim tüm bilgi, deneyim ve tecrübemizi sahaya yansıttığımız bir vilayetimiz. 



-Göreve geldiğiniz süreç ve Antalya’nın güvenliğine dair görüşlerinizi alabilir miyiz? Antalya’nın güvenliğini sağlamak zor mu? 

Öncelikle görev yaptığımız alanın önemini kavramaktan geçiyor bu işler. Stratejik önemi iyi değerlendirmek gerekiyor. Mega kent Antalya'da ülkemizi temsil noktasında misafir ağırlama zafiyetlerimizin olmaması gerekiyor. Daha büyük potansiyel ve bilgi birikimiyle hareket etmemiz gerekiyor. Yaptığımız herşey ülkemize yansır. Dolayısıyla bürokratlığımızın yanında diplomat gibi de hareket etmek zorundayız. Biz de göreve geldiğimizden bu yana kentimizde el birliğiyle büyük başarılarda elde ettik. Antalya’nın güvenliğine gelecek olursak tabi ki Antalya hareketli bir kent. Tek derdimiz günü huzurlu şekilde kapatabilmek. Bu şekilde bizimde tüm yorgunluğumuz gitmiş oluyor. 



-Güvenliği sağlamak için nelere dikkat ediyorsunuz? Kentimizdeki polislerin amiri olarak 7/24 görev başındaki polislerimiz kentimizdeki güvenliği nasıl sağlıyor?

Emniyet teşkilatı olarak bunları planlarken kendimize özgü metotlarımızla, hukuk sınırları içinde yetkilerimizi sonuna kadar kullanıyoruz. Bunun yanı sıra eğer Antalya'da asayişte başarılıysak buna emin olun halkla birlikte bu işi yaptığımız içindir. Her zaman söylüyorum bu kentin asayiş, güvenlik politikalarını sadece ben ve arkadaşlarım yürütmüyoruz. Başta sayın valimiz olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruşlarındaki arkadaşlarımız, halkımız, mahalle muhtarlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, odalarımız hepsinin çok güzel fikir ve katkıları ve bize verdiği güç çok büyük. Dolayısıyla da bize bu işleri yürütmek kalıyor. Aynı pencereden bakıyoruz hepimiz ve başarı otomatik olarak geliyor. Polislerimize gelince ‘Önce Can Güvenliği’ anlayışındayız. Bizim eğitimlerimizde yetiştirilmemizde arkadaşlarımıza görev bilinci verilirken en baştaki hassasiyetlerimizin başında kendi can güvenlikleri gelir. Yapmış olduğunuz denetim ve uygulamalarda arkadaşlarımızın gerekli teçhizatla, istenilen yüksek seviyede güvenlik alması, olaylara gidiş gelişlerdeki güvenlik önlemleri tedbirler bunlar zaten olması gerekenler. Önce kendi güvenliğimiz olacak ki halkımızın da can güvenliğini dört dörtlük sağlayabilelim. 

Antalya da 10 bine yakın personel var. Birinci ilkemiz şudur; sokağa hakim olmak. Sahaya ne kadar hakim olursanız o derece başarılı olursunuz. Eğer sokağın hakimi biz olmazsak sokağın hakimi doğru olmayan insanlar olur. Biz devletin silahlı gücüyüz. Can, mal, ırzını korumakla mükellef bir teşkilatız. Biz sokak cılız etkisiz görünmemiz bile sıkıntı yaratır. Polis; yürüyüşüyle, oturması kalkmasıyla, olaylara intikaliyle, suçu araştırması ve suçluyla diyaloğuna kadar o güveni vermemiz lazım. Vatandaş 'Devlet güçlü bizim sırtımız yere gelmez' diyebilmeli. Öyle bir anlayışla hizmet ediyoruz ve devam edeceğiz. Sokakta aman yok. Sokakta af yok. Uyuşturucudan tutun, organize filan değinmiyorum irili ufaklı ne varsa hepsini sildik süpürdük. Allah’ın izniyle nefes alma şansları yok. 

-Turizm kenti olan Antalya’mızda uyuşturucu ile mücadele çok önemli. İl Emniyet Müdürü olarak uyuşturucuyla mücadelede hangi aşamadayız ? Özellikle Zeytinköy ne durumda? 

Uyuşturucuyla mücadelede çok iyi seviyedeyiz. Ülke istatistiklerinin en üst seviyesindeyiz. Özetle yakalamalarda birinci sıradayız. Yakalama derken Antalya'da uyuşturucunun çok olduğu anlamına gelmiyor. Biz daha ilimize girmeden de alabilme kabiliyetine hakimiz. Antalya dışında diğer illere de operasyon yaptırıyoruz. Böyle mükemmel bir uyuşturucuyla mücadele ekibimiz var. Bu işte kararlıyız. Devletin olduğu yerde ne uyuşturucu ne terör, ne organize, ne sokak çetesi ne sokak serserisi bunlara aman vermeyeceğiz. 



“ZEYTİNKÖY ARTIK ‘GÜZELKÖY’ OLDU”

Zeytinköy eski Zeytinköy değil, artık oranın adı Güzelköy oldu. Bir de belirtmek gerekir ki haksızlık etmeyelimZeytinköy ve civarında oturan çok dürüst ailelerimiz var. Biz onlardan çok teşekkür mesajları alıyoruz. Onlarda bizim gücümüze güç katıyorlar. Zeytinköy'ü potansiyel uyuşturucu alanı gibi gösterirsek orada bize yardımcı olan, orada normal şekilde yaşamını sürdüren vatandaşlara haksızlık etmiş oluruz. Zeytinköy algısını zaten kırmamız gerekir. Biz onun mücadelesini veriyoruz.  4 saat orası giriş çıkışlar kontrolümüzde. Havadan ve karadan denetimleri operasyonları yapıyoruz. Büyük mesafeler de katettik. Bu yıl içerisinde yaklaşık 22 bin planlı uygulama ve denetleme yapmışız. Bundan yaklaşık 6 milyon insanı sorgulamışız. 9 milyona yakın araç hakkında sorgulamadan geçirmişiz. 31 bin aranan şahsı yakaladık. Bu az bir rakam değil. Çok sayıda kesici derecede silah ele geçirdik. Yaklaşık 3 binin üzerinde tabanca aldık. 800 kiloya yakın narkotik madde! 400 bin uyuşturucu hap. Bu çalışmalarımız devam edecek. Bu noktada hassasiyetimiz en üst seviyede. Tolerans sıfır.  Biz zehir tacirleriyle uğraşmaktan asla bıkmayacağız. Eninde sonunda tamamı imha yani yok olacak. Başkada açıklaması yok. Okul önlerindeki denetimlerimizden de taviz vermiyoruz. Anne ve babalara buradan sesleniyorum çok rahat olsunlar. Tüm okullarımız her konuda tamamen kontrol altında. Çocukların çalıştırılması gibi çocuk istismarları konusunda da hassasız. Bunları duyan bilen vatandaşlarımız varsa bizlere bildirsin. Bir göz bir gözdür. Biz her şeyi göremeyebiliriz. Gençlik önemli, geleceğimiz bizim onlar o yüzden taviz vermeden çalışıyoruz. 



-Peki bir diğer önemli sorun ve konu da Trafik! Kazalar ya da radar noktaları…Bu konuda Antalya’daki huzuru sağlamak için neler yapıyorsunuz? 

Göreve başladığımda yaralamalı ve ölümlü kaza sayısında Türkiye birincisi bir rakam vardı. Şimdilerde 8’incihatta 9’uncu sıraya kadar indiğimiz oldu bu büyük bir başarı bizim için. Tabiki bu denetimlerimiz bizim normal olması gereken, bu şehri keşmekeş bir hayata mahkum edemeyiz. Turizm kenti burası insanlar elbette eğlenecek. Biz insanları eğlenmesinin de güvenliğini alıyoruz. Fakat alkollüyken katil olmalarını istemiyoruz. Potansiyel katil olarak bu insanları sokaklarda bu şekilde gezdirmemeye kararlıyız. Alkollerini alsınlar fakat o vaziyette direksiyon başına oturmak yok. Radar konusunda da ihtiyaç hasıl olan her yerde radarımız var. Hem kara hem hava radarımız var. Yeri geldiğinde deniz radarlarımızda var.  Antalya’nın güvenliği noktasında bizlerde zafiyet veremeyiz.  Antalya halkına ben özellikle teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın tamamı bu uygulamalardan memnun. Her konuda inanılmaz bir destekvar ve bu bizi çok mutlu ediyor ve daha motive bir şekilde işimize sarılmamıza görevimizi yerine getirmemize neden oluyor. çok keyifli görev yapıyoruz.

-Emniyet Müdürü Orhan Çevik nasıl bir yönetim anlayışına, çalışma, iş disipline sahiptir? Prensipleri, olmazsa olmaları nelerdir? 

Biz Devletin ekmeğiyle büyüdük. Devlete hizmet noktasında nokta kadar zafiyeti kabul etmeyen bir insanım. Bu memleketin çocuğuyuz. Bu insanların bu halkın çok büyük emekleri var bizler üzerinde. Öyleyse vatandaşa hizmet noktasındaki aksamaları da asla kabul etmiyorum. Bu benim tüm arkadaşlara özelikle tembih ettiğim dikkat ettiğim husustur. Sorunları not almakla ‘bakarız ederiz’ gibi söylemlerden nefret eden bir insanım. Anında çözeceksin. Vatandaşın ayağına gidilecek onlarla konuşulacak dinlenecek. ‘Bir göz, bir gözdür’ bizim için. Hepsini değerlendirmek zorundayız. Disiplinden taviz vermeyen insanım. Devletin aracını gerecini doğrukullanılmasını isteyen insanım. Tasarruftan yanayım ve şükretmemiz gerektiğine en başta inanan insanım. 



-Son olarak dergimiz aracılığı ile Antalya halkına vermek istediğiniz bir mesaj var mı? 

Rahat olsunlar. Antalya’da güçlü bir güvenlik hizmeti var. Herşeye hakimiz. Gerek resmive sivil olsun arkadaşlarımız her yerdeler. Vatandaştan tek istediğim ‘Aman bulaşmayalım’anlayışına girmesinler, bu anlayışla hareket etmesinler.  Gördükleri her türlü aksaklık eksikliği mutlaka bizlere bildirsinler. Bildirsinler ki; biz baştan önlem alalım.Halkımızın olmadığı hiçbirşey olmaz. Bunun dışında bizimde eksikliğimiz aksaklığımız varsa onları da bilmek isterim. Bizde kendimizi ona göre düzeltelim. Eleştiriye açık olmaya çok inanırım. 

 

“Orhan Çevik Kimdir?”

Orhan Çevik, 1969 yılında Isparta ili Yalvaç ilçesinde doğdu. 1991 yılında Polis Akademisi’nden mezun oldu. İlk görevine Ankara’da başlayan Çevik sırasıyla Elazığ, Ordu, Manisa, Ankara, Iğdır illerinde ve Özel Güvenlik Denetleme ve Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda çeşitli rütbelerde görev yaptı. 2016 yılında Iğdır İl Emniyet Müdürlüğü 2017 Eylül ayı başında Trabzon İl Emniyet Müdürlüğüne 2018 yılında Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevinin yanı sıra Rize İl Emniyet Müdürlüğüne vekalet etti. 2019 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanlığına ve son olarak da 12 Ağustos 2022 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan kararname ile Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne atandı.

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/01/orhan-cevik-antalya-ya-dair-yegane-gayretimiz-gunu-huzur-ve-guvenlikli-kapatabilmek-5118.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/01/orhan-cevik-antalya-ya-dair-yegane-gayretimiz-gunu-huzur-ve-guvenlikli-kapatabilmek-5118.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/01/orhan-cevik-antalya-ya-dair-yegane-gayretimiz-gunu-huzur-ve-guvenlikli-kapatabilmek-5118-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/01/orhan-cevik-antalya-ya-dair-yegane-gayretimiz-gunu-huzur-ve-guvenlikli-kapatabilmek-5118.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/orhan-cevik-antalya-ya-dair-yegane-gayretimiz-gunu-huzur-ve-guvenlikli-kapatabilmek/30356/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Jan 2024 15:59:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sönmez Yüca  “Çağrı Merkezlerinde Çok Yönlü Güvencesizliğe Son”]]></title>
			<description><![CDATA[Londra Kapital İstanbul Danışmanlık Yönetin Kurulu üyesi Sönmez Yüca ile keyifli sohbetimizin detayladı röportajımızda!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Çağrı merkezi hizmetleri, 1960’lı yıllarda ilk sinyallerini verirken, 70’li yıllara gelindiğinde yeni bir sektör olarak hayatımıza girmişti. Öyle ki günümüzde neredeyse tüm işletmeler, müşterilerin istek ve ihtiyaçlarına çözüm sunmak adına müşteri hizmetleri departmanına ağırlık veriyor. Ancak bu sektörün çalışma koşulları, merkezde yapılan işler ve faaliyet alanı, hala birçok disiplinin dikkatini çekiyor. Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.Ş, bu alanda son derece ilgi çeken bir projeyle gündemi meşgul etmeye başladı. Uluslararası standartta, kaliteli ve konforlu çalışma disipliniyle ilgi çeken Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.Ş, bünyesine yeni müşteri temsilcileri katmaya hazırlanıyor. 

Çağrı Merkezleri Derneği tarafından yapılan “2021 Türkiye Çağrı Merkezi Pazar Araştırması” sonuçlarına göre geçtiğimiz yıllarda 168 bin kişinin bu sektörde faaliyet gösterdiği açıklanmıştı. Bu sayının her geçen gün arttığına dair veriler açıklanmaya devam ederken çağrı merkezi personellerinin çalışma koşulları da sıklıkla gündeme taşındı. Ağırlıklı olarak gençlerin ve kadınların görev aldığı bu sektör, personellerin gelecek görmediği ve kariyerini iyi koşullarda devam ettiremediği yönünde haberlerle gündeme geldi. Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.ŞYönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Sönmez Yüca bu sorunların altını çizerek müşteri temsilcilerinin en iyi koşullarda çalışması gerektiğini ve yaptıkları işin ehemmiyetini gözler önüne serdi. 

“Müşteri Danışmanlarının Kariyer Hedefini Görmezden Gelemeyiz!”

Londra Kapital İstanbul A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Sönmez Yüca, şirketi 2014 yılında devraldı. Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tosun ile oldukça başarılı bir ilerleme kaydeden şirket, ekibine yeni müşteri danışmanları alacağını açıklamıştı. İşe alım süreci ve çalışma standartları hakkında önemli söylemlerde bulunan Yüca, bu konuyla ilgili düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: 

“Çağrı merkezi personelleri, fiziksel ve mental açıdan oldukça zor bir sektörde hizmet veriyor. Sektörün çalışma koşullarını yakından takip ederken birçok müşteri danışmanının yıprandığını ve kariyer hedeflerini gerçekleştirmek için enerjisi kalmadığını fark ettim. Önceliğimiz, müşteri danışmanlarının konforlu, güvenli ve huzurlu bir ortamda çalışmasını sağlamaktı. Bunun için gerekli sistemleri kurduğumuz gibi kariyer hedefinde hiçbir müşteri danışmanımızı yalnız bırakmayacağımızın da altını çizmek isterim. Çok kıymetli ve ehemmiyeti büyük bir hizmet veriyor, çoğu zaman karşılığını tam anlamıyla alamıyorlar. Biz buna son vererek iş arkadaşlarımızın ayrıcalıklı olmasını sağlıyoruz.”

Çağrı merkezi hizmetleri sektöründeki yenilikçi yaklaşımıyla dikkat çeken Londra Kapital İstanbul A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Tosun ise konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde aktardı: 

“Müşteri danışmanları; bağımsız, özgür, bürokratik ve hiyerarşik yapılardan uzak, bireysel olarak müthiş bir görev üstleniyorlar. Günümüz şartlarında müşteri hizmetleri sektörünün büyümesi ve temsilci sayısının artması, yaptıkları işin zorluğunun görmezden gelinmesine neden oldu. Bizler, bu işin önemini yeniden hatırlatarak müşteri danışmanlarının son derece önemli bir kariyere sahip olduğunu gözler önüne sermek istiyoruz. Bu nedenle ekibimizde yer alan ve alacak olan tüm müşteri danışmanları, dönemin gerektirdiği en iyi koşullar altında hizmet verecek. Kariyerlerini inşa ederken fiziksel ve mental olarak tükenen değil, işini seven ve sektöre katkılarıyla kendini kanıtlayan bir ekip oluşturacağız.” 

“Yüksek Maaş Yüksek Kariyer!”

Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.Ş, çağrı merkezi departmanında görev üstlenecek yeni çalışma arkadaşları alacağını açıklamıştı. 30 kişilik bir alım yapılacağını duyurması ardından önemli söylemleriyle dikkat çeken firma, ekip arkadaşlarının kariyerine verdiği önemi açıklarken diğer yandan yüksek maaş ödeyeceğini de dile getirdi. Sönmez Yüca; “Müşteri danışmanları için ödenecek yüksek maaş bir lütuf değil, olması gerekendir. Oldukça kıymetli bir iş yaptıkları gibi ruhsal açıdan da yıprandıklarını görüyoruz. Bu nedenle konforlu, rahat bir çalışma ortamı sunmanın yanı sıra yüksek maaş ödemekten gocunmuyoruz. Tüm çalışma arkadaşlarımız, maddi ve manevi olarak rahat etmeli.” Sözleriyle çalışma şartlarını aktardı. 

Standartların Üzerinde Bir Çalışma Ortamı 

Çağrı merkezi personelleri genellikle ofis ortamında görev alsa da günümüzde evden çalışma sistemi de tercih edilmeye başladı. Ancak uzun süre oturmak durumunda kalan personeller, işletmelerin gerekli konforu sağlamadığı yönünde açıklamalarla sesini duyurmaya çalıştı. Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.Ş bu soruna çözüm üreterek standartların üzerinde bir çalışma ortamı sunuyor. 

Teknolojik ekipmanların mükemmel kalitede olmasına dikkat eden işletme, aynı zamanda danışmanların koltukları, masaları ve kendilerine ait olacak tüm eşyalarını özenle seçiyor. Fiziksel açıdan yorulmamaları adına gerekli sistemi sunan işletme, toplamda 600 kişilik bir istihdam sağlıyor. 

Mükemmelliği Hedefleyenler için Başvurular Başladı! 

Gerek çalışma koşulları gerek maaşı açısından müşteri danışmanları için son derece avantajlı bir başvuru sunan Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.Ş, iş başvurularını açtı. Çağrı merkezi personelleri, kariyerini en iyi koşullarda devam ettirebilmek adına başvuru işlemlerini https://www.londrakapitalistanbul.com adresi üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı zamanda çalışma sistemi ve diğer sorular için sonmez@londrakapital.com mail adresine de ulaşabiliyorlar. Londra Kapital İstanbul Danışmanlık A.Ş bünyesinde görev alan müşteri danışmanları; uluslararası standartlarda hizmet verme, yüksek maaş ve yüksek kariyer, güvenli çalışma ortamı gibi onlarca avantaja sahip olacak. 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/10/sonmez-yuca-cagri-merkezlerinde-cok-yonlu-guvencesizlige-son-9069.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/10/sonmez-yuca-cagri-merkezlerinde-cok-yonlu-guvencesizlige-son-9069.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/10/sonmez-yuca-cagri-merkezlerinde-cok-yonlu-guvencesizlige-son-9069-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/10/sonmez-yuca-cagri-merkezlerinde-cok-yonlu-guvencesizlige-son-9069.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sonmez-yuca-cagri-merkezlerinde-cok-yonlu-guvencesizlige-son/29905/</link>
			<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 22:25:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ramazan Kara ''Önce inanın, sonra başarın'']]></title>
			<description><![CDATA[Her başarının arkasında güzel bir hikaye vardır. Bizde bu hikayelerle okuyucularımızı buluşturarak ‘İstersen Yaparsın’ mesajı vermek istiyoruz. İşte bu sefer ki hikayemizin baş kahramanı turizm sektöründe kısa zamanda başarı merdivenlerini çıkan ve markasını dünyaya tanıtan Mary Palace Hotel Yönetim Kurulu Başkanı RAMAZAN KARA!!! Biz sorduk kendisi içtenlikle yanıt verdi. Özellikle gençlere de mesajları vardı. ’’Önce inanın, sonra başarın’’ dedi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportajımızı görüntülüde izleyebilirsiniz!

 



Sayın Ramazan Kara öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz? 

Çocukluk hayatım Serik’te geçti ve doğma büyüme Serikliyim. Üç kardeşin en büyüğüyüm. Üç tane de değerli evlatlara sahibim. 2 erkek 1 kız babasıyım. 

 

Günümüzde ticari hayata atılmak aslında büyük bir cesaret istiyor. Peki sizin ticari hayatınız nasıl başladı?

İş hayatına ilkokulda babamın yanında başlayarak ticari faaliyetlerimin startını çocuk yaşta vermiş oldum. Rahmetli babam Hüseyin Kara 1971 yılında ticari faaliyete başladı. Bizde onun çırakları olarak, yanında yetişerek ticareti öğrendik. Kendimizi bu süreç içerisinde geliştirerek gelişime açık, vizyonu, büyüme hedeflerinde nelere dikkat edilmesi gerektiği çerçevesinde kendimizi iyi yetiştirdiğimize inanıyoruz. En önemlisi ticari faaliyetlerimde şunu gördüm. Başarı denildiğinde eleştiriye açık olmak gerekiyor. Eleştiriye açık olmayan bir insan siyasette de ticarette de olsa hiçbir zaman amaçlarında muvaffak olamaz. Bu konu üzerine kendimi her zaman eleştiriye açık tuttum. Başarılı insanların çalışmalarındaki modellerini, çalışma felsefelerini kendi tecrübelerim bütünlüğünde bunları harmanlayarak farklı bir model, farklı bir tarzla hedeflerime şekil verdirdim. 



İlk çalışma faaliyetleriniz hangi alandaydı? 

İlk çalışma faaliyetlerim tarım sektörüydü. Traktör, zirai aletler gibi..! Bosch beyaz eşya markasının Serik bayiliğini yürüttük. Bu paralelinde de sıfır ve ikinci el olmak üzere ticari araçlarla ilgili sektörde de yoğun faaliyetlerimizi sürdürdük. Serik bölgesinde ilk bu adımı atarken bizim dışımızda bu faaliyeti sürdüren alternatifimiz de yoktu. Bu sektörde de kendi cesaretimiz, vizyonumuz ve hedef politikamız bütünlüğünde ilerlerken, daha sonra turizm sevdamız başladı. Tabiki bölgemizde tarım sektörünün düşmesi, turizmin gelişmesiyle yatırımların artması turizm sektörüne girmemize etken oldu. En baştaki etken ise bizden önce sektöre giren ve gün geçtikçe başarı grafiği artan kuzenlerimizdi.! Biz de bu şekilde 2012 yılında şu an içinde bulunduğumuz Mary Palace Hotel’in arsasını alarak turizme girmiş olduk. 2014 yılında otel inşaatına başlayarak 18 Mayıs 2015 yılında da tesisimizi hizmete açtık. 



Herkesin ilham aldığı kişi yada olaylar vardır. Sizin ilham kaynağınız ne oldu?

Her zaman başarılı işletmeleri ve isimleri kendimde farklı model çerçevesinde deneyimlerimle harmanlayarak bir tarz yaratmayı ön planda tuttum. Tesisimizi açtığımızdaysa toplantıda ekibime şunu söyledim. Bir Mary Palace markası ortaya çıkartacağız ve hiçbir tesisi örnek almayacağız. Kendi vizyonumuzu ve marka değerimizi ön plana çıkartacağız. Bunu da deneyimlerim, insani ilişkilerimle, edinmiş olduğum tecrübe bütünlüğü içerisinde ve başarılı bir ekip konusunda güzel kararlar verdiğime inanıyorum. Şimdiye kadar da dünyada ismimizi duyurarak çok güzel başarılara imza attık. 



Marka bilinirliğinizi arttıran faktörler nedir?

Aile olmayı, takım olmayı; takım ruhunda yeni inovasyonlara açık olmayı ve en önemlisi eleştirilere her zaman açık olmayı bildik. Hedef politikalarımız içinde de yer aldığı gibi fark yarattık. Dokuzuncu sezonumuza girerken bu süreç içinde bir çok otelin Mary Palace Hotel’i örnek alması, ticari ilişkiler içinde olduğumuz değerli partnerlerimizin bize karşı güven duymaları da bizleri mutlu etti. Yüksek misafir memnuniyeti odaklı bu hizmeti sürdürürken aldığımız ödüllerimizle de marka değerimize marka kattık. Bu ödüllerde ki en güzel etken de ekip ruhuydu. Çünkü her zaman ekip ruhuna çok önem verdim. 

Hedeflerinizden de bahsedebilir misiniz?

Markalaşarak zincir olmayı hedefliyoruz. Benden sonraki jenerasyonlar ailem çocuklarım ve birçok kişiye de ilham kaynağı olabiliyorsam ne mutlu bana! 



Birde güneş enerjisi projeniz var. Bize biraz o projeden de bahseder misiniz?

Güneş enerjisi projemiz 1 ay gibi bir sürede faaliyete geçecek. Bu şekilde işletmemizin elektrik tüketimi de güneş enerjisi projemizden sağlanmış olacak. Tüketim dışındaki üretimlerimizi de biz devletimize kazandırmış olacağız. 



 

Son olarak gençlere ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Bu başarıdaki en büyük temel; planlı,disiplinli çalışmak, inanarak çalışmak, başarmak için azimli ve hırslı olmak, eğitime açık olmak…! İnanmadan başarı elde edilemez. Önce inansınlar ve sonra başarsınlar!


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/06/ramazan-kara-once-inanin-sonra-basarin-1792.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/06/ramazan-kara-once-inanin-sonra-basarin-1792.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/06/ramazan-kara-once-inanin-sonra-basarin-1792-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/06/ramazan-kara-once-inanin-sonra-basarin-1792.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ramazan-kara-once-inanin-sonra-basarin/29737/</link>
			<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 21:14:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İnfluencer Dilara Yavuzyiğit ile başarı hikayesi! ]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzün popüler mesleklerinden biri de: İnfluencer! Türkiye’de de uzun zamandır etkisini sürdüren influencer olmak için neler yapmak gerekiyor. Özellikle gezip gördüğü yerleri paylaşarak bir anda sesini duyuran influencer Dilara Yavuzyiğit ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Asıl mesleği Mali Müşavirlik olan Dilara Yavuzyiğit bu başarı merdivenlerini nasıl tırmandı. İşte birçok influencer olmak kişiye de ışık tutacak röportajın detayları..!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Merhabalar Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

1989 Ankara doğumluyum. Hacettepe Üniversitesi iktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümü mezunuyum. İstanbul’da vergi denetçiliği tecrübemden sonra evlilik nedeniyle şehir değiştirerek kendime ait mali müşavirlik ofisimde çalışma hayatıma devam etme kararı aldım. Şu anda da aktif bir şekilde mali müşavirlik yapmaktayım. Evliyim ve 7 yaşında bir oğlum var. Hayatı dolu dolu yaşamayı, gezmeyi ve sosyalliği seven biriyim.



İnfluencerlığına ne zaman ve nasıl başladınız? 

Aslına bakarsanız ben böyle çok takipçili bir Instagram hesabım yokken de influencer’dım. :) Hesabım gizliyken bile diyet yaptığımda ya da bir yere gidip çok beğendiğimde herkesi davet eder, “hadi yarın hep beraber detoks yapıyoruz” ya da “muhakkak buraya gidin” şeklinde insanları etkileyen ve tavsiye veren biriydim.

Duygularımı paylaşmayı, sevdiğim şeyleri övmeyi ve anı biriktirmeyi hep çok sevdim. Günlük yazar, bol bol fotoğraf çekerdim. Yaşadığım anı kayıt altına almak küçüklükten beri benim için çok önemliydi.

Ama tabiki asıl başlangıç noktam birçok influencer gibi tüm dünyada sosyal medyanın büyük bir ivme yakaladığı pandemi dönemimde oldu. Özellikle Instagram hesabımı çok daha aktif kullanıp birçok kullanıcının dikkatini çekmeyi başardım. Bu süreçte sosyal medya hakkında bilmediğim çok fazla yeni şey öğrendim ve çok araştırdım. 

Bunun gelecekte ciddi bir sektör olacağını düşünerek Acun Ilıcalı’nın kurmuş olduğu Nişantaşı Üniversitesi- Acunmedya Akademi’nin “Dijital İçerik ve Yayıncılık” bölümüne katıldım. Burada farklı çevrelerden çok özel insanlarla tanıştım her birinin bana ayrı ayrı katkıları olduğu gibi fotoğrafçılık, fotoğraf ve video düzenleme, algoritmalar ve uygulamalar ile ilgili yetkin kişilerden güzel eğitimler aldım.

Türkiye’nin en yeni ve en yenilikçi eğitim girişimi olarak adlandırılan Acunmedya Akademi’nin ilk mezunlarından oldum.

 

Markalar ile tüketiciyi birbirine bağlayan ve adeta bir köprü görevi gören kişiler influencerlar büyük önem taşıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Sosyal medyanın son yıllardaki önlenemez yükselişi sonrası Influencer Marketing pazarlama ve reklam sektörünün önemli bir bölümünü eline geçirdi diyebilirim. Artık insanlar gideceği doktoru bile sosyal medyadan araştırır oldular. Oradaki tavsiyelere göre tercihlerini belirliyorlar. 

Influencerların takipçileri ile kurduğu güvenli bağ sayesinde; hedef kitledeki insanlar, sanki ailesinden birinden ya da bir arkadaşından tavsiye almışçasına kararlarını belirleyebiliyorlar. Günümüzde Influencer Marketing yeni kitlelere ulaşmak ve marka bilinirliğini arttırmak isteyen işletmeler için güçlü bir araç haline geldi. Tabi burada en önemli kriter güven vermek ve inandırıcılık burada da devreye özgün olabilmek giriyor.



Markalardan gelen talepler yoğunlukta mı ve en çok hangi alanda tanıtımlar yapıyorsunuz?

Markalardan ve özellikle benim alanım olan turizm sektöründen güzel talepler ve dönüşler alıyorum. Nisan ayı çok yoğun olduğum ve çok keyif aldığım bir dönemdi. Aynı şekilde Mayıs ayı da böyle başladı. 

Benim alanım daha çok konaklama ve mekan tanıtımı yönünde. Ama bu ucu çok açık bir alan. Beni etkileyen memnun eden yada mutsuz eden her şey ve her yer benim alanıma giriyor aslında. Bir influencer her zaman bir şeyi önermek zorunda da değil. Zaten öyle olursa çok inandırıcı da olmaz. 

Gezerken ya da tatil yaparken aynı zamanda iş yapıyor olmak tabiki çok keyif veriyor ve bu memnuniyet illaki işe de yansıyor. 

 

Nelerden ilham alırsınız?

Araştırmayı çok seven biriyim. Dünyadan ve ülkemizden influencerları takip ediyorum. Neler yapılmış yeni trendler neler diye sürekli araştırarak kendimi güncelliyorum. 

Yeni insanlarla tanışmayı, yeni yerler tanımayı seviyorum. Yenilik bana çok ilham veriyor. Sürekli not tutarım. Aklıma gelen herhangi bir şeyi önemli-önemsiz not ederim. Yazmak benim için bir terapi gibi…

Aslında hayatın her alanından beslenmeye çalışıyorum.

 

İdolünüz var mı? Var ise kim?

İdolüm olarak tek bir kişi ya da kişiler söyleyemem. Aslına bakarsanız herkesten bir şeyler öğrenebileceğimi herkesin iyi ya da kötü bir şeyler katabileceğini düşünen biriyim. Kiminin yaptıklarını yapar örnek alır, kimininse yaptıklarını gözlemler ve uzak durursunuz. Her şey ve her yeni bilgi hayatta bir tecrübe ve kaynaktır aslında.

 Ben birini örnek olmaktansa birçok kaynaktan beslenip kendi yolumu çizmeye çalışıyorum.



Kimsenin bilmediği özelliğiniz?

 

Ben çok net bir insanım. Kimsenin bilmediği gizli saklı yaşadığım duygularım pek yoktur. İçi içine sığmayan biriyim muhakkak bir açık veririm zaten eğer çoşkulu duygular yaşıyorsam. Ama tanışıp samimiyeti ilerlettiğim insanlar soğuk ve sert göründüğümü ama tanıdıkça fazla samimi ve aslında çok duygusal olduğumu anladıklarında şaşırdıklarını söylüyorlar. “Kimse” olmasa da yeterince hayatıma almadığım insanlar yumuşak ve duygusal tarafımı pek bilmiyorlar.

 

Son olarak Influencer olmak isteyenlere verebileceğiniz tavsiyeler var mı?

Şunu söylemeliyim ki bu iş yalnızca ticari kaygılarla bir gelir amacı güdülerek yapılacak bir iş değil. Belki bir ömür sevmediğiniz bir işi yapabilir ve bu işte başarılı da olabilirsiniz. Ama influencer olmak isteyenler bu işin her anını sevmeli ve zevk almalı. Çünkü iyi ve kötü olan her duygu net bir şekilde karşı tarafa yansımalı. Bu yansımada sizin zoraki konuştuğunuz ya da aslında beğenmediğiniz bir şeyi - ürünü övdüğünüz hissedilirse tüm inandırıcılığınız ve aslında samimiyetiniz kaybolur ki insanlar bizi samimi duygularımız için takip ediyorlar. TV reklamlarından farklı olmazsak, takipçilerimize tam da yanında oturan arkadaşları gibi tavsiye vermezsek tüm büyü bozulur. Kendimizi net bir şekilde ifade etmeli o samimi iletişimi yaratmalı, duyguyu karşıya geçirebilmek için hayatın olağan kaygılarından uzak şekilde yalın ve net olmalıyız.

Kısaca aslında bu iş bir hobi (gibi) olmalı influencerlar için. Aksi halde işler muhakkak bir yerde tıkanacaktır. 

Influencer olmak isteyenler kendilerini hangi alanda daha net ifade edebileceklerini düşünüyorlarsa o alana yönelmeli ve kesinlikle özgün olmalılar.

 



 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/05/influencer-dilara-yavuzyigit-ile-basari-hikayesi-2876.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/05/influencer-dilara-yavuzyigit-ile-basari-hikayesi-2876.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/05/influencer-dilara-yavuzyigit-ile-basari-hikayesi-2876-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2023/05/influencer-dilara-yavuzyigit-ile-basari-hikayesi-2876.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/influencer-dilara-yavuzyigit-ile-basari-hikayesi/29711/</link>
			<pubDate>Sat, 27 May 2023 21:28:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İş İnsanı Ali Akçay  "Güçbirliği İle Güçlü Ticaret'']]></title>
			<description><![CDATA[Yıllardır güçbirliği ile güçlü ticaret yaptıklarını söyleyen İş insanı Ali Akçay ile iş dünyasını konuştuk. Hurdacılıktan inşaata, parfümden kafe sektörüne kadar uzanan başarı hikayesinin altında aslında kardeş gibi gördüğü dostlarından oluşan kocaman bir güç birliği var. Sevilen sayılan bir iş insanı olan Ali Akçay;  ülke ekonomisi ve çözüm önerileri konusunda da düşüncelerini Akdeniz Bülten’le paylaştı. İşte sohbetin detayları!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Öncelikle Ali Akçay kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1983 yılı Antalya doğumluyum. Aslen Niğdeliyim fakat doğma büyüme Antalyalı olduğum için bu memlekete gönül vermiş isimlerden biriyim. Öğrenim hayatımdan bahsedecek olursam liseyi  Antalya İmam Hatip Lisesinde tamamladım. Üniversite eğitimimi ise, Akdeniz Üniversitesi Pazarlama bölümünde yaptım. Evli ve 3 çocuk babasıyım.  Sosyal ortamlarda girişken ve aktif olmayı sevdiğim için geniş bir,  dostum, kardeşim diyebileceğim arkadaş ve iş ortaklarına sahibim.

Kuzey Akdeniz Toplu İşyeri Yapı Kooperatifinin 10 yıldır başkanlığını yapıyorum. Antalya Organize Sanayi Bölgesi yanında Kırkgöz Sanayi Sitesindeki kooperatifimiz 128 üyeden oluşuyor. Organize sanayi yanında 500 m2’lik işyerlerinden oluşan ve 400’e yakın işyeri bulunan bir sanayi sitesi kurduk.

Günlük yaşantınızda neler yapıyorsunuz ve nasıl bir aile babasısınız?

Yaklaşık 7 -8 sektörde iş yapmakta olduğum için genelde vaktimin büyük bir bölümü çalışmakla geçiyor. Baba mesleğim hurdacılık olduğu ve sanayi içinde doğduğum için de bu alan ana mesleğim olarak devam ediyor. Aynı zamanda bu sektöre bağlı; demir, çelik, saç profil ticareti, tedarik olarak sanayi gazları ve hırdavat işi Antalya Döşemealtı ilçesinde işyeri kiralama işi yapmaktayım. Bunların yanı sıra ortaklarımızla birlikte yürüttüğümüz Kepez ilçesinde kafe, Konyaaltı ilçesinde  börek, Muratpaşa ilçesinde, Üçkapılar’da, MarkAntalya AVM’de, İstanbul Emaar square AVM’ de ve ihracatını yaptığımız  parfüm ve şu an Antalya Aksu Altıntaş’ta  inşaat da ticaretimizin diğer kollarını oluşturuyor.

Nasıl bir baba olduğumdan bahsedecek olursak; aslında bu soruya çocuklarımın cevap vermesini isterdim ama yanımızda değiller. Ben; realist, kararlı, topluma ahlaklı birey yetiştirme gayretinde olan milli, manevi ve dini değerlerine sahip çıkan öğretim hayatlarına önemli hassasiyet gösterme çabasında olan bir babayım.

Kaç yıldır sanayi sektöründe hizmet veriyorsunuz?

Dediğim gibi sanayi de doğduğum ve büyüdüğüm için 1979 yılından bu yana Antalya’da iş yapan bir esnafın oğlu olarak; 39 yaşımda olmama rağmen 43 yıllık bir tecrübe 43 yıllık bir esnaf olarak hizmet veriyorum.  

Üretim alanlarınız yani iş kollarınız oldukça fazla, bu genç yaşta bu kadar uğraş yoruyor mu sizi?

Tabiki boş yatan biri bile yorulur ama; kardeşim gibi olan ortaklarım ile beraber olduğum için her iş kolundaki ortaklarımdan biri güven ve özveri ile işi yönetiyor. Enerjimiz de genç olduğumuz için yetiyor elhamdülillah!

Günümüzde iş dünyasını konuşacak olursak sorunlar ve çözüm önerileri konusunda neler düşünüyorsunuz?

İş dünyasında sorunlar çok fazla!   En önemlisi yetişmiş personel, aidiyet bilincine sahip liyakatli ehil isimler gerekiyor. Çözüm olarak da önce ailede hakkı hukuku bilmenin eğitimini almış, işinden gocunmayacak eli iş tutabilen bireyler yetiştirmemiz lazım. Gençlerin karakterlerine ve ellerinin yatkın olduğu mesleklere yönlendirecek sistem kurulması elzem. Ülkemizde meslek liseleri ve burada okuyacak öğrencilere yaptıkları işinde önemini aşılayacak sistem kurulması çok acil bir durumdur.

Bir pandemi dönemi yaşandı ve bazı iş kolları burada sıkıntıya da girdi. Peki siz etkilendiniz mi?

Tabi ki bütün sektörler etkilendi. Kapanmalar, sokağa çıkma yasakları bunlar üretim ve ticaret ile uğraşan her kesimi etkiledi. Bir kaç sektörde olduğumuz için bizim bu süreci süspanse etme imkânımız oldu.

Şimdiye kadar hiç siyasette yer aldınız mı?

2015-2018 yılları arasında AK Parti Antalya il yönetiminde bulundum. 2015 yılı 1 Kasım genel seçimlerde de AK Parti Antalya milletvekili aday adayı oldum.

Ülke ekonomisi için sizin gibi katkı sağlayan iş insanları büyük önem taşıyor. Peki siz de iş dünyasının sesi olan STK ‘lardan birinde bulunuyor musunuz; neler yapıyorsunuz?

‘’Emeklisi olmaz rahmetlisi olur’’ şiarıyla üyelerinin her birinin nezdimde değeri çok kıymetli olan 15 yıldır resmi toplam 20 yıldır içerisinde olmaktan gurur duyduğum MÜSİAD ailesinin Antalya şubesi yönetim kurulu üyesi olarak bulunmaktayım. Hem sosyal hem ticari birçok aktivitede verilen görevleri layığı ile özen göstererek yapmaya gayret ettim. Şu anda da yapmış olduğumuz parfüm, inşaat, kafe işlerini de Antalya MÜSİAD üyesi farklı kardeşlerimle ortak olarak yapmaktayız.

Önümüz seçim gündemi malum, neler  düşünüyorsunuz?                                                                        

Bireysel olarak 1 oyumuz var ama ülkemiz için 2023 genel seçimi;  şehrimiz için 2024 yerel seçiminde  elimizden gelen her fedakarlığı yapmaya hazırız, yapmak zorundayız! Ülkemiz ve şehrimiz adına hayırlı sonuçlar olacaktır inşallah.

Ülke ekonomisi için düşünceleriniz nedir?

Aşırı tüketim toplumu olmuş durumdayız. Özellikle yabancı ürün tüketimi yoğunlaşmış vaziyette. Acil elzem olarak her sektörün ihtiyacına göre çok hızlı üretime geçmemiz gerekiyor, neyi üretebiliyorsak üretmemiz; üretemiyorsak tasarruf etmemiz gerekir.  Her ürüne her mamule ithal ya da yerli bakmaksızın MİLLİ SERVET gözü ile bakmamız gerekip YERLİ VE MİLLİ hassasiyetini gözetmemiz gerekmektedir.

İş dünyasında vazgeçilmez prensibiniz nedir?

Doğruluk ve dürüstlük den ayrılmadan helal dairesi içerisinde ticaret yaparak nasibimizi aramak. Yalan dolan hile olmadan doğru ticaret anlayışı hem ahlaken hem de dinen hepimizin vazifesi ve olmazsa olmazı olmalıdır.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/10/is-insani-ali-akcay-gucbirligi-ile-guclu-ticaret.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/10/is-insani-ali-akcay-gucbirligi-ile-guclu-ticaret.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/10/is-insani-ali-akcay-gucbirligi-ile-guclu-ticaret_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/10/is-insani-ali-akcay-gucbirligi-ile-guclu-ticaret.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/is-insani-ali-akcay-gucbirligi-ile-guclu-ticaret/29347/</link>
			<pubDate>Fri, 14 Oct 2022 14:52:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hasan Çerçiler " Biz Mimarların Söyleyecek Çok Sözü Var"]]></title>
			<description><![CDATA[TMMOB Mimarlar Odası Antalya Şubesi Başkanı Hasan Çerçiler: “Kentte Aksayan Çok Şey Var, Bu yüzden Biz Mimarların Söyleyecek Çok Sözü Var”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

 

Ocak ayında TMMOB Mimarlar Odası Antalya Şubesi Başkanlığına seçilen Hasan Çerçiler, genel kurul sonrası geçen 8 ayı, bu zamana kadar gerçekleştirdikleri projeleri, devam eden çalışmalarını ve hedeflerini Akdeniz Bülten okurları için anlattı.



 

 

 

"Sorunları biliyoruz. Bununla birlikte çözümleri de biliyoruz. Meslektaşlarımızın hak ettiği koşullarda mesleki icraatlarına devam etmesini sağlayacağız" diyerek meslektaşlarından oy isteyen ve günün sonunda da başkanlık koltuğuna oturan Mimarlar Odası Antalya Şubesi Başkanı Hasan Çerçiler ile samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Hem kendisini daha yakından tanıdık, hem geçen süreler içinde yaptıkları projeleri ve yakın zamanda yapacakları hedefleri konuştuk. Biz sorduk o anlattı…

Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz?

Yakın zamanda 40 yaşına girdim. 82 doğumluyum. Uzun yıllar ticaretle uğraştım. Çocukluğumdan beri esnaf olarak yetiştirildim, sonrasında mimarlık fakültesiyle beraber sanata olan ilgimi daha dışavurumcu bir şekilde projelerle paylaşmaya başladım.

Mimarlık daha önceden hayaliniz miydi?

Evet, ben üniversite dönemimde bir tek mimarlık tercihi yaptım. Başka bir tercihim yoktu. Devlet üniversitesinde okudum. Bizim dönemimizde 12 tane mimarlık fakültesi vardı ve ben birini kazanıp mezun oldum. Tabii ki okurken de mimarlık hizmeti olarak çalışmaya devam ettim. Çünkü bu işte birikim ve tecrübe çok önemli ve buna ne kadar erken başlarsanız size o kadar çok yön verir.

 



Mesleğe başlaman önce hayaliniz olan bir projeniz var mıydı ve bu projenizi hayata geçirdiniz mi?

Üniversiteyi kazandığım ilk zamanlar çok büyük bir camii projesi çizme fikrim vardı. Yağmur suyunu kendisi alan, bünyesinde toplayan ve sonrasında bu suyu kullanıma sunan, kendi elektriğini üreten bir projem, hayalim vardı. Henüz gerçekleştiremedim bu hayalimi fakat üniversite yıllarımda farklı projelere imza attım. Tamamen cam strüktürle oluşturulan binalar, farklı amaçlara hizmet eden müzeler tasarlayarak öğrencilik hayatımda tecrübeler kazandım.

Şu ana kadar yaptığınız projelerden en sevdiğiniz, keyif aldığınız proje hangisi oldu?

En sevdiğim projelerden biri, bir alışveriş merkezi projemiz var. Ruhsatını aldık ama henüz yapım aşamasına geçmedik. Eski Çırçır Fabrikasının olduğu yer. En sevdiğim ruhsatlı yapım diyebilirim. Orası hem inorganik bir yapıydı hem de dekon bir yapıydı. Bu yapılarda çalışmayı seviyoruz.

Mimarlar odasında bahsedecek olursak ne tür projeleriniz var bize biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?

Odadan bahsedecek olursak; öncelikle biz mimarlık mottosuyla çıktık, mimar üyelerinin ihtiyaçları neler, üyelerimize nasıl yardımcı olabiliriz, hep beraber nasıl gelirlerimizi arttırabiliriz, birinci çıkış noktamız buydu. Bir diğer çıkış noktamız da gençlerdi çünkü yurdumuzda gittikçe artan bir üniversite sayısı, mezun sayısı söz konusu. Önceden yılda 500 mimar mezun olurken şu an 5 bin 750 mimar mezun oluyor ve bu sayı iki yıl içerisinde 7 bin 500’e çıkacak. Her yıl bu sayı giderek katlanıyor ve toplamda mezun olan mimar sayısı da fazlasıyla artıyor. Hem mezun mimar arkadaşlarımıza yeni iş olanakları sağlamak hem yeni çalışma alanları kazandırmak hedeflerimiz arasında. Mimarlık hizmetini direk vermek isteyen arkadaşlarımıza iyi bir staj imkânı sunarak sonrasında mesleğe kazandırmak istiyoruz. Çünkü okulda alınan eğitimler eskisi gibi değil. Yeterli öğretim üyesi yok, yurdumuzun en büyük problemlerinden birisi bu. Nitelikli öğretim üyesi sayımız çok az, dolayısıyla gerekli öğretileri almadan mezun oluyoruz. Mezun olduğumuz zaman da mimar enflasyonu oluşuyor ve yetisiz mimarlarımız oluyor. Biz de bunun önüne geçmek için elimizden gelen özveriyle çalışıyoruz.



Yönetiminiz de genç mimarlardan oluşuyor

Evet yönetimimiz genç arkadaşlarımızdan oluşuyor, aralarında yaşça en büyük bendim ve seçimde ipi göğüsledik.

Bundan sonraki hedefleriniz neler?

Öncelikle kente dair aksayan yönler var. Büyükşehir Belediyesi, Deprem Master Planı’yla ilgili bir açıklama yaptı. Biz de bunun üzerinde çalışıyorduk fakat Deprem Master Planı’ndan önce, biliyorsunuz yakın tarihte bir yangın felaketi geçirdik Manavgat’ta. Bir plan yapılacaksa sakınım planı yapılması gerekiyor. Doğal afetlerle ilgili yapılacak planlamada, Deprem Master Planı afetleri önlemek adına bunun sadece bir ayağını oluşturuyor. Özetle bu konuda eksik kalan önceliklerin de planlanması gerekiyor. Ulaşım Master Planımız yok, yollarımızın bir an önce yapılması alt yapılarının oluşturulması gerekiyor. Bu bağlamda da mimarların söyleyecek çok sözü var.

Sıkıntıların Üstesinden Gelmeyi Çok İyi Biliriz.

Mimarlar odası olarak yaşadığınız sıkıntılar var mı? sorumuza, Hasan Çerçiler Şu samimi cevabı verdi: “Oda olarak bir sıkıntıdan bahsedecek olursak; biliyorsunuz ki bizim genel olarak gelirlerimiz belirli bir oranda düşürüldü. Bu bir hükümet politikasıydı. Bize düşük gelirle haklı davamızı nasıl savunabilirizi öğrettiler. Dolayısıyla her şeyin para olmadığını bir kez daha öğrenmiş olduk. Bizim bir şeyler yapabilmek için birbirimize ihtiyacımız olduğunu anladık. Bu yönüyle, geçen sürede sıkıntılarımız tabii ki oluyor ama biz bunların üstesinden gelmeyi çok iyi biliyoruz.”

 

Mimarlar odasına başkan seçildiğiniz süreçten bu yana sizinle ilgili olumlu dönüşler alıyoruz, bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Ben bu mesleği icra ederek, diğer mimar arkadaşlarım gibi birikimle, emekle geldim buraya. Bu sebeple ne istediğimizi biliyoruz, hedeflerimizi ve sıkıntılarımızı biliyoruz. Genç fikirlere de olabildiğince fırsat veriyoruz ve bizlere ne istediklerini söylüyorlar. Yakın zamanda 70 kişiye yakın bir ekiple, mobilya firmasının fabrikasını gezdik. Mobilyalar nasıl üretiliyor, uygulama alanlarında nasıl kullanılıyor bunları gözlemledik. Bu işi gidip merkezinde, imalat alanında birebir öğrenmeyi tercih ettik. Bunun gibi birçok alanda girişimlerimiz var. Hepsini gezerek arkadaşlarımızı daha donanımlı hale getirmeye çalışıyoruz. Bizim ilk yapmamız gereken; mimar için mimarlık mottosundan hareketle, mimar arkadaşlarımıza nasıl yardımcı olabiliriz, daha donanımlı hale nasıl gelebiliriz, bunları gerçekleştirmek. Bu düşünceyle de birçok proje oluşturuyoruz. Önümüzdeki süreçlerde seminerler gerçekleştireceğiz. Ve mimarlar odası olarak bu düşüncelerle yola çıkıp, hareket ettiğimiz için olumlu dönüşler aldığımızı düşünüyoruz. Bu durum da bizi fazlasıyla mutlu ediyor.

Özellikle gençlere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Biz gençler için yeni iş alanları, imkanlar yaratmaya çalışıyoruz. İnternet üzerinde birçok mimari alan var, genç arkadaşlarımızı bu alanlara yönlendirmeye çalışıyoruz. Mimarlık özünde farklı düşünebilme sanatıdır. Bir mühendislik dalından farlı düşündüğünüz için siz orada olursunuz. Şantiyedeyseniz, şantiyenin kurgusunu mimara bırakırlar çünkü mimar, iş bölümünü ve iş paylaşımını en kısa sürede en iyi yapmak üzerine kurgular her şeyi. Bu sebeple diğer iş dallarında da mimarlar çoğunlukla yer bulabiliyorlar. Bu doğrultuda mimarlığı farklı düşünebilme ve diğerlerinden ayrışabilme sanatı olarak görüyorum. Genç arkadaşlarımız da mimarlık eğitimi sonrasında, dünyaya farklı bir pencereden bakabilmeyi öğrenecekler ve farklı projelerde yer alarak kendilerini geliştirecekler.

Eklemek istediğiniz başka şeyler var mı?

Bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum. Hedeflerimizi ve fikirlerimizi dile getirmek bizi mutlu ediyor ve çalışmalarımızı en güzel şekilde hayata geçireceğimizi biliyoruz.

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/08/hasan-cerciler-biz-mimarlarin-soyleyecek-cok-sozu-var.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/08/hasan-cerciler-biz-mimarlarin-soyleyecek-cok-sozu-var.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/08/hasan-cerciler-biz-mimarlarin-soyleyecek-cok-sozu-var_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2022/08/hasan-cerciler-biz-mimarlarin-soyleyecek-cok-sozu-var.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/hasan-cerciler-biz-mimarlarin-soyleyecek-cok-sozu-var/29278/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Aug 2022 22:01:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KANSERE ÇARE OLACAK]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin Gururu Nobel Ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar  Doktora Bursunu kazanan tek kişi olan Hümeyra Kaanoğlu’nun bir hayali var!

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu tarafından, 2015 Nobel Kimya ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar’ın onuruna özel olarak düzenlenmiş doktora burs programı ABD’de akademik kariyer yapmak isteyen binlerce türk gencinin hayallerini süslüyordu. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın akademik danışmanlığında doktora eğitimi almak isteyen kişilere verilen burs için bu yıl ülkemizden yalnızca bir kişi bu şerefe nail olacaktı. İşte o şanslı kişi Koç Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü bitiren Hümeyra Kaanoğlu’ydu. Aziz Sancar’ın bulunduğu Kuzey Karolina Üniversitesi’nde doktora yapmaya hak kazanan genç Hümeyra, ABD’deki günlerini DNA onarımı ve kanser tedavisi üzerine çalışarak geçirecek. İlerleyen süreçte belki de adını bilim tarihine altın harflerle yazdıracak olan Hümeyra, bu zorlu serüvene çıkmadan önce Akdeniz Bülten Dergisi’ne başarısının sırrını, nereden ilham aldığını ve imkânsızı başarmanın formülünü anlattı. İşte insanlığa hizmet için, hayalleri için yaşayan ve zirveye çıkan  bilim insanı Hümeyra ile yaptığımız sohbetin detayları…..



Hümeyra Kaanoğlu kimdir? Kendinizden ve çocukluğunuzdan biraz bahseder misiniz?

Ben Hümeyra Kaanoğlu. 23 yaşındayım ve Gümüşhane doğumluyum. İki çocuklu bir ailenin küçük çocuğuyum. Çocukluğumun 10 yaşıma kadarki kısmı Gümüşhane’de geçti. Sonrasında Antalya’ya taşındık. Ortaokul sürecimi Antalya’da tamamladım ve ardından lise birinci sınıfı İstanbul Atatürk Fen Lisesi’nde okudum. Ancak devamında burada tam olarak beklediğim ve düşlediğim lise hayatını yaşayamayacağımı düşünerek Antalya Adem Tolunay Anadolu Lisesi’ne geçiş yaptım.

Peki bu başarınız çocukluğunuzdan beri aynı şekilde miydi yoksa hiç iniş çıkışlar yaşadığınız oldu mu?

Aslına bakarsanız hep başarılı bir öğrenciydim, ilkokuldan beri ve sonrasında ortaokulda da öyle. Öğrenim hayatım boyunca sürekli çalışarak hep o çizgiyi tutturmaya ve korumaya çalıştım başarı anlamında.

Aslında biraz önce nasıl bir çocukluk geçirdiğinizi sormuştuk ama bunu biraz daha açacak olursak çocukluğunuzla birlikte eğitim hayatınız nasıl bir süreçti?

Biraz inatçı ve takıntılı bir çocuktum. Meraklı bir çocuktum bir de. Biyolojiye çok ilgiliydim çocukluğumdan beri ve bu alanın çalışmak istediğim alan olduğunun da küçük yaştan beri farkındaydım. Ama Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünde okumak istediğime ve bu bölümü Koç Üniversitesi’nde okumak istediğime karar vermem lise ikinci sınıfta gerçekleşti. Devamında da Moleküler Biyoloji ve Genetik’i Koç Üniversitesi’nde tam burslu kazandım. Yaklaşık 4 ay önce de birincilikle mezun oldum.

Eğitim hayatınıza yön veren birkaç olaydan bahseder misiniz ve en büyük hayaliniz neydi?

Eğitim hayatıma yön veren ve “İyi ki olmuş!” dediğim iki önemli olay oldu aslında. İlki lise üçüncü sınıfın yazında gerçekleşti. “Koç’ta 24 Saat” isimli bir programa katıldım ve bir gün boyunca Koç Üniversitesi’ni deneyimleme şansım oldu. Bu program boyunca hem Moleküler Biyoloji ve Genetik alanındaki akademisyenlerle tanışma hem de Moleküler Biyoloji ve Genetik derslerini gözlemleme ve araştırma laboratuvarlarını gezme imkanı buldum. O gün de karar verdim zaten Koç Üniversitesi’nde Moleküler Biyoloji ve Genetik okumak istediğime. İkinci olay bu bölümü kazandıktan sonra gerçekleşti. 2015 yılında Prof. Dr. Aziz Sancar Kimya alanında Nobel Ödülü’nü kazandıktan sonra okulumuza bir ziyarette bulundu ve bu ziyaretinde de Kimya alanında Nobel Ödülü’nü kazanmasını sağlayan çalışmalarını anlattığı bir konferans verdi. Bu konferansı canlı olarak izleme şansım oldu ve bu benim için bir dönüm noktası oldu. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın DNA tamir mekanizmalarının ve biyolojik saatin moleküler ayrıntılarını keşfetmeye kendini bu kadar adamış olması ve bunu bu derece bir başarıyla yapması bana inanılmaz ilham verdi. O gün biraz da olsa karar vermiştim böyle bir yol çizmeye. Bu, Prof. Dr. Aziz Sancar ile gerçekten çalışmak istediğime ve bunu hayal ettiğime karar verdiğim bir olay oldu.

Bu da en büyük hayalinizin oluşmasını sağladı o zaman, değil mi?

Cevap: Evet, aynen öyle oldu.

Aynı zamanda Psikoloji ile de ilgilendiniz, bu bölümü de okudunuz. Bize biraz da bu süreçten söz eder misiniz?

Evet, Psikoloji ile de çift anadal yapıyorum şu anda ve bitirmek üzereyim. Bu süreç de Psikoloji’nin giriş derslerinden birini almamla başladı. Öncesinde de Psikoloji’ye ilgim vardı ancak giriş dersini de aldıktan sonra bu bölümü okumanın benim için çok faydalı olabileceğini fark ettim. Hem kendimi tanıyabilme hem de insanlarla olan ilişkilerimi düzenleyebilme anlamında bu bölümü okumanın çok faydasını gördüm. Araştırma anlamında çalışmayı çok düşündüğüm bir alan olmasa da beni kişisel olarak çok geliştirdiğini hissediyorum. Bence Psikoloji herkesin kendinden az çok bir şey bulabileceği bir alan ve bu yüzden üniversite öğrencilerinin de en azından Psikoloji’nin giriş dersini almasını öneririm, gerçekten ufuk açıcı bir deneyim.

Prof. Dr. Aziz Sancar Doktora Bursu’na başvurmaya nasıl karar verdiniz, bu süreçten de bahsedebilir misiniz bize?

Bu süreçte bana çok yardımcı olan bir hocam oldu, kendisi Koç Üniversitesi’nde Biyokimya profesörü Halil Kavaklı. Kendisi de Aziz Sancar Hoca’nın eski öğrencisi zaten, hala da iletişim halindeler Aziz Hoca ile. Beni bu bursa başvurmam için yüreklendirdi, her aşamada yanımda oldu ve beni yönlendirdi. Başvuru sürecinde benim ışığım oldu gerçekten Prof. Halil Kavaklı Hocam, buradan da kendisine minnettarlığımı ve teşekkürlerimi iletmek istiyorum bu yüzden.

Bu bursa başvuru sürecinden de bahsedebilir misiniz biraz bize?

Bu burs Türkiye Fulbright Komisyonu tarafından Türkiye’de her yıl sadece bir kişiye verilen bir burs, bu yüzden de başvuru süreci oldukça uzun ve meşakkatli. Öncelikle Biyoloji (Hücre Biyolojisi, Mikrobiyoloji, Kanser Biyolojisi, vb.) Biyofizik, Biyokimya, Biyomalzeme, Biyoteknoloji, Biyomedikal Mühendisliği, Kimya, Kimya Mühendisliği Moleküler Biyoloji ve Genetik, Tıp bölümlerini bitirenler başvurabiliyor. Online bir sistem üzerinden başvurunuzu hazırlıyor oluyorsunuz sizden istenen belgeleri birçok belgeyi sunarak. Niyet mektupları ve amacınızı belirten mektuplar en önemli belgeler mesela başvuruların değerlendirilmesi aşamasında. Bu belgeleri hazırlayıp online sisteme yükledikten sonra bir ön elemeden geçiriliyor tüm adayların başvuruları. Eğer ön elemeyi geçmeyi başarırsanız mülakata davet ediliyorsunuz. Mülakatı da geçtiğiniz takdirde ikinci bir değerlendirme yapılıyor ve bu değerlendirme sonrasında da sizinle bir görüşme yapılıyor. Son olarak da sonuç hakkında bilgilendiriliyorsunuz.

Başarınızda etken olan faktörler neler peki? Gençlerin de en çok merak ettikleri nokta bu oluyor genelde.

Açıkçası, belki biraz klişe olacak ama, kendimi hiçbir zaman çok zeki bir insan olarak tahayyül etmedim ya da öyle değerlendirmedim. Şu ana kadar başarmış olduğum her şeyi çalışarak başardım. Çalışma yöntemi bu noktada bence çok önemli gençler için. Nasıl çalışarak daha iyi öğrendiklerini keşfetmeleri çok elzem ve bu tüm öğrenciler için geçerli bana kalırsa. Mesela ben hep yazarak çalışan bir öğrenci oldum tüm öğrencilik hayatım boyunca. Bu aslında çok uzun saatler süren bir çalışma yöntemidir ancak ben en iyi bu şekilde öğrenebildiğim için hep bu çizgide devam ettim.

Peki hiç pes etme noktasına geldiğiniz anlar oldu mu?

Evet, oldu. Üniversitenin ilk yılıydı, birinci sınıftaydım henüz. Birinci sınıf Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencileri için en zor geçen senelerden bir tanesidir çünkü çok ağır dersler hep birinci sınıfta alınır. Bu yüzden ben de birinci sınıftayken gerçekten çok zorlanmıştım, ilk vize ve laboratuvar sınavlarında özellikle. Hatta şöyle bir durum da yaşadım: Bizim üniversitemizde bir “Advisor” sistemi var, yani her öğrenciye atanan kendi bölümünden bir hoca oluyor. Bu hocayla sosyal ya da akademik bir problem yaşadığınızda konuşabiliyorsunuz. Ben de çok zorlandığım için kendi danışman hocamla bu bölümü seçerek hata mı ettiğime, aslında Psikoloji bölümüne geçmem daha mı doğru olacağına dair bir konuşmam olmuştu. Ancak sonrasında şunu fark ettim: Evet, bu gerçekten zor bir bölüm. Bunu zaten kimle konuşuyor olsam, kime tavsiye veriyor olsam hep belirtiyorum. Gerçekten emek isteyen bir bölüm. Ben bu emeği vermeyi göze aldığım için devam ettim ama herkes göze almayabilir tabii. İnsanların hayata dair öncelikleri farklı olabiliyor. Bu noktada ben insanın emek vermeyi göze alabilecek kadar sevdiği bir şeyle uğraşmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Bu burs kapsamında Amerika’ya gidiyor ve orada birtakım araştırmalara imza atacaksınız. Yani bir bilim insanı olacaksınız, aslında oldunuz da; bu bursu kazanmış olmanız da bunu gösteriyor. Peki en büyük hayaliniz ve hedefiniz nedir, neyi araştırmak istiyorsunuz?

Benim en büyük hedefim ve hayalim aslında Aziz Hoca’nın da çalışmakta olduğu DNA tamir mekanizmalarının ve biyolojik saatin kanser alanında ne tür aydınlanmalar sağlayabileceğini keşfetmek. Aziz Hoca ve ekibi bu konu üzerinde zaten çok iyi araştırmalar yürütüyorlar şu anda; ben sadece kendimce naçizane bir katkıda bulunabileceğimi düşünüyorum. En büyük hayalim de bu bulguların kanser hastalarına umut olabilmesi. Bu biyolojik süreçler düşündüğümüzden çok daha karmaşık yapılara sahip ve onları keşfederek bir şekilde kanser gibi çok ölümcül bir hastalığa çare bulabileceğimize inanıyorum ben.

Çok önemli bir bursu kazandınız gerçekten. Peki bunun imkansızlığını düşündünüz mü hiç?

Dürüst olmak gerekirse evet, düşündüm tabii. Çünkü sadece bir kişinin kabul edildiği ve çok fazla başvuru alan bir burs bu. Hatta geçenlerde şunu düşündüm: Bu bursa başvururken hiç kazandığım anı hayal etmemişim. Yani kazanırsam ya da kazandığım bana haber verilirse bu nasıl bir an olur diye hiç hayal etmemişim. Bunun sebebi aslında biraz da bu bursun başvuru sürecinin çok uzun ve uğraştırıcı olması. Pandemi sürecinde neredeyse tamamen başvuru ile uğraştım diyebilirim. Bu kadar uğraştırıcı olması dolayısıyla da hiç hayal etmemişim o anı tabii. Bu kısmı yaşamak da benim için çok farklı bir deneyim oldu bu yüzden açıkçası.

Peki bu bursa kaç kişi başvuruyor biliyor musunuz?

Türkiye Fulbright Komisyonu bu konuya dair kimseyle istatistik veri paylaşmıyor, dolayısıyla bilemiyorum. Ancak fazla başvuru aldığını biliyorum sadece.

Ailenizde de biraz bahseder misiniz? Onların da etkisi oldu mu bu başarıya?

Tabii ki, ailemen büyük destekçim oldu. Eğitimim için her türlü özveriyi ve fedakarlığı gösteren anneme ve babama da buradan teşekkür etmek istiyorum. Ablam da özellikle bu bursa başvuru sürecinde en büyük destekçim oldu, ona da ayrıca teşekkür ederim. Bununla birlikte her türlü sürecimde; tüm sınav ve tercih süreçlerimde çok saygılı davrandılar. Her zaman istediğim şeyin peşinden koşmama imkan sağladılar hem maddi hem manevi olarak. O yüzden ailem bu başarının arka plandaki mimarıdır diyebilirim.

Son olarak gençlere ne tür tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Benim gençlere naçizane önerim her zaman hayallerinin peşinden koşmayı bilmeleri ve bunu yapabilecek cesareti gösterebilmeleri olur. Bu gerçekten zor bir süreç, insanın hayallerini kovalaması kolay değil; özellikle de Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında. İnsanların birtakım maddi kaygıları ya da başka soru işaretleri olabiliyor kafalarında. Ancak ben çalışan ve işini hakkıyla yapan kimsenin bu kaygıları yaşayacağını düşünmüyorum. Bu yüzden gençler onları her ne mutlu ediyorsa onun peşinden koşmalılar, güçlü bir kararlılıkla tabii.

Ve hiçbir şey de imkansız değil aslında, bunu da göstermiş oldunuz

Evet kesinlikle öyle.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/12/kansere-care-olacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/12/kansere-care-olacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/12/kansere-care-olacak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/12/kansere-care-olacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kansere-care-olacak/27118/</link>
			<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 17:07:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Tolgahan Demir: “halk esnafına sahip çıkmazsa kapanan salonların sayısı çok fazla olacak”!]]></title>
			<description><![CDATA[Pandemi sürecinde kuaförler ve güzellik salonları ne tür önlemler aldı? Bu süreçte kapanan salonlar var mı? Sektörün başlıca sıkıntıları neler? Antalya Kuaförler ve Manikürcüler Esnaf ve Sanatkarlar odası başkanı Tolgahan Demir, Akdeniz Bülten dergimize sektörle alakalı samimi açıklamalarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[- Tolgahan bey sizi tanıyabilir miyiz? Biraz kendinizi anlatır mısınız?
- Antalya Kuaförler, Manikürcüler, Esnaf ve Sanatkarlar odası başkanıyım. Başkanlıkta yaklaşık 6. Yılımdayım. İlkokula giderken yaz döneminde meslek hayatıma başlamış oldum. 2004 yılında da kendi iş yerimi açtım.
- Oda olarak yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
- Öncelikle 126 mahallemizde esnafımızla birebir toplantılar gerçekleştiriyoruz.5 katlı bir
hizmet binamız bulunuyor. Belki Türkiye'de bu bir ilk. 3 yıl gibi bir süreçte ve başkanlık
dönemimde yönetim kurulu arkadaşlarımızla birlikte 5 katlı bir hizmet binası aldık. Bunun
dışında eğitimler benim için çok önemli. Çünkü her geçen gün yenilikler oluşuyor. Bu
yenilikleri takip etme noktasında her yıl kış mevsiminde muhakkak ücretsiz eğitimler
düzenliyoruz. Ayrıca sosyal aktivitelere de önem veriyoruz. Futbol turnuvası düzenliyoruz,
üyelerimiz birbirleriyle kaynaşsın diye.. Kültür gezileri gerçekleştiriyoruz, esnafımızın
görmediği yerleri keşfetmesine yardımcı oluyoruz. Bunlar başlıca çalışmalarımız..
- Covid -19 pandemisi nedeniyle kuaför ve güzellik salonlarına bir süre ara verildi. Şuan
tekrar hizmet verilmeye başlandı, siz bu süreçte nasıl önlemler aldınız?
- Tabi aslında ansızın yakalandığımız bir süreçti. Ansızın yakalanmamıza rağmen esnafımızla birlikte süreci iyi takip ettik. 21 Mart'ta işletmelerimiz kapatıldı. Kapatılmasıyla birlikte esnafımızın belirsizliği de oluştu. Bekleme aşamasındayken öngörümüzle bu işin uzayacağı kanısına vardık. Bununla birlikte hemen bazı taleplerde bulunduk? Yani esnafın biran önce desteklenmesi gerektiğini düşünerek öncelikle işletmelerin kiralarının devlet tarafından karşılanması, SSK'lıların, Bağkurluların, personellerin maaşlarının devlet tarafından karşılanması, en azından esnafın borçlarının biraz ertelenmesini talep ettik. Ancak maalesef bu isteklerimiz gerçekleşmedi. Bu süreçte tabi esnafımız zor bir dönemi atlattı. Biz de bu dönemde Muratpaşa belediye başkanımız Ümit Uysal ve büyükşehir belediye başkanımız Muhittin Böcek'in desteği ile gıda yardımında bulunduk. 11 Mayıs'ta salonların tekrar açılmasıyla da sorunlarımız ne yazık ki hala devam etmekte. Mesela; halk hala tedirgin, buna gerek yok. Biz zaten virüs öncesinde de hijyene dikkat ediyorduk. Bizde değişen tek şey dezenfektan oldu. Eğer esnafımız hijyen kurallarına dikkat etmiyorsa müşteriler gönül rahatlığı ile odamızı arayıp şikayetlerini dile getirebilirler. O zaman biz gerekli prosedürleri yapıyoruz. Halkımızın bu yüzden içi rahat olsun. Bizler gerekli önlemleri aldığımız taktirde herhangi bir sorun olmayacaktır. Ayrıca salonlarımızın yeniden faaliyete geçmesinden itibaren salonların dezenfekte edilmesine ciddi katkı sağlayan başta Antalya büyükşehir belediye başkanı Muhittin Böcek'e, Muratpaşa belediye başkanı Ümit Uysal'a, Kepez belediye başkanı Hakan Tütüncü'ye teşekkür ediyorum.
Bu dönemde bir diğer konuya gelecek olursak bildiğiniz üzere kuaförler ve güzellik
salonlarında şu dönemde makyaj yapmak, cilt bakımı yapmak yasak. 6331 sayılı iş sağlığı iş
güvenliği kurallarına göre biz zaten tehlikeli sınıftayız. Ama kaş alınabiliyor, saç kesilebiliyor, boya yapılabiliyor. Müşteri hepatit B hastalığı da taşıyabilir. Bugün buna baktığımız zaman biz zaten tehlikeli sınıftaysak biz zaten normal koşullarda da önleminizi alıyoruz. Biran önce cilt bakımı ve makyajda sınırlandırmaların kaldırılması gerekiyor. Bizim salonlarımız ciddi
anlamda dezenfekte edilmiş durumda.
- Peki bu süreçte salonlarını kapatanlar oldu mu?
- Bu süreçte 10-15 salon kapattı. Ancak bunu Eylül- Ekim gibi daha net göreceğiz. Çünkü şuan esnaf hala umutla bekliyor normalleşmeyi. Eğer halk esnafına sahip çıkarsa bir sorun
olmayacaktır. Ama tam tersi olursa kapanan salonların sayısı çok fazla olacaktır.
- Pandemi öncesi ve sonrası yapılan işlemlerde fiyat farkı oldu mu?
- Ufak da olsa muhakkak oldu. Kurların üst seviyelere çıkması, malzeme fiyatlarının yükselişi
işlem ücretlerine yansımak zorunda kaldı.
- Biraz da sektörün sıkıntılarından bahsedelim..
- Çok güzel bir konuya değindiniz. Sorunlarımız maalesef her geçen gün büyüyor. Öncelikle
kuaför ve güzellik salonlarının çok yakın mesafelerde hatta dip dibe açılması üyeler için ciddi
sorunlar oluşturmakta. İşyerleri mesafelerin çarpık sistemle değil nüfusa dayalı olarak
açılması sağlanmalı, mevcuttaki esnafın hakları ve yeni açılacak işyerlerinin hakları korunmalı.
KOSGEB kredisi ile işyerlerinin açılması, bu işyerlerinin mevcut kayıtlı olan üyelerin çok
yakınında olması mevcut kayıtlı olan üyelerimizi oldukça sıkıntıya sokmaktadır. Bu durumda
kendi imkanları ile işyeri açan üyeler, mağdur olmaktadır. Bir diğer konu ise lazer epilasyon
IPL sorunu; güzellik salonlarında epilasyon yapılmaması üyeleri maddi manevi çok
etkilemektedir. Epilasyon konusunun bir sonuca bağlanmasını, güzellik salonlarında da
epilasyon yapılabilmesi için gerekenlerin yapılıp netliğe kavuşturulmasını istiyoruz. Bu işten
ekmek yiyen üyelerimiz çok rahatsızlar. Ayrıca internetten ürün satışları var. Bunlar mevcut
kayıtlı üyelerimizi mağdur etmekte ve haksız rekabet ortamı yaratmaktadır. İndirim
sitelerinde kuaförlük hizmeti noktasında satışlar yapılıyor, hem güzellik salonu hem de
kuaförlerde Brezilya fönü adı altında satışlar yapılmakta, haksız rekabet ortamı
oluşturmaktadır. Makyaj malzemesi satan yerler ücretsiz makyaj yapıyorlar ve bu durum
kuaför salonlarını etkiliyor. Düğün salonları, fotoğrafçılar ve gelinlikçiler kuaför salonlarıyla
anlaşıyorlar ve ücretsiz saç yaptırıyorlar. Bunlara çözüm bulunmalı ve önüne geçilmeli. Ayrıca kuaförlük mesleğine yıpranma payı ve erken emeklilik şartının getirilmesini istiyoruz. Çıraklık okulunda yapılan sigortanın da emeklilik için çalışılan yıl olarak sayılması gerekli. Mevcut esnafa sıfır faizle kredi verilmesi ve kefillerin kaldırılmasını istiyoruz. Çırak yetiştirebilmek için ilkokul dörtten sonra bir saat meslek dersleri konulmalı, çünkü günümüz şartlarında çırak yetişmiyor. Bağ-kur ve sigorta primleri düşürülmeli. Ustalık belgesi olmadan işyeri açılmamalı.
Fiyat politikalarına yeni bir düzen getirilmeli, esnafın bulunduğu bölgenin gelir -gider
bütçesini oluşturup esnafın birbirine zarar vermemesi ve haksız rekabet oluşturulmaması
adına yeni bir kanunla taban fiyat oluşturulması için odalara yetki verilmeli. Ve son olarak da
halkın ve esnafın problemlerini çözebilmek adına odalara cezai işlem uygulayabilmeleri için
yetki verilmeli, bu kesilen cezalar odalara değil devletimizin kasasına girişinin sağlanması
gerekiyor. -Hazır sizi bulmuşken biraz da saç bakımından bahsedelim.. Yaz mevsiminde saçlarımız daha çok yıpranıyor. Bunun için en başta hangi önlemi almalıyız?
Mutlaka kuaförlerde saç bakımları yaptırılması gerekiyor. Bu bakımlarla birlikte saçtaki yağ
kayıplarının suni de olsa geri gelmesi sağlanıyor. Ve saçın yıpranma durumu ortadan kalkmış oluyor.
-Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak buradan okuyucularımıza söylemek
istedikleriniz var mı?

-Ben teşekkür ederim. Buradan okuyuculara gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: “Gittikleri kuaför ve güzellik salonlarını yalnız bırakmasınlar, esnaflarına sahip çıksınlar. Onlar sizleri bekliyor”.


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/tolgahan-demir-halk-esnafina-sahip-cikmazsa-kapanan-salonlarin-sayisi-cok-fazla-olacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/tolgahan-demir-halk-esnafina-sahip-cikmazsa-kapanan-salonlarin-sayisi-cok-fazla-olacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/tolgahan-demir-halk-esnafina-sahip-cikmazsa-kapanan-salonlarin-sayisi-cok-fazla-olacak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/tolgahan-demir-halk-esnafina-sahip-cikmazsa-kapanan-salonlarin-sayisi-cok-fazla-olacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/tolgahan-demir-halk-esnafina-sahip-cikmazsa-kapanan-salonlarin-sayisi-cok-fazla-olacak/26568/</link>
			<pubDate>Fri, 07 Aug 2020 13:45:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SESSİZ ÇIĞLIĞI UMUT OLDU!]]></title>
			<description><![CDATA[Okuma hayalini kitap ile taçlandırdı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sessiz çığlık kitabı yazarı Rabia Karaca zorlu ve başarılı hayat hikâyesini Akdeniz Bülten okuyucuları için anlattı.

1994 yılında Şanlıurfa’da dünyaya gelen Rabia Karaca, 10 kardeşli bir ailede büyüdü ve ‘Güneydoğu’da kız çocukları okumaz’ algısını kırarak hayalinin peşinden gitti. Okumaktı onun hayali. Ailesinin baskısına rağmen hayalinden vazgeçmedi. Şu an Açıköğretim Fakültesi’nde ikinci bölümünü okuyan Karaca, gündüzleri tarlada emek harcarken, gece evde fırsat buldukça ders çalıştı.
Küçük yaşta evlendirilecekti.
Kitabın sayfaları arasında uykuya daldığı zamanları unutmayan Rabia Karaca’nın bu azmi babasının desteğini almasını sağladı. Rabia babasının desteği ile birlikte hayallerine ulaşmanın heyecanını yaşadı. 16-17 yaşındaki kız çocuklarının çocukluklarını dahi yaşayamadan acımasızca evlendirildiği bir coğrafyada okuma arzusu ile yanıp tutuşan Rabia Karaca, evlendirilme korkusu ile okuma arzusu arasındaki kritik çizgide hapsolmuş hissediyordu. Kocaya verilmenin iyi bir şey olduğu söylenmesine karşın o, bunun hayallerini sona erdireceğini düşünüyordu.
Kız çocuklarına ışık oldu.
Kız çocuklarının kaderlerine razı gelmemelerini ve hayallerinin peşinden koşmaları gerektiğini savunan Sessiz Çığlık kitabının yazarı Rabia Karaca mücadelesini şöyle anlattı: “Kardeşlerim okusun diye haftanın 7 günü çalıştığım günleri biliyorum. Sırf kardeşlerim okusun diye. Aileme hep hayalim var ben okumak istiyorum diyordum. Çok zor oldu ama imkânsızı başarmak her zaman en güzelidir. İyiki yaşadım diyorum. Kitap okumayı çok seviyorum. Hayatta en mutlu olduğum an kitap okuduğum ve o kitabı bitirdiğim an. Kız çocuklarına ışık olduğumu düşünüyorum. Zaten hedefim buydu. Kitabım sadece kız çocuklarına yönelik değil aslında herkese yönelik. Bir mücadele hikâyesi zaten. Kitabı yazma amacım en çok kız çocuklarına ilham olmak ve bir şeyi isterken hiçbir zaman vazgeçmemeyi öğretmek. Ama sadece hayal kurmak yetmiyor. O hayalin peşinden gidip çalışmakta gerekiyor.
Herkesin kendi hayatında bir çabası var fakat bunu kitaplaştırmak çok farklı birşey. Gelecek olan kitabım da yaşanmış hikâyelerden ibaret olacak. Benim kendi jenerasyonuma tavsiyem mutlaka okumalarıdır.''

 

Haber : Sedef BİDAR
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/sessiz-cigligi-umut-oldu_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/sessiz-cigligi-umut-oldu_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/sessiz-cigligi-umut-oldu_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/08/sessiz-cigligi-umut-oldu_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sessiz-cigligi-umut-oldu/26565/</link>
			<pubDate>Fri, 07 Aug 2020 12:58:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KRİZLERDE YATIRIM YAPAN FİRMA : "FİPA EKOLOJİK"]]></title>
			<description><![CDATA[‘FİPA EKOLOJİK’  “HİÇBİR ZAMAN KRİZLERİ BAHANE ETMEDİK, TARIM SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİNE VE İŞİMİZE HERZAMAN İNANDIK”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Gelecek İçin,Yaşam İçin (for future,for life…)

Modern tarım teknolojilerinin ve organik tarımın yaygınlaşması için, 1997 yılında  tarım sektöründeki faaliyetlerine başlayan Akıncı Grup, bünyesinde bulundurduğu;  FİPA EKOLOJİK , AKINCILAR TARIM  ve SUTEK SULAMA&PEYZAJ firmaları  ile Türkiye çiftçisine ve tarımsal üretim sevdalısı herkese,  A’dan Z’ye katkı sağlayıp, yol arkadaşlığı yapıyor.  23 yıllık tecrübe ile sürdürülebilir,rantabl  ve ekolojik bir tarımsal üretim olsun diye hizmet verdiklerini aktaran  Akıncı Grup Yön.Kur. Başkanı Mustafa Bülent Akıncı; sektörde ki misyonlarını ; “Sürdürülebilir ve ekolojik bir tarım için; teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri takip ederek ürün geliştirmek, ürettiği ve pazarladığı ürünlerle tarım sektörüne ve çiftçilere sonuç odaklı katkı sağlamak, tarımı modern bir şekilde ve isletmecilik mantığıyla yapmalarını sağlamak, her zaman rekabetçi bir yaklaşımla, tarım sektörüne daha kaliteli ürün ve hizmetler sunmak” şeklinde ifade etti.

Üretimde kriz dönemlerini hiç bir zaman bahane etmediklerini de dile getiren Akıncı, dünyayı ve ülkemizi olumsuz etkileyen kriz dönemlerinde bile çalışma hızlarını kesmediklerini, hem istihdam hem de üretim artışı sağladıklarını ifade etti. “Hiç bir zaman krizleri işimize bahane etmedik, tarım sektörünün önemine ve işimize her zaman inandık”  diyen girişimci iş insanı Mustafa Bülent Akıncı ile Akdeniz Bülten Dergisi okuyucuları için tarımda geldiğimiz noktayı, tarımın geleceğini, üreticinin durumunu ve daha bir çok konuyu sohbet tadında konuştuk…


 


Kendinizden ve şirketinizden biraz bahseder misiniz?

1974 Malatya doğumluyum. İlk, Orta ve Lise öğrenimimi Malatya’da tamamladıktan sonra 1995 yılında Ege Üniversitesi  Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümünden mezun oldum.Kısa süreli İstanbul / Sirkeci-Doğubankta özel sektörde edindiğim tecrübenin ardından, 1997 Ocak ayında Tarım Bakanlığı bünyesinde başladığım iş ve meslek hayatıma, 2005 yılına kadar İlçe Tarım Müdürlüğü,İl Şube Müdürlüğü ve Bölge Ziraat Okulu Müdürlüğü görevlerinde devam ettim.

Sonrasında radikal bir kararla kamu görevimden istifa ederek, ileride Akıncı Grup olarak adlandıracağımız yapıyı oluşturma ve şekillendirme çalışmalarına yoğunlaştım.1997 de Malatya’da Tomurcuk Tarım adındaki Zirai İlaç ve Gübre Bayiliği ile başladığımız tarım sektöründeki yürüyüşümüz, bugün Antalya merkezli olarak devam etmektedir. "Kalite ve Güvenle" sloganı ile kurduğumuz Akıncı Grup çatısı altında bugün tarım sektöründe birçok ürün ve hizmetin üretimi, pazarlanması, ithalatı ve ihracatını gerçekleştirmekteyiz.

Tarım sektörünün çok geniş bir alan, siz tamamına hitap ediyor musunuz?

Biz tarımı her kademesi ile bir bütün olarak algılıyoruz. Bu bağlamda Akıncı Grup olarak biz tarım sektörünün girdi sağlama boyutunda faaliyet gösteriyoruz. Temel anlamda ürettiğimiz ve tedariğini yaptığımız girdiler; Gübreler (bitki besleme ürünleri),topraksız tarım için cocopeat ürünleri, tarım makine ve ekipmanları,organik-kalıntısız bio&plant extrakt ilaçlar ile sulama malzeme ve ekipmanlarıdır.

Grubumuz bünyesindeki firmalarımız aracılığıyla, yurtiçi ve yurt dışında, anahtar teslim sera projeleri, modern &bodur bahçe kurulumları, sulama sistemi kurulumları ve peyzaj uygulamaları ile  tarımsal amaçlı birçok projenin anahtar teslim uygulamaları yapılmaktadır.Ülkemizde tarımsal yatırımlar için çeşitli teşvikler ve destekler vardır.Bu kapsamda;  Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (IPARD) Programı, Tarım Orman Bakanlığınca yürütülen Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı (KKYDP), DAP Programı gibi kanallardan, %50 den başlayan hibe imkanlarıyla yatırım yapma imkanları mevcuttur.Bizimle irtibat kuran yatırımcılarımıza bu desteklerle ilgili danışmanlık ve proje hizmetleri ile anahtar teslim proje uygulamalarını Akıncı Grup olarak, bünyemizde koordine etmekteyiz.

Ön plandaki faaliyetlerimizden olan gübre üretimi; FİPA EKOLOJİK şirketimiz bünyesinde yürütülmektedir. Suda çözünür toz-sıvı ve jel formlardaki gübrelerimiz, Antalya’daki tesisimizde, organik-organomineral ve inorganik kategorilerde, günlük 10 ton sıvı,10 ton toz kapasiteyle  üretilmektedir. Ülke genelinde var olan bayii ve distribütörlerimiz aracılığıyla tüm çiftçilerimize ve bitki desenine yönelik, ithal kalitesinde ürünlerimizi, özel besleme teknikleri ve uygulama tecrübesi ile sunmaktayız.Ülkemiz genelinde yaygın bayii ağı ile üreticilerimize ulaşan ürünlerimiz, 2017 de başlıyan çalışmalarımızın sonucunda, 2019 da  Özbekistan,İran,Gürcistan gibi ülkelerden gelen taleple ihracat imkanına da kavuşmuştur.

Cocopeat ürünlerinde Srilanka’da üretim yapan, 28 yıllık deneyime sahip, 15 ülkede faaliyet gösteren;  GROWSOİL SUBSTRATE PVT.  firmasının Türkiye distribütörlüğünü yapmaktayız. İthalatını yaptığımız cocopeat ürünlerini özellikle topraksız tarım sektörüne yönelik pazarlama faaliyetlerimiz 2017 den buyana devam etmektedir. Orijinal hammaddeden, yüksek kalitede üretilen cocopeat slablarımız, özellikle domates ve çilek üretiminde çok başarılı sonuçlar vermiş ve kısa sürede bizim açımızdan güçlü referanslar oluşturmuştur.

Güney Kore’nin önemli bir Ar&Ge  firması olan, biyolojik mücadele alında çok önemli organik-kalıntısız, çevre ve insan sağlığına olumsuz etkisi olmayan doğa dostu bir ürün portföyüne sahip olan ECOWIN Co.Ltd. firmasının da distribütörüyüz.İthal ettiğimiz bu kategorideki ürünleri yine seracılık başta olmak üzere,birçok organik üretim yapan işletmeye pazarlamaktayız.Faydalı böcek kullanan seralarda bile kullanılabilen,arılara zehirsiz olan ama hedef zararlı ve hastalıklara etkili ECOWİN ürünleri,insan sağlığı, ekoloji ve sürdürülebilir tarım açısından büyük önem arz etmektedir.

Ayrıca a’dan z’ye sulama sistemlerinin projelenmesi,uygulanması ve taahhüt işlerini bünyemizdeki SUTEK firmamız aracılığıyla yürütmekteyiz. “Sorun Sulama ise Çözüm Sutek’te” sloganıyla 2002 de başladığımız faaliyetimiz, 20 yıla yakın bir süredir,artan deneyim ve tecrübe ile devam etmektedir.

AKINCILAR firmamızda yürüttüğümüz , tarımsal üretimin her aşamasında kullanılan tarım makine ve ekipmanlarının satış-servis ve yedek parça hizmetleri, grubumuzun diğer bir faaliyet alanıdır.Yaklaşık 15 yıldır yürüttüğümüz bu faaliyetimizde; çiftlik ve hayvancılık ekipmanları,toprak işleme alet ve makinaları, gübreleme ve ilaçlama makinaları, ekim-dikim makinaları, römorklar,kepçeler, hasat ve sonrası işlemler için kullanılan her türlü tarımsal makine ve ekipman satışını yapmaktayız.



FİPA ismi nereden geliyor hikayesi nedir?

FİPA başlangıç faaliyetimiz olan fidan üretiminden yola çıkarak koyduğumuz, fidan pazarlamanın kısaltılmış halidir. Bugün FİPA EKOLOJİK ismi ile markalaşmış bir firmadan söz ediyoruz. FİPA EKOLOJİK çatı markası altında, bitki besleme ürünleri üretimi yapılmaktadır. Fipa Ekolojik markalı bitki besleme ürünlerinin üretiminde;  “Gelecek için, Yaşam için ” sloganıyla hareket eden firmamız, sahada hızlı sonuçlar veren, etkili ve ekolojik ürünleri çiftçimize sunmaktadır. Her aşamasında büyük bir dikkat ve özenle, orijinal ve kaliteli hammaddelerle üretilen gübrelerimiz, kaliteli ambalajlar içerisinde ve detaylı kullanım tablolarıyla ve 23 yıllık mesleki birikimin verdiği tecrübe ile çiftçimize sunulmaktadır. Mühendislerimiz ve teknik ekibimizle, sahaya yönelik yürüttüğümüz teknik çalışmalar ve danışmanlık hizmetlerimiz neticesinde aldığımız sonuçlar, bayiler ve çiftçilerimizin ürünlerimize olan ilgisini, güvenini ve talebini arttırmıştır.

Tarımsal üretimde sulama da büyük önem arz ediyor, SUTEK’in sektördeki misyonu ve çözümleri nedir ?

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de suyun ekonomik ve tasarruflu kullanımı zorunlu olarak yaygınlaşmaktadır. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de üretimde ana girdilerden biri olan suyun tarımsal üretimde basınçlı-kapalı sistemlerle bitkilere ulaştırılması kaçınılmazdır. SUTEK hali hazırda;  su pompajı- terfi-dağıtımı  ile sera-bahçe-tarla koşullarında; damlama, mini sprink, yağmurlama, peyzaj sulama sistemlerinin projelenmesi, taahhüt hizmetleri ve anahtar teslim kurulumlarını yapmaktadır. Ayrıca  sulama,peyzaj sistemlerinin ve malzemelerinin toptan ve perakende satışını da bünyesinde yaparak,  20 yıla yakın tecrübe ve bilgisiyle sektöre önemli hizmetler ve çözümler sunmaktadır.

Geriye baktığımızda 23 yıllık bir birikimi, istikrarı,özgüveni ve tecrübeyi görüyoruz sizde ve sizin şahsınızda firmanızda.Bu durum faaliyetlerinizde, size nasıl bir avantaj yada potansiyel sağlıyor ?

Evet burası gerçekten önemli bir nokta.İstikrar,güven, tecrübe ve en nihayetinde bir marka kolay oluşmuyor.Bedel ödemeden ve irade ortaya koymadan da olmuyor.Robert Bosch’un sözünü hiç unutmadım iş hayatımda; “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” işte size evrensel bir ahlak ve değer yargısı, bir markalaşma ültimatomu. Her ne yapıyorsak işimizi sevmeli, inanmalı ve gelecek kuşaklarımız için yapmalıyız.Günübirlik işlerin,hedeflerin, kazançların sonrası olmaz, gelir ve geçer.Kalıcı eserler inanç,azim,kararlılık, dürüstlük, innovasyon ve alın teriyle ancak ortaya çıkar.

Az evvel de ifade ettiğim gibi biz tarıma geniş perspektiften bakıyoruz. İşin sadece üretim kısmı, satış veya pazarlama kısmında değiliz. Size açık yüreklilikle söyleyebilirim ki ürettiğimiz gübreleri ithal ürünler kalitesinde üretip yerli ürün kategorisinde satıyoruz. Yani kalitesini ithal ile fiyatını yerli ile kıyaslayacak bir üretim ve ürün konseptimiz var. Bu önemli bir iddiadır. Altını çizerek söylüyorum ki bizim bitki beslemede gerçekten iyi olduğumuzu düşünüyorum.  Tarımın bir çok alanında biriken bir tecrübemiz söz konusu. Bunu şu anda ürettiğimiz ürünlerin bayilerin çiftçilere ulaştırması, çiftçilerin bunları tarımsal üretimde kullanması noktasında hassasiyetimiz de yüksek. Onlara hep şunu söylüyoruz; Biz size ürünlerimizi satıyoruz ama bunun üstüne 23 yıllık tecrübemizi (know-how) ücretsiz veriyoruz.

Bilgi paylaşıldıkça çoğalır ve daha kıymetli hale gelir. Üründen çok şey yok. İstediğiniz ürünü bulursunuz ama istediğiniz kaliteyi, temiz ve tecrübî bilgiyi bulmanız o kadar kolay değil. Amerika’yı yeniden keşfetmeyin diye bir tabir vardır, birilerinin kazandığı tecrübeden istifade etmek gerekir. Biz kendi tecrübemizi muhataplarımıza, sektör paydaşlarımıza aktarmayı büyük bir sorumluluk olarak görüyoruz.

MÜSİAD Antalya Şubesi’nde bazı görevleriniz olduğunu biliyoruz,biraz ondan ve Müsiad olarak tarım sektörüne yönelik çalışmalarınızdan bahseder misiniz

Müstakil sanayici ve İş Adamları derneği Antalya Şubesi Yönetim Kurulu üyesiyim.Tarım,Seracılık, Süs Bitkileri ve Peyzaj Komite Başkanlığı görevini yürütmekteyim.2005 yılından beri Müsiad üyesiyim.Müsiad olarak tarım sektörüne yönelik çalışmalarımız oluyor elbet.Özellikle bu korona kriz sürecinde, hazırladığımız acil eylem ve teşvik raporu Genel Merkezimiz aracılığıyla yetkili hükümet organlarına ulaştırılmıştır.Hükümetin özellikle mali konularda iş dünyasına yönelik  ve bu süreçte aldığı kararlarda Müsiad’ın raporlarının büyük etkisi oluyor.

Tarım sektörü de tıpkı diğer sektörler gibi dünyadaki krizlerden etkileniyor. Krizlere karşı B planınız var mı?

Bizim şirket olarak 23 yıllık ticari hayatımızda hep büyümeye,daha iyi şeyler yapmaya ve daima bir adım ileriye gitmeye yönelik planlarımız oldu. Batmak gibi bir endişemiz ve batmaya yönelik bir planımız hiç olmadı. Zaten böyle bir düşünceyi,yaklaşımı dahi çok sakat buluyorum şahsen.Şöyle olursa ben ne yaparım diyerek malımızı mülkümüzü,şirketimizi başkasının üstüne yapmadık.Tüm kurduğum firmaları kendim  ve ailem adına kurdum.Emanetçisi olduğumuz gayrimenkulleri kendim ve firmam adına aldım.23 yıldır aynı GSM numarasını kullanıyorum,hiç değiştirmedim.Dedim ya istikrar ve istikamet önemli bizim için; çünkü ülkemiz ve milletimiz için, mensubu olduğumuz inancımız ve davamız için; hayallerimiz var,ideallerimiz var, umutlarımız var. Bu durum haliyle dürüst olmayı,çok çalışmayı ve daima öteleri hedeflemeyi gerektiriyor. .

Biz bugüne kadar hep bir adım öteye nasıl gideriz anlayışıyla yürüdük. Bir adım geriye gitmedik, uçmadık da. Kademe kademe yükseldik. Japonların kaizen felsefesi vardır. Mükemmele ulaşma arzusuyla sürekli daha iyisini yapmak için çalışma ve kendini geliştirme felsefesine Kaizen deniyor. Kaizen, daha iyiye ulaşmak için küçük ama sürekli adımlarla ilerlemeyi öneriyor. Bu sayede uzun vadeli sonuçlar elde ediliyor. Biz de küçük ve sürekli adımlar ile her yıl üstüne koyarak ilerliyoruz.

Örneğin geçen sene döviz yükselişi ile birlikte oluşan ekonomik kriz ortamında Akıncı Grup ve Fipa Ekolojik olarak tam gaz ilerledik. İstihdam ve üretim artışı yaptık, ülkemize katma değer sağladık. Tarım ve Orman Bakanlığından 15 kadar yeni tescil alarak ürün portföyümüzü çeşitlendirdik. Üretimde kapasite artışına gittik. Daha önce hiç çalışmadığımız Marmara ve Ege bölgesine yönelik çalışmalar yaptık. Özbekistan’da bir kamu kuruluşundan tarımsal içerikli iki projenin taahhüt işini aldık, zamanında tamamladık ve teslim ettik. İhracat startını ilk olarak 2019 da verdik. Geçen yıl ki krizde de bahane üretmedik. Sri Lanka ile cocopeat ticaretimizi 3 katına çıkardık. Faaliyet gösterdiğimiz alanların tamamına yakınında hız kesmedik. Ülkemizde büyük bir kesimin döviz yükselir mi endişesinde olduğu bir dönemde ense karartmadık, bilakis önümüze baktık. Şu an Grup firmalarımız ve faaliyetlerimiz olarak, çok daha iyi noktadayız.

 Krizler her zaman olacaktır, önemli olan bu krizleri iyi anlayabilmek, iyi okuyabilmektir. Krizlerin aktörlerinin kim olduğunu, ne zaman nasıl bir kriz yaşayacağımızı bilemiyoruz. Önemli olan krizleri fırsata dönüştürebilmektir. “Rızkın onda dokuzu ticarette ve cesarettedir” düsturunu hiç akıldan çıkarmamalıyız.Ticarette akıl ve feraset çerçevesinde ortaya konacak cesaret çok önemlidir.

Geçtiğimiz ay içinde bulunduğumuz korona virus krizine rağmen, gübre üretim kapasitemizi arttırmak için önceden yaptığımız proje için düğmeye bastık;  yeni  üretim tesisimizin ve lojistik merkezimizin temelini attık. Nasipse en kısa zamanda tamamlayarak faaliyete geçirmeyi planlıyoruz. Ayrıca yeni tesis bünyesinde sektöre örnek olacak model niteliğinde bir fabrika satış mağazası da oluşturuyoruz. Burada kendi ürettiğimiz, ithal ettiğimiz ürünlerin fabrikadan çiftçiye satışını,örnek bir mağazacılık ve market anlayışı ile yapmayı planlıyoruz.



Yatırım hızınızı diğerlerinin aksine kesmiyorsunuz, bu aslında bir risk değil mi?

Buna deli cesareti mi derler, gözü karalık mı derler bilmiyorum bir tanımlaması vardır elbet. Herkesin evlerine kapandığı, marketlere hücum edip evine stok yaptığı bir dönemde nasip oldu biz temel attık. Üretim ve lojistik kapasitemizi arttırma yolunda önemli bir adımdı bu.

Ticaret zaten bir risktir. Planlayarak alacağınız riskler oranında ticarette büyürsünüz. Krizler her zaman fırsatların başlangıcıdır. Önemli olan nerede, nasıl konumlandığınız ve pozisyon aldığınızdır. Birde yaptığınız işe, kendinize ve geçmişinize güven önemli burada. Geriye dönük oluşturduğunuz kredibilite ve biriktirdiğiniz güçlü ilişkiler, atacağınız adımlar ve alacağınız riskler noktasında size hem cesaret hem de yön verecektir.

Antalya ili tarımsal anlamda özellikle Örtü altı ve Seracılık alanında isim yapmış bir şehir, potansiyelini nasıl görüyorsunuz?

Antalya tarım sektörünün kalbidir, merkezidir. Bu anlamda gerek üretim, gerek ihracat, gerekse barındırdığı firma ve ürün çeşitliliği ile Growtech gibi  en büyük tarım sektörü fuarlarından birinin burada yapılıyor olması gibi sebeplerden ötürü tarım sektöründeki konumu çok önemlidir. Antalya’nın  dünyaya hitap eden bir misyonu ve lokasyonu var. Tarımın en ileri teknikleri bu kentimizde uygulanıyor. Antalya, Türkiye’nin tarımına yön veren merkez ve model konumundadır. Bu misyonu önümüzdeki süreçte daha da artacak ve güçlenecektir. Son dönemde Anamur-Alanya bölgesinden,  Antalya’ya kayan yoğun bir muz üretim faaliyeti var, buda söylediğim hususta önemli bir göstergedir.

Peki Türkiye tarım sektörü için tecrübeleriniz neyi öngörüyor?

Türkiye tarımsal üretim açısından büyük bir potansiyele sahip, bunu iyi bilmemiz gerekir.Gerek coğrafi ve topoğrafik anlamda, gerekse iklim ve su koşulları bakımından çok önemli bir yere sahip. Avrupa iklim ve topoğrafya anlamında bu avantajlara sahip değil. Ortadoğu da aynı toprağa ve su imkanlarına sahip değil. 

Bu potansiyelimizin çok ciddi anlamda harekete geçirilmesi gerekir. Çok daha ileri düzeyde, üretim teknik ve teknolojileri kullanılarak, birçok ürün yüksek verimli olarak üretilebilir. Mevcut seraların modernizasyonundan tutun, jeotermal bölgelerde topraksız tarımın yaygınlaştırılmasına, susuz tarım alanlarının tarıma kazandırılıp katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesinden, organize üretim bölgeleri oluşturulmasına kadar yapılacak çok şey var.

Biz kendimizce tüm bu alanlarda sektöre çok yönlü katkı sağlamaya çalışıyoruz. Aslolan tarımda birim alandan maksimum ve kaliteli verimi, minimum maliyetle almaktır. Bütün üreticilerinde tarımsal faaliyetlerinde hedefi budur. Tarımda mutluluğun da formülü budur.

Türkiye’nin son yıllarda tarımsal üretimde doğru adımlar attığını düşünüyor musunuz?

Ülkemiz geneli açısından bakıldığında tarım sektörü olarak çok iyi yapılan işlerde var,yanlış giden işlerde var elbet.Bu meseleyi kısaca değerlendirmek öyle okadar kolay olmaz.İşin özel sektör boyutunu ayrı, kamu boyutunu ayrı ele almak lazım.Ama kısaca birkaç hususa değinmek isterim.

Öncelikle üretimde kota konulması kaldırılmalı, üretim her şekilde teşvik edilmeli. Eğer çiftçimiz bir ürünü üretmek istiyorsa, ondan para kazanıyorsa ve mutluysa, üründe ihtiyaç olan bir ürünse; bu durumda üretimin önü açılmalıdır.

Bir örnek vereceğim; Şekerpancarı. Birim alana yüksek verim aldığımız,ülkemiz topraklarında çok iyi yetişen bir üründür.Ana ürün şeker üretiminin yanında şekerpancarı posası(küspe) ve melas diye iki önemli yan ürünü vardır.Bu yan ürünler hayvancılık ve yem sektörü,maya üretimi,alkol sanayii, akaryakıt sanayi, gübre sektörü (özellikle organik gübre üretimi) açısından önemli bir girdi ve hammadde kaynağı olarak kullanılmaktadır.Yani şekerpancarı tarımı beraberinde birçok sektörü ayakta tutmakta,olmazsa olmaz girdilerin tedariğini sağlamaktadır.Bu yönüyle çöpü dahi zayii olmayan,sonuna kadar milli ve yerli bir ürünümüzdür.Son yıllarda kapanan veya özelleştirilen fabrikalar yüzünden üretim kısıtlanmış ve üretici mağdur olmuştur.Bu konu yeniden ele alınmalı TORKU örneğinden meseleye yeni bir bakış açısı getirilmeli ve gereği hızlıca yapılmalıdır.

Tarımsal üretim sürecinin her aşamasında misyon yüklenen; girdi (gübre,tohum,fide,makine vb) üreten ve tedarik eden firmalara ve bu girdilerle her türlü tarımsal üretimi gerçekleştirerek gıda tedarik zincirinin en önemli halkasını oluşturan çiftçi ve işletmelere yönelik; somut,reel,sürdürülebilir ve teşvik edici destekler,faizsiz finansman imkanları  sağlanmalıdır.Üretilen ürünlerin hasattan,sofraya kadar olan süreçlerinde sistem iyi kurulmalı,üreticinin emeği zayi edilmemeli, üretmiş olmaktan dolayı üretenlerimiz pişmanlık ve üzüntü yaşamamalıdır,burası çok önemli bir nokta..

 



FİPA EKOLOJİK

Gaziler Mah. 250.Sk. No: 1 J /5 Kepez / Antalya / Türkiye

 

Telefon : +90 (242) 464 12 44

info@fipaekolojik.com

www.fipaekolojik.com



Vizyon

İnsan sağlığını hedefleyerek, uluslararası standartlarda tarım sektörüne katma değerli ürün sunmak, modern teknolojik araçları kullanarak müşteri ihtiyaçları doğrultusunda sürekli kendini ve ürünlerini geliştiren dinamik bir şirket olmaktır.
Misyon

Sürdürülebilir ve ekolojik bir tarım için; teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri takip ederek ürün geliştirmek, ürettiği ve pazarladığı ürünlerle tarım sektörüne ve çiftçilere sonuç odaklı katkı sağlamak, tarımı modern bir şekilde ve isletmecilik mantığıyla yapmalarını sağlamak, her zaman rekabetçi bir yaklaşımla, tarım sektörüne daha kaliteli ürün ve hizmetler sunmaktır.

Değerlerimiz

Kalite

Güven
Ekip Ruhu
Yenilikçilik
Çözüm Odaklılık
Müşteri Odaklılık 

Doğa Dostu Yaklaşım 
Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/krizlerde-yatirim-yapan-firma-fipa-ekolojik.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/krizlerde-yatirim-yapan-firma-fipa-ekolojik.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/krizlerde-yatirim-yapan-firma-fipa-ekolojik_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/krizlerde-yatirim-yapan-firma-fipa-ekolojik.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/krizlerde-yatirim-yapan-firma-fipa-ekolojik/26210/</link>
			<pubDate>Sat, 25 Apr 2020 21:29:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GÖBEKLİTEPE'DEN  ANTALYA'YA ]]></title>
			<description><![CDATA[Abdurrahman Acar: “Misafirlerimize tatil ve tur programlarını iptal etmek yerine ertelemelerini öneriyoruz”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Koronavirüs, turizm sektörünü de vurdu! Koronavirüs salgınının dünya çapında yayılması ile ileri tarihli rezervasyonların iptali hakkında açıklamalarda bulunan  Bonegatur sahibi Abdurrahman Acar’a turizme yönelik merak ettiklerimizi sorduk.



-Abdurrahman bey öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Küçük yaşta ticari hayatıma başlayıp uzun yıllar çeşitli sektörlerde bulundum.Göbeklitepe'nin  keşfi ile birlikte turizm ilgimi çekmeye başlamış olup 2015 yılında seyahat acentesi kurmaya karar verdim.Şanlıurfa’da ayrıca yine turizmi kapsayan Gastro kent Urfa Derneği'nin de başkanlığını yapıyorum.

-Bonegatur olarak neler yapıyorsunuz? Acenteniz hakkında bilgi sahibi olabilir miyiz?

Bonegatur yurt içi ve yurt dışından gelen misafirlerine GAP'ın eşsiz lezzetlerini gastronomi ile birlikte kültür turları hizmeti sunan Şanlıurfa’da faaliyetlerini sürdüren TÜRSAB belgeli A grubu seyahat acentesidir. 2015 yılından beribölgeye özgü yöreselliği ve kültürü ön plana çıkaran en bilinen ve talep edilen firma olarak ulusal ve yerel basında da oldukça adından söz ettirmiş önemli organizasyonlara ev sahipliği yapmıştır.

-Biraz da Göbeklitepe'den bahsedelim..



Göbekli Tepe’nin keşfi ve ondan öğrendiklerimiz neden bu kadar önemli?


Göbeklitepe, ilgi ile takip edilen insanlığın ortak mirası olarak değerlendirilen en ilginç eser diyebiliriz. Keşfi ile birlikte bölgemizin ve ülkemizin turizm sektörüne ve ülkenin tanınırlığına ciddi katkılar sağlamıştır. Sadece tarih ve kültür değil gastronomi konusunda da karakılçık buğdayının Ören yeri yakınlarında bulunması ayrıca anlamlandırıyor.Tarihin sıfır noktası olarak adlandırılan neolitik döneme ait olan gizemli eser tarihin sıfır noktası olarak değerlendirmesinin yanı sıra insanlığın başlangıç noktasında diyebiliriz. Yaklaşık 12.000 yıl önce inşa edilen Göbeklitepe, tarihin tüm bilinenlerine yeniden yön veriyor.Avcılık, toplayıcılık, tarım ve dini inancın aynı dönemde görülmesi en ilgi çekici özelliğidir. 2018 yılında da UNESCO Dünya kalıcı mirası listesine girdi.

-Koronavirüs (covid-19) birçok sektörü etkilediği gibi turizm sektörünü de önemli ölçüde etkiledi. Siz bir turizmci olarak turizm konusunda ne tür önlemler alıyorsunuz?

Koronavirüs covid-19 un en çok etkilediği sektörlerden biri turizm oldu maalesef. Çin'in Vuhan kentinde başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi, işlerimizi tamamen durdurdu. Önlem olarak ancak misafirlerimize tatil ve tur programlarını iptal etmek yerine ertelemelerini öneriyoruz. Sonuçta bu salgın bitecek, bittikten sonra da insanlar şimdiye kadar olduğundan daha çok tatile ihtiyaç duyacaklar diye düşünüyorum.

-Peki dernek olarak neler yapıyorsunuz?

2019 yılında Gastro kent Urfa Derneği'nin kurucu başkanı olarak derneğimizi kurduk.Son yılların en hızlı yükselen turizm çeşidi gastronomi turizminin şehrimizdeki çeşitliliği ve bilinirliği STK olmamızdaki en önemli nedendir.Türkiye'nin coğrafi işaret şampiyonu Şanlıurfa'nın yöresel lezzetlerini öncelikle ülkemizde, daha sonra da dünyada tanıtılması şiarı ile zenginliklerimizi tanıtmaya çalışıyoruz. Gerek özel sektör gerekse kamu kurumları ile yemek kültürümüzü tarihimiz ile birleştirerekGöbeklitepe' nin de varlığı ve etkisi bizlere ilham kaynağı oluyor. Geleneksel hale getirdiğimiz ilk yemek yarışmamızı GöbeklitepeKültürelMiras fuarında ünlü şef Mehmet Yalçınkaya’nın sunumu ile gerçekleştirip unutulmaya yüz tutmuş yemeklerimizi ve hikayelerimizi gün yüzüne tekrardan çıkarmaya başladık.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/gobeklitepe-den-antalya-ya.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/gobeklitepe-den-antalya-ya.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/gobeklitepe-den-antalya-ya_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2020/04/gobeklitepe-den-antalya-ya.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/gobeklitepe-den-antalya-ya/26203/</link>
			<pubDate>Sat, 25 Apr 2020 19:13:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hedef: 'Daha Huzurlu Bir ANTALYA']]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Emniyet Müdürü Mehmet Murat Ulucan, göreve geldiğinden bu yana dur durak demeden emrindeki 8 bin 726 personelle birlikte Antalya'nın huzuru ve güvenliği için çalışıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[RÖPORTAJ: MURAT ŞENTÜRK

"İnsanı yaşat ki Devlet Yaşasın" fikrini şiar edindiklerini söyleyen Antalya Emniyet Müdürü Mehmet Murat Ulucan, 'insan odaklı hizmet', 'saydamlık', 'hesap verebilirlik' anlayışı çerçevesinde;  toplumun güvenlik , beklenti, ihtiyaç ve taleplerini dikkate alan, bireysel özgürlük alanlarını daraltmayacak ve aynı zamanda da kamu düzenini sağlayacak etkili, çağdaş ve bilimsel yeni yöntemlerle 'daha huzurlu bir kent Antalya' modeli için çalıştıklarını vurguluyor. 

ULUCAN İLE ANTALYA'DA ASAYİŞ BERKEMAL

Makamının kapılarını Akdeniz Bülten Haber Dergisi'ne açan, Antalyamızın güvenliğinin en tepesindeki isim Antalya Emniyet Müdürü Mehmet Murat Ulucan ile turizm kenti Antalya'da görev yapmanın zorluklarını, Emniyet teşkilatının projelerini ve Antalya'nın geleceğini konuştuk. Gelin güçlü Türkiye'nin olmazsa olmaz temel dinamiklerinden, hain darbe girişimlerine karşı ülkenin teminatı olan polis teşkilatımızın Antalya'daki çalışmalarından satır başlarının yer aldığı röportajımızın ayrıntılarını Emniyet Müdürümüz'den öğrenelim....



Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1987 yılında Ankara Polis Koleji’nden, 1991 yılında Polis Akademisi’nden mezun olarak komiser yardımcısı rütbesiyle mesleğe başlayan Sayın Mehmet Murat Ulucan, sırasıyla; 1991-2004 yılları arasında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünde, 2004-2008 yılları arasında Sivas İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ve Çocuk Şube Müdürlüğünde, 2008-2012 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Polis Evi ve Sancak Tepe İlçe Emniyet Müdürlüğünde, 2012-2013 tarihleri arasında İstanbul Adile Sadullah Mermerci Polis Okulu (Kilyos), Arnavutköy Polis Okulu Müdürlüğünde, 2013-2016 tarihleri arasında İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Asayişten sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı görevinde bulunmuş ve 2016-2018 tarihleri arasında Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanı olarak görev yapmıştır.

25.05.2018 tarihli Bakanlık Oluru ile Antalya İl Emniyet Müdür Vekili olarak görevine başlamış, 26/12/2018 tarihli Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile de asaleten ataması yapılmıştır. Meslek hayatı boyunca başarılı çalışmalarından dolayı; TBMM Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Valilik Makamlarınca çok sayıda taltif ve takdirname ile ödüllendirilmiştir. Sayın Mehmet Murat Ulucan aslen Kayseri’li olup; 1969 Ankara doğumlu, evli ve iki çocuk babasıdır.



Turizmin Başkenti Antalya’da Emniyet Müdürlüğü görevini yürütmek size büyük bir sorumluluk getiriyor, nasıl üstesinden geliyorsunuz, zorlukları nelerdir?

Antalya, yaşamak ve yerleşmek için ülkemizden ve dünyadan pek çok insanın tercih ettiği doğasıyla da tabiat harikası olan bir turizm merkezidir. Bu şehrin Emniyet Müdürü olmak, beraberinde büyük bir sorumluluk getirmektedir. İlimizde yaşayan yerli ve yabancı insanlara güvenlik hizmeti sunarken, vatandaş odaklı hizmet politikalarımıza uygun hareket etmekteyiz.

Güvenlik, toplumun olmazsa olmazıdır. Antalya şehrinin huzur ve güvenliği ile ilgili oluşacak olumsuzluklar, direk olarak ülkemizin turizm ekonomisini de yakından etkileyecektir. Bizde turizmin başkenti olan Antalya’yı, daha güvenli bir şehir haline getirmek için ekip, tim ve devriyelerimizle güvenlikle özgürlükler arasındaki dengeyi sağlayarak, tüm sokaklarına hakim olma ve alan hakimiyeti sağlama gayretindeyiz. Suçların işlenmesini önlemek için gereken tedbirleri alarak, hukuk ve insan haklarına uygun çalışıp, vizyonu ve misyonu ile örnek Antalya polisini oluşturmaya çalışıyoruz. Amaçlarımızı gerçekleştirirken, yeni projeler ve yöntemler geliştiriyoruz.

Diğer yandan, ortak akılla çalışma prensibini her zaman önemseyen bir görev anlayışımız var. Neticede; şehrin sorunlarına birçok kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşunun aynı anda çözüm üretmesi gerekebilir. Aynı konuda farklı düşünceler olabilir. Onların bir ortak paydada toplanıp, değerlendirilip çözüm üretilmesi aklın gereğidir. Tabii ki medya olarak sizler, vatandaşın sorun, öneri ve taleplerine ne kadar çok duyarlı olursanız, vatandaş da devletine o denli inanır ve güvenir. Güvenlik konusunda vatandaştan gelen olumlu-olumsuz eleştirileri bize ilettiğiniz sürece, bizler çevremizi daha iyi görür ve daha kaliteli bir hizmet sunarız.



Yeni hizmet binası ile ilgili biraz bilgi verir misiniz? Antalya Emniyeti’nin kaç birimi var, personel sayısı kaça ulaştı? Ayrıca tüm birimler yeni binada yer alacak mı?

Yeni İl Emniyet Müdürlüğü Hizmet Binası fiziki olarak % 99,90 seviyesinde tamamlanmış olup; toplamda 45.000 m² kapalı alana sahiptir. Hizmet binasında 680 oda bulunmaktadır. İdari, adli ve siyasi birimlerimizin bulunduğu bloklar olmak üzere 3 adet 6 katlı, 4 adet ikişer katlı ve yönetim binasının bulunduğu 1 adet 3 katlı olmak üzere toplamda 8 bloktan oluşmaktadır. Bütün bloklar 1.500 m²’lik bir dolaşım sokağı ile birbirine bağlanmaktadır. 1 adet 440 m²’lik konferans salonu, 1 adet 710 m²’lik yemekhane, 1 adet 165 m²’lik kafeterya, 24 adet nezarethane, 400 araçlık açık otopark, 40 araçlık kapalı otopark, 1.750 m²’lik 1 adet sığınak, 85 m²’lik kreş, 80 m²’likiş ocakları,160 m²’lik kondisyon salonu, 110 m²’lik bay ve bayan mescit, her biri 55 m²’lik 3 adet toplantı salonu, her şubeye ait kendi katı içerisinde 1 adet toplantı salonu (toplam 24 adet toplantı salonu), 180 m² KGYS ve 50 m² Kriz Merkezi ve 400 m² taban alanına sahip enerji merkezi bulunmaktadır.

Yeni İl Emniyet Müdürlüğü hizmet binasına;Merkez İlçe Emniyet Müdürlüklerimiz ve bağlı Polis Merkez Amirlikleri ile 7 Şube Müdürlüğümüz hariç diğer tüm birimlerimizin tamamı taşınacaktır.

Emniyet Müdürlüğümüze bağlı 19 İlçe Emniyet Müdürlüğü/Amirliği ve 48 Şube Müdürlüğü/Amirliği bulunmakta olup; yaklaşık 8 bin 396’sı Emniyet Hizmetleri sınıfı olmak üzere diğer hizmet sınıfları ile birlikte toplam 8 bin 726 personel görev yapmaktadır.





 “Hayatıma Kastım Yok, Kaskım Var” Projesi Türkiye’de en çok motosikletin olduğu ikinci şehirde olumlu bir etki yarattı mı? Bilançoda ciddi oranda bir iyileşme var mı?

Sayın Valimiz Münir Karaloğlu'nun ilimizdeki tüm sorunlara hassas yaklaşımının yanı sıra trafik konusundaki hassasiyetini de hepimiz biliyoruz. Bu bağlamda ilimizdeki trafik düzeninin sağlanması ve trafikte can kaybının meydana gelmemesi için toplumda farkındalık yaratan, trafik kültürünün oluşmasını hedefleyen birçok proje başlattık. 5 Temmuz 2019 tarihinde, yine Valimiz Sayın Münir Karaloğlu’nun himayelerinde Antalya Valiliği koordinesinde hayata geçirilen ve İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’nun teşrifleri ile hayata geçirilen Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Hayatıma Kastım Yok, Kaskım Var” projesi de bunlardan biridir.

Proje kapsamında; tüm il genelinde 11.000 emniyet ve jandarma personelinin katılımlarıyla 7 Temmuz 2019 tarihinden bu yana; öncelikle motosiklet kaskı kullanmanın koruyuculuğuna dair bilgilendirme çalışmaları yapılmış, ardından kask kullanmayan motosiklet kullanıcılarının motosiklet kaskı temin edinceye kadar ceza uygulanmadan motosikletleri muhafaza altına alınmıştır. Burada amacımızın ceza yazmak olmadığı,  motosiklet kullanıcılarının güvenliği açısından kask kullandırmak olduğu açıkça görülmektedir. Bu yolla Antalya il genelinde 52 bin 141 motosiklet kullanıcısı bilgilendirilerek, 3 bin 603 motosiklet kullanıcısının kask temin etmesi sağlanmıştır.

Projeyle, motosiklet kullanıcılarının kask kullanması yalnızca denetimler yoluyla sağlanmamış, proje ortakları ile yapılan çalışmalar neticesinde; motosiklet sınıfı sürücü belgesi kursuna yazılmak isteyenlerden kursa kayıt esnasında standart kask getirmesi, uygulamalı eğitimler ve sınavlara kendi kasklarıyla girmesi sağlanmıştır.Nüfus Müdürlüklerinde motosiklet sınıfı sürücü belgesi almaya gidenlerin standart kasklarıyla birlikte müracaatları kabul edilmiş, bayilerden yapılan sıfır motosiklet alımlarında standart kask olmadan teslimat yapılmamıştır. Noterlerde devir işlemleri sırasında motosiklet alıcısı standart kaskını yanında getirerek işlem yaptırılmış. Ayrıca kask satışı yapan bayilerde standart dışı kask satışı yapılması da yasaklanmıştır.

Projenin uygulanma tarihinden itibaren, il genelinde geçen yılın aynı dönemine göre motosiklet sürücülerinin karışmış olduğu kazalardaki ölüm sayısında % 25 oranında, yaralı sayısında ise % 10 oranında azalma meydana gelmiştir. Motosiklet kazalarının, tüm kazalardaki ölümlü kazaların %25’ ini, yaralanmalı kazaların %40’ını oluşturduğunu düşünürsek, motosiklet kazalarındaki azalmanın sevindirici olduğunu söyleyebiliriz. İlimizde bazı bölgelerde kask takma oranının % 90’lara ulaştığını gözlemlemekteyiz. Bu da projenin hedeflerine ulaşmaya başladığını gösteriyor.



Trafik kazaları ile ilgili son yıllardaki bilançoya bakıldığında kayıp oranında düşüş trendi olmasını neye bağlıyorsunuz? 

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’ nun, trafik konusuna ayrı önem vermesi ve Emniyet Genel Müdürlüğünün konuyla ilgili hassasiyeti sayesinde, uygulanan denetimler arttırılarak ve etkin denetim metodları geliştirilerek, kayıp oranlarının düşmesi memnuniyet vericidir.

Antalya il genelinde 2018 ile 2019 yılları arası 8 Aylık dönemi karşılaştırdığımızda; ölümlü kaza sayısında % 10, yaralanmalı kaza sayısında % 7, ölü sayısında % 18 ve yaralı sayısında % 9’luk düşüş olduğunu gözlemlemekteyiz. Buna karşın trafik denetim sayımız % 25 artarak 1 milyon 251 bin 738’e ulaşmıştır. Denetimler yol kullanıcılarında algılanan yakalanma riskini yükselttiğinden trafik kurallarına uyma, dolayısıyla kazaların azalmasında büyük bir etken oluşturmaktadır. Çok sayıda projenin hayata geçirilmesi ile başta çocuklarımız olmak üzere tüm yol kullanıcılarının trafik konusuna olan duyarlılığını arttırdığı,  alt yapı ile ilgili yapılan yatırımların da kazaların düşmesine etki sağladığı görülmektedir.

Yine Valimiz Sayın Münir Karaloğlu’nun talimatları ile Antalya Valiliği koordinesinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü, Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği, Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı arasında 07 Aralık 2018 tarihinde hayata geçirilen “Ölümle Tokalaşma” projesi kapsamında; Emniyet kemeri kullanımını ciddi ölçüde azaltan emniyet kemeri susturucu tokasının ortadan kaldırılmasını sağlamak, emniyet kemeri susturucu tokası nedeniyle airbag sistemlerinin ölüm yastıklarına dönüşmesini engellemek amacıyla, oto aksesuar satışı yapılan yerlerde, trafik denetimlerimizle ve okullarda yaptığımız bilgilendirme çalışmalarımız sayesinde ölüm tokaları toplanılmaktadır.

İnanıyorum ki! “ #ÖlümleTOKAlaşma ” kamu spotu ve hashtag ile desteklenen bu projemiz, özelde Antalya’da, genelde ise tüm yurtta örnek bir çalışma olacak, paydaş kurumlarımızla birlikte yaptığımız ve yapacağımız çalışmalarla, emniyet kemeri kullanımının önemi konusunda toplumda farkındalık oluşturarak, emniyet kemeri susturucu tokasının kullanımının tamamen kaldırılması sağlanacaktır.

Uyuşturucu kullanımının çok küçük yaşlara indiğini biliyoruz, bu illetle mücadelede ne durumdayız, uyuşturucu madde kullanımına karşı geçmiş yıllara göre pozitif anlamda bir değişim var mı?

Uyuşturucu ile mücadele alanında, tam anlamı ile başarıya ulaşabilmenin yolu; kolluk faaliyetlerini içeren arzla mücadele, bilgilendirme faaliyetlerini içeren önleme/eğitim süreçleri, bağımlı bireylerin iyileştirilmesi ve topluma kazandırılmalarını içeren tedavi/rehabilitasyon süreçlerinin birlikte hareket etmelerinden geçmektedir. Bu nedenle de, bu alanların bir ya da bir kaçında başarılı olmak yeterli gelmemekte, mücadelenin tüm süreçlerinde başarıyı sağlamak gerekmektedir.

2019 yılının ilk 8 ayında “Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak ve Uyuşturucu Madde Kullanmak/ Bulundurmak” suçlarından 4 bin 21 şahsa işlem yapılmış olup; 20 bin 370 gram metamfetamin,  207 bin 618 gram skunk esrar, 37 bin 781 gram eroin,  2 bin 949 gram kokain ve 8 bin 375 gram sentetik kannabinoid (bonzai) olmak üzere çeşitli uyuşturucu maddeleri ele geçirilmiştir.

Öğrenciler ile diğer gençlerin, zararlı maddelerden (uyuşturucu) ve kötü alışkanlıklardan korunması başta olmak üzere,  genel sağlık, genel ahlak, başkalarının hak ve hürriyetinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması ve bulundurulması yasak olan her türlü maddenin tespiti, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması için, Antalya İl Merkezi Polis sorumluluk alanı içerisinde bulunan okulların çevresinde faaliyet gösteren umuma açık yerler ile (kafe, internet kafe, kahvehane vs.) parklar, bahçeler, sokak üzerindeki şahıs/şahıslar üzerinde denetim ve kontroller Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüze bağlı Narkotimlerce yapılmaktadır.

Uyuşturucuyla mücadele çalışmaları kapsamında, öncelikle risk analizi yaparak, riskli olduğu tespit edilen okulların idarecileriyle görüşülerek, işbirliği ve dayanışma ortamı sağlıyoruz. 2019-2020 eğitim öğretim döneminde il merkezinde bulunan 315 okulumuzda, 420 personelimiz Okul Kolluk Görevlisi ve Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlisi olarak görevlendirilmiştir. 1. ve 2. Öncelik Dereceli 48 okulumuzda görevlendirilen 46 Okul Kolluk Görevlilerine, görevlendirildikleri okullardaki görev ve sorumlulukları (görev talimatları), Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü personelince Narkorehber Eğitimi ve Tarım İl Müdürlüğü görevlilerince de kendi konuları hakkında bilgilendirme toplantısı yapılmıştır.

“İçişleri Bakanlığı Uyuşturucu İle Mücadele Uygulama Politikası” kapsamında “Toplumun Uyuşturucu ile Mücadelede Farkındalığının Artırılması” faaliyetleri çerçevesinde; muhtarlar, okul servis şoförleri, esnaf, zabıta teşkilatı, temizlik görevlileri, diğer belediye çalışanları, özel güvenlik teşkilatı ve toplumun her kesimine uyuşturucu ile mücadeleye destek olmaları ve ihbar mekanizmasına katılmaları amacıyla “Narkorehber Modülü” hazırlanarak 2017 yılı itibariyle ilimizde eğitim faaliyetlerine başlanmıştır.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde, okullarda çalışan temizlik görevlileri, kantin personeli ve servis şoförleri hakkında kapsamlı bir araştırma da yapılmaktadır. Özelikle çocuk ve gençleri uyarmak ve onları da bu mücadeleye dahil etmek amacıyla, Yeşilay tarafından da üniversite, lise, ilk ve ortaokul seviyelerine uygun olarak kamp aktiviteleri, eğitim faaliyetleri ve görünürlük çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Yine Yeşilay tarafından 2017-2018 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle yaklaşık 9,5 Milyon öğrenciye,  2,3 Milyon öğretmene ve 708 Bin veliye “Bağımlılıkla Mücadele Eğitimi” verilmiştir.

İçişleri Bakanımızın, özellikle 2018 yılını “Uyuşturucu İle Mücadele Yılı” ilan etmesi ile birlikte, bu mücadeleye ek olarak farkındalık yaratabilmek amacıyla; uyuşturucu maddeler ve bağımlılık konularında “Tiyatro Balans” isimli grup tarafından, lise seviyesindeki öğrencilere yönelik “Pembe Aslında Siyahtır” ve yetişkinlere yönelik “Dikkat! Aile Var” isimli tiyatro oyunları Alanya, Manavgat, Konyaaltı, Muratpaşa ve Kepez ilçelerimizde sergilenmiştir.Toplamda 4 bin 810 öğrenci, öğretmen, emniyet personeli ve vatandaşların katılımlarıyla gerçekleşmiştir.

İlimizde, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümüzde görevli Narkorehber’ler ile bu güne kadar çeşitli kamu kurum-kuruluşları başta olmak üzere 146 faaliyet gerçekleştirilmiş ve 22 yaş üstü toplam 29 bin 177 kişiye Narkorehber sunumu yapılmıştır.

Her yıl düzenli olarak yayımlanan Türkiye Uyuşturucu Raporu 2019 verilerine göre; yatarak tedavi gören hastaların sayısı 2017 yılında 11 bin 633 iken, bu sayı 2018 yılında %2,6’lık bir azalışla 11 bin 329 olarak gerçekleşmiştir. Yatarak tedavi gören hastaların, ikamet ettikleri illere göre sıralandığında Antalya ilimizdeki sayı 726’dır. Tedaviye başvuran hastaların yaş ortalaması 27,2 bulunmuş, yaş grubuna göre dağılımı incelendiğinde, tedaviye başvuran hastaların 20-29 yaş grubu arasında yoğunlaştığı görülmektedir.

Orman Yangınları ile mücadele amaçlı güzel bir çalışma olduğunu biliyoruz, diğer kurumlarla birlikte yürütülen bilgilendirme çalışmaları hakkında düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

* “ Orman Yangınları İle Mücadele” Çalışması

Ülkemiz için çok önemli bir yere sahip olan doğal ve yeşil alanlarımızın korunması, vatandaşlarımızın bilinçlenmesi, önleyici faaliyetlerin yapılması amacıyla; Orman Bölge Müdürlüğü ile ortaklaşa yangın riski olan sahil bandı/mesire alanları ve Döşemealtı çevreyolu güzergâhında 20.000 Broşür dağıtılmıştır. Araçlardaki vatandaşlarımız uyarılmış olup; önümüzdeki dönemlerde alan çalışmaları devam edecektir.

*  “Keşke Demeden” Projesi

İlimizde suç ve suçluyla etkin mücadele kapsamında; tüm emniyet birimlerimiz koordineli şekilde çalışmalar yürütmektedir. Ülke genelinde ve ilimizde yapılan alan çalışmaları ve operasyonel faaliyetlerin yanı sıra, suçun önlenmesi aşamasında vatandaşlarımızın suç ve suçludan korunması için çeşitli yollarla bilgilendirilmeleri ve tedbir almaları amacıyla, 2018 yılında “Keşke Demeden” Projesi başlatılmıştır. Mala karşı işlenen Suçların/Hırsızlık olayların çözülmesi ve olması muhtemel olayların önüne geçilmesi amacıyla; logo çalışması, söylev çalışması, anket tarzı broşürler, uyarıcı afişler tasarlanmıştır. Vatandaşlar, kamu kurumları, Belediye Başkanlıkları, Oda Başkanlıkları, Özel/Kamu işletmeleri ile koordineli çalışmalar gerçekleştirilmektedir.

Proje kapsamında; 400 adet işletme, kurum, kuruluş ve haneye güvenlik kamera sistemi, (1) adet işletmeye alarm sistemi kurulması sağlanmış, 55 adet işletme, kurum, kuruluş ve hanenin güvenlik kamera sistemleri güncellenmiş ve ek/takviye kameraların kurulumu sağlanmıştır. “Keşke Demeden” isimli projemiz 81 il Emniyet Müdürlükleri arasında gerçekleştirilen yarışmada Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Birincilik ödülüne layık görülmüştür.



* Huzur Toplantıları

Polis-halk ilişkilerinin geliştirilmesi, güvenlik ve asayiş konularında halkın tespit, değerlendirme ve beklentilerinin yanında doğrudan katılımın sağlanması, daha huzurlu bir yaşam alanı için halkla ortak çalışmalar yapılabilmesi, toplumda ortaya çıkan problemlerin altında yatan nedenlerin bulunabilmesi, yeni suç yöntemleri ve bunlarla nasıl mücadele edileceği hakkında vatandaşların bilgilendirilmesi, vatandaşların şikayet ve sorunlarının, yerinde ve birebir iletişim kurularak değerlendirilip çözüm üretilebilmesi amacıyla tüm ilçelerimizde; mahalle muhtarları, esnaflar, ev ve iş kadınları, değişik meslek kuruluşları, okul idarecileri, öğretmen ve öğrenciler, kamu kurum ve kuruluş çalışanları, STK temsilcileri ve üyeleri ile Huzur Toplantıları düzenlenmektedir.

* Bilgilendirme ve Bilinçlendirme Çalışmaları

PTT görevlileri, belediye temizlik işçileri, ASAT çalışanları, ATSO akademi eğitim çalışmaları, toplu taşıma araç şoförleri, okul yöneticileri, öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, huzur evleri ve anaokullarında suç ile mücadele ve suçun oluşmadan önlenmesi kapsamında yaş ve kurum özelliklerine göre seminer, toplantı ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmaktadır. İlimizde düzenlenen fuarlarda, festivallerde, etkinliklerde ve AVM’lerde stantlar kurularak bilinçlendirmeler yapılmaktadır. Ayrıca trafik, uyuşturucu, terörle mücadele, çocuk ve asayiş konularında da ilgili birimlerimiz birçok bilinçlendirme çalışması yapmaktadır.

* “Metruk Alanların Islahı” Çalışması

İlimizde suçluların yaşam alanını daraltmak ve suçun oluşmadan önlenmesini sağlamak amacıyla; metruk araçlar, binalar, alanlar, bakımsız, parklar/bahçeler ve aydınlatmasız bakir alanların ıslahı ile ilgili gerekli tespitler yapılarak Belediye Başkanlıkları ile koordineli olarak yıkım/tadilat/tedbir/ıslah/aydınlatma çalışmaları en seri bir şekilde yaptırılmaktadır.

* “ Boğulma Olaylarının Önlenmesi” Çalışması

Her yıl havaların ısınmaya başlamasıyla beraber bilinçsizlik ve tedbirsizlik sonucu sulama kanallarında, çaylarda, denizlerde, baraj göletlerinde, nehirlerde, vb. yerlerde çok sayıda çocuğumuz/gencimiz/vatandaşımız hayatını kaybetmektedir. Bu kayıpların önüne geçilebilmesi amacıyla, DSİ Bölge Müdürlüğü, ASAT ve Sulama Birlikleri olmak üzere ilgili kurumlar ile koordineli projeli çalışmalar başlatılması planlanmıştır. Projeyle; özelde çocuk ve gençlere, genelde ise topluma çaylara, barajlara, kanallara, göletlere ve nehirlere girilmemesi gerektiğinin öğretilmesi hedeflenmektedir.



4 aşamalı olan çalışmalarda;

Bilinçlendirme Faaliyetleri kapsamında; Risk grubu bölgelerde seminer/toplantılar düzenlenerek, sunum yapılması, hazırlanan bilgilendirme materyalleri ile broşür, afiş, billboard, pankart ve dijital ekranlarla birlikte bilgilendirmeler yapılması planlanmıştır. Cezai Tedbirler kapsamında; Risk grubu yasaklanan alanlarda ilgili mevzuatlara uygun yapılacak cezai denetimi, caydırıcı bir araç olarak kullanıp, eş zamanlı bir alan hâkimiyeti sağlamak hedeflenmiştir. Alternatif serinleme imkânları oluşturulması (yüzme kursları) kapsamında: İl merkezinde ve ilçelerde belediyelerin düzenlediği yüzme kursları ile kara noktalara yakın yerlerde yaşayan veya kara noktaları serinleme yeri olarak algılayan dezavantajlı kesimlerde yaşayan çocuklara sulama kanallarına, baraj göletlerine ve nehirlere girmeme ve girdirtmeme bilincinin taşıyıcı olarak verilmesi hedeflenmektedir. Fiziki Tedbirler kapsamında; Bu çalışmalarla toplumsal bir otokontrol oluşturulması hedeflenmektedir. Şehir merkezi ve ilçelere risk grubu bölgelere gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, tel örgü çekilmesi ve uyarı levhası yerleştirilmesi planlanmıştır. Devriye gezen polis ve jandarma ekiplerine halatlı can simidi dağıtılması planlanmıştır. Sahil bandında ve sulama kanalları çevresinde denetleme ve uygulama yapılmıştır. Yasak alanlarda yüzenler uyarılarak gerekli bilinçlendirmeler yapılmıştır. Bilgilendirici broşürler dağıtılmıştır. Yüzme Kurslarına yönlendirilmiştir.

*LÖSEV İle Ortak Çalışma

LÖSEV Bölgelerden Sorumlu Koordinatör Yardımcısı Füsun Emecan Özcan, lösemili çocuklar için Antalya İl Emniyet Müdürlüğü ile ortaklaşa yapılacak çalışmalar ve faaliyetler hakkında bilgi paylaşımında bulunularak, ileriki dönemde yapılması planlanan; Öncelikli olarak alanda vatandaşlarımızın duygularının istismar edilerek, LÖSEV adı altında para/bağış toplanması ve vatandaşlarımızın kandırılarak, dolandırılmamaları konusunda Dolandırıcılık Uyarısı/Bilgilendirmelerin yapılması, Broşür, afiş, branda gibi materyaller ile alanda bilgilendirmelerin yapılması, Aileleri, çocukları, gençleri ve emniyet teşkilatını bilgilendirme seminerleri, Polislik mesleği tanıtımı, (sunum/çizgi film) Emniyet birimleri gezi faaliyetleri ve Makam ziyareti (Çevik Kuvvet Hizmet Binası,T.D.P Hizmet Binası,KGDS Hizmet Binası, Atlı Polis Birliği, Deniz Polisi, KEM Eğitim Alanı) Lösemili çocuklar için yardım kampanyaları, (2860 sayılı Yardım Toplama kanunu) gibi faaliyetleri polis abi ve ablaları ile birlikte yapmak ve vakit geçirmek için planlama yapılmıştır.



* “Gençlerle Beraberiz” Projesi 

Antalya Valiliği koordinesinde, Emniyet Müdürlüğümüz Terörle Mücadele Şube Müdürlüğümüzce yürütülmekte olan “Gençlerle Beraberiz Projesi” kapsamında; 2019-2020 akademik döneminde Akdeniz Üniversitesini kazanarak diğer illerden yurt ve üniversite kayıtlarını yaptırmak üzere 19 Ağustos – 23 Ağustos tarihleri arasında ilimize gelecek öğrencilere ve ailelerine yardımcı olmak, terör örgütlerine karşı mücadeleyi psikolojik yönden desteklemek ve sürdürülen faaliyetlerin etkinliğini artırmak amacıyla; Akdeniz Üniversitesi kampüsü içerisinde, Antalya Havalimanında ve İlimiz Şehirlerarası Otobüs Terminalinde “El Ele Güvenli Geleceğe” isimli öğrenci irtibat standı açılmıştır. Bilgilendirme stantlarımızı ziyaret eden öğrenci ve ailelerimize ilimizin genel yapısı ve illegal örgütlere karşı sözlü bilgilendirme yapılmasının yanı sıra, bilgilendirme içerikli broşür, kalem ve bloknot dağıtılmıştır.

* “Güvenli Okullar” Projesi 

“Çocuklar geleceğimizin teminatıdır” düşüncesiyle başlattığımız “Güvenli Okullar” projesi kapsamında; çocukların günlük yaşamlarının büyük bir bölümünü geçirdiği eğitim kurumlarında, her türlü korku ve endişeden uzak, huzur ve güven içerisinde eğitim öğretimlerini sürdürebilmeleri amacıyla tedbirler alınmaktadır. Bu tedbirler kapsamında il merkezindeki 315 okulda, 420 personel Okul Kolluk Görevlileri ve Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlileri olarak görevlendirilmiştir. 46 Okul Kolluk Görevlimiz il merkezinde bulunan birinci ve ikinci öncelik dereceli 48 okulumuzda 2019-2020 Eğitim-Öğretim dönemi boyunca sabit olarak görev alacaklardır.

Okul Kolluk Görevlileri ve Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlileri, sorumlu oldukları okulların idarecileri, öğretmenleri, öğrenci ve velileriyle iletişim kurarak, okul içi-çevresi ve güzergâhındaki karşılaşabilecekleri sorunları ve sorunlara çözüm önerileri ile aksaklıkları rapor ederek, okullar ile Emniyet Müdürlüğümüz arasında koordinatörlük görevini üstleneceklerdir.



* “Çiçekleri Soldurmayalım” Projesi 

Ülkemizde bazı çocuklar, diğer çocuklardan daha çok risk taşımakta ve dezavantajlı grupta yer almaktadır. Bunlar çocuğun gelişmesini önemli ölçüde aksatmakta ve toplum açısından riskli olan gelişmelerin de kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Bu çerçevede algılandığında bu çocukların özel desteğe ve dayanışmaya ihtiyacı bulunmaktadır.

İlimizde de çocuklar arasında çocukluğunu yaşayamayan, temel eğitimden faydalanamayan, sokakta çeşitli fiziksel ve sosyal risklerle karşılaşan, suça sürüklenen ve suçtan zarar gören çocukların, bir dayanışmaya ihtiyacı olduğundan hareket edilerek; Antalya Emniyet Müdürlüğümüz, “Mesleki Eğitimlerle Geleceğe Bir Adım Daha’’ sloganıyla “Çiçekleri Soldurmayalım” isimli projeli çalışma yürütülmektedir.

Başta Antalya Valiliğimiz olmak üzere, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nin destek verdiği projemiz kapsamında, her yıl suça sürüklenen/suçtan zarar gören, eğitim hakkını kaybetmiş ve dezavantajlı gurupta yer alan tüm çocuklara yönelik, uygulamalı mesleki eğitim kursları açılmaktadır.

* “Müzik Atölyeleri” Projesi;

İlimizde ekonomik düzeyi düşük ve suç riski altında olan, özellikle pilot bölge olarak seçilen Kepez ilçesindeki çocukların; Temel müzik ve enstrüman eğitimi ile sevilip takdir edilmeleri, hayatlarındaki farklı zorlukları göğüsleyebilecek özgüvene sahip olmaları, grup çalışması ve işbirliğinin önemi, güvenin değerini kavramalarını ve mükemmeliyetin kendi ellerinde olduğunu fark etmelerini sağlayarak zamanlarını etkin ve verimli kullanmaları amacıyla Emniyet Müdürlüğümüz tarafından projeli çalışma başlatılmıştır.

“Gelecekteki güvenli, özgür ve sağlıklı toplumun bireyleri olan çocuklarımızın; sosyal, toplumsal ve kişisel yönden gelişimlerinde katkıda bulunmak, onlara ulaşabilmek adına kullanılabilecek en iyi eğitim araçlarından biri de müziktir.” Ve “Müziği seven çocuk insanı sever, toplumu sever, yaşamı sever, eşsiz bir ruh gücü ve zenginliği kazanır.” düşünceleriyle başlatmış olduğumuz yine Çocuk ve Gençler Sosyal Koruma ve Destek Programı (ÇOGEP) destekli, halen devam eden projeden bugüne kadar üç bin (3000) çocuğa ulaşılarak ücretsiz müzik eğitimi verilmiştir.

* “Umutların Hayal Olmasın” Projesi 

Gelişim süreci içinde çocukların büyük bir bölümü gelişen teknoloji, kentsel yaşam, göçle gelmenin etkileri, toplumsallaşma ve çevreye uyum, akran ilişkileri ve ekonomik yoksunluklardan dolayı birtakım zorluklar yaşamakta ve çocukları suç işlemeye iten etmenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukların suçtan uzak kalmaları, koruma, kollama ve sosyal gelişimlerini destekleyerek aynı hatayı tekrar yaşamamaları amacıyla Çocuk Şube Müdürlüğümüz tarafından suça sürüklenen 12-15 yaş gurubu çocuklara yönelik Çocuk ve Gençler Sosyal Koruma ve Destek Programı (ÇOGEP) destekli “Umutların Hayal Olmasın” projesi yürütülmektedir.

Proje faaliyetleri kapsamında tespit edilen çocuk ve ailelerine yönelik, sosyal çalışmacı eşliğinde ikametlerinde ziyaret edilmiş ve ziyaret esnasında çocuklara hediyeler verilmiştir. Aile ve çocuklarla değişik gün ve takvimlerde çocuk-gençler için rol model olacak kişilerin yer aldığı toplantılar yapılarak, toplantılar sonrası zaman zaman sosyal ve kültürel faaliyetler (sinema, tiyatro, spor vb.) düzenlenmiştir.

Başlatılan projeyle çocukların karıştığı olaylar (suça sürüklenme vakası) tekrarlanmaması, çocukların karıştığı olayların önüne geçilerek suç ve suçlulukla mücadelede başarı sağlanması hedeflenmektedir.

* Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair çalışmalar

Sporun dili, sanatın dili gibi evrensel bir dildir. Bu evrensel dil sevginin, barışın bütün sınırları aştığı ve insanları kucaklaştırdığı bir dildir. Tüm spor dallarında olduğu gibi, futbolun amacı da dostluk ve kardeşliktir. Futbol dünyanın en popüler spor dalı olması ve milyonları peşinden sürüklemesinden dolayı kitlesel bir tutku olmuştur. Spor, aslında barışın dili iken kitlesel tutkulardan dolayı diğer spor dallarına göre taraftarlar arasında zaman zaman kutuplaşmalar olabilmekte, hiç istemediğimiz hadiseler meydana gelebilmektedir.

Antalya Emniyet Müdürlüğü olarak, 6222 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ve diğer ilgili mevzuatlar kapsamında, spor müsabakalarının yapıldığı alanların tümünde, müsabaka öncesi, sırası ve sonrasında, şiddet ve düzensizliğin önlenmesi, sporun güzelliğinin ve ruhunun kavranması, amacıyla çalışmalarımızı yürütmeye devam edeceğiz.



Son olarak vatandaşlara vereceğiniz mesajlar var mı?

Antalya İl Emniyet Müdürlüğü olarak “İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın” düşüncesinden yola çıkarak, “insan odaklı hizmet”, “saydamlık”, “hesap verebilirlik” anlayışı çerçevesinde; toplumun güvenlik, beklenti, ihtiyaç ve taleplerini dikkate alan, bireysel özgürlük alanlarını daraltmayacak ve aynı zamanda da kamu düzenini sağlayacak etkili, çağdaş ve bilimsel yeni yöntemlerle daha huzurlu bir kent Antalya modeli için çalışmaktayız.

Dünyada hızlı ve geniş kapsamlı bir değişim yaşanmakta olup, ülkemizde kendi payına düşeni yaşamaktadır. Değişim Emniyet Teşkilatı’nı da yakından etkilemektedir. Bu nedenle, klasik güvenlik yaklaşımları yerine kamu düzenini sağlayacak yeni metotların geliştirilerek uygulanması zorunluluğu ülkemizde özellikle polis teşkilatında büyük bir değişim, gelişim ve dönüşüm yaşanmasını da beraberinde getirmiştir. Unutulmaması gerekir ki çağın gereklerine ayak uyduramayan, değişimleri takip edemeyen hiçbir teşkilatın başarı şansı yoktur.

Ancak suç ile mücadele, sadece güvenlik birimlerinin alanda yaptıkları çalışmalar ile olmamaktadır. Vatandaşlarımızın elbette kendi can ve mal güvenlikleri için 7/24 gece gündüz demeden görev yapan polisine güvenmesi, destek vermesi, yardımcı olması, işin olmazsa olmazıdır. Polisin  suçu önleme hizmetlerinde başarılı olması, ancak suç ve suçlulara karşı vatandaşla işbirliğine girmesi ve toplumun her türlü desteğini alarak “ortak akılla ortak çalışma” ile mümkün olabilir. Bu ortak akıl ve ortak çalışmayı tüm kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların da katılımları ile sürdürebilirsek karşılıklı iletişim kanallarını açık tutarsak Antalya’ya çok daha kaliteli hizmetler sunarız. Eğer verilen hizmetlerde bir eksiklik var ise herkesin düşüncesine, fikrine, önerisine aynı zamanda eleştirisine de açığız. Bizlerin zayıf bir tarafı var ise bunu inceler geliştiririz.

Hepimizin bildiği gibi toplumda yazılı olmayan kurallar vardır. Bir arada yaşama kültürü gibi. Her şeyden önce, toplumu oluşturan bireylerin öncelikle birbirlerinin yaşam haklarına saygılı olmaları gerekli diye düşünüyorum. Her vatandaş sokağının önünü temizlerse caddeler pırıl pırıl olur. Vatandaş Polisin işini kolaylaştırmalı, yardımcı olmalı. Suçla mücadele; vatandaşlarımızın yaşam alanlarında gördükleri, duydukları, tanık oldukları her türlü şüpheli durumu güvenlik birimlerine iletmeleriyle daha etkili hale gelecektir. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki! Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de dediği gibi  “Herkesin vicdanı kendi polisidir. Ancak polis vicdanı olmayanların karşısındadır.”

Antalya Emniyeti olarak hizmetlerimize, her geçen gün yeni bir projeyi daha ekleyerek devam etmekteyiz. Bizler, Sayın Valimizin himayelerinde tüm kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve vatandaşlarımızla el ele, gönül gönüle ortak akılla hareket ederek hizmet çıtasını daha da yükseklere çıkartabiliriz. Gerek bugüne kadar başlattığımız projeler ve kampanyalar, gerekse bundan sonra başlatacağımız projelerimize katılma noktasında verdikleri ve verecekleri destek için sizin vesilenizle vatandaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2019/10/hedef-daha-huzurlu-bir-antalya.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2019/10/hedef-daha-huzurlu-bir-antalya.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2019/10/hedef-daha-huzurlu-bir-antalya_t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2019/10/hedef-daha-huzurlu-bir-antalya.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/hedef-daha-huzurlu-bir-antalya/24590/</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 17:47:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Konyaaltı'nda değişim zamanı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’da 120 bine yakın seçmenin yaşadığı Konyaaltı’nda yerel seçimler öncesi aday bereketi yaşanırken, Konyaaltı sevdalısı isimlerden, siyasi kimlik ve kişiliğini 78 kuşağının Vatanseverlik Ruhu ile CHP Gençlik Kolları’nda harmanlayarak kazanan Nuri Özkul, Konyaaltı’nda değişim zamanının geldiğini düşünüyor ve rakiplerine de hodri meydan diyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Konyaaltı gibi Antalya’nın güzide ilçelerinden birini yönetmeye talip oldunuz. Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

20 Mart 1959 yılında Isparta"nın Şarkikaraağaç ilçesinde doğdum. Lise yıllarımda Halkevi yöneticiliği yaptım ve CHP Gençlik kollarında çalıştım.1978 yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesini kazandım. 1984 yılında hem Eczacı hem fenni gözlükçü diplomamı aldım. 1984 yılında Şarkikaraağaç'ta Eczane- Optik İşletmeciliği ile iş hayatım başladı. Aynı yıl öğrencilik yıllarımda yakınlık kurduğum SODEP üyesi ve sonra yönetim kurulu üyesi oldum. 1992 Yılında yeniden açılışını gerçekleştirdiğimiz Şarkikaraağaç Cumhuriyet Halk Partisi'nde İlçe Başkan Yardımcılığı yaptım. Daha sonra Antalya'ya yerleştim.Eczane ve optik mağazaları açtım.Sivil toplum örgütlerine verdiğim önemle 1997 Antalya ve Akdeniz Bölgesi Gözlükçüler Derneği'ni kurarak bir dönem başkanlık görevini yürüttüm. 1999 yılında CHP'nin Konyaaltı Belediye Başkanı aday adayı oldum. Bu seçimlerde Konyaaltı Belediyesi Meclis üyesi olarak seçilip Konyaaltı'na 5 yıl hizmet ettim.

2000 yılında Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği'nin (HAYAD) kuruluşunu gerçekleştirip, 10 yıl Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptım. Antalya Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu Üyeliği, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hasta Hakları Kurul Üyeliği görevlerini yerine getirdim. Atatürkçü Düşünce Derneği, Hacettepe'liler Derneği, Isparta'lılar Derneği Antalya Şubesi üyeliğim ile, Antalya Tenis İhtisas Kulübü,Yerel Gündem 21 Kent Konseyi üyeliklerim devam etmektedir. 2011 genel seçimlerinde CHP Antalya milletvekili aday adayı ve Mart 2014 Yerel Seçimlerinde ise yine CHP’den Konyaaltı Belediye Başkanı aday adayı oldum. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP Antalya seçim komitesinde görev aldım.

Konyaaltı ilçesi aday adaylığı başvurularında adeta patlama oldu sizce Konyaaltı’nda neden Nuri Özkul aday olmalı?

Yerel yönetim ya da belediyecilik hakkında bilgi birikimim ve vizyonum var. Katıksız bir yurtsever,  sosyal demokrat, bir dava adamıyım. Sadece Konyaaltı'nda değil Antalya'nın genelinde de tanınıyorum. 30 yıldır Antalya'da 20 yıldır Konyaaltı'da yerleşik ve aralıksız üç büyük merkez ilçede Optik mağazalarının 25 yıldır Muratpaşa'da Eczane sahibiyim. 15 yıldır faaliyette olan işyerlerim var. Uzun yıllar sivil  toplum kuruluşlarında (HAYAD-ANT-GÖZDER) mesleki örgütlerde başkanlık yapıp, toplum yararına faaliyetler içinde bulundum. Hakkımda çıkan yasal ya da toplumsal bir ayıp veya etik dışı bir davranış yok. Gerek parti içinde gerekse dışında hiç bir hizip ya da oluşumun içinde yer almadım ve toplumun her kesimi ile barışığım. Sadece Konyaaltı’nda değil Büyükşehir için de CHP lehine oy kazandırabilirim. Özellikle sağlık ve eğitim alanındaki hayal projelerimle Antalya halkının ilgisini çekerim.

Konyaaltı’nda aday olduğunuz taktirde CHP oyları önceki seçime göre artar mı? 

Son seçimlerde partimize yüzde 48 oy çıktı. Ben bu konuda iddialıyım yüzde 65 oy getireceğim. Sayın Başkanımız Muhittin Böcek, Antalya’da sevilen bir siyasetçi ama artık Konyaaltı’nda yüzü eskidi. Konyaaltı halkı onun varlığından heyecan duymuyor. Bir değişimden yana beklenti var. Sayın Böcek’in Büyükşehir adayı olma arzusu herkes için yeni bir heyecandır ancak Konyaaltı için yeni bir umut değildir. Konyaaltı’nda yeni bir isme ihtiyaç var. Bana hep aday oluyorsun diye eleştiride bulunanlar oluyor ama görev talep etmek kadar kutsal bir şey yoktur.  Isparta’daki gazeteler hemşerimiz Nuri Özkul, Antalya Konyaaltı ilçesi başkan adayı oldu diye yazıyorlar. Bu da bir aidiyettir. Antalya’da Ispartalı 110 bin seçmen var. Ispartalılar bu şehirde sevilir. CHP’ye hiç oy vermemiş olan ancak ‘hemşerimiz aday olmuş arkasında duralım’ diyen 10 bin Ispartalı  oy verse bu toplamda 20 bin oya tekabül eder. Sağ partiden gelen Sayın Böcek ,bir çok kesime hitap ediyor denilebilir ama ona da CHP’lilerin tamamından oy gitmiyor. Ben tüm CHP’lilerin oyunu alacağımı düşünüyorum. Meseleye bu açıdan bakmak lazım.  

Konyaaltı’nın çözüm bekleyen acil sorunları olduğunu düşünüyor musunuz?

Konyaaltı’nda her şey bitti, yapılacak bir şey kalmadı şeklindeki görüşe katılmıyorum.  Bir kere farkına varmadığımız, zor durumda yaşayan insanlar her yerde olduğu gibi Konyaaltı’nda da var. Onlara dokunmak gerekir. Belediyemiz maddi ve manevi anlamda destek olabilir. Katılımcı ve çoğulcu belediyeciliğe inanıyoruz. Geri dönüşüm kanallarını sürekli canlı tutacağız. Halkın isteklerine daha hızlı ve etkin şekilde cevap vereceğiz. Konyaaltı’ndaki insanların yaşam kalitesini artırmalıyız. Yeşil alan miktarı, ulaşım kolaylığı, çevrenin ve tarihi yerlerin korunması, insanların sağlık hizmetlerine kolayca ulaşabilmesi, yaşlıların ihtiyaç duyarlarsa evde bakım hizmeti almaları gibi buna benzer bir çok alanda belediyenin varlığını hissettireceğiz. Daha insan odaklı sosyal belediyecilik uygulamasına geçeceğiz. Belediyemiz üzülerek söylüyorum bugüne kadarki süreçte halka kapalı ve sahile sıkışmış bir görüntü sergiledi.

Konyaaltı’nda üniversite kurma fikriniz nasıl oluştu? 

Konyaaltı Turizm Kültür ve Eğitim Vakfımız(KONTEV) var.  Vakıf kanalıyla Konyaaltı Üniversitesi kurmayı hedefliyorum. Üniversitenin Konyaaltı’na çok büyük katkısı olacak. Gerek Antalya’nın ihtiyacı olan nitelikli insan gücünü sağlama, gerekse istihdam yaratmak için bunu hayata geçirmekte kararlıyım. Yurt dışından öğretmen getireceğiz. Buradaki öğrenciler yurtdışına, yurtdışındaki öğrenciler buraya gelebilecekler.

Isparta’da aday adaylığı sürecinde milletvekili olursanız maaşınızın yarısını halka vereceğinizi söylemiştiniz, bu sözünüz belediye için de geçerli mi?

Bu kez maaşımın tamamını vereceğim. Ülkemizin geleceği çocuklarımızın iyi şartlarda okumasını  arzu ediyorum. Başkan maaşımı İlçemizde okuyan yoksul ve başarılı öğrencilere burs olarak dağıttıracağım.


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/11/konyaalti-nda-degisim-zamani_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/11/konyaalti-nda-degisim-zamani_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/11/konyaalti-nda-degisim-zamani_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/11/konyaalti-nda-degisim-zamani_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/konyaalti-nda-degisim-zamani/21272/</link>
			<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 15:13:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Münir Karaloğlu:  "Antalya ve Rize'yi Kardeş Şehir İlan Edebiliriz"]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Valisi Münir Karaloğlu özellikle Antalya turizmi adına “Karanlık yıl” diyebileceğimiz bir yılda yani 2016’nın Haziran Ayı’nda görev başlamasına rağmen kentimizde geçirdiği 2 yıllık süre içinde tarihi başarılara imza attı. Sezon başında konulan, 14 Milyon yabancı misafir hedefinin tutacağını hatta aşabileceğimizi belirten Vali Karaloğlu, Antalya’nın potansiyeline, gücüne ve insanına sonuna kadar inanıyor ve güveniyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA["İki kent arasındaki ilişkileri artırmak için çeşitli projeler ve festivallerle iki şehrin ikili ilişkilerini geliştirebiliriz. Antalya ve Rize’yi kardeş şehir ilan edip iki şehir arası ziyaretçi sayısını artırabiliriz. Çünkü iki şehirde ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken güzelliklere sahip..."



 

Aslen Rizeli olan Vali Karaloğlu, iki güzide kentin ikili ilişkilerinin gelişmesi için de elinden geleni yapıyor. Görev süresi içinde Antalya’ya, turizme ve ülkemize kazandırdığı projeler, bu projelerle ilgili son durumları ve elbette Valimiz Münir Karaloğlu’nun kentimize dair hedef ve hayallerini AKDENİZ BÜLTEN okurları için kendisine sorduk. Valimiz de tüm içtenliği ve samimiyetiyle yanıtladı. 

Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 

 



Antalya’mızda dolu dolu iki yılı geride bıraktınız. Geride Kalan bu süreyi değerlendirir misiniz? Baştaki hisleriniz, şimdiki duygularınız?

Antalya, ülkemizin ve hatta dünyanın en güzel şehirlerinden birisi… Mavi ve yeşilin her torunu içinde barındıran bir doğa harikası… Aynı zamanda binlerce yıllık tarihi ve kültürel birikimiyle, eşsiz bir insanlık yurdu… Elbette, bir çırpıda iki yılı değerlendirmek çok zor ancak, hissettiklerimi özetleyebilirim.

Başlarken de, şimdide; bu şehirde görev yaptığım için hep heyecan ve mutluk duydum. Mutluluk duymaya da devam ediyorum.



Geçen bu süreyi değerlendirir misiniz? Nasıl bir iki yıldı? 

2016 yılının Haziran ayında Antalya’da göreve başladım. Hatırlayacağınız gibi, o yıl hem ülkemiz hem de güzel şehrimiz için çok zor bir yıldı. Rusya ve Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerimizin gerginleşmesi, 15 Temmuz’da Darbe ve İşgal Girişimi… Bütün olumsuzluklar üst üste geldi… Bilindiği üzere, o olumsuzluklar en fazla Antalya’yı etkilemişti. Hem turizmcilerimiz, hem de çiftçilerimiz çok büyük sıkıntılarla yüz yüzeydi, umudunu kaybetmiş durumdaydı. Kısaca, ülkemizin üzerinde dolaşan kara bulutlar, en fazla Antalya’yı etkiliyordu.

Elbette, o karabulutları dağıtma noktasında, şehrin valisi olarak bana büyük bir rol düşüyordu. Biz de bu rolü hakkıyla yerine getirmek için çalıştık.



Antalya’nın üzerindeki karabulutların tam olarak dağıldığını düşünüyor musunuz? Bunun için nasıl başladınız, neler yaptınız? Değerlendirir misiniz?

Elbette, hiçbir sorunumuzun kalmadığını söylemek mümkün değil ancak, geldiğimiz nokta, kat ettiğimiz mesafe çok iyi… Otellerin ardı ardına kapandığı bir yıldan, üst üste rekorlar kırdığımız bir yıla geldik…

Tabi, bu noktaya kolay gelinmedi… Antalya’nın yaşadığı sıkıntıları çözmek için, turizmcilerimizi, çiftçilerimizi rahatlatmak ve yaşanan sorunları bir fırsata dönüştürerek turizmde yeni bakış açıları, yeni ufuklar, yeni trendler oluşturmak için çok çalıştık. Özellikle şehrin ana taşıyıcı sektörü olan turizm konusunda gece gündüz çözümler aradık. İlk günden itibaren tüm sektör temsilcilerimizle görüştük, konuştuk, değerlendirme toplantıları yaptık. Hep birlikte turizmcimizin tüm sorunlarını enine boyuna, tek tek masaya yatırdık.

Tüm bu süreçlerde, ilin Valisi olarak hep olumlu düşündüm ve tüm sorunları aşacağımıza inandığımı belirttim. Çünkü, bu şehrin büyük bir altyapı, tecrübe birikimi ve nitelikli insan gücünün olduğunun farkındaydım ve Antalya’dan ümitliydim.Antalya bu süreci atlatabilecek potansiyele fazlasıyla sahipti.

Başta da bahsettiğim gibi, bize düşen kendimize güvenmek, başaracağımıza inanmak ve harekete geçmekti. Biz de bunu yaptık ve hamdolsun, başardık.



Turizmde rekorlar kırdığımız bir yıldan bahsettiniz. Biraz açar mısınız?

Antalya turizmi adına “Karanlık yıl” diyebileceğimiz 2016’da, o zor dönemde ortaya bir hedef koyduk. 2017 yılı için yabancı misafir hedefimiz 10 milyon dedik. Bu doğrultuda çalışmaya başladık ve devam eden siyasi sıkıntılara rağmen 2017 yılı hedeflerimize ulaştık. 2017 yılında 2016 ya göre %58’lik bir artış yakaladık ve 10 milyondan fazla yabancı turisti şehrimizde misafir ettik.



Bu ilk şoku atlattığımız 2017 yılının verdiği cesaret ve inançla, seneye de çok iddialı girdik. Tabi, 2017 yılı hedeflerimizi abartılı bulan sektör temsilcilerimiz de bu seneye büyük bir inanç ve heyecanla girdiler. Rabbimize hamd olsun, Antalya tarihinin en iyi senesini geçiriyoruz. Bahsettiğimiz gibi, rekor üstüne rekorlar kırıyoruz.Çok güzel geri dönüşler alıyoruz.Sezon başında koyduğumuz,14 Milyon yabancı misafir hedefimizi de rahat bir şekilde ulaşabilecek, hatta aşabilecek gibiyiz.



Önümüzdeki yıl ve yıllar için daha büyük hedefleriniz olmalı? Paylaşır mısınız?

Elbette, hem yeni, hem de daha büyük hedeflerimiz var, olmak da zorunda… Büyüyen ve güçlenen bir ülkemiz var. Ülkemizin 2023 hedefleri var. Bu hedeflere ulaşmak için de bütün şehirlerimize olduğu gibi, Antalya’ya da büyük iş düşüyor. Başka bir ifadeyle,

Antalya bu hedeflere katkı koyacak en önemli şehirlerimizden birisi… Birçok bakımdan Türkiye’nin beşinci büyük şehri olmasının yanı sıra, ortaya koyduğundan çok daha fazlasını üretebilecek muazzam bir potansiyele sahip bir şehrimiz Antalya… Bu potansiyeli harekete geçirdiğimizde, muhteşem işler yapacağımıza inanıyorum. Bunun için de, kadim şehrimizin potansiyelinin farkına varılması içinde her zaman ve her yerde farkındalık oluşturmaya çalışıyorum.



Hep ifade ediyorsunuz;Antalya’nın potansiyeli nedir? Bunu harekete geçirmek için neler yaptınız? Hedefleriniz nedir?

Bilindiği üzere bu şehir turizmle anılıyor, turizmle tanınıyor. Bunun dışında tarımda da ülkemizin öncü ve önemli şehirlerinden biri Antalya… Sonra ticarette, sanayide ve daha pek çok sektörde önemli imkânlara sahibiz. Ancak,Antalya turizmde dahi sahip olması gereken yatırım ve marka değerine ulaşmış değil. Ben bu şehrin hep güçlü alt markaları olması gerektiğine inandım ve turizmcilerimizin sektörde yeni bakış açıları yeni trenler oluşturması için büyük bir gayret içerisinde oldum. Sağlık, spor, gastronomi, kongre ve fuar turizmi, helal turizm gibi yeni turizm trendlerinin canlandırılmasını hedefledim.



Bildiğimiz kadarıyla, turizmi 12 aya yaymak da hedefleriniz arasında… Bahseder misiniz?

Yıllardır söylenen bir şey var: Turizmi 12 aya yayma hedefi var ancak, maalesef, bu konuda yeni bir adım atılmış değil… “Deniz, kum, güneş” eksenine oturtulan her şey dâhil sistemiyle dünyanın en iyi destinasyonlarından biri haline geldiğimiz doğru ancak, bununla bir adım daha ileri gidemeyeceğimiz de açıkça ortada… O halde, yeni açılımlara, yeni yatırımlara ihtiyaç var. Kış aylarında da dünyayı Antalya’ya çekecek yeni cazibe merkezleri oluşturmamız lazım. 650 kilometrelik sahillerimizin üstünü misafirlerimize sunduğumuz gibi, sualtı zenginliklerimizi de sunmalıyız. Kumsallarımız gibi, yeşil doğamızı da, tarih ve kültürümüzü de misafirlerimize tanıtmalıyız. 



Nitekim sektörde bir takım kıpırdanmalar var. Yavaş yavaş da güçlü alt markalar oluşturmaya başladık. Sektör temsilcilerimizin de gayretlerini artırmasıyla önümüzdeki yıllarda turizmde yeni trendlerle daha büyük ve daha güçlü bir Antalya markası oluşturabileceğimize inanıyorum. Tabi, inanmak yetmez, bütün bunlar için çalışmalarımız, projelerimiz var ve üzerinde çalışıyoruz.

 



Örnek verir misiniz? Ne tür projeleriniz var?

Tabi… Yaptıklarımız var, yapacaklarımız var. Geçtiğimiz 2017 yılında, sualtı zenginliklerimizi gün yüzüne çıkarmaya çalıştık. Gazipaşa’dan Kaş’a su altı zenginliklerimizi görüntüleyip bir kitap çıkardık. Kaş’ta eski bir tankı batırarak farkındalık oluşturmaya çalıştık. Diğer taraftan,turizme yönelik ürün çeşitliğimizi artıma ve turizm alternatiflerimiz konusunda farkındalık oluşturma adına, geçtiğimiz 2016 ve 2017 yılında HESTOUREX fuarını gerçekleştirdik.

Son olarak çalışmalarına başladığımız Kemer’de turizmi 12 aya yayma projemizden bahsedebilirim. Üzerinde görüşmelerimiz, çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah, pilot bölge olarak seçtiğimiz Kemer destinasyonumuz, önümüzdeki yıllarda 12 ay canlı bir merkez haline gelecek inşallah…



Bir önemli proje de kentimiz için 2018 Perge Yılı ilan edilmesi ve bu anlamdaki yaptığınız çalışmalar? Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? 

Antalya dünyanın en fazla Antik Kentine sahip şehirlerinden birisi, belki de birincisi… Ancak biz bu antik kentlerimizi turizme kazandıramıyoruz. Birer cazibe merkezi olarak turiste sunamıyoruz.  Bunun için bu adımı attık. Her sene bir antik kentimizi ön plana çıkartmak ve o her bir yılı bir antik kentin yılı olarak tanıtmak amacıyla bir proje başlattık. Bu seneyi de 2018 Perge Yılı ilan ettik. Turizm fuarlarımızda ve reklam çalışmalarımızda Perge’ye ayrı bir yer açtık. Perge’yi tanıtmak amacıyla antik kentimizde çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikler düzenledik, düzenlemeye de devam ediyoruz. İnşallah önümüzdeki senelerde de Aspendos, Side, Phaselis, Thermesos gibi diğer antik kentlerimizi de bir yılla adlandıracağız ve tüm antik kentlerimizi daha çok misafirimizin ziyaret etmesine vesile olacağız.



Antalya’da önem verdiğini ve kamuoyunca da büyük takdir toplayan tarihi KALEİÇİ’ne dair çok önemli çalışmalar yapıyorsunuz. Kaleiçi’nin önemini ve Antalya turizmi için katkısını sizden dinleyebilir miyiz?

Her şehrin tarihi bir dokusu vardır. Bu dokular şehre bir ruh ve kimlik kazandırır. Antalya’nın tarihi kent merkezi Kaleiçi bu noktada Antalya’nın çok önemli bir değerdir. Antalya’nın 811 yıl önce fethinden bugüne kadar atalarımızın bıraktığı yüzlerce eser Kaleiçi’nin dar taş sokakları arasında yer alıyor. Bizim bu tarihi değerlerimize, atalarımızın bize bıraktığı mirasa sahip çıkmamız gerekiyor.



Bu düşünceyle, Kaleiçi’nin tarihi kimliğini korumaya ve önemli eserlerimizi aslına uygun olarak kullanıma açmayı amaçladık.

İlk olarak tarihi Antalya Mevlevihane’sini aslına uygun şekilde yenileyerek hizmete açtık.  Kaleiçi’mizin bir diğer değeri Karatay Medrese’miz de yenilendi. Büyükşehir Belediye’mizin bünyesinde vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Vakıf ve Derneklerimiz burada kültürel ve sanatsal etkinlikler düzenleyebiliyor.

Bununla birlikte, Antalyalılar tarafından Kesik Minare diye adlandırılan ve şehrimizin fetih sembolü olan Korkut Cami 1895 yılından çıkan yangından bu yana, 122 yıldır kullanılmaz bir haldeydi; kapısına zincir vurulmuştu. Turizm ve Kültür Bakanlığı’mızın da destekleriyle şehrimiz için tarihi bir öneme sahip bu camimizin yeninden açılması için çalışmalar başlattık ve çok şükür bugün camimizin restorasyon çalışmaları devam ediyor ve inşallah en kısa sürede kullanıma açılacak. Bir diğer önemli eserimiz Tarihi Tekeli Mehmet Paşa Cami’mizde de restorasyon çalışmaları devam ediyor. En kısa sürede yeniden ibadete açılacak.

Tabi, Kaleiçi tarihi eserlerden ibaret değil… Aynı zamanda topyekûn tarihi bir doku… Bunu korumak için tüm kurumlarımız iş birliği içerisinde çalışıyor. Araç giriş çıkışları başta olmak üzere, kendi kuralları olan çok önemli bir merkez durumunda… İnşallah, Antalyalılık bilinci arttıkça, Kaleiçi de daha güzel olacak…

 



Hükümetimizin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın Kentimize çok fazla yatırım yaptığı çok önem verdiğini biliyoruz. Sayısız eser kazandırılmış bir kente sahibiz. Bu anlamda neler söylemek istersiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tüm şehirlerimizde mega projelere öncülük ediyor ve çok önemli yatırımların yapılmasını sağlıyor. Zat-ı devletlerine şükranlarımızı sunuyoruz.Antalya’da Türkiye’nin dünyaya açılan penceresi olarak bu yatırım ve projelerin yapıldığı önemli merkezlerden bir tanesi… Bu konuda, Antalyalı Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun katkıları asla göz ardı edilemez. Bir başka önemli şansımız, yine bir Antalyalı olan Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy…Sayın Bakanlarımıza da desteklerinden dolayı müteşekkiriz. İlin valisi olarak bundan büyük mutluluk duyuyor, şehrimiz adına, söz konusu yatırımların ilimize kazandırılmasında, desteği olan, katkısı ve emeği olan herkese teşekkür ediyorum.



Size göre Antalya’nın en büyük sorunu nedir? 

Antalya gerçekten eşsiz bir şehir… Cenabı Allah adeta dünyanın bütün güzelliklerini bu şehre bahşetmiş… Bu güzelliklerin yeterli ve doğru bir şekilde tanıtılamaması, bence bu şehrin en büyük sorunudur. Sahip olduğu büyük potansiyelin ortaya çıkarılamamasıdır. Bunu her fırsatta her platformda belirtiyorum.



Türkiye’nin Van ve Bursa gibi, çok önemli illerinde de valilik yaptıktan sonra bu illerle Antalya’yı kıyaslar mısınız? 

Her köşesinin kendisine has güzellikleri olan bir ülkemiz var. Aziz vatanımızın dört bir tarafı adeta cennetten bir bahçe gibi… Bu bize ancak gurur veriyor. Bunun için kıyaslama yapmak yerine her bölgeyi kendi güzellikleriyle değerlendirmek lazım diye düşünüyorum.



Siz makamda oturan değil, vatandaşla içi içe olan bir valisiniz. Bunun artıları eksileri var mı sizin için? Değerlendirir misiniz? 

Olması gereken budur diye düşünüyorum.Vatandaşlarımızla bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bunu başarabiliyorsak, bu bizim için daha büyük bir mutluluk…

 

Ayrıca, kim olursa olsun. Bir vali veya başka bir yönetici fark etmez. Eğer vatandaşla iç içe olmuyorsa, olamıyorsa, konuşup sohbet edemiyorsa, şehri ve insanını tanıyamıyor demektir. Şehri tanıyamamışsa, şehrin insanına dokunamamışsa da görevini tam anlamıyla yapamıyor demektir. Mesela, geçtiğimiz günlerde Manavgat İlçemizin Beşkonak Mahallesinde incelemelerde bulunduk. Bölge muhtarlarımızla toplantı yapıp mahallelerimizin sorunlarını konuştuk. Sorunları yerinde içleyip çözüme kavuşturmak çok önemli… Biz oraya gitmesek, o bölgenin kronikleşen pek çok sorunu hala devam ediyor olacaktı. Özetle, yerinde ve zamanında çözüm üretmezsek bir anlamı yok. Bir vali olarak, bu düşünceyle hareket ediyor, görevimi layıkıyla ifa etmeye gayret ediyorum.



Peki, Vali Münir Karaloğlu kendini nasıl tanımlar? 

Benim kendimi nasıl tanımladığımdan çok, beni tanıyanlar nasıl değerlendiriyor? Önemli olan budur diye düşünüyorum. Bunu daha önemli ve anlamlı bulurum. Dolayısıyla, bu konuda değerlendirmeyi okuyucularımıza bırakmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.



Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere kentimizdeki belediyeler, üniversitelerimiz, odalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, özel sektör temsilcilerimiz, kamu kuruluşlarımız, muhtarlarımız, medya mensuplarımızla nasıl bir iş ve çalışma prensibi içindesiniz?

Eğer bir şehrin valisi iseniz, o ilde yaşayan bütün vatandaşların, bütün canlıların ve hatta canı olmasa dahi o şehre bir kimlik kazandıran binaların, yolların, eserlerin… Yani o şehre ait olan herkesin, her şeyin valisi oluyorsunuz; olmak zorundasınız. Ben böyle düşünüyorum, böyle hissediyorum ve bunun için de şehrin tüm dinamikleriyle etkileşim içerisinde olmaya gayret ediyorum.

Bu düşünceyle de, gerek hükümetimizle gerekse belediyelerimiz başta olmak üzere, tüm kurum ve kuruluşlarımızla etkileşim halinde, istişare ve işbirliği halinde çalışıyorum.



Aslen Rizelisiniz… Bu iki kentin farklılıklarını anlatır mısınız? Karadenizli biri olarak Antalya’da çalışmak zor mu? 

Antalya’da Rize’de en güzel kıyı kentlerimizden, maviyle yeşilin kentleri… Bildiğiniz gibi, Rize’de yaşama ve çalışma koşulları Antalya’ya göre daha zor. Daha dağlık, dağınık ve kısmen daha soğuk… Çalışma alanları daha kısıtlı…  Antalya ise, gerek coğrafi açıdan gerekse demografik açıdan daha büyük, daha yoğun bir tempoya sahip… Her şey bir yana daha sıcak… Belki de Antalya’da çalışmanın en zor yönü sıcak olmasıdır.



Rize ile Antalya’nın kültürel değerlerinin, ikili ilişkilerinin daha da üst seviyeye ulaşması için sizin varlığınız büyük bir avantaj. Bu iki kente dair neler söylemek istersiniz?

Bir şehir Karadeniz’in gözbebeği, diğer şehirde Akdeniz’in incisi, eşsiz doğal güzelliklere sahip iki nadide kentimiz…

İki kent arasındaki ilişkileri artırmak için çeşitli projeler ve festivallerle iki şehrin ikili ilişkilerini geliştirebiliriz. Antalya ve Rize’yi kardeş şehir ilan edip iki şehir arası ziyaretçi sayısını artırabiliriz. Çünkü iki şehirde ölmeden önce mutlaka görülmesi gereken güzelliklere sahip... Rize son yıllarda saklı tuttuğu muhteşem güzelliklerini tanıtmaya başladı. Özellikle yerli turistler bölgeye akın etmekte. Kamp alanlarının fazlalığı da yabancı turistleri bölgeye çekiyor. Rize sadece Ayder ve Pokut yaylalarından ibaret değil. İnanıyorum ki yapılan tanıtımlarla dünya üzerindeki farklı destinasyonlarının gördüğü ilgiye yakın bir zamanda Rize de ulaşacaktır. Bu bakımda turizm kenti olan Antalya ile ortaklaşa çalışmalar sonucunda turizmde büyük atılımlar yapılabilir. Kentimize gelen turistlere havaalanı veya konakladıkları tesislerde Rize’ye ait tanıtım broşürleriyle farkındalık oluşturabiliriz.



Bu sayımızda 'İllerimizi Tanıyalım' projemiz dâhilinde Rize’ninde tanıtımını gerçekleştirdik. Son olarak Rizeliler ve Antalyalılara hangi mesajları iletmek istersiniz.

Rizeliler her yere gittikleri gibi, Antalya’ya da geliyorlar. Ancak Antalyalılar, şehrin güzelliğinden olsa gerek, pek fazla başka şehirlere gitmiyorlar sanki… Antalyalı hemşehrilerimize şiddetle tavsiye ederim; özellikle yaz aylarında, sıcaktan bunaldıkları zaman Rize’ye yolunuzu düşürün. Serin yaylalarını gezin, görün…İki güzel şehrimizin insanlarına selam ve sevgilerimi sunuyorum.



Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben de teşekkür eder, başarılar dilerim.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/munir-karaloglu-antalya-ve-rize-yi-kardes-sehir-ilan-edebiliriz.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/munir-karaloglu-antalya-ve-rize-yi-kardes-sehir-ilan-edebiliriz.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/munir-karaloglu-antalya-ve-rize-yi-kardes-sehir-ilan-edebiliriz_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/munir-karaloglu-antalya-ve-rize-yi-kardes-sehir-ilan-edebiliriz.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/munir-karaloglu-antalya-ve-rize-yi-kardes-sehir-ilan-edebiliriz/21035/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Oct 2018 19:56:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ali Uğur Eğitim Kurumları]]></title>
			<description><![CDATA[Kentteki eğitim kurumları arasında başarıyı ve yüksek hizmet kaliteyi temel prensip edinmiş bir yapının kurucusu olan Ali Uğur ile Ali Uğur eğitim kurumlarının kuruluş sürecini ve gelecek vizyonunu konuştuk.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 



Antalya şehrinin eğitime bakış açısını nasıl görüyorsunuz? Siz kaç yıldır bu sektörün içerisindesiniz?

Antalya eğitime önem veren şehirlerimizden biridir. Antalya’nın eğitime verdiği önemi, okuma yazma oranı, üniversiteye öğrenci yerleştirmedeki başarısı, eğitimsel aktivitelere ev sahipliği yapmasından tutun da özel okullaşma oranı İstanbul’dan sonra en yüksek şehir olmasından anlayabiliriz. Eğitime bu kadar önem veren bir şehre bizler de eğitimin farklı dallarında10 yıldır hizmet veriyoruz.

 



Ali Bey, on yıl öncesine gidelim. Sektöre nasıl giriş yaptınız ve neden eğitim sektörünü seçtiniz?Kısaca Ali Uğur’u tanıyabilir miyiz?

1986 Kayseri doğumlu, 1990’dan beri Antalya’da yaşayan üç çocuklu ailenin en büyük çocuğuyum. Evliyim,bir kız çocuğu babasıyım. Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünden 2009 yılında mezun oldum. Üniversite ikinci sınıftan beri hayalini kurduğum eğitim sektörünün bir parçası olmak için girişimlerde bulundum. Arkadaşlarım son sınıfta KPSS’ye hazırlanırken, ben onları bu sınava hazırlayan kursun işletmeciliğini hayal ediyordum. Mezun olur olmaz Antalya’ya döndüm.Üniversite hazırlık kursu yapan bir dershanede kendimi ispat etmek için hiçbir ücret talep etmeden KPSS birimini kurdum ve eleman olarak çalışmaya başladım. O kurumdaki çalışmalarımız kısa süre içinde işin işletmecilik aşamasında da yer almamızı sağlayan fırsatları yarattı. Böylece eğitim kurumu kurucusu olarak yola çıkmış olduk.

Bu kursun üçüncü yılında Antalya eğitim sektörünün önemli isimlerinden Kadir Vural ile yollarımız kesişti. Bundan sonraki eğitim adına tüm atılımın en büyük destekçisi Kadir Vural olmuştur. Onunla ayağı yere sağlam basan uzun solukluserüvenimiz başlamış oldu. Beş yıl içinde KPSS kursumuz Antalya’nın en çok tercih edilen KPSS kursu oldu. Altıncı yılımızda bünyemize yabancı dil kursunu da kattık. Yedinci yılımızda ALKA Koleji Kadir Vural Anadolu Lisesi’ni açtık. Sekizinci yılımızda Birey Özel Öğretim Kursu’nu açtık. Hemen arkasındandokuzuncu yılımızda da Birey Koleji Ortaokulu ve Anadolu Lisesi’ni kurarak eğitimin çeşitli birimlerinde hizmet vermeye başladık. Bu birimleri Ali Uğur Eğitim Kurumları çatısı altında topladık. Temel prensibimiz işinin ehli olan eğitimcileri işin başına koyarak yolumuza devam etmektir.



Çok yönlü bir yapılanmanız var. Ali Uğur Eğitim Kurumları’nın felsefesini nasıl tarif edersiniz? Bu genel felsefe bütün bu kuruluşlarda kendini gösterir mi?

Önce şunu söylemek isterim; siz eğitim-öğretim işine gönül verdiyseniz ve işe profesyonelce yaklaşabiliyorsanız; bu alanda yapılabilecek pek çok şeyi bir arada yapabilirsiniz.

Ali Uğur Eğitim Kurumlarının felsefesi öğrencinin ruhuna dokunan, öğrencilerin gerçek mutluluğu başarılı olduklarında yaşayacaklarını bilen, başarılı oldukları alanları tespit edip güçlendiren, onların doğru hedefler belirlemesini sağlayan ve bu hedefe ulaşmak için hem akademik hem de sosyal olarak destekleyen, eğitimin sevgiyle başladığına inanan bir eğitim kurumu.

Şunu da eklemek lazım bu işlerin tamamını oturup tek başımıza yapmıyoruz. Alanında uzman, tecrübeli, bakış açısı felsefemize uygun, eğitim kalitesini ön planda tutan hangi birimde veya hangi etiketle çalıştığının önemi olmadan kendinden önce kurumunu düşünen, kurumun doğrularını kendi doğruları gibi savunan ve uygulayan, kurum varsa bizler varız düşüncesine sahip olan bir ekipleyolumuza devam ediyoruz.

 


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/ali-ugur-egitim-kurumlari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/ali-ugur-egitim-kurumlari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/ali-ugur-egitim-kurumlari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/10/ali-ugur-egitim-kurumlari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ali-ugur-egitim-kurumlari/21024/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Oct 2018 20:29:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ümit Sedat Bayram:  “Çevreme Fayda Sağlamak En Büyük Mutluluğum”]]></title>
			<description><![CDATA[Ankar İş Sağlığı ve İş Güvenliği’nin Genel Müdürü ve aynı zamanda A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Ümit Sedat Bayram sadece İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) alanında yaptığı çalışmalarla yetinmeyen bir isim. 
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[An Kar İş Sağlığı ve İş Güvenliği’nin Genel Müdürü ve aynı zamanda A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Ümit Sedat Bayram sadece İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) alanında yaptığı çalışmalarla yetinmeyen bir isim. Yenilenmeye, değişime ve gelişime her daim açık olan Bayram, Antalya’da iş güvenliği, iş hukuku, yönetim danışmanlığı, sağlıklı yaşam, gayrimenkul danışmanlığı, kişisel gelişim ve eğitim danışmanlığı alanlarında çalışmalarıma devam ediyor. Bunca farklı sektördeki işleri nasıl harmanlayıp insanlara fayda sağladığının sırrını Kişisel Gelişim Uzmanı ve Eğitmen kimliğiyle Ümit Sedat Bayram’a sorduk o da bize tüm samimiyetiyle cevap verdi. 

 

Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 

Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldıktan sonra işletme yönetimi üzerine yüksek lisans yaptım. Sanırım hızımı alamamış olsam gerek, şimdi de Sosyoloji okuyorum : )  18 yıldır iş hayatının içindeyim. Çok uluslu şirketlerde uzun yıllar yönetim kademelerinde bulunarak satış, pazarlama, insan kaynakları ve eğitim sektörlerinde çalıştım. Son 5 yıldır da Antalya’da iş güvenliği, iş hukuku, yönetim danışmanlığı, sağlıklı yaşam, gayrimenkul danışmanlığı, kişisel gelişim ve eğitim danışmanlığı alanlarında çalışmalarıma devam ediyorum.

Bir işi iyi yapmak felsefesini çok savunan birisiyim ama sıradanlıktan çok, yapılmamışlığın peşine düştüm ve birçok sektörü analiz etmeye başladım. Sektörleri inceleyerek ve hatta içinde yaşayarak bu iş alanlarında daha verimli bir empati geliştirebilme yeteneği kazandığımı görmeye başladım. Ve tabi ki arkasından da tecrübelerimi paylaşma içgüdüsü doğdu.

Ümit Sedat Bayram’ın başarı hikayesinde neler var?

Adanmışlık var! Hikayelere bayılıyorum. Ama yaşanmış hikayelere…Bugün geriye dönüp baktığınızda bütün başarı hikayeleri bir azim ve adanmışlık içeriyor.

İnandığım değerler var ve bu değerleri herkese anlatmak istiyorum. İnsan biriktiriyorum, buna bir nevi sosyal çevre oluşturmak da diyebiliriz. Network yaratmak gerekiyor. Her insanın bir “network”ü olmak zorunda! Başarıya giden yolda bunun faydalarını gördüğüm için uğruna mücadele ruhunu ortaya koyuyorsun haliyle!

Tarih bırakanları değil devam edenleri yazıyor. Başarılı olabilmenin formülünün bir çok başarısızlık sürecinden geçtiğini iyi anlamak gerekiyor. Doğru tutum ve tavır içinde olabilmenin bir çok konuda empati geliştirebilmekten geçtiğini kavramak gerekiyor.

 

"Yapabileceğini söyleyen ve yapamayacağını söyleyen her iki kişi de haklıdır" demiş Konfüçyüs.
Aradaki ince nüansı yakalamak gerekiyor. Sen ne karar verirsen ver; evren senin kararlarını gerçekleştirmek için kapılarını sonuna kadar açıyor. 

 

Bize vizyonunuzu nasıl anlatabilirsiniz?

Dünyaya gelmiş olmamın bir anlamı olmalı diye düşünüyorum. Tek bir tanesi bile kurtulduğunda onun için çok şeyin değiştiği, kıyıya vurmuş deniz yıldızlarının hikayesinin büyük bir anlamı var bende.  Çevreme daha faydalı olma, iyi insan olup iyi insan yetiştirme gibi idealist bir düşünceye kapıldım desem!Hatta bununla ilgili sevgili İzgören’in kitabından arakladığım çok sevdiğim bir de söz vardır: “Dünyaya hayallerinizi armağan edin, Tanrı da size hayallerinizi armağan edecektir". Ve bana göre bu hayatta mutluluğun üç temel esası; yapacak, sevecek ve umut edecek bir şeyin olmasıdır.

Size göre kişisel gelişim ne demek?

Kişisel gelişim denilen şey zaman alıyor. Ve bu zamanı yaratabilmek için de konfor alanımızı terk ederek bir bedel ödememiz gerekiyor. Dışarıda inanılmaz bir mücadele var, her gün yeni bir bilgi akıyor. Okumadığımız her bir dakika, düşünmediğimiz her bir saniyede bu rekabetin gerisinde kalıyoruz. Ne kadar kısa sürede bu farkındalığa ulaşabilirsek başarı basamakları o kadar hızlı çıkılmaya başlıyor. Çok fazla karmaşıklığa gerek yok aslında, adı üzerinde “kişisel gelişim”, kişisel olarak gelişmek gerekiyor. Dışarıdan ne kadar anlatılırsa anlatılsın, ne kadar bilgi verilirse verilsin kullanılmayan her bilgi hamallık oluyor. Gelişmeye istekli, değişime açık, bilgi sahibi olarak fikir sahibi olmak şart!

 

Paylaşımlarınızı hangi konular üzerinden yapıyorsunuz?

Kaliteli yaşamaya çalışarak iyi bir geçmiş biriktirmek lazım aslında. Gelecek için geçmişi iyi kurgulamak gerekiyor. Bizi var eden şeylerin geçmişte yaşadığımız hatalar, başarılar, hatıralar, acılar ve mutluluklar bütünü olduğunu unutmamak gerekiyor. Bununla biz oluyoruz, bununla şekil alıyoruz. Beni ben yapan şeyler yaşanmışlıklarım ve tecrübelerimdir. İşte bu farkındalık önemli.Ben eğitimlerime biraz da farkındalık eğitimleri başlığı atmayı seviyorum.Niye yaşıyoruz, hayata ne anlam katıyoruz? Neden çalışıyoruz, hedeflerimiz neler, nereye gidiyoruz? Kim olmak için nedenlerimiz nedir?

Eğitim projeleriniz arasında neler var?

Olumlu insan hayatta en çok seçeneği olan insandır denir. Ben eğitimlerimde doğallıktan yanayım, interaktif ve sohbet havasında eğitim modülleri yürütüyorum. Sağlıklı iletişim için doğal olmak gerekiyor. Paylaşıma açık olmak zorundayız. Bir anlamda içimizi döküyoruz. Bol hikaye var. Bol bol da somut örnekler! Eğitim sonunda o salondan cebi dolu olarak ayrılabilmek önemli. İşte bu yüzden bol seçenekli bir eğitim olması gerekiyor. Kişisel İtibar Yönetimi, Bireylerle Etkili İletişim, Önyargıları Yıkmak, Girişimcilik Yolculuğu, Hipnotik Satış Teknikleri, Beyin Nasıl Çalışır? Lider Üretme Bantıgibi tamamen farkındalığı artırma odaklı eğitimler veriyorum. Eğitim sonunda olaylara farklı şekilde bakabilmek, alternatif fikir yürütme becerisi sağlamaya çalışmak, sorun odaklı değil çözüm odaklı olmak gibi temel yönetsel becerileri artırmayı hedefliyorum.

Bunun yanı sıra yurtdışında örnekleri bulunan ancak ülkemizde konu başlıkları henüz şekillenmemiş bir iki eğitim projem de olacak.

 

En çok keyif aldığınız çalışmalara örnek verir misiniz?

Ev ve okul kazalarından korunma kültürü başlığı altında çocuklara yönelik verdiğim eğitimlerden büyük keyif aldım. Bu eğitimler basın ve medyada ilgiyle karşılandı. Kreş ve okullardan bu konuda talep gelmesi durumunda gönülden destek vermeye hazır olduğumu her ortamda dile getiriyorum. Bu sosyal sorumluluk projesine büyük önem veriyorum. Bu eğitimleri yaşlı ve hasta bakım evlerinde motivasyon başlığı altında niye yapmıyoruz ki diye de düşünmeden duramıyorum. Bakalım neler olacak : )

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/umit-sedat-bayram-cevreme-fayda-saglamak-en-buyuk-mutlulugum.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/umit-sedat-bayram-cevreme-fayda-saglamak-en-buyuk-mutlulugum.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/umit-sedat-bayram-cevreme-fayda-saglamak-en-buyuk-mutlulugum_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/umit-sedat-bayram-cevreme-fayda-saglamak-en-buyuk-mutlulugum.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/umit-sedat-bayram-cevreme-fayda-saglamak-en-buyuk-mutlulugum/20890/</link>
			<pubDate>Sun, 19 Aug 2018 12:53:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[AHMET TEKİN:  " MERMER FABRİKACILIĞI ÖZENDİRİLMELİ, TEŞVİK EDİLMELİ"]]></title>
			<description><![CDATA[Kalitesi, çeşitliliği ve işletmecilik yönüyle Türkiye, dünya mermer sektöründe söz sahibi ülkelerin başında geliyor. Türkiye'de özellikle son yıllarda gelişen mermercilik sektörü, dünyanın da dikkatinden kaçmıyor. 200'ü aşkın çeşidin bulunduğu Türkiye'den, başta Çin ve ABD olmak üzere Irak, Suudi Arabistan, Hindistan, Azerbeycan, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya, Kanada, İngiltere, İsrail, Libya, Avustralya, Almanya, Tayvan, Türkmenistan, Katar, İtalya ve Endonezya'nın aralarında bulundu]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Temelleri 1986 yılına dayanan İMSA MERMER, 2008 yılından itibaren madencilik sektörüne giriş yapmış ve ağırlıklı olarak mermer alanında faaliyetlerini yürüten bir şirket. Kendi ocaklarını da devreye sokarak 2011 yılından beri blok mermer üretimine geçen İMSA Mermer bugün 150’ye yakın çalışanıyla üretiminin %80’ini ihraç ediyor.



Türkiye'de özellikle Afyonkarahisar, Bilecik, Isparta, Antalya, Burdur, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Adıyaman, Sivas, Amasya ve Tokat'ta yoğun olarak çıkan mermer yaklaşık 250 bin kişilik bir istihdama da karşılık geliyor.

Özellikle 1985 yılından sonra hızla gelişen mermercilik sektöründe insana ve çevreye saygıyı ön planda tutmak da önemli bir kriter. İşte bu anlamda sektörde 1986 Yılında Antalya organize sanayi bölgesinde kendi Mermer fabrikasında, ebatlanmış mermer üretiminde, sektöründe faaliyet göstermekte iken kendi ocaklarını faaliyete geçirerek 2011 yılında mermer blok üretimine başlayan İMSA Mermer’in gelişimi de sektörün gelişimiyle eş gitmiş. Yaklaşık 30 yıldan beri maden ve mermer sektöründeki tecrübe ve birikimlerini profesyonel bir anlayışla sürdürdüklerini belirten İMSA Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tekin; kurumlarını, hedeflerini şu sözlerle anlattı: “İMSA Mermer, mermer piyasasında trend olan tarzda mermerlerin neredeyse tamamını ürün yelpazesinde sunmakta. Bu mermerler iç ve dış mekânlarda sıklıkla kullanılan sağlam yapıda ve estetik olarak üst seviyede olan taşlardır. Tamamen dürüstlük ilkesiyle, insan faktörü en üstte tutularak ve geleneklere bağlı olarak çalışmak İMSA Mermeri güvenilir kılmaktadır. İMSA Mermer’in farkı doğru hammadde kaynaklarını bulan güçlü Ar-Ge yapısıdır. Önümüzdeki dönemde de fabrikamızda ürün çeşitliliğini arttırmak, ürün devamlılığını sağlamak, kaliteyi arttırmak adına ocaklarımızla paralel olarak fabrikamızı, iç piyasa ve ihracatta kendi markamızı geliştirmek, müşteri portföyümüzü geliştirmek ve büyük projelerde yer almak hedeflerimiz arasında geliyor.” 



İşletmekte oldukları mermer türleri hakkında da bilgi veren İMSA Mermer Yönetim Kurulu Başkanı  Ahmet Tekin; “Ottoman, limra, capuccino ve emperador mermerleridir. Bunların en önemli özellikleri dayanıklılıklarının yüksek olması, seleksiyon olarak homojen olmaları ve geniş kullanım alanlarına sahip olmalarıdır.” Gelişen teknolojiyi yakından takip ettiklerine de vurgu yapan Tekin, “Fabrikamızda kullandığımız ileri teknolojili makine ve ekipmanlar kaliteyi, sağlamlığı maksimum seviyelere çıkarırken ürün kayıplarını minimuma indirmektedir” diyor.

Türk Mermeri’nin dünyadaki yeri ve gelişimi hakkında da bilgiler veren Ahmet Tekin, sektörün daha da büyüyüp dünya ile daha iyi rekabet edebilmesi için yapılması gerekenleri şu sözlerle sıralıyor: “Türk mermer sektörü gelişiminin büyük çoğunluğunu hammadde satışından sağlıyor. Gelecekte de böyle devam edecek gibi görünüyor. Bitmiş ürün üretiminin maliyetleri azalmadıkça rekabet gücümüz yetersiz kalmakta. İtalya, İspanya, Umman, İran yakın rakiplerimiz Çin ve Brezilya rekabete daha uzak. Türk mermerinin marka olması ve işlenmiş ürünlerimizin kendi markalarımızla dünya piyasasına girmesi için ocaklar ve fabrikalar için üretim maliyetlerini düşürecek atılımlar yapılması destekler sağlanması şarttır, katma değerin artması için mermer fabrikacılığının özendirilmesi, teşvik edilmesi gereklidir. Ancak böyle bir durumda doğal zenginliğimiz olan mermemizi dünyaya kendi adımızla tanıtmayı başarabilir ve ülkemiz için daha katma değerli bir hale getirebiliriz.”

 

 

 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/ahmet-tekin-mermer-fabrikaciligi-ozendirilmeli-tesvik-edilmeli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/ahmet-tekin-mermer-fabrikaciligi-ozendirilmeli-tesvik-edilmeli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/ahmet-tekin-mermer-fabrikaciligi-ozendirilmeli-tesvik-edilmeli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/08/ahmet-tekin-mermer-fabrikaciligi-ozendirilmeli-tesvik-edilmeli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ahmet-tekin-mermer-fabrikaciligi-ozendirilmeli-tesvik-edilmeli/20887/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Aug 2018 12:44:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BİLAL KARAOĞLU: "Disiplin Önceliğimdir"]]></title>
			<description><![CDATA[Günümüzün stresli dünyasında konforun çok önemli olduğu bir gerçek. Hele ki konu ısıtma ve soğutma sistemleri olunca. Antalya’da 2007 yılından beri; ısıtma, soğutma, havalandırma- klima tesisatı proje ve taahhüt uygulamalarında başarılı projeler üreten Karaoğlu Mekanik Isıtma ve Soğutma Sis. San. Tic. Ve Ltd.Şti’nin Kurucusu Bilal Karaoğlu’yla hem sektörü hem de gelecek hedeflerini konuştuk.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 

1983 yılında Kayseri’de doğan Bilal Karaoğlu 35 yaşında başarılı bir iş adamı. Isıtma, soğutma, havalandırma- klima tesisatı projeleri sektörüyle tanışması 2002 yılına dayanan Karaoğlu işini severek yapan ve başarılı bir isim. İlkokul mezunu olmasına rağmen bunu hiç dert edinmeyen kendini iyi yetiştiren Bilal Karaoğlu sektörde başarılı olduğunu fark edince önce 2007 yılında kendi şahıs firmasını kurmuş ardından da 2011 yılında KARAOĞLU MEKANİK LTD.ŞTİ olarak geliştirmiş. Gelişime, değişime ve büyümeye inanan Karaoğlu hedefini de koymuş: “Bundan sonraki hedefimiz daha kurumsallaşmak ve adımızı duyurmak.”

10 Kişilik Dev Kadro… 

Isıtma, soğutma, havalandırma- klima tesisatı proje ve taahhüt uygulamalarını Gaziler Sanayi Sitesinde 350m² kapalı alanda sürdüren Bilal Karaoğlu bu faaliyetlerini 10 kişilik çalışkan, dinamik, becerikli ve işinin ehli 10 kişilik bir ekiple gerçekleştiriyor. Karaoğlu, “Amacımız Isıtma, soğutma, klima, havalandırma, sıhhi tesisat, mekanik tesisat işlerinde dünyadaki son teknolojik gelişmeleri takip ederek taahhüdünü üstlendiğimiz tesisleri teknik ve ekonomik gereklere uygun bir şekilde yaparak ülke ekonomisine, ilgili kurum ve birimlere sağlıklı, fonksiyonel, teknik ve estetik eserler kazandırmak” diyor.

Ağırlıklı olarak tek yönde değil de daha çok havalandırmanın birçok yönünde uzmanlaştığının altını çizen Bilal Karaoğlu, bu konuda hem kendisine hem de ekibine çok güveniyor. Çoğunlukla; 5 yıldızlı otellere, hastanelere, okullara ve bunun dışında büyük üretim yapan fabrikalara, birçok büyük restorantlara proje dahilinde hizmet verdiklerini belirten Bilal Karaoğlu, “Aynı anda hem üretiyoruz, ürettiğimiz bütün ürünlerin montajını da beraberinde yapıyoruz.  Üretimimizi 350 m² kapalı alanda elektronik makinelerimizle gerçekleştiriyoruz. Ürettiğimiz ekipmanları kendi araçlarımızlaotel, fabrika ve restoran ayırmaksızın montajını da sağlıyoruz. Çünkü bizim için müşteri memnuniyeti birinci önceliktir” diyor.

Müşterilerimiz Hayal Kırıklığına Uğramaz… 

Antalya’da bu kendi sektörlerinde faaliyet gösteren pek çok firma olduğunu ciddi bir rekabetin yaşandığını ancak kendi firmasının en iyi firma olduğunu iddia eden Bilal Karağolu, başarısının sırrını ve iş yapış şekillerini şu sözlerle açıklıyor: “Mesleğimde önceliğim müşterilerimin memnuniyetidir. İş yoğunluğundan dolayı çalışma saatlerimizde zorluk yaşayabiliyoruz. Tabi bunlar işimizin tatlı telaşları. Ama biz, planlarımızı müşterilerimizin isteklerine göre yapıyoruz ve taahhüt ettiğimiz projelerimizi dediğimiz günde teslim ediyoruz. En kaliteli ürünlerle en iyi şekilde hizmet vermekteyiz. Hiçbir şekilde müşterilerimizi hayal kırıklığına uğratmıyoruz bu şekilde müşterilerimizin memnuniyetini kazanıyoruz.”

 



“Plansız bir işe başlamam bu konuda çok disiplinliyimdir. Çalışan ekibimin düşünceleri ve fikirleri benim için çok önemlidir. Bir işte kesinlikle fikir alışverişi yapmak zorundayız. Yeri geldiğinde çok eğlenceli biriyim fakat konu işe geldiğinde ciddiyetimi korurum. İlgili biriyim, ailemle beraber vakit geçirmeyi seviyorum. Ekibime karşı düşünceli ve kibar biriyim bu ekibin sadece patronu değilim aynı zamanda arkadaşlarıyım. Her zaman düşünceleri ve istekleri benim için önemlidir.Ben bu işte basamak basamakta olsa başarının sonunu gördüm. Pes etmedikçe daha da ilerleyeceğimi, azmimle devam edeceğimi iletmek istiyorum.”

 

 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/bilal-karaoglu-disiplin-onceligimdir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/bilal-karaoglu-disiplin-onceligimdir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/bilal-karaoglu-disiplin-onceligimdir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/bilal-karaoglu-disiplin-onceligimdir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bilal-karaoglu-disiplin-onceligimdir/20825/</link>
			<pubDate>Sat, 21 Jul 2018 19:58:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mimar Yavuz Ünlü: "Her projemi kendime bir meydan okuma olarak görüyorum"]]></title>
			<description><![CDATA[Arcidea Mimarlık & Mühendislik Ofisinin kurucusu Mimar Yavuz Ünlü ile mimarlık başta olmak üzere Antalya’nın mimari görüntüsü, hayalleri ve hedefleri üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[



Yavuz Bey bize mimarlık yolculuğunuzdan ve ofisinizin kuruluşundan bahsedebilir misiniz?

1986 yılında Çankırı’nın Yapraklı ilçesine bağlı Ovacık köyünde doğdum. 1996 yılında ailemle birlikte Antalya’ya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Antalya’da tamamladıktan sonra 2004 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümünde lisans eğitimine başladım. Lisans eğitimim biter bitmez ağırlıklı olarak iç mimari tasarım ve uygulama alanında hizmet veren bir firmada çalışmaya başladım. Yaklaşık 4 sene bu alanda çalışırken lisans eğitimi sırasında inemediğimiz daha küçük ölçeklere inerek iç mekan tasarımı ve uygulamalarındaki eksiklerimi giderdim. Bu süreçte Özpınarlar İnşaat tarafından hayata geçirilen Gardenya Park 3, Time City, CornerLoft, Casa Riva, Casa Diva, Midtown Residence, bunun yanında Seraş İnşaat tarafında hayata geçirilen Mimoza Evleri, Yeni Dünya 1-2-3 Konutları, Esila Park evleri, ve buna benzer bir çok nitelikli konut projelerinde iç mimari tasarım ve uygulama alanlarında çalışmalar yaptık. Daha sonra 2011 yılında kurduğumArcidea Mimarlık Mühendislik bünyesinde ağırlıklı olarak mimari proje tasarım ve uygulama alanlarında faaliyet göstermeye başladık. Bu yönde bir çok nitelikli projeye imza attık.



Bir mimarı başarılı kılan nedir? 

Ben tasarımını yaptığım her projeyi kendime bir meydan okuma olarak görüyorum. Her proje bünyesinde kendime has bir çok tasarım problemini ve değişkenleri barındırır. Bir mimar olarak benim görevim bu problemlere en uygun çözümleri üreterek dayanıklı,işlevsel ve estetik mimari tasarımlar sunmaktır. Problemlere sunduğunuz yerinde çözümler o projeyi diğerlerinden ayırıp farklılık kazandıran avantajlar haline gelir ki bu da mimari özgünlüğün temelini oluşturur.

Bilim ve teknikle birlikte tasarım trendlerinin de çok hızlı bir şekilde geliştiği ve değiştiği günümüz dünyasında bir mimarın da kendini devamlı güncellemesi ve gelişim-değişim sürecine adapte olması gerekir. Bunu yaparken de sahip olduğu temel ilke ve prensiplerden taviz vermeden onları bu değişime adapte etmesi ve özgünlüğünden de taviz vermemesi gerekir. Mimari çözümler yapılırken yapının hem günümüz hem de gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçlara cevap verebilir nitelikte olması gerekir. Mimarlık bünyesinde tasarım ve estetik yönüyle sanatı barındırırken bir çok farklı mühendislik ve teknik disiplinleride barındırır. Bu açıdan mimarın her iki konuda da bilgi ve birikim sahibi olması, bu disiplinleri bir uyum içinde yönetebiliyor olması gerekir.



Antalya'daki projeleri yapılan uygulamaları mimar gözüyle değerlendirir misiniz?

Ülkemizin genelinde mevcut olan yapısal problemler tabiki Antalya’da da var. Çok nitelikli projeler olduğu gibi mimari anlamda görüntü kirliliğine hizmet eden yapılarda mevcut. Mimarı sadece proje tasarım sürecinde ötekileştiren anlayış kentlerimizde çarpık ve estetikten yoksun yapılaşmaya zemin hazırlamaktadır. Bu açıdan proje tasarım sürecinin sonrasında yapının inşası sürecinin de mimarın kontrolü altında yürümesi gerekmektedir. Her ne kadar bir çok kötü örnek olsa da ben yine de Antalya’nın bu açıdan çok kötü bir durumda olduğunu düşünmüyorum. Mimari açıdan özgün ve nitelikli bir çok projenin de olduğunu söylemem gerekiyor. Biz de elimizden geldiğince yaşadığımız bu güzel kenti daha da güzel hale getirecek projelere imza atmaya çalışıyoruz.



Ne tür projelerde şimdiye kadar bulundunuz? 

En son Hatip İnşaat tarafından Döşemealtı bölgesinde hayata geçirilen 96 dairelik konut projesini CattaVillaHomes bizim için özgün ve farklı bir proje oldu. Bu proje ve bununla birlikte Zerdalilik bölgesinde Aksoy Mühendislik Sahibi Reyhan Aksoy ile birlikte yürüttüğümüz halen bir çok kentsel dönüşüm konusunda çalışmalar yapmaktayız. Bildiğiniz gibi Döşemealtı bölgesi daha çok çoklu villa projelerinin hayata geçirildiği bir bölge yalnız bu projelerde mevzuat ve emsal kullanımı doğrultusunda vaziyet planında yerleşim yapılırken peyzaj ve sosyal donatı alanlarına yeterince alan ayrılamıyor. Çok girift ve birbiri içine geçmiş villa yapıları ortaya çıkıyor. Biz bu projede kullanıcı tipi olarak da bir villa niteliğine sahip konutta yaşamak isteyen fakat alım gücü olarak da fazla zorlanmayacak kullanıcıları hedef aldık. CattaVilla hissini ve konforunu verebilmek istedik. Vaziyet planında yerleşim yaparken konut ve peyzaj alanlarına müdahale etmeyecek şekilde araç ve insan sirkülasyonunu dışarda tutabilmek adına parsel etrafında araç ulaşım yolu ve otoparkları yerleştirdik.Yapılarda aynı şekilde parselin etrafında konumlandırılarak tüm yapıların etrafında konumlandığı çok geniş ve ferah bir peyzaj alanı ortaya çıkardık. Yapısal anlamdada bizim açımızdan özgün ve nitelikli yapılar ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. Bunun dışında şehir merkezinde de bir çok kentsel dönüşüm projesinin mimari tasarımını yapıyoruz. İnanıyorumki o bölgede bir kaç yıl içerisinde mimari anlamda farkındalık kazandıracak bir çok projeyi gerçekleştirmiş olacağız.

 



 

İyi Mimar Yetmez Güçlü Finansör de Lazım..

Mimarlık mesleğinin geniş bir ufuk ve hayal gücünü barındırdığını belirten Yavuz Ünlü, başarılı ve güzel projelerin vücut bulabilmesi için ekonomik olarak projeye ve mimara inanan finansörlere de ihtiyaç duyulduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Mesleki heyecanımız çok fazla.  Umarım bizimle birlikte nitelikli ve özgün eserler hayata geçirebilmek adına bizimle bu heyecanı paylaşabilecek daha fazla kişiye ve yatırımcıya ulaşabiliriz. Siz ne kadar iyi bir mimari proje hazırlasanız da o projenin hayata geçirebilmesi için mimari anlamda bilinçli ve yeterli ekonomik finansmanı sağlayacak yatırımcılara ihtiyacınız var.”





 


]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/mimar-yavuz-unlu-her-projemi-kendime-bir-meydan-okuma-olarak-goruyorum.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/mimar-yavuz-unlu-her-projemi-kendime-bir-meydan-okuma-olarak-goruyorum.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/mimar-yavuz-unlu-her-projemi-kendime-bir-meydan-okuma-olarak-goruyorum_t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/mimar-yavuz-unlu-her-projemi-kendime-bir-meydan-okuma-olarak-goruyorum.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/mimar-yavuz-unlu-her-projemi-kendime-bir-meydan-okuma-olarak-goruyorum/20820/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Jul 2018 20:34:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Saklı Cennet Yenişarbademli]]></title>
			<description><![CDATA[Yenişarbademli Belediye Başkanı Mustafa Erdem: “Nihai Hedefimiz Sürekli Kalkınan Bir YENİŞARBADEMLİ’DİR”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 

Toros ve Anamas dağlarının birleştiği noktada, denizden 1150 metre yükseklikte, yeşilliğin hakim olduğu Isparta’nın Yenişarbademli ilçesi, doğal güzellikleri kadar başarılı belediyecilik uygulamalarıyla da adından söz ettiriyor. Öyle ki “Yenişarbademli tüm güzelliklere ve en iyilere layıktır” diyen Yenişarbademli belediye başkanı Mustafa Erdem ilçesi için gece gündüz çalışan, proje üreten bir başkan. İki dönemdir ilçenin belediye başkanlığını yürüten Mustafa Erdem’le hem Yenişarbademli’yi hem de Yenişarbademli’ye dair hayallerini konuştuk. 



Tarihi ve doğal zenginliklerle göz kamaştıran Türkiye'de, bugüne kadar çok fazla dikkat çekmemiş ve az bilinen bir çokgizli cennete sahip. İşte o saklı cennetlerden biri de Isparta’nın Yenişarbademli ilçesi…



Isparta ili merkezine yaklaşık 180km uzaklıkta bulunan Yenişarbademli; Toros ve Anamas dağlarının birleştiği noktada, denizden 1150 metre yükseklikte, yeşilliğin hakim olduğu doğal güzellikleriyle dikkat çeken bir şirin bir ilçe. Dört mevsim boyunca yeşil kalmayı başaran ender merkezlerden biri olan Yenişarbademli, Pınargözü Mağarası ile turizm potansiyeline, Dedegül Dağı ile de dağcılık turizmine katkıda bulunuyor.



Yenişarbademli Belediye’sinin başarılı ve çalışkan başkanı Mustafa Erdem, ilçelerine ait fiziki ve coğrafi özellikleri şu sözlerle özetliyor: “ 09.05.1990 Tarih ve 3644 Sayılı Kanunla ilçe olan Yenişarbademli, Isparta İline bağlı bir ilçe. İl merkezine uzaklığı Aksu, Eğirdir üzerinden 105 km’dir. İlçemizden Şarkikaraağaç: 51 Km. Beyşehir: 51 Km. mesafede olup karayolları ağında asfalt yol ile bağlantılıdır. İlçemizde kamu çalışanları ve çeşitli kurumlardan emekli olanların yanında halkın yaklaşık olarak %50’si tarım ve hayvancılıkla uğraşarak geçimini sağlar. İlçemiz verimli topraklara sahip olup tarım yapılır. İlçemizde meyvecilik üretimine başlanmış olup özellikleelma ve kiraz üretimi ihracat standartlarına uygun kalitede gerçekleşir. Avrupa ülkeleriyle Rusya ve Arap ülkelerine ihracat yapar durumdayız.  İlçemiz Beyşehir gölünün batısında Dedegül dağı yamaçlarında kuruludur. Dedegül Dağı (2.998 m.) Batı Toros Dağlarının en büyük dağıdır. Bu dağın eteklerinde bulunan Pınargözü Mağarası 16 km. uzunluğu ile Avrupa’nın en uzun yeraltı mağarasıdır. Ayrıca; ilçemiz sınırlarının tamamı (21.500 Ha) Milli Park ve Birinci Derece Doğal Sit alanıdır. İlçemiz sınırları içerisinde 51 adet yaylamız mevcuttur. Buralarda halen yerli göçerler tarafından hayvancılık faaliyetleri yapılmaktadır. Dağcılık, su sporları, olta balıkçılığı ve kuş gözlemciliği için bölgemizde faaliyetler yapılmaktadır.”



Tarih ve doğa iç içe…

Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan, Roma ve Bizans dönemlerinin Gorgorum Antik Kenti olarak da adlandırılan Isparta’nın Yenişarbademli ilçesi, sadece tarihiyle değil, birbirinden farklı renklerin buluştuğu doğasıyla da beğeni topluyor. İlçenin doğal güzelliklerini koruyarak kalkınmayı ve gelişmeyi ilke edindiklerini belirten Yenişarbademli Belediye Başkanı Mustafa Erdem; “Coğrafyanın kader olduğu bilinciyle, bu coğrafyada yaşayan insanımızın yaşam ve itibarını korumak hepimizin ortak görevi. Unutmayalım ki; ‘Gözlerimizin rengi farklı olsa da, gözyaşlarımız aynıdır.’Biz de bu bilinçle ve anlayışla çalışmalarımızı yürütüyoruz çünkü Türkiye coğrafyasının en güzel yeri olan Yenişarbademli hepimizin ortak yaşam alanı. İmar etmek hepimizin müşterek görevi, bunun aksini düşünen bizden değildir. Andımız ve ahdimiz; sürekli kalkınan Yenişarbademli idealini gerçek kılmaktır.”



Mustafa Erdem: “Gelecek Nesil İçin Çalışıyoruz”…

Yenişarbademli belediyesinin temellerinin 1954 tarihine dayandığını o tarihten 29 Mart 2009 yılına kadar merkezi hükümetler tarafından ülke geneli için üretilen sosyo-ekonomik gelişme politikaları sürecinden tatmin edici sonuçlar alınamadığına vurgu yapan Başkan Mustafa Erdem; “İlçemiz kendine has dinamikleri ile yapısal farklılıkları olan kıymetli bir bölge üzerinde yer almakta.  İlçemizi sürekli kalkınan konuma getirmek için; coğrafyası, kültürü ve sosyal yapısının ışığında özel bir gelişme planı yapılarak tatbik edilmeli. Çünkü gerçek gelişme, gereken altyapı çalışmalarının yapılmasıyla başlayabilir. Başarı ve sürdürülebilirlik için ekonomik ve toplumsal köklü değişimler gereklidir. Bunun dışında yapılan tepeden inme uygulamalar taklitçiliktir. İşte biz de bu anlayışla Yenişarbademli Belediyesi olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmaları ve projeleri üretirken zamanı çok iyi kullanıyor asla motivasyonumuzun ve tempomuzun düşmesine izin vermiyoruz” diyor.



Nihai hedeflerinin sürekli kalkınan bir Yenişarbademli olduğuna da vurgu yapan Mustafa Erdem, günübirlik, ucuz siyaset yerine geleceği kurgulayarak çalıştıklarını ve ürettiklerinin altını çiziyor ve ekliyor: “Seçimle işbaşına gelen ekip gelecek seçim için değil, hüsnüniyetle gelecek nesil için çalışmalıdır. Biz de bu anlayışla çalışıyor, üretiyoruz. Çünkü yaşadığımız bu coğrafya çocuklarımızın bizlere emanetidir.”



İki Dönemdir Başkan… 

Kendisi de Yenişarbademli doğumlu olan Başkan Mustafa Erdem ilk ve orta öğrenimini kendi ilçesinde ve ilinde tamamladıktan sonra Türk Silahlı Kuvvetlerine Muvazzaf Astsubay olarak atandığı 1982 yılından 2004 yılına kadar pek çok önemli başarıya imza attıktan sonra emekli olmuş asker kökenli bir başkan. Emeklilikten sonra köşeye çekilmek yerine enerjisini, projelerini, hedeflerini doğduğu topraklara adayan Başkan Erdem, önce 21.11.2006 tarihinden itibaren 29 Mart 2009 Yerel seçimlerine kadar Cumhuriyet Halk Partisi ISPARTA / Yenişarbademli İlçe Başkanlığı yapmış. Ardından 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Seçimlerinde Belediye Başkanlığı seçiminde de ipi göğüsleyen MustafaErdem,,2009 – 2014 döneminde Yenişarbademli ilçesi 19.Dönem Belediye Başkanı olmuş. 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Yerel Seçimlerinde Yenişarbademli İlçe Belediye Başkanlığına ikinci defa aday olan ve yine seçimlere kazanan Mustafa Erdem dur durak demeden belediyesi, ilçesi ve ilçe insanları için çalışmalarını sürdürmekte.



Misyon ve Vizyonlarıyla da Fark Yaratıyor… 

Yaklaşık 2100 kişinin yaşadığı bu şirin ilçeye dair ‘Misyon’ ve ‘Vizyon’ hedeflerini de koyan Başkan Mustafa Erdem bu hedeflerini Akdeniz Bülten okurlarına şöyle anlatıyor: “Yenişarbademli Belediyesi olarak misyonumuz; tüm çalışanlarıyla birlikte çevreci, katılımcı, insan odaklı, güvenilir, hesap verebilir, şeffaf ve adil bir yönetim anlayışıyla hizmetleri etkin ve verimli bir şekilde sunarak, İlçemizin değişimine yön verip halkımızın yaşam standardını yükseltmek. Vizyonumuz ise; istikrar içinde sürdürülebilir gelişmenin sağlandığı, hizmetlerini adil dağıtan, Özel müteşebbislerin hizmet vermediği veya veremediği sosyal, kültürel, ekonomik alanlarda vatandaşlarımızın hizmetinde bulunarak Avrupa Birliği yaşam standartlarına ulaşmak gayretinde olan üretken, sağlıklı çağdaş bir Yenişarbademli.”



Yatırımcı Belediye… 

Yenişarbademli’yi benzer ölçekli belediyelerden ayıran en önemli özelliği de başarılı belediyecilik uygulamaları ve yönetim anlayışı. Amaçlarının her zaman hesap verilebilir şeffaf belediyecilik anlayışıyla ilçe halkının beklentilerinin üzerinde hizmet sunmak olduğuna vurgu yapan Başkan Mustafa Erdem, Yenişarbademli belediyesinin yönetimsel olarak farkını bizlere şu sözlerle anlatıyor: “Bilinmelidir ki; bugün itibariyle İlçemiz Yenişarbademli’de tüzel veya özel kurum ve kuruluşlar içerisinde yatırımcı yegâne kuruluş belediyemiz. Belediyemizin proje üretebilir olması ve üretilen projelerin icra edilmesi ilçemizin kalkınması, yaşam standartlarımızın pozitif yönlü değişmesi anlamına gelir. Belediyemizin üretken ve çalışkan olmasının destekleyicisi olmak belediye meclis üyelerimizle birlikte her vatandaşımızın vazgeçilmez görevidir. Belediyemizde muhaliflik, yapılması gerekenlerin keyfiyete dayalı yapılmadığını ortaya koymaktır. Projelendirilen veya icra edilen işlere türlü bahaneler üretmek, başka şahıs veya kuruluşlara maletmek, mani olmaya çalışmak veya küçümsemek gibi negatif haller içinde bulunmak hazımsızlıktır, kıskançlıktır ve bu kurumu dumura uğratma gayretidir. Böylesi arzu edilmeyen durumlara düşmeden memleketimiz için el birliğiyle çalışmak hepimizin en yüce vazifesidir.Hedefimiz; İlçemizin biriken sorunlarına çareler üreterek projelendirip, finans durumunu temin ve tedarik edebildiğimiz kadarıyla icrasını yaparak, İlçemizi yaşam biçimiyle ve görünümüyle çevremizde örnek gösterilecek modernliğe kavuşturmaktır.Her bölgenin, yörenin ve mahallin kendine has sorunları, beklentileri olduğu gibi yine kendine has özellikleri, üstünlükleri, zayıflıkları ve engelleri vardır. İlçemiz için Bunlar değerlendirilerek Yenişarbademli yerleşkesi gereksinimine uygun projeler üretilmekte, finans işlemlerinin halli yapılmakta ve nihai olarak eyleme konulmaktadır.”



Belediyecilik çalışmalarının özünde; sürekliliği olan, sürdürülebilir istihdam yaratmak olduğuna da dikkat çeken Yenişarbademli Belediye Başkanı Mustafa Erdem sözlerini şu sözlerle noktalıyor: “Halkımıza artan gelirli iş imkânları sağlamak ve yaşam standardını yükseltmek vardır. Bu anlayışla çalışıyor ve bu çalışmalarımızı da faaliyet raporları haline getirerek isteyen herkese sunuyoruz. Çünkü halkımızın belediyemizden beklentilerine cevap verilirken, hiç kimsenin kalbini kırmadan, ukalalık yapmadan ve kanun hükümleri gereği dürüstçe çalışarak hizmet üreten bir belediyeyiz. Tabi yatıklarımızın elbette yeterli değil. Geleceği tasarlayarak görevimize devam ediyoruz. Daha çok işimiz olduğunun bilincinde ve farkındayız. Halkımız, Belediye Meclis Üyelerimiz ve Belediye çalışanlarımızla birlikte yerel kalkınma hamlemizin önündeki tüm engelleri elbirliğiyle aşacağız ve başarma azmimiz ve ahdimiz sürekliliğini koruyacaktır. Çünkü Yenişarbademli tüm güzelliklere ve en iyilere layıktır.”

 



YENİŞARBADEMLİ BELEDİYE HİZMETLERİ

-ISPARTA YOLU

-FATİH İLKÖĞRETİM OKULU

-ÖĞRENCİ YURTLARI

-ŞEHİTLER ve ATATÜRK ANITI

-KESİM EVİ VE KASAP DÜKKÂNI

-MYO. KANTİN BİNASI:

-YENİŞARBADEMLİ ŞEHİT HÜSEYİN GÖKHAN ERİÇ SULAMA GÖLETİ

-KAPALI DEVRE SULAMA SİSTEMİ

-ARAZİ TOPLULAŞTIRMA

-CUMHURİYET MEYDANI

-İÇME SUYU KOMPLE PROJESİ

-PINARGÖZÜ KAYNAĞINDAN İÇME SUYU TAHSİSİ

-SU ŞİŞELEME TESİSİ:

-TAŞKIN KORUMA PROJESİ.

-PINAR GÖZÜ KÜLTÜR ŞENLİKLERİ

-BELEDİYE ARAÇ PARKINA YENİ İLAVELER:

-İTFAİYE HİZMETLERİNİN 7/24 ÇALIŞMASI

-ORMAN KADASTROSU –YAYLALARIN TESCİLİ

-SWOT ANALİZİ UYGULAMASI-KALKINMANIN PLANLANMASI

-CELAL ALTINIŞIK KÖPRÜSÜ

-AYIOTU MEVKİİ YAYLAMIZA – ÇAĞIL OLUKTAN SU İNDİRİLMESİ

-TEKKE MEKİİ YOL ÜZERİNE ÇEŞME YAPILMASI

-MİSYON VE VİZYON BELİRLEMESİ

-CADDE VE SOKAK İSİMLERİ VE LEVHALARININ YAPILMASI

-BELEDİYE LOGO VE ÇELENGİNİN YENİLENMESİ

-FİN HAMAMI – SAUNA YAPILMASI

-TOKİ (TOPLU KONUT) PROJESİ

-JEOLOJİK – JEOFİZİK ETÜT RAPORU HAZIRLANMASI

-HİDRO ELEKTRİK SANTRALI (1 MegaWatt) KURULUMU İÇİN KIZILDAĞ MP. UDGP. KARARLARINDA DEĞİŞİKLİK İÇİN İZİN MÜRACATI

-ALTERNATİF KONYA – ISPARTA YOLU PROJESİ VE YAPIMI MÜRACATI

-ŞARKÎKARAAĞAÇ – YENİŞARBADEMLİ KARAYOLUNUN TCK STANDARTLARINA GETİRİLMESİ MÜRACATI

-KORUMA AMAÇLI KORUNAN ALANLAR İMAR PLANI YAPILMASI

-ÇEVRE DÜZENİ PLANI YAPILMASI.

-KURUMSAL BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI: 6111 Sayılı kanun kapsamında belediyenin birikmiş borçları yapılandırılarak ödenmektedir.

-ENGELLİLER DESTEK PROGRAMI (EDES) PROJESİ

-KATI ATIK TRANSFER PROJESİ

-BİYOLOJİK ARITMA PROJESİ

-MEZARLIK HİZMETLERİ

-KESİNTİSİZ RUTİN BELEDİYECİLİK HİZMETLERİ: 2009 yılından itibaren yazışmalar, zabıta, fen ve imar işleri, kanalizasyon, katı atık, muhasebe, itfaiye, iş makineleri, içme suyu, yol gibi rutin belediyecilik hizmetleri kesintisiz idame ettirilmiştir.



 



 



 





 



 



 



 

 

 

 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/sakli-cennet-yenisarbademli_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/sakli-cennet-yenisarbademli_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/sakli-cennet-yenisarbademli_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/07/sakli-cennet-yenisarbademli_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sakli-cennet-yenisarbademli/20807/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 22:21:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Abdurrahman Başkan:  "Antalya'da en çok vekili MHP çıkaracak"]]></title>
			<description><![CDATA[Hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda olacağını 24 Haziran seçimlerine artık sayılı günler kaldı. Seçime kadar her günü ve her saati değerlendiren vekil adaylarının başında MHP’nin birinci sıra adayı Abdurrahman Başkan geliyor. Geçmiş dönemlerde hem CHP'nin hem AK Parti'nin milletvekili seçimlerinde birinci parti olduğunu hatırlatan Abdurrahman Başkan artık sıranın MHP'de olduğunu söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 1. sıra Antalya Milletvekili Adayı olarak tüm dikkatleri üzerine çeken Abdurrahman Başkan, Antalya’da seçim çalışmalarını dur durak demeden sürdüren isimlerin başında geliyor. Abdurrahman Başkan’a MHP’nin Antalya’da bu seçimde alacağı sonuçları, Cumhur ittifakını, seçim çalışmalarını ve seçildikten sonra yapacaklarını siz değerli okurlarımız için sorduk; 





MHP ilk sıradan aday olanca bir anda dikkatleri üzerinize çektiniz. Bize öncelikle kendinizden bahsedermisiniz?

1975 – 1980 yılları arasında Zile Ülkü Ocakları ile siyasete başladım. 2003-2006 yılları arasında İstanbul İl Başkan Yardımcılığı, 2007 yılında Tokat Milletvekili adayı oldum. 2009 yılında MYK üyeliğine getirildim. 2011-2014 yılları arasında İstanbul İl Başkanı olarak görev aldım. 2014 yılında Genel Başkan Başdanışmanlığına getirildim. 2015 yılında tekrar MYK üyesi oldum ve 25. Dönemde Tokat Milletvekili oldum. 2018’de ise yeniden MYK üyeliği görevine seçildim ve Antalya Milletvekili adayı olarak şuan da 19 yıldır Sanayici kimliğim ile bulunduğum Antalya’da gece gündüz demeden çalışıyoruz.

Ben bu topraklara sevdalı bir Türk vatandaşıyım. Bu vatanı karşılıksız sevdim. Aklımda fikrimde olan tek şey hepimizi yaşatmış ve yaşatmaya devam eden vatanımdır. Atalarımızın bize emanet ettiği bu topraklar için çalışacağım ve Aziz Şehitlerimizin hatırasını sonuna kadar yaşatacağım.



Seçim çalışmalarınız nasıl gidiyor? Esnafa yönelik projeleriniz neler?

Yoğun bir şekilde ekibimizle çalışıyoruz. Bildiğiniz gibi 16 milletvekili adayımız var. Hepsi bu davaya gönül vermiş, bu topraklara sevdalı insanlar. Çalışmalarımız kapsamında tüm ilçelerimizi kapı kapı geziyor ve vatandaşlarımızla birlikte oluyoruz. Antalya’mız için neler yapabileceğimizi, projelerimizi anlatıyoruz. Antalya’nın teveccühü gücümüze güç kattı. Anladık ki Türkiye’mizin incisi Antalya’mızın hamurunda Milliyetçilik var. Esnaflarımıza yönelik projelerimizin temelinde “ekonomik iyileştirmeler” yer alıyor.Özellikle turistlerin otellerin dışına çıkarak esnafımıza para kazandıracağı projelerin yanında, devlet desteklerinin turistik alanlara insiyatif göstereceği projelere, “çarşı” kültürünün tekrar oluşturulmasından, Antalya’nın Avrupa’daki şehirlere taş çıkartan güzelliğinin reklamının Dünya’ya yapılmasına kadar birçok projemiz var.



MHP; Cumhur İttifakı’nın içinde neden yer aldı? Gerekçeleri neydi? Bu ittifakta MHP'nin rolü ne olacak, seçim sonrası MHP ittifakın neresinde varlığını korumaya devam edecek?

Türkiye üzerinde başta ekonomik olmak üzere çok büyük oyunlar oynanmaktadır. An itibari ile Türkiye düşmanları ile bir harp içindeyiz. Biz “söz konusu vatan ise gerisi teferruattır” dedik ve sevdamız olan Aziz Vatanımıza sahip çıktık. Ebediyen de ülkemizin bekası için gereken ne ise onu yapacağız. Bir kez daha hatırlatmakta fayda olacaktır ki, MHP, Türkiye Cumhuriyetininteminatıdır.Milliyetçi Hareket Partimizin 24 Haziran’dan sonra nerede olacağı belli değil midir? Kurulduğu tarihten itibaren olduğu gibi, Türkiye için çalışmaya, aziz milletimizin refahını arttırmaya yönelik ne gerekiyorsa yapmaya devam edecektir. MHP hiçbir zaman makam mevki peşinde olmamıştır. Bizim tek derdimiz ülkemiz için çalışmaktır. Türkiye’nin bekası için Ülkücü Şehitlerimiz kanlarıyla, canları ile mücadele etmiştir. Bize bırakılan bu sancağı şerefimizle taşıyacak ve koruyacağız.



Antalya'dan kaç vekil çıkarmayı planlıyorsunuz?MHP’ninAntalya mitingi olacak mı? Tarih belli mi?

Tabi ki 16 milletvekili adayımızı da Antalya’dan TBMM’ne girmesini istiyorum. Bizim 1. Sıradan 16. sıraya kadar her adayımız canla başla çalışmaktadır. Buna son 10 günlük sürede tüm Antalya şahit olmuş, olmaya da devam edecektir. Daha önce de söylediğim gibi, biz bu topraklara sevdalıyız. Tek derdimiz Antalya’mıza hizmet etmektir. Şuanda tarihi belli değil. Fakat bir miting düzenlendiğinde halkımızın teveccühünün çok fazla olacağından şüphem yok. Miting düzenlendiğinde de göreceksiniz ki Antalya’mızdan en çok milletvekilini MHP çıkaracaktır.



Sahalarda vatandaşların nabzını tutuyorsunuz. Antalya'nın şu an için gördüğünüz en büyük sıkıntısı ne? Halkın beklentileri neler? Vekil olunca Antalya’ya dair neler yapmayı vaat ediyorsunuz? 

 

Ekonominin mevcut durumunun iyileştirilmesi, turizmin geliştirilmesi, tarım alanlarında ve teşviklerin arttırılması gibi beklentiler mevcut.En büyük sorunlardan biri “tarım”. Çiftçimizin sorunlarını gidermek birinci önceliğimiz olacak. Turizm konusunda, özellikle Antalya’mızı Dünya’da bir marka haline getirmek için çalışacağız. Antalya’mız için turistik alanların iyileştirilmesi ve kalitenin artması yönünde düzenlemeler yapacağız. Turistik ve tarihi mekanların Dünya’ya tanıtılması için projelerimizi devreye sokacağız.  Sanayi alanında üretimin artmasını ve üretilen mamullerin ihracatının yapılmasını, Antalya’nın sanayi bölgelerinde iş yapılabilirliğin artması için çalışacağız.

Esnafımızın özellikle turistlerden para kazanmasını sağlayacağız. Turistlerin otele kapatılması mantığını yok edeceğiz.  Biz Antalya için çalışacağız. Vatandaşlarımız ile iç içe olacağız. Dertlerini dinleyeceğiz. Üzüntülerine, sevinçlerine ortak olacağız. Ne makam için ne mevki için geleceğiz. Bizim tek gayemiz Antalya’mızı Dünya markası haline getirmek. İnşallah vatandaşlarımız bizi TBMM’ne başımız dik şekilde gönderecek ve 24 Haziran sonrasında projelerimizi bir bir gerçekleştireceğiz.

Daha önce söylediğim gibi, eğer Milletvekili olduktan sonra Antalya’da taş üstüne taş koymazsam beni Antalya’ya almayın.Şunun farkındayım ki vatandaşlarımız ile seçim çalışmalarında birlikte olmak 1 değerli ise seçimden sonra 1000 değerli oluyor. Antalya Milletvekili olduğumda vatandaşlarımız ile iç içe olacağım ve mümkün olduğunca fazla zaman geçireceğim. Milletvekili olduktan sonra kendi bölgesine bile gitmeyenlerden olmayacağımın garantisini veriyorum.

 



“MHP TÜRKİYE’NİN TEMİNATIDIR”

24 Haziran seçimleri çok farklı bir seçim olacak. Bizim tek isteğimiz Antalya’mız için oylarınızı Türkiye’nin teminatı olan MHP’ne vermenizdir. Tek derdimizin Antalya’mız olduğunu, Antalya’mıza sevdalı 16 kardeşinizin her zaman yanınızda olacağını unutmamanız. İnşallah 24 Haziran seçimlerinden sonra MHP, Antalya’dan en çok milletvekili çıkaran parti olacak ve vatandaşlarımız Antalya’mıza nasıl hizmet ettiğimizi görecektir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/abdurrahman-baskan-antalya-da-en-cok-vekili-mhp-cikaracak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/abdurrahman-baskan-antalya-da-en-cok-vekili-mhp-cikaracak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/abdurrahman-baskan-antalya-da-en-cok-vekili-mhp-cikaracak_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/abdurrahman-baskan-antalya-da-en-cok-vekili-mhp-cikaracak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/abdurrahman-baskan-antalya-da-en-cok-vekili-mhp-cikaracak/20692/</link>
			<pubDate>Wed, 13 Jun 2018 10:17:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KEMAL ÇELİK; HER DÖNEM GÜNDEMDEYDİ ŞİMDİ TERCİHİ AK PARTİ OLDU]]></title>
			<description><![CDATA[Kemal Çelik: “24 Haziran’da güçlü bir meclis ve güçlü bir hükümet ile Türkiye kazanacak”

Haber: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

 

Yakın tarihimizin en önemli siyasi aktörlerinden olan Kemal Çelik her seçim döneminde farkını ortaya koymuş bir isim. En son MHP’nin AntalyaBüyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak girdiği seçimde yüzde 25 oy alarak dikkatleri çeken Kemal Çelik 7 Haziran’daki seçimin ardından MHP’den istifa etti.  Eski MHP’li yeni AK Partili Kemal Çelik şimdi AK Parti’nin Antalya’dan 6 sıra vekil adayı. Sadece Antalya’nın değil Türkiye’nin de yakından tanıdığı Kemal Çelik’le 24 Haziran seçimine sayılı saatler kala çok özel bir röportaj yaptık. AK Partiye’ geçişinin gerekçelerini de sorduk? 24 Haziran Seçimlerine dair fikirlerini ve çalışmalarını da… 

 



Antalya’da dönemin Doğru Yol Partisi’nden milletvekilliği yapan, bir dönem MYK’sında yer alan MHP’den 2009-2014 seçimlerinde Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan ve 7 Haziran’da yapılacak seçimlerde MHP’den aday adayı olmasına rağmen kendisine listede yer bulamayan Kemal Çelik, 24 Haziran’da gerçekleştirilecek seçimlerde AK Parti’den 6. sıradan aday gösterildi.  Özellikle son Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde %25’lik bir oy oranı alarak tüm dikkatleri üzerine çeken Kemal Çelikle AK Parti’ye geçişini, MHP’den ayrılışını ve seçimlerin ülke tarihi için ne kadar önemli olduğunu konuştuk. 



MHP’den istifa edip, AK Partiye geçiş gerekçelerinizi öğrenebilir miyiz? 

7 Haziran seçimlerinden sonra MHP'den istifa ettim. İstifa gerekçemde de; Türkiye'nin koalisyonlu bir döneme gitmekte olduğunu, koalisyonların içi ise dış müdahalelere, darbelere açık olduğunu bildiğim için AK Parti hükümeti ile istikrarın devam etmesi için tavsiyede bulundum ve daha sonra istifamı açıkladım. Bunların ardından medyada hükümetin terörle mücadelesine hem de başkanlık sistemine destek verdim. Birde hükümete dış müdahalelerin çok fazla olduğunu gördük. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın buna karşı direndiğini, çoğu zamanda yalnız kaldığını gördük. Bende bu mücadeleye destek vermemiz gerektiğini tespit ettim. Bu kapsamda bağımsız bir kişi olarak görüşlerimi hep söyledim. Ben AK Parti'ye bağımsız olarak doğruları söyleyeyim diye geçmedim. Bunda iyi isabet olduğunu düşünüyorum. Daha sonrada seçimi kucağımızda bulduk. Burada da baktım ki yeni sistemin 50 + 1'le geçmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanının, yeni sistemin cumhurbaşkanı olması gerekiyor. Güçlü bir meclis gerekiyor. Kendi aldığım eğitim ve siyasi tecrübemle bu bakımdan yeterli gördüğüm için AK Parti'den aday adayı oldum. Bunu da bazıları sürpriz, bazıları da normal karşıladı. Antalya'da dört kişiden birinin oyunu almış biri olarak, etkin olacağımı düşündüm.



İttifaklar Konusundaki Görünüşünüz Nedir Peki? 

Beni rahatsız eden konu MHP'yi bölme operasyonuydu. Ben ona 'Geçici Parti' diyorum. Bölemeyeceği de anlaşılıyor. Yavaş yavaş o geçişin durup geriye dönüşün başladığını görüyorum. Birbirine benzeyen AK Parti, MHP, BBP ittifak ettiler. Ama karşı tarafta ise birbirine benzemeyen dört parti ittifak etmiş oldu. CHP, Madımak olayıyla ilgili Saadet Partisi'ni suçluyordu. O geçici parti ise zaten MHP'den kopmuş bir parti. Bunların CHP ile uyuşması zaten mümkün değil. Ama bakıyorsunuz ki CHP 15 kişi gönderebiliyor. Burada bir hesabı var. Bu partiler, CHP'nin milletvekili çıkarmasında tamamlayıcı bir rol oynayacak. CHP bu hesabı iyi yapmış. Bu partilerin arka planlarına baktığımız zaman muhakkak bir dış ilişki görebiliyorsunuz. Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılmasını isteyen Türkiye'nin bugünkü yönetiminden rahatsız olan ülkeler Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılmasını istiyorlar. Burada gördüğümüz kadarıyla buradaki partiler söylem birliğine girmişler. Aynı yerden talimat aldıkları anlaşılıyor. Zaten bizi rahatsız eden bu. Ortak söylemlerinden biride 'Geldiğimiz zaman parlamenter sisteme geri döneceğiz'... Bu yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi koalisyon hükümetleri olmadığı için yerli ve milli iktidar olabiliyor. Ama parlamenter sistemde bir parti iktidar oluyor. Sonra hemen tek parti iktidarı darbe ile bitiriliyor ve koalisyon dönemine geçiliyor. Yani dış güçler Türkiye'nin gelişmesini istemiyor bu nedenlede parlamenter sistemi istiyor. Hepside Demirtaş'ın çıkarılmasını istiyor.

Seçmenden Beklediğiniz Nedir? Seçmen AK Partiye Neden Oy Vermeli? 

Seçmenlerimizden beklediğimiz şu. AK Parti üzerinden Türkiye'ye yapılmak istenilenleri görmeleri lazım. Burada hedef Türkiye’dir. Bunu da görmek gerekiyor. Bu krize rağmen kalkınma devam ediyor. Biz de bu süreçte, Cumhurbaşkanının, AK Partinin yanında yer alacağız. Mhp ile ittifakı savunacağız. hep beraber bir olacak ve dış güçlerin maşalarına karşı mücadele edeceğiz. Neden AK Partiye oy verilmeli sorununun cevabı ‘Yaparsa yine AKParti yapar’ sloganında saklı. Çünkü gerçekten emeklilerimizi gördüm. Biner liralarını aldılar. Bu güzel bir sistem. Demek verilebiliyor.



Antalya’ya dair Projeler Ne Olacak? 

Antalya'da güzel şeyler olacak. Kaş'a yapılacak olan Batı Akdeniz Havalimanı var. Bu çok önemli. Hem turizm taşımacılığı yapacak, hemde sebze ve meyvelerin yurtdışına ithalatı için kargo taşımacılığı yapacak. Bundan sonra Antalya'nın Isparta'nın Burdur'un tümünün sebze ve meyveleri kargo uçakları kanalıyla 3 saatte Moskova'ya , iki buçuk saatte Suudi Arabistan’a , dört saatte Danimarka'ya gidecek ve bu üreticimizin kazanmasını sağlayacak. Böylelikle bu üretimin artmasını sağlayacak. Antalya’mız inşallah önümüzdeki dönemde hem tarımdan hem turizmden daha fazla faydalanacak. Esnafımız ve çiftçimizde bu adil dağılımdan payını alacak. Antalya’mızı güzel günler bekliyor. Bizde milletvekili olarak bu kapsamda bu yatırımların, altyapı, çevre otoyolları, havalimanları, hızlı tren istasyonlarını bir an önce yapılmasında bizlerde gayret göstereceğiz. Yani Antalya’da turizm ve tarım ağırlıklı kalkınmada biz üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/kemal-celik-her-donem-gundemdeydi-simdi-tercihi-ak-parti-oldu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/kemal-celik-her-donem-gundemdeydi-simdi-tercihi-ak-parti-oldu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/kemal-celik-her-donem-gundemdeydi-simdi-tercihi-ak-parti-oldu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/kemal-celik-her-donem-gundemdeydi-simdi-tercihi-ak-parti-oldu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kemal-celik-her-donem-gundemdeydi-simdi-tercihi-ak-parti-oldu/20674/</link>
			<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 22:23:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[FERİDUN BAHŞİ İDDİALI]]></title>
			<description><![CDATA[Seçimin Nabzını tutan Akdeniz Bülten Haber Dergisi olarak İYİ Parti Antalya milletvekili adayı Feridun Bahşi ile genel seçimler ve Antalya üzerine sohbet ettik. Bu seçimde son derece iddialı olan Bahşi, akıllarda kalan önemli soru işaretlerine de yanıt verdi. 

Haber: DİLEK BOZKURT ÖZGENÇ ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

‘CEMAATLERLE HİÇ İŞİMİZ İLİŞKİMİZ OLMADI’

Seçim sürecine girilmesiyle birlikte bir karalama kampanyası başlatıldı. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener hakkında mantığa sığmayan iddialar ortaya atıldı. Bunların hepsinin maksatlı yapıldığı bugün çok daha iyi anlaşılıyor. Bugün İYİ Parti’nin kuruluşuyla birlikte merkeze oturan ve milli menfaatlerden asla taviz vermeyen bu siyasi partinin cemaatlerle hiçbir bağı yoktur. 15 Temmuz gecesi Meral Akşener’in evinde olduklarını belirten Feridun Bahşi, “15 Temmuz Sayın Akşener’in evinde dört kişiydik, akşam FETÖ kumpasıyla ordudan ihraç edilen bir arkadaşımız aradı ve FETÖ tarafından darbe girişiminde bulunulduğu iletildi. Bu darbe girişimini hemen lanetlemek için medyaya ulaşmaya çalışsak da telefonlarımıza çıkan olmadı, telefonlarına bakanlar da bağlantı için geri dönüş yapmadı. Sayın Akşener o gece yarısı dolmadan sosyal medya aracılığıyla sert açıklamalar yaparak FETÖ’nün darbe girişimini lanetledi. Bizi asıl üzen, her ne koşulda olursa olsun, eski İç İşleri Bakanı’nı ve Türkiye’nin karakterli kadın siyasetçi Sayın Akşener’in yayına çıkartılmaması oldu. Medya, candaş ve yandaş olmaya devam ettikçe, basın-yayınınetik ilkeleri çiğnenmeye devam edecektir. 

Aynı Candaş Sayın Akşener’in 15 Mayıs’ını 15 Temmuz ilan etti. Atatürk’ün dış politikada rota olarak tayin ettiği ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ sözünü Yurtta Sulh Konseyine bağladı ve bizi FETÖ’cü ilan etti. Ne ben ne Meral Akşener ne yıllardır Antalya’da birlikte siyaset yapığım Musa Ertugan ne de diğer yol arkadaşlarımız hiçbir zaman böyle bir cemaatle veya tarikatla bugüne kadar ilişkimiz olmamıştır.

Sonraki süreçte altı boyunca bizleri tedirgin etmek için çok uğraşıldı. Her gün yeni bir haberle Sayın Akşener’in gözaltına alınacağı bilgisi ulaşıyordu. 07 Eylül 2016’da 33 kişi göz altına alındı. Bunların içinde kendini FETÖ ile mücadeleye adamış insanlar vardı. Mesela Yavuz Selim Demirağ, Yavuz’la biz belki 50 tane program yapmışızdır televizyonlarda. Bu adamın ömrü Ergenekon davalarında, FETÖ kumpaslarını takiple geçmiştir. Şimdi düşünün adam FETÖ’den görmediği zarar yok. Adam FETÖ’cü diye bizim yanımızda olduğu için tutuklanıp gözaltına alınıyor. Arkasından Kürşat Zorlu, hemen arkasından eski Ülkü Ocakları Başkanı Servet Avcı… hepsi gözaltına alındı. İsimsiz bir dilekçeyle bunlar FETÖ adına Milliyetçi Hareket Partisi’ni ele geçirmeye kalkan insanlar olarak lanse edildi ve basına bu böyle yansıtıldı. FETÖ ile mücadele ediyoruz diyenler daha çok milletinin ve vatanının sevdalısı insanları esir almakla kaldı.  

 



‘TÜRK TOHUMCULUK BİLİM MERKEZİ OLUŞTURACAĞIZ’

İYİ Parti, milletin talep ve istekleriyle sonucunda ortaya çıkmış bir hareketin eseridir. Bu nedenle iktidara da taliptir. Parti programında ve seçim beyannamesinde Türk insanının kendi vatanında özgürce yaşama, kalkınma ve milletin menfaatlerini önceleyen değerleriyle açıkça ortaya koyar. Toplumun her kesiminin desteğiyle ortaya çıkan bu siyasi partinin ivedi planı parlamenter sisteme geri dönüşün sağlanmasıdır.

Antalya’da ciddi bir karşılık bulan İYİ Parti’nin 1. Sıra milletvekili adayıFeridun Bahşi, Antalya’nın en büyük sorunlarının turizm ve tarım olduğunu söyledi. Feridun Bahşi, “Bana göre Türkiye’nin geleceği açısından turizm kadar tarımda önemli. Daha önce kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydi. Çocukluğumuzda Yerli Malı Haftası kutlardık ilkokullarda. Paylaşarak yaşamayı da orada öğrendik. Bugün tarımın getirildiği noktada tarlanı ekmezsen teşvik alıyorsun devletten. Ekmesin diye milli yemeğimiz kuru fasulyeyi dışarıdan getirtiyoruz. Temel gıda ihtiyaçlarımız ithalata kaydı.Üretip satmamız gerekirken biz alan ülke konumuna geldik. Buna dur demek için tarım konusunda çok önemli projelerimiz var. En önemli konulardan bir tanesi tohumdur. Biz Türk Tohumculuk Bilim Merkezi oluşturarak yerli tohum üretimini bilimsel bir tabana oturtacağız. Özellikle Antalya, Adana Mersin gibi tarımın yoğun olduğu yerlerde Türk tohumculuğunu en üst seviyede geliştireceğiz. Türk tohumculuğunun yaygınlaşması sonucunda elde edilen tohumları dağıtıp küçük işletmeler ya da köylerde sebze yetiştiriciliği yapan insanları kalkındırmak için bir hamle yapacağız. Mevcut yasalara göre kendi evinin önünde dört sıra domates yetiştirip çekirdeğini pazarda satan kişi 2 yıldan başlayan hapis cezasıyla muhatap olmak durumunda. Daha kötüsü bunu kimse bilmiyor. Uygulamaya da korkuyorlar. Ama 2006 yılında çıkarılan tohumculuk kanununda bu böyle” diye konuştu.



‘ÇİFTÇİNİN MAZOTUNU YÜZDE 50 İNDİRECEĞİZ’

Çiftçiye mazotu yüzde 50 indirimle vereceklerini ifade eden Bahşi, “Sadece mazotu değil, kanun yönünden revize edip hem üreticinin kazancının artmasını sağlayacağız. Bu kazanca rağmen Ankara, İstanbul, İzmir gibi yerlere sevk edilen sebzeyi ve meyveyi oraya ucuza nakledebilmek için Hal Kanunu revize ettikten sonra halden alınan sebzenin nakliyesinde kullanılan araçların mazotunu da yüzde 50 indireceğiz. Ayrıca açık ve kapalı tarımlarda ve seralarda kullanılan gübrede teşvikler sağlanacak. Açık tarım yapanlara 4 torbada 1 torba, seracılık yapanlara 6 torbada bir torba gübremasrafı devlet tarafından karşılanacak” dedi. Feridun Bahşi, özellikle kadınların 50 yaşa kadar sigortalı oldukları durumda 5 yıllık sigortasının devlet tarafından karşılanıp, ilerde emekli olmasını ve sosyal güvenceye kavuşturulmasını sağlayacaklarını söyledi.

 



TURİZMDE SIKINTI HER ŞEY DAHİL SİSTEMİ

Türkiye’nin turizm cennetiAntalya’nın en büyük sorununun ultra her şey dahil sistemleri olduğunu aktaran Bahşi, “Bunu revize etmek lazım. Turist 17 Euro’ya geliyor, otele kapanıyor 24 saat dışarı çıkmadan havaalanından alındığı gibi havaalanına geri götürülüyor. Bunu engellemek gerekiyor. Antalya’da yaşayan insanımızın turizm gelirlerinden pay almasını sağlamak için tedbirler alınması lazım. Bunun içinde turizm faaliyetlerinde girdileri azaltmak, KDV’yi ayrıntılı düzenleyip düşürmek lazım” dedi.



Feridun Bahşi kimdir?

1959'da Antalya'nın Yukarı Karaman köyünde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra hukuk kariyerinin büyük bir kısmını Ağır Ceza Hakimi olarak geçirdi. Kahramanmaraş’ta Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı ve İlçe Seçim Kurulu Hâkimliği, daha sonra Konya’da Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı ve son olarak Ankara’da Çocuk Ceza Hâkimliği görevlerinde bulundu.

Evli ve iki çocuk babasıdır.

Feridun Bahşi Atatürkçü ve Türk milliyetçisidir. İYİ Parti’de GİK üyesidir. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in ve İYİ Parti tüzel kişiliğinin avukatlığını ve hukuk danışmanlığını yürütmektedir.

2007 yılında, emeklilik hakkı kazanmasına 7 gün kalmışken MHP’den 23. dönem milletvekili adayı olmak üzere çok sevdiği hâkimlik mesleğinden istifa etti. Memleketi Antalya’dan milletvekili adayı olarak katıldığı ilk seçimlerden sonra MHP Genel Merkezinde yöneticilik görevine getirildi.

Kasım 2015'de yapılan 26. dönem milletvekilliği seçimlerinde MHP'nin başarısızlığı üzerine sebeplerinin sorgulanması için Sayın Meral Akşener önderliğinde olağanüstü kongre talepleri başladı. Feridun Bahşi bu faaliyetlerde ilk günden itibaren yer aldı. Hukuka aykırı şekilde iptal edilen olağanüstü kongreden sonra İYİ Parti’nin kuruluşuna vesile olan bu sürecin her aşamasında hukuki çalışmaları yürüttü. İYİ Parti tüzüğünün hazırlanması bunların başında gelmekteydi.

Feridun Bahşi, İYİ Parti’nin kuruluşunda Kurucular Kurulu Üyesi olarak yer aldı ve aynı gün yapılan seçimlerde Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi. İYİ Parti’deki görevi kapsamında kurumsallaşma çalışmalarında ve memleketi Antalya'daki parti teşkilatının kurulmasında aktif rol üstlendi. 10.12.2017 tarihinde yapılan seçimli 1. Olağan Kurultay’da Kongre Divan Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü ve bu kurultayda yeniden Genel İdare Kurulu üyeliğine seçildi.

İYİ Parti’nin yurt genelinde teşkilatlanmasını başarıyla tamamlamasının ardından 01.04.2018 tarihinde yapılan 1. Olağanüstü Kurultay’da Tüzük Komisyonu Başkanlığı görevini yürüttü. Bu kurultayda yapılan seçimlerde üçüncü kez Genel İdare Kurulu üyeliğine seçildi. Halen İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyeliği görevini sürdürmektedir.

24 Haziran’da yapılacak 27. dönem milletvekili seçimlerinde memleketi Antalya’dan 1. sıra milletvekili adayıdır.

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/feridun-bahsi-iddiali.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/feridun-bahsi-iddiali.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/feridun-bahsi-iddiali_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/06/feridun-bahsi-iddiali.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/feridun-bahsi-iddiali/20673/</link>
			<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 21:55:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ADLIHAN DERE "ESNAFIMIZ, EKONOMİNİN CAN DAMARI"]]></title>
			<description><![CDATA[Toplamda 75 oda ve 75 bin üyeden oluşan Antalya esnafının çatı örgütü AESOB’da yapılan Mayıs ayı başında yapılan olağan genel kurulda mevcut başkan Adlıhan Dere, tek listeyle girdiği seçimde güven tazeleyerek yeniden başkan seçildi.“2022 yılına kadar esnafımıza en iyi hizmeti sunmak için çalışacağız”diyen Adlıhan Dere,yeni dönemde de oldukça iddialı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“Antalya esnaf ve sanatkarların yararına yönelik çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz” diyenAESOB Başkanı Adlıhan Dere’ye Akdeniz Bülten olarak merak ettiklerimizi sizler için sorduk. 

Röportaj: Dilek BOZKURT ÖZGENÇ 



Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (AESOB) bugün Antalya’nın en önemli birlikleri arasında geliyor. Zira ekonominin can damarı olan esnafların çatı örgütü olan Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği; 37’si merkez ve 38’i ilçelerde olmak üzere

toplam 75 oda ve 75 bin üyeden oluşan bir gücü temsil ediyor. İşte bu önemli birlikte Mayıs ayı başında olağan genel kurul toplantısı yapıldı.

Bu toplantıda; mevcut başkanAdlıhan Dere başkanlığındaki tek liste ile seçimlere gidildi. Geçerli oyların tamamını alan Dere yeniden birlik başkanlığına seçilirken, yönetim kurulu Mehmet Ali Alkan, Süleyman Şahin, Bayram Dal, Abdullah Akca, Ziya Aydemir, Mustafa Şahin, Nuri Demir ve Mehmet Ali Gülaçtı'dan oluştu.

Seçim sonrası başkanlığının önemi ve sorumlulukları hakkında Adlıhan Dere şunları dile getirmişti: ''Dünyanın en güzel şehirlerinden birisi olan Antalya için bundan sonra atacakları her adımın son derece kıymetli ve değerli olacak. Nüfus bakımından bugün Türkiye'nin beşinci, esnaf sicil kayıt bakımından ise dördüncü büyük ili olan Antalyamız, son yıllarda aldığı dev yatırımlarla bugün önemli bir cazibe noktası haline gelmiştir. Bu yükseliş ve büyümeye bağlı olarak üzerimize düşen sorumlulukların da bilincindeyiz."

Hatırlanacağı gibi Adlıhan Dere, AESOB Başkanlığı’na başkan Abdullah Sevimçok’un ani ölümü sonrası yönetim içinden görevlendirilmişti.Sevimçok sonrası herkes “ne olacak?” derken kısa sürede başarılı işlere imza atan özellikle kurduğu iyi ilişkileri sayesinde AESOB’un işlevini ve işlerliğini arttıran, esnafın yararına olan birçok konuya derman olan Adlıhan Dere sonuç olarak AESOB seçimlerine tek liste ile seçime girmiş ve başkan olmuş bir isim. Biz de Antalya’nın başarılı başkanı ile bu ay çok özel bir röportaj yaptık.

 

Tek liste ile seçime girdiniz ve başkan oldunuz? Bunu nasıl başardınız? Adlıhan Dere bu süreçte neleri doğru yaptı?

Başta esnaflarımız olmak üzere Oda Başkanlarımızın şahsıma duyduğu güven neticesinde seçime tek liste haline girdik ve 1 Mayıs’ta gerçekleştirdiğimiz Olağan Genel Kurulumuzda 2022 yılına kadar esnafımıza en iyi hizmeti sunmak için çalışacak, yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelerimizi belirledik. Burada önemli nokta, esnaf ve sanatkarlarımızın, oda başkanlarımızın ve yönetim kurulu üyelerimizin bizlere göstermiş olduğu güvene layık olabilmek. Dolayısıyla bugüne kadar olduğu gibi İnşallah bundan sonraki süreçte de Antalya esnaf ve sanatkarlarımızın yararına yönelik çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. 

 

AESOB’u yeni dönemde neler bekliyor? Nasıl Bir başkan profili çizeceksiniz?Öncelikleriniz, hedefleriniz? Projeleriniz neler olacak?

Ahilik ruhuyla Anadolu’da ilk Ahilik Teşkilatlanmasını kuran, yaşadığı toplumun gelişmesine, kalkınmasına, sanata, sanatçıya, emeğe ve alın terine büyük önem veren esnafların piri olarak bilinen Ahi Evran’ın bizlere emanet ettiği kültürel değerlerin yaşatılması için daha fazla çalışacağız.

 

Önümüzdeki süreçte esnafımızın vizyonunu geliştirecek çalışmalara devam edeceğiz. İnovasyon kültürünü geliştirmeye, esnafımızı her alanda ortak araştırma ve geliştirmeye yönlendirmeye çalışacağız. Her esnafımızın 21. yüzyılın dijital-akıllı-mobil ve hatta yeşil ekonomisinde daha iyi bir yer edinmesi için sadece tek başına değil, sektörle, kentle birlikte olabilmesi için çaba harcıyoruz ve harcamaya devam edeceğiz. Ülkemizin ve Antalyamızın ekonomik ve sosyal gelişmişlik, eğitim, hukuk, demokrasi, çevre, bilim, kültür, sanat alanlarında en gelişmiş ülkeler ve kentler arasında yer alması, esnafımızın, her vatandaşımızın daha mutlu ve refah içinde yaşaması Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Adlıhan Dere olarak her zaman öncelikli hedefimdir. Dolayısıyla bu doğrultuda her zaman elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız.

 

Antalya Esnafının şu sıralar en çok çözüm beklediği sıkıntısı ne? Neyden mustarip bunun için çabalarınız, girişimleriniz var mı? oluyor mu? 

 

Esnaf ve sanatkarımız ara eleman bulmakta sıkıntı yaşayabiliyor. Ancak bu sorunu ortadan kaldırabilmek adına gerekli adımları atmaya çalışıyoruz. Örneğin, Büyükşehir Belediye Başkanımız Menderes Türel ve Kepez Belediye Başkanımız Hakan Tütüncü’nün katkılarıyla yapılan Akdeniz Sanayi Sitesi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, sanayi sitemizin ara eleman ihtiyacının karşılanmasında önemli bir adım. Ve bu gibi adımlar çoğaldıkça ara eleman ihtiyacında yaşanan sorunların da en aza ineceğini umut ediyoruz.

 

Antalya ekonomisi malumunuz turizme endeksli ve beklenen sezon da geldi. Bu yılki turizme dair öngörünüz nedir başkanım? 

Biliyorsunuz geçtiğimiz son iki yılda turizm anlamında bir düşüş yaşandı ve turizmin

başkentiAntalyamız bu durumdan olumsuz etkilendi. Ancak 2017 yılında bu sorunun

aşılması ve turizme eski canlılığının kazandırılması amacıyla birçok adım atıldı ve

istatistiklere baktığımızda 2017’nin ikinci yarısından itibaren yükselişin başladığını, turizm ile

ilgilenen esnaflarımızın yüzlerinin gülmeye başladığını gördük. Bu konuda atılan adımların

karşılığınıinşallah önümüzdeki sezonda ve sonrasında alacağımızı ve eskisinden çok daha iyi bir hale geleceğimizi düşünüyorum. Hükümetimiz, Bakanlarımız, Milletvekillerimiz, Dış İşleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, Antalya Valimiz Sayın Münir Karaloğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Menderes Türel ile beraber her konuda olduğu gibi turizm konusunda da istişarelerde bulunarak elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Burada esnaf dostu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Menderes Türel’in turisti kent merkezine getirmek için yaptığı çalışmalara ve “O turist bu dükkana girecek” sözünü de bir kez daha hatırlatmak isterim. Sezonun gelmesiyle birlikte çarşı, pazarda da bir hareketlilik yaşanıyor ve Büyükşehir Belediye Başkanımızın da dediği gibi o turist bu çarşıya geliyor ve esnaflarımızdan alışveriş yapıyor. Turizm alanında yükselişe geçtiğimizi geçtiğimiz günlerde Valimiz Sayın Münir Karaloğlu da açıklamıştı zaten. İnanıyorum ki önümüzdeki süreçte turizm alanında daha güzel gelişmelere hep beraber şahit olacağız.

 

Gerek hükümetimizin gerekse de Büyükşehir Belediyesinin son yıllarda Antalyamıza yönelik çok önemli yatırımları oldu olmaya devam ediyor.Bu projeler ve bu projelerin esnafımıza, kentimize yaratacağı katkılar hakkında düşünceleriniz neler?

 

Gerek hükümetimiz gerekse yöneticilerimiz esnaf ve sanatkarlarımız için ellerinden gelen tüm düzenlemeleri yapıyorlar. Çünkü esnafımız, sanatkarımız ekonominin can damarı konumunda. Göreve geldiğim 7 Nisan 2016’dan bu yana Antalya’da siyasilerimizle, kamu kurum müdürlerimizle, esnafımızla koordineli bir şekilde çalışmanın gururunu yaşıyoruz. Koordineli çalışabilmenin meyveleri ise ortada, hep beraber görüyoruz. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Menderes Türel her zaman gerçek bir esnaf dostu olduğunu ortaya koyuyor. Şehir merkezinde ve ilçelerimizde esnaf ve sanatkarlarımıza ciddi destekler veriyor. Caddelerimiz güzelleştikçe insanlar da bu caddelere geliyor ve alışveriş yapıyorlar. Özellikle Sobacılar Çarşı’sındaki destekleri, Şarampol’de, Kaleiçi’nde, Cumhuriyet Meydanı’ndaki çalışmalar, Konyaaltı Sahil Projesi, Boğaçay Projesi, parklar, köprülü kavşaklar gibi tüm hizmetler esnafımızın para kazanmasına katkı sağlıyor. Yapılan yollar ulaşım esnafımıza fayda sağlıyor, gerek taksi, gerek servis, gerekse otobüsçü esnafımız en azından akaryakıt konusunda tasarruf sağlıyor. Kısacası Antalyamıza yapılan her hizmet esnaf ve sanatkarlarımıza fayda olarak geri dönüyor. Bu sebeple başta Valimiz Sayın Münir Karaloğlu ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Menderes Türel olmak üzere Antalyamıza hizmet eden, esnaf ve sanatkarlarımızın geleceğini önemseyen tüm yöneticilerimize şükranlarımı sunuyorum.



“Sosyal Sorumluluk Projelerini Önemsiyoruz”

AESOB olarak sosyal sorumluluk projelerini önemsediklerini belirten başkan Adlıhan Dere, konuyla ilgili olarak ürettikleri çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi: “ Antalya Emniyet Müdürlüğü ve Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği işbirliğiyle dezavantajlı gençlerimize yönelik meslek edindirme kursları ve sonrasında işe yerleştirilmeleriyle ilgili “Çiçekleri Soldurmayalım” Projesi yürütüyoruz. Proje kapsamında meslek öğrenen kursiyerlerimiz bir yandan meslek sahibi olurken bir yandan da esnaflarımızın ihtiyaç duyduğu ara eleman ihtiyacını karşılıyorlar. Çiçekleri Soldurmayalım Projesi’nde olduğu gibi İnşallah bundan sonra da kamu kurum ve kuruluşlarımızla işbirliği içerisinde olarak sosyal sorumluluk projelerinin destekçisi olacağız, vatandaşlarımızın dezavantajlarını avantaja çevirmek için Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği olarak her zaman burada olacağız.”

 

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/05/adlihan-dere-esnafimiz-ekominin-can-damari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/05/adlihan-dere-esnafimiz-ekominin-can-damari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/05/adlihan-dere-esnafimiz-ekominin-can-damari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2018/05/adlihan-dere-esnafimiz-ekominin-can-damari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/adlihan-dere-esnafimiz-ekonominin-can-damari/20593/</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2018 22:01:36 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>