<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Köşe Yazıları</title>
         <link>https://www.akdenizbulten.com/kose-yazilari/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[KKTC liderleri ölüm yıl dönümlerinde Muratpaşa'da anıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş ölümünün 14'üncü, KKTC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mustafa Küçük ise 42'nci yılında Muratpaşa'da düzenlenen sergiyle anıldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Muratpaşa Belediyesi, Türk Kültür Derneği Antalya Şubesi iş birliğiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın 14'üncü, KKTC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Mustafa Küçük'ün ise 42'nci ölüm yıl dönümü anısına Fikret Otyam Sergi Salonu'nda "Kıbrıs Liderleri" temalı fotoğraf sergisi düzenledi. Sergi her iki liderin de Kıbrıs Türk halkı için taşıdığı önemi ve KKTC'nin özgürlük mücadelesine katkılarını bir kez daha gözler önüne serdi. Muratpaşa Belediyesi'nin ev sahipliğinde açılan sergi, fotoğraflarla iki önemli liderin yaşamlarını ve Kıbrıs davasına katkılarını konu alıyor.
Serginin açılışına Muratpaşa Belediyesi başkan yardımcıları ve birim müdürleri ile Türk Kültür Derneği Antalya Şubesi yöneticileri katıldı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/kktc-liderleri-olum-yil-donumlerinde-muratpasa-da-anildi-7175.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/kktc-liderleri-olum-yil-donumlerinde-muratpasa-da-anildi-7175.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/kktc-liderleri-olum-yil-donumlerinde-muratpasa-da-anildi-7175-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/kktc-liderleri-olum-yil-donumlerinde-muratpasa-da-anildi-7175.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kktc-liderleri-olum-yil-donumlerinde-muratpasa-da-anildi/38271/</link>
			<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:50:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Antalya'da yükümlülerin topluma kazandırılmasında gönüllülere sertifika]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da Denetimli Serbestlik Müdürlüğü bünyesinde gönüllü olarak görev yapan sosyal destek ekibine törenle sertifikaları verildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Antalya Adliyesi'nde gerçekleştirilen programa Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Yakup Ali Kahveci, Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Adnan Tabar ve Antalya Denetimli Serbestlik Müdürü Necmi Sultani katıldı. Programda, şüpheli, sanık ya da yükümlülerin toplum içinde iyileştirilmesi ve yeniden topluma kazandırılması sürecinde gönüllü desteğinin kritik rol taşıdığı vurgulandı. Antalya Denetimli Serbestlik Müdürlüğü bünyesinde yürütülen eğitim, rehabilitasyon ve sosyal uyum faaliyetlerine gönüllü olarak destek veren sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, polis memurları, avukatlar, rehber öğretmenler, iş ve meslek danışmanları, usta öğreticiler ve psikoloji öğrencileri gibi farklı alanlardan gönüllülere teşekkür edilerek, sertifikaları Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Yakup Ali Kahveci tarafından takdim edildi.

"600 bin kişi denetimli serbestlik altında infaz görüyor"
Başsavcı Kahveci, törende yaptığı konuşmada denetimli serbestliğin yanlış algılandığını belirterek şunları söyledi: 
"Denetimli serbestlik faaliyetleri kapsamında, ülke genelinde yaklaşık 600 bin kişi denetimli serbestlik altında infaz görüyor ve bu serbestlik altında çeşitli kamu görevlerinde çalışıyor. Eğitim faaliyetlerine, rehabilitasyon faaliyetlerine katılıyorlar. Toplumumuza kişilerin faydasının dokunması, suç işleyenlerin bu suçlardan arınması veya rehabilite edilmeleri, toplumsal hayata uyum sağlamalarının sağlanması maksadıyla yoğun şekilde yürüyen faaliyetlerimiz var. Aslında bu denetimli serbestlik vatandaşlarımız tarafından yanlış algılanabilir, bu bir serbestlik hali değildir. Uzmanlarımız eşliğinde hazırlayacakları denetim planları çerçevesinde kişinin yaşam şartına, çalışma durumuna göre planlanan bir program dahilinde işleyen bir infaz sistemi."
Başsavcı Kahveci, infaz sürecinin cezaevi ile sınırlı olmadığını vurgulayarak, "Devletimizde herkesi cezaevine sokarak ıslah etme gibi bir amacın doğruya ulaştırmadığını aslında geçmiş tecrübelerden de tecrübe ettik. Denetimli Serbestlik, Avrupa'nın ve gelişmiş ülkelerin infaz rejiminde esas alan veya ıslahla ilgili çalışmaların temelinde bulunan bir sistem. Buradaki rehabilitasyon görüşmeleri, atölye çalışmaları, kamuya yararlı işte çalışmalar gibi en yoğun kullanılan sistemler üzerinden kişinin topluma karışmaya hazırlanması, ıslah olması, bir kez daha suç işlenmesinin önlenmesi amaçlanıyor. Vatandaşlarımıza belki çok doğru izahı yapılamıyor ama böyle güzel işlere de imza atıldığını bilinçlendirirsek, bu işin çok daha güzel amaçlara hizmet edeceğine inanıyoruz."

"Toplumla birlikte bir infaz sistemi"
Antalya Denetimli Serbestlik Müdürü Necmi Sultani, gönüllülerin sisteme kattığı vizyona dikkat çekerek şöyle konuştu: 
"Denetimli serbestlik toplumsal bir infaz sistemi. Toplumsal bir infaz sistemi olduğu için toplum içerisinde toplumla birlikte gerçekleşmesi anlam kazandıran bir infaz sistemi olacak. Bugün bu döneme kadar belki toplum içinde bir çalışma yaptık ama toplumla birlikte yapamadık. Bu kapsamda bugüne kadar yaptığınız tüm çalışmalar için çok teşekkür ediyoruz. Bundan sonra da çok güzel çalışmalar yapacağımıza eminim."

"Gönüllü desteği, yükümlülere rehberlik sunuyor"
Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Adnan Tabar ise, "Gönüllü vatandaşlarımızın iyilik yapmaya niyetli arkadaşlarımızın da buna katkısından memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Yükümlülerin daha iyi hazırlanması, sosyal yaşama tahliyelerinden sonra yoluna devam ederken engelle karşılaşmaması, bir nevi kendilerine abilik yapması, bazen koçluk yapması, bazen hiçbir şey yapmasa bile derdini dinlemesini amaçlıyoruz" dedi.

"İnsanları doğru yola sevk etmek için çalışıyoruz"
Bedensel engelli milli yüzücü ve gönüllü destekçi Sefa Yurtkölesi, süreçte edindiği deneyimi şu ifadelerle aktardı:
"Bu noktada da gönüllü olmak istedim. Ve bu gerçekten çok olumlu karşılandı. Şu anda da toplumun her bireyini pozitif anlamda alanlarımızda, milletimize daha duyarlı bir şekilde kapsamak duyarlılığında onları almak istedik. Denetimli serbestlikte olan vatandaşlarımıza sosyal proje kapsamında konferanslar verdik. Bu noktada da insanlarımızı elimizden geldiğince doğru yola sevk etmeye çalıştık."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/antalya-da-yukumlulerin-topluma-kazandirilmasinda-gonullulere-sertifika-5550.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/antalya-da-yukumlulerin-topluma-kazandirilmasinda-gonullulere-sertifika-5550.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/antalya-da-yukumlulerin-topluma-kazandirilmasinda-gonullulere-sertifika-5550-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/11/antalya-da-yukumlulerin-topluma-kazandirilmasinda-gonullulere-sertifika-5550.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/antalya-da-yukumlulerin-topluma-kazandirilmasinda-gonullulere-sertifika/37553/</link>
			<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 18:33:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin 81 ilindeki mimari eserler minyatürleriyle sergileniyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kepez Belediyesi, Türkiye'nin 7 bölgesinden ve 81 ilinden seçilen Anadolu medeniyetlerinin eşsiz mimari eserlerini 10 bin metrekarelik alanda 1/25 ölçekli minyatür modelleriyle Dokumapark'taki Açık Hava Müzesi'nde sergiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya'nın Kepez ilçesinde yer alan Dokumapark Açık Hava Müzesi, ziyaretçilerine Türkiye'nin dört bir yanından tarihi ve kültürel eserleri tek bir alanda görme imkanı sunuyor. Kepez Belediyesi'nin Dokumapark alanındaki Açık Hava Müzesi, Türkiye'nin 7 bölgesine ve 81 iline ait mimari değerleri barındırıyor. Doğayla iç içe 10 bin metrekarelik alanda yer alan ve Anadolu medeniyetlerinin izlerini taşıyan eserler, 1/25 ölçeğinde küçültülerek sergileniyor. Müze, ziyaretçilerine adeta bir zaman tünelinde yolculuk yapma fırsatı sunarken, Türkiye'nin tarihi zenginliklerini tek bir noktada gözler önüne seriyor. Dolmabahçe Saat Kulesi'nden Malabadi Köprüsü'ne, Zeus Sunağı'na kadar uzanan geniş bir yelpazede sergilenen eserler, Türkiye'nin 7 bölgesine ve 81 iline uzanıyor. Çanakkale Şehitler Anıtı, Trabzon Atatürk Köşkü, Edirne Selimiye Cami, Alanya Selçuklu Tersanesi, İstanbul Haydarpaşa Garı, Amasya Yalıboyu Evleri, Ankara 1. TBMM, Bursa Ulucami, Karabük Safranbolu Evleri, İzmir Zeus Sunağı, Muğla Halikarnas Mozolesi, İzmir Meryem Kilisesi, Diyarbakır Malabadi Köprüsü, Van Akdamar Kilisesi ve Konya Mevlana Dergahı gibi birçok önemli yapının sergilendiği müze ziyaretçilerine Türkiye'nin 81 ilini Kepez'de gezme ve görme imkanı sunuyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/turkiye-nin-81-ilindeki-mimari-eserler-minyaturleriyle-sergileniyor-7206.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/turkiye-nin-81-ilindeki-mimari-eserler-minyaturleriyle-sergileniyor-7206.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/turkiye-nin-81-ilindeki-mimari-eserler-minyaturleriyle-sergileniyor-7206-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/10/turkiye-nin-81-ilindeki-mimari-eserler-minyaturleriyle-sergileniyor-7206.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/turkiye-nin-81-ilindeki-mimari-eserler-minyaturleriyle-sergileniyor/37230/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 11:33:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nesli tükenmekte olan kum zambaklarını koparmanın cezası dudak uçuklatıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Manavgat Turizm Fakültesi’nden Doç. Dr. İlker Çinbilgel, nesli tükenme tehlikesi altındaki kum zambaklarını koparan ya da ticari amaçla kullananlara 557 bin lira para cezası uygulanacağını hatırlatarak vatandaşları duyarlı olmaya çağırdı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya’nın Manavgat ilçesinde kıyıların eşsiz güzelliklerinden biri olan kum zambaklarının (Pancratium maritimum) çiçek açma dönemine girdiğini belirten Manavgat Turizm Fakültesi, Turizm Rehberliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Çinbilgel, bu nadir bitkinin korunması gerektiğini vurguladı.

Nesli tükenme tehlikesi altında
Çinbilgel, kum zambaklarının nergisgiller ailesine ait soğanlı bir bitki olduğunu, gösterişli ve kokulu çiçeklere sahip olduklarını dile getirerek şöyle konuştu: "Kum zambakları farmakolojide ve tekstilde çeşitli kullanımları olan, gelecek nesillere aktarmamız gereken bir bitki. Ancak bilinçsizce koparılması, soğanlarının sökülmesi, kentleşme ve turizm faaliyetlerinin olumsuz etkileri nedeniyle nesli tükenme tehlikesi altındadır."
Doç. Dr. Çinbilgel, koruma çalışmalarının üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğiyle sürdürüldüğünü aktararak, önümüzdeki süreçte Akdeniz sahillerinde kum zambaklarının korunmasına yönelik yeni araştırmalar yapılacağını ifade etti.
Çinbilgel, Türk mevzuatında açıkça tanımlanan yaptırımlara da dikkat çekerek, "Kum zambaklarını koparmak ya da ticari amaçla kullanmak bu sene itibarıyla 557 bin 212 TL idari para cezasını gerektiriyor. Vatandaşlarımızı bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/09/nesli-tukenmekte-olan-kum-zambaklarini-koparmanin-cezasi-dudak-ucuklatiyor-8979.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/09/nesli-tukenmekte-olan-kum-zambaklarini-koparmanin-cezasi-dudak-ucuklatiyor-8979.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/09/nesli-tukenmekte-olan-kum-zambaklarini-koparmanin-cezasi-dudak-ucuklatiyor-8979-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/09/nesli-tukenmekte-olan-kum-zambaklarini-koparmanin-cezasi-dudak-ucuklatiyor-8979.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/nesli-tukenmekte-olan-kum-zambaklarini-koparmanin-cezasi-dudak-ucuklatiyor/36972/</link>
			<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 10:19:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Denizden çıkan atıklar profesörü sinirlendirdi]]></title>
			<description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu ve Sualtı Sporları Topluluğu üyeleri, Konyaaltı sahilinde gerçekleştirdikleri dalışta deniz tabanını çöplerden arındırdı. Prof. Dr. Gökoğlu, "Denizi adeta çöplük gibi kullanıyoruz" sözleriyle kirliliğin boyutuna dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu ve Sualtı Sporları Topluluğu üyeleri, Konyaaltı sahilinde gerçekleştirdikleri dalışla deniz tabanında biriken atıkları topladı. Pet şişeden ıslak mendile, çocuk bezinden çikolata ambalajına kadar çok sayıda atığın bulunduğu temizlik çalışmasında su altındaki kirliliğin boyutu gözler önüne serildi.

"Pet şişeler, ıslak mendiller kıyıda bırakılıyor"
Dalışın ardından açıklama yapan Prof. Dr. Gökoğlu, temizlik çalışmaları sırasında yaptığı değerlendirmede denizlerin sistematik biçimde kirletildiğine dikkat çekerek, "Bu doğayı çocuklarımızdan, gelecek nesillerden emanet aldık. Ancak biz denizi adeta çöplük gibi kullanıyoruz. Özellikle yaz aylarında Konyaaltı gibi alanlarda yoğun insan hareketliliği yaşanıyor. Yanlarında getirdikleri pet şişeler, ıslak mendiller, ambalajlar genellikle kıyıda bırakılıyor. Rüzgârla denize karışan bu atıklar, su altında ciddi bir kirlilik oluşturuyor" dedi.

"Deve kuşu gibi kafasını kuma gömüyor ama vücudu dışarıda"
Islak mendillerin denizde çözünmediğini vurgulayan Gökoğlu, bu tür atıkların denizel ekosistem üzerinde ciddi olumsuz etkileri olduğunu ifade ederek şunları söyledi: 
"Rüzgârla uçuşup denize karışıyorlar ve içeride çözünmedikleri için su altında uzun süre kalıyorlar. Bunun yanında poşetler, plastik atıklar, pet, çocuk bezi, çikolata ambalajı gibi çöpler de birikiyor. Pet şişenin içine çakıl doldurup denize atan bile var. Deve kuşu gibi, kafasını kuma gömüyor ama vücudu dışarıda. Bu da ona benziyor. Halbuki çöp kutuları sadece birkaç metre ileride."

"Artık tuzda bile mikro plastik var"
Denizlerdeki plastik kirliliğinin zamanla mikro plastiğe dönüştüğünü ve canlı yaşamı tehdit ettiğini dile getiren Prof. Dr. Gökoğlu, bu kirliliğin sadece görüntü kirliliğiyle sınırlı kalmadığını vurgulayarak, "Bu plastikler zamanla çözünüp mikro plastiğe dönüşüyor. Balıktan plaktona kadar tüm denizel canlıları etkiliyor. Sindirim sistemlerini tıkıyor, ölümlerine ve üreme bozukluklarına neden oluyor. Artık tuzda bile mikro plastik var. Doğada zaten böyle bir şey yok, doğanın kendisinde yok" ifadelerini kullandı.

"Eğer bu körfez kapalı olsaydı, bugün denize girecek hal kalmayabilirdi"
Antalya Körfezi'nin açık bir yapıya sahip olduğunu, bu nedenle kirliliğin kıyıdan akıntılarla ötelenebildiğini belirten Gökoğlu, "Şehrin altından çok sayıda tatlı su girişi var. Lara ile Büyük Liman arasında yer altından gelen çatlak sulardan söz ediyoruz. Bu sular kıyısal kirliliği aşağı doğru sürüklüyor. Eğer bu körfez kapalı olsaydı, bugün denize girecek hal kalmayabilirdi" dedi.
Gökoğlu, Antalya'nın turizm gelirine de dikkat çekerek, "Şehrin ekonomisinin büyük kısmı turizmden. Kirli deniz sadece turisti değil, yerliyi de etkiliyor. Dışarıdan gelen insana da mahcup oluyoruz. Plastikler yalnızca görüntü kirliliği değil, aynı zamanda birçok mikroorganizmayı da taşıyor. Bu da hastalık riski demek" şeklinde konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/denizden-cikan-atiklar-profesoru-sinirlendirdi-2887.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/denizden-cikan-atiklar-profesoru-sinirlendirdi-2887.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/denizden-cikan-atiklar-profesoru-sinirlendirdi-2887-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/denizden-cikan-atiklar-profesoru-sinirlendirdi-2887.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/denizden-cikan-atiklar-profesoru-sinirlendirdi/36469/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 13:49:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Susuzluk nedeniyle tarım yapılamayan ilçe arıtma suyuyla yeşerdi]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin susuzluk nedeniyle tarım yapılamayan ve yoğun göç veren Korkuteli’nin Beğiş Mahallesi’nde hayata geçirdiği "Beğiş Susuzu Sulama Projesi" ile bölge halkı tarımsal üretime yeniden başladı. Tarlaları suyla buluşan köylüler, kuru tarımdan sebze, meyve ve aromatik bitki üretimine yöneldi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Korkuteli Beğiş Susuz Mevkii Kapalı Sistem Sulama Tesisi projesi öncesinde sadece kuru tarım yapabilen bölge halkı, artık sebze, meyve ve aromatik bitki üretimi yapabiliyor. Ekilemeyen tarlalar yeniden canlanırken, mahalleyi terk eden halk bölgeye geri dönmeye başladı. Korkuteli Atıksu Arıtma Tesisi’nden elde edilen A kalite arıtılmış su, ovaya kadar uzanan 16 kilometrelik boru hattı sayesinde mahsullerle buluşuyor. Modern sulama teknikleriyle çiftçiler daha kaliteli mahsul üretebiliyor. Tarımsal sulamada örnek olacak projeyle birlikte bölge halkı tekrar tarımla buluşurken, arıtılmış atık su ile çevreci bir uygulama hayata geçirildi.
Antalya Büyükşehir Belediyesi zirai sulama personeli Salih Çambaş, Beğiş Mahallesi’nin çorak bir arazi olduğunu belirterek, "Yıllar önce buradaki insanlar, çorak olduğu için Beğiş’i terk etti. Ancak kurduğumuz arıtma tesisi sayesinde Beğiş Mahallesi’nin talihi değişti. Yeşillikler, sebzeler ekildi. Antep fıstığı, badem, aronya, kayısı, kavun, karpuz, patates gibi birçok farklı ürün ekildi. Yetişen ürünler de hep kaliteli oldu. Suyla birlikte buraya tekrardan canlılık geldi ve Beğiş’e dönüşler oldu" dedi.

"Gelen su sayesinde buradaki tarım tekrar canlandı"
Beğiş Mahallesi sakinlerinden Tahsin Çilek, Beğiş Mahallesi’nde sulama yetersizliğinden kuru tarım yapıldığını ifade ederek, "Arıtma suyu projesi sayesinde mahalleyi terk eden vatandaş geri dönmeye başladı. Tarıma geri dönüş başladı. Bahçelerde birçok farklı tarım ürünü var. Tarım, Antalya’nın en önemli gelir kaynaklarından biri. Buraya gelen su sayesinde de buradaki tarım tekrardan canlandı" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/susuzluk-nedeniyle-tarim-yapilamayan-ilce-aritma-suyuyla-yeserdi-3580.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/susuzluk-nedeniyle-tarim-yapilamayan-ilce-aritma-suyuyla-yeserdi-3580.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/susuzluk-nedeniyle-tarim-yapilamayan-ilce-aritma-suyuyla-yeserdi-3580-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/07/susuzluk-nedeniyle-tarim-yapilamayan-ilce-aritma-suyuyla-yeserdi-3580.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/susuzluk-nedeniyle-tarim-yapilamayan-ilce-aritma-suyuyla-yeserdi/36462/</link>
			<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 15:10:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Antalya'da ormanlık alanı tehdit eden yangına müdahale ediliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'nın Kumluca ilçesinde Yenikışla Mahallesi civarında kırsal alanda başlayıp orman alanını tehdit eden yangına müdahale ediliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yangına ilk etapta 2 uçak 2 helikopter 6 arazöz 3 Su ikmal aracı 2 ilk müdahale aracı ve yangin işçisi ile müdahale edildiği bildirildi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/antalya-da-ormanlik-alani-tehdit-eden-yangina-mudahale-ediliyor-6163.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/antalya-da-ormanlik-alani-tehdit-eden-yangina-mudahale-ediliyor-6163.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/antalya-da-ormanlik-alani-tehdit-eden-yangina-mudahale-ediliyor-6163-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/antalya-da-ormanlik-alani-tehdit-eden-yangina-mudahale-ediliyor-6163.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/antalya-da-ormanlik-alani-tehdit-eden-yangina-mudahale-ediliyor/36329/</link>
			<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 12:13:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Büyükşehir'den Şehir Hastanesi'ne kolay ulaşım]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi, şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde önemli bir adım atarak Antalya Şehir Hastanesi'ne yeni bir ulaşım hattı oluşturdu. Vatandaşların sağlık kuruluşuna hızlı ve kesintisiz ulaşımını sağlayacak 114 numaralı yeni hat hizmete başladı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Antalya Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama ve Raylı Sistem Daire Başkanlığı, şehir içi ulaşımda erişilebilirliği artırmak ve vatandaşlara daha kaliteli toplu taşıma hizmeti sunmak amacıyla yeni projeleri hayata geçirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, özellikle sağlık hizmetlerine ulaşımda kolaylık sağlamak adına yeni bir toplu taşıma hattı daha devreye alındı.
Antalya Şehir Hastanesi'ne doğrudan ulaşımı sağlayacak 114 numaralı yeni otobüs hattı, 15 Haziran günü itibarıyla hizmete başladı. Yeni hat sayesinde vatandaşlar, hastaneye daha hızlı ve kolay bir şekilde ulaşabilecek, hem tedavilerini hem de hasta ziyaretlerini gerçekleştirebilecek.

10'ar dakikalık seferler
Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama ve Raylı Sistem Daire Başkanlığı'na bağlı Toplu Taşıma Şube Müdürlüğü'nde Saha Sorumlusu olarak görevli Serdar Bilgiç, yeni hat hakkında bilgi verdi. Bilgiç, "114 numaralı otobüs hattı Fatih Tramvay Durağı - Antalya Şehir Hastanesi arasında seferlere başladı. Antalya'nın çeşitli noktalarından örneğin Meydan ile Sarısu'dan toplu taşımayla gelen vatandaşlar, Fatih Durağı'nda inip buradan geçecek 114 No'lu hat ile şehir hastanesine hızlı bir şekilde ulaşabilecek. Her 10 dakikada bir seferler sayesinde vatandaşlar, hızlı ve konforlu şekilde seyahat edebilecek. 114 numaralı otobüs hattı, Fatih ve Göçerler Mahallesi'nden ortak kullanılan Zeytindalı Caddesi üzerinden Şehir Hastanesi'ne ulaşım sağlıyor" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/buyuksehir-den-sehir-hastanesi-ne-kolay-ulasim-9318.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/buyuksehir-den-sehir-hastanesi-ne-kolay-ulasim-9318.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/buyuksehir-den-sehir-hastanesi-ne-kolay-ulasim-9318-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/06/buyuksehir-den-sehir-hastanesi-ne-kolay-ulasim-9318.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/buyuksehir-den-sehir-hastanesi-ne-kolay-ulasim/36281/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 12:39:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DENİZKURDU-II/2025 Tatbikatı başladı]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Millî Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlanan DENİZKURDU-II/2025 Tatbikatı, Türkiye'nin tüm denizlerinde eş zamanlı olarak başladı. Tatbikata 120 gemi, 85 hava vasıtası ve çok sayıda kamu kurumu katılıyor.
Millî Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından planlanan ve sevk-idaresi gerçekleştirilen DENİZKURDU-II/2025 Tatbikatı, 6-17 Mayıs 2025 tarihleri arasında Türkiye'nin tüm denizlerinde eş zamanlı olarak başlatıldı.
Doğu Akdeniz, Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz'de icra edilen tatbikat kapsamında, Deniz Kuvvetleri Karargâhı ve bağlı komutanlıkların harekâtı sevk ve idare etkinliği değerlendiriliyor. Ayrıca, çok tehditli ortamda görev alacak birliklerin karar verme, muhakeme ve öngörü kabiliyetlerinin geliştirilmesi, kuvvet komutanlıkları ile diğer kurumlar arasında müşterek çalışabilirlik usullerinin denenmesi amaçlanıyor.
Tatbikata Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın yanı sıra Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Türk Kızılayı da katılım sağlıyor.
Tatbikatta toplam 120 gemi, 85 hava vasıtası, sualtı taarruz ve savunma timleri ile Jandarma Arama Kurtarma Timi görev yapıyor. Tatbikat süresince fiilî silah eğitimleri, harekâta hazırlık faaliyetleri, gerçek mühimmat atışları, liman ziyaretleri, lojistik bütünleme ve çok tehditli ortamda harekât eğitimleri yürütülüyor.
Tatbikatın önemli aşamalarından biri olan Seçkin Gözlemci Günü, 15 Mayıs'ta Antalya'da gerçekleştirilecek. Bu kapsamda 28 ülkeden 29 askerî ataşe ve ataşe yardımcısı gözlemci olarak tatbikatı yerinde takip edecek.
DENİZKURDU-II/2025 Tatbikatı, 17 Mayıs'a kadar sürecek.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/denizkurdu-ii-2025-tatbikati-basladi-236.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/denizkurdu-ii-2025-tatbikati-basladi-236.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/denizkurdu-ii-2025-tatbikati-basladi-236-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2025/05/denizkurdu-ii-2025-tatbikati-basladi-236.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/denizkurdu-ii-2025-tatbikati-basladi/35962/</link>
			<pubDate>Wed, 14 May 2025 12:19:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Otomobilini kütüphaneye çeviren emekli öğretmen 8 yılda 100 bini aşkın ücretsiz kitap dağıttı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da emekli sınıf öğretmeni Tuncer Günay, otomobilini kütüphaneye çevirerek yaklaşık 8 yılda 100 bini aşkın kitap dağıttı. Vefat edenlerin kitaplıklarındaki kitaplar da dahil olmak üzere kitap bağışlamak isteyenler, yayınevleri ve bazı özel yayıncıların dağıtması için kendisine kitap verdiğini aktaran Günay, “Son hedefim, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı'na bir kütüphane kurmak. Onun için çalışmaya başladım" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya'da 38 yıl ilkokul öğretmenliği yapan 61 yaşındaki Tuncer Günay, 2011 yılında aldığı arabayı kütüphaneye çevirdi. Kütüphaneye çevirdiği araçla şehrin sokaklarında vatandaşları kitapla buluşturan öğretmen, öğrencilere sunduğu kitapların yanı sıra zaman zaman emeklilere gıda da dağıtıyor. Kitapların yanına suluk, kalem kutu, okul çantası da koyan Tuncer Günay, aracını insan popülasyonunun kalabalık olduğu yerlere koyarak kenara çekiliyor. Arabasının önüne dizdiği kitapların yanına “Ücretsizdir, ihtiyacınız varsa alabilirsiniz yazısını asan Günay, öğrenciler kitaplarını seçerken gizleniyor ve izliyor.

Haftada bin 500-2 bin arası kitap dağıtıyor
Yaklaşık 8 yıldır kitap dağıttığını ifade eden Tuncer Günay, “Vatandaşın bir kısmı kitaba zor ulaşıyor. Ya pahalı diyor ya da bir sebepten dolayı ulaşmakta zorluk çekiyor. Biz ayaklarına kitabı götürüyoruz. Her yaştan gruba hitap edecek şekilde kitap dağıtıyoruz ve çok da rağbet gören bir olay. 7 yıl içinde yüz bin sınırına yaklaştım, belki aşmış da olabilirim. Ama hedefim aşmadıysam aşmak ve devam ediyoruz. Haftada 2 bin veyahut da bin 500 arasında kitap dağıtıyorum. Hafta içinde bazı semtlerde de arabanın üstüne koyup gidiyorum. Oradan da alıyorlar” diye konuştu.

Cenaze sahibi de yayın evi sahibi de Tuncer hocayı arıyor
Kitap bağışlamak isteyenlerin kendisine ulaştığını dile getiren Tuncer Günay, vefat edenlerinin ailelerinin, bazı özel yayıncıların ve yayın evlerinin kitap dağıtımı için kendisiyle iletişime geçtiğini dile getirdi. Günay, “Bana ulaşmak zaten çok kolay, genelde okulu biliyorlar. Şöyle bir şey var, elektrikli iletişim sistemi içinde haberleşmeli. Yani sen ona o ona anlatıyor. Herkes beni biliyor. Mesela cenazesi olan, cenazesini kaldırdıktan 2 hafta sonra beni arıyor. “Hocam kitaplığımız var” diyor. Numaramı nereden aldınız diye soruyorum, “Muhtardan aldık, bir dostumuzdan aldık” şeklinde cevap veriyorlar. Gidip, o kitapları alıyoruz. Ama sadece burada dağıtmıyorum. Askeri birliklere, kışlalara, Doğu Anadolu'daki yatılı bölge okullarına koliler dolusu kitap gönderdim, gönderiyorum. Onlara kitaplıkları kuruyorum, çok hoşlarına gidiyor. En son hedefim, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı'na bir kütüphane kurmak. Onun için çalışmaya başladım, İnşallah oraya da halledeceğiz” dedi.

“Öğrencilerime karakterimi aşıladım”
En büyük hedefinin ise kitap severlere uzun yıllar daha kitap ulaştırmak olduğunu kaydeden Tuncer Günay, şöyle devam etti:
“Kitap güzel bir şeydir, kitapla buluşan insanlar sevinçli oluyor. Dolayısıyla ne kadar çok insanı sevindirirsem o kadar çok mutluluk yayıyorum. İnsanlar memnun. Zararlı bir şey yapmadığıma, faydalı bir şey yaptığıma inanıyorlar. Ama tabii garipsiyorlar. Ücretsiz bir şey dağıtılması biraz tuhaf geliyor ama ben zaten ücretsiz alıyorum, ücretsiz dağıtıyorum. Ve bu geleneği başkaları da sürdürürsün inşallah diyorum ama biraz zor gibi görünüyor. Binlerce öğrenciyi mezun ettim ve huyumu bulaştırdım, onlar da kitap dağıtıyor. Ayrıca çok kitap okuyorlar, karakterimi onlara aşıladım.”

“Aileler, çocuklarını kitapevlerine götürsün”
Kitap okumayan bir aile ortamında çocuğun kitap okuma alışkanlığı kazanmasının çok zor olduğuna da değinen Tuncer Günay, ailelere şu önerilerde bulundu:
“İşin içine akıllı telefonlar, akıllı telefonlardaki bilgisayar oyunları, tabletler girdikten sonra kitapla çocukların buluşması çok zorlaştı. Ailelere bu konuda şunu önereceğim, çocukları ellerinden tutsunlar, kitapçılara götürsünler, özgürce kitap seçme hakkı tanısınlar, biraz fedakarlık yapsınlar. Kitap okuma alışkanlığı bu şekilde kazandırılır. Babam bana bu şekilde aşıladı. İlkokuldaki öğretmenim bu şekilde aşıladı. Bol bol birbirlerine kitap hediye etsinler. Çocuklarına kitap armağan etsinler. Kitap hediye etmeyi bir alışkanlık haline getirsinler. Bu şekilde yayabiliriz. Başka bir önerim yok. Ben kendimi kitap okudukça çok aydınlık hissediyorum. Rahat hissediyorum. Toplumun belli bir kesimi içinde kendimi çok huzurlu hissediyorum. Dünyayı daha iyi gördüğüme, yorumladığıma inanıyorum ama sesimi yükselterek bunları dile getirmek istemiyorum. Sadece izliyorum, gözlüyorum, düşünüyorum. Uygulamaya gerek olacaksa koyuyorum. Kitap bana bunu sağladı.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/11/otomobilini-kutuphaneye-ceviren-emekli-ogretmen-8-yilda-100-bini-askin-ucretsiz-kitap-dagitti-6141.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/11/otomobilini-kutuphaneye-ceviren-emekli-ogretmen-8-yilda-100-bini-askin-ucretsiz-kitap-dagitti-6141.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/11/otomobilini-kutuphaneye-ceviren-emekli-ogretmen-8-yilda-100-bini-askin-ucretsiz-kitap-dagitti-6141-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2024/11/otomobilini-kutuphaneye-ceviren-emekli-ogretmen-8-yilda-100-bini-askin-ucretsiz-kitap-dagitti-6141.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/otomobilini-kutuphaneye-ceviren-emekli-ogretmen-8-yilda-100-bini-askin-ucretsiz-kitap-dagitti/33273/</link>
			<pubDate>Sun, 03 Nov 2024 11:15:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYE 2017'DE BAŞARDI, SIRA 2018'DE]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Merhaba kıymetli okurlar, yine dolu dolu gümbür gümbür bir Akdeniz Bülten ile karşınızdayız. Ne mutlu ki ülkemiz o 15 Temmuz sürecinden sonra pek çok ülkenin beklentisinin aksine adeta küllerin den doğdu ve güçlü bir şekilde 2017 yılın kapadı.  Darbe teşebbüsü, Rusya ile yaşanan kriz derken ülke ciddi bir uçurumun kıyısında döndü. Tabi özellikle turizmle geçimini sağlayan Antalya’mız da bu kaostan etkilenen illerin başında geldi. İlk sevindirici haber turist sayısında geldi. Çoğu insan için bu yıl 10 milyon turist Antalya için hayal olarak görülüyordu. Ama bugün 10 milyon rakamını yakalamaya ramak var üstelik daha yıl bile bitmedi. Daha üç ay varken rakamın 10 milyona dayanması yılı 10 milyon hatta 11 milyon turist ile kapatmak bile büyük bir başarı Antalya için. Bu ülkemiz içinde aynı zira yıl sonuna kadar Türkiye 30 milyon turisti ağırlayacak gibi gözüküyor. Yani yeniden o güzel yıllara dönüş başladı.

Özelikle Antalya için büyük önem arz eden Turizmde toparlanma konusu çok mühim. Türkiye'ye gelen yabancı turist sayısı Ağustos’ta yüzde 46,35, Ocak-Ağustos döneminde ise yüzde 26,41 arttı. Rusya'dan Temmuz’da gelen turist sayısında ise yüzde 670,8 artış görüldü. İlk altı ayda zayıf bir performans sergilese de Alman turistlerde de Ağustos ayında yüzde 3,9’luk bir iyileşme gözlendi. Öte yandan yılbaşından bu yana turist sayısındaki toparlanmaya karşın turizm gelir artışları sınırlı kaldı. İlk yedi ayda turizm gelirlerindeki artış oranı yüzde 5,5. Bu eğilimin yıl sonuna kadar devam etmesi halinde turist sayısı açısından 2016’daki kayıplarının telafi edilebilmesi beklenebilir. Gelirler açısından ise ancak üçte birinin telafisi mümkün. Turist sayısında 2015 seviyesini yakalamak ancak 2018’de mümkün olacak. Turizm gelirlerinde 2015’teki seviyeler ise en erken 2019’da yakalanabilecek gibi görünüyor.

Ancak 2018’le ilgili beklentiler alarm veriyor. Risk unsurlarının da etkisiyle büyüme, enflasyon, cari açık, işsizlikle ilgili sinyaller kritik. Hükümetimizin bu konulara gereken önemi göstereceğinden eminiz.  Güçlü ilk yarı sonuçlarının ve küresel büyümedeki kademeli toparlanmanın verdiği destek ile hükümet yol haritasını ve ekonomik önceliklerini içeren 2018-2020 Dönemi Orta Vadeli Programı’nı (OVP) yayımladı. Büyümenin hızlandırılmasını, istihdamın artırılmasını ve gelir dağılımının iyileştirilmesini amaçlayan program, çok sayıda yapısal reformu gerekli kılıyor.

Öte yandan bu seviyede bir büyüme ile işsizlik oranının 2017 sonunda olması öngörülen yüzde 10,8’den her yıl bir milyona yakın istihdam artışı kaydederek, program dönemi sonunda yüzde 9,6’ya ineceği tahmin ediliyor. Gelecek üç yılda işsizlikte iyileşme sağlayabilecek bir büyümenin istihdam artıran yatırımlar öncülüğünde olması gerekiyor. Yani, işsizlikte düşüşü sağlamak için büyümenin niceliği değil, niteliği önemli kazanıyor.

SİZİN İÇİN YENİLENİYORUZ… 

Yani özetle beklendiği gibi 2016’dan sonra güçlü bir toparlanma yaşanan Türkiye’de yıl sonuna kadar tablo pozitif görünüyor. Yani Türkiye olarak 2017’de başardık sıra 2018’de… Aynı çalışma azmi ile devam etmeliyiz. Zira durmak bize göre değil. İşte biz de öyle yapıyoruz. Sizler için, siz kıymetli okurlarımız için yenileniyoruz, değişiyoruz, güçleniyoruz, güzelleşiyoruz… Nasıl mı? Biz de 2018 yılı için hazırlıklara başladık, yeni bir logo, yeni bir sayfa düzeni üstelik web sitemizi de değiştiriyoruz. Daha ulaşılabilir, daha pratik ve daha kolay erişebilir olacağız… Gelişimin değişimin sonu yok, biz de bundan nasibimizi elbette alıyoruz alacağız da çünkü bu büyümenin fıtratında var. Bunlar büyümeye dair yatırımlar. Ne mutlu ki biz büyüyoruz, sizlerden aldığımız destekle büyüyoruz, gelişiyoruz. İyi ki varsınız, iyi ki Akdeniz Bülten dergimizi sizlerle buluşturuyoruz. Sevgiyle kalın, gelecek ay tekrar buluşmak üzere…

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2017/10/turkiye-2017-de-basardi-sira-2018-de.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2017/10/turkiye-2017-de-basardi-sira-2018-de.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2017/10/turkiye-2017-de-basardi-sira-2018-de_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2017/10/turkiye-2017-de-basardi-sira-2018-de.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/turkiye-2017-de-basardi-sira-2018-de/19833/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Oct 2017 23:23:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYE 2017'DE BAŞARDI, SIRA 2018'DE]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[


Merhaba
kıymetli okurlar, yine dolu dolu gümbür gümbür bir Akdeniz Bülten ile
karşınızdayız. Ne mutlu ki ülkemiz o 15 Temmuz sürecinden sonra pek çok ülkenin
beklentisinin aksine adeta küllerin den doğdu ve güçlü
bir şekilde 2017 yılını kapadı.  Darbe
teşebbüsü, Rusya ile yaşanan kriz derken ülke ciddi bir uçurumun kıyısında
döndü. Tabi özellikle turizmle geçimini sağlayan Antalya'mız da bu kaostan
etkilenen illerin başında geldi. İlk sevindirici haber turist sayısında geldi.
Çoğu insan için bu yıl 10 milyon turist Antalya için hayal olarak görülüyordu.
Ama bugün 10 milyon rakamını yakalamaya ramak var üstelik daha yıl bile
bitmedi. Daha üç ay varken rakamın 10 milyona dayanması yılı 10 milyon hatta 11
milyon turist ile kapatmak bile büyük bir başarı Antalya için. Bu ülkemiz
içinde aynı zira yıl sonuna kadar Türkiye 30 milyon turisti ağırlayacak gibi
gözüküyor. Yani yeniden o güzel yıllara dönüş başladı. 

Özelikle
Antalya için büyük önem arz eden Turizmde toparlanma konusu çok mühim.
Türkiye'ye gelen yabancı turist sayısı Ağustos'ta yüzde 46,35, Ocak-Ağustos
döneminde ise yüzde 26,41 arttı. Rusya'dan Temmuz'da gelen turist sayısında ise
yüzde 670,8 artış görüldü. İlk altı ayda zayıf bir performans sergilese de
Alman turistlerde de Ağustos ayında yüzde 3,9'luk bir iyileşme gözlendi. Öte
yandan yılbaşından bu yana turist sayısındaki toparlanmaya karşın turizm gelir
artışları sınırlı kaldı. İlk yedi ayda turizm gelirlerindeki artış oranı yüzde
5,5. Bu eğilimin yıl sonuna kadar devam etmesi halinde turist sayısı açısından
2016'daki kayıplarının telafi edilebilmesi beklenebilir. Gelirler açısından ise
ancak üçte birinin telafisi mümkün. Turist sayısında 2015 seviyesini yakalamak
ancak 2018'de mümkün olacak. Turizm gelirlerinde 2015'teki seviyeler ise en
erken 2019'da yakalanabilecek gibi görünüyor.

Ancak
2018'le ilgili beklentiler alarm veriyor. Risk unsurlarının da etkisiyle
büyüme, enflasyon, cari açık, işsizlikle ilgili sinyaller kritik. Hükümetimizin
bu konulara gereken önemi göstereceğinden eminiz.  Güçlü ilk yarı sonuçlarının ve küresel
büyümedeki kademeli toparlanmanın verdiği destek ile hükümet yol haritasını ve
ekonomik önceliklerini içeren 2018-2020 Dönemi Orta Vadeli Programı'nı (OVP)
yayımladı. Büyümenin hızlandırılmasını, istihdamın artırılmasını ve gelir
dağılımının iyileştirilmesini amaçlayan program, çok sayıda yapısal reformu
gerekli kılıyor.

Öte yandan
bu seviyede bir büyüme ile işsizlik oranının 2017 sonunda olması öngörülen
yüzde 10,8'den her yıl bir milyona yakın istihdam artışı kaydederek, program
dönemi sonunda yüzde 9,6'ya ineceği tahmin ediliyor. Gelecek üç yılda
işsizlikte iyileşme sağlayabilecek bir büyümenin istihdam artıran yatırımlar
öncülüğünde olması gerekiyor. Yani, işsizlikte düşüşü sağlamak için büyümenin
niceliği değil, niteliği önemli kazanıyor.

SİZİN İÇİN YENİLENİYORUZ 

Yani özetle
beklendiği gibi 2016'dan sonra güçlü bir toparlanma yaşanan Türkiye'de yıl
sonuna kadar tablo pozitif görünüyor. Yani Türkiye olarak 2017'de başardık sıra
2018'de Aynı çalışma azmi ile devam etmeliyiz. Zira durmak bize göre değil.
İşte biz de öyle yapıyoruz. Sizler için, siz kıymetli okurlarımız için
yenileniyoruz, değişiyoruz, güçleniyoruz, güzelleşiyoruz Nasıl mı? Biz de 2018
yılı için hazırlıklara başladık, yeni bir logo, yeni bir sayfa düzeni üstelik
web sitemizi de değiştiriyoruz. Daha ulaşılabilir, daha pratik ve daha kolay
erişebilir olacağız Gelişimin değişimin sonu yok, biz de bundan nasibimizi
elbette alıyoruz alacağız da çünkü bu büyümenin fıtratında var. Bunlar büyümeye
dair yatırımlar. Ne mutlu ki biz büyüyoruz, sizlerden aldığımız destekle
büyüyoruz, gelişiyoruz. İyi ki varsınız, iyi ki Akdeniz Bülten dergimizi
sizlerle buluşturuyoruz. Sevgiyle kalın, gelecek ay tekrar buluşmak üzere 

 





]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/turkiye-2017-de-basardi-sira-2018-de/19810/</link>
			<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 21:14:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CHP'nin "vize"ye bakışı bile faul..  ABD ve oyunları..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün ABD merkezli birkaç konu anlatmak istiyorum..

Amacım, "daha dikkatli olmanızı' sağlamak..



CHP ABD'NİN EMRİNDE Mİ?

"CHP'yi yönettiğini zannedenler' sürekli olarak baltayı taşa
vuruyor..

Ve hiç akıllanacak gibi de değiller..

Attılar mı mangalda kül bırakmayan bu CHP'li yöneticiler ve onların
peşinden gidenler hep "bağımsız Türkiye' demiyorlar mıydı?

Son yıllarda bu söylemlerini artık pek duyamıyoruz..

Hatta adeta- özellikle ABD'ye biat etmiş gibiler..

"Nasıl yani' diyor ve kanıt mı istiyorsunuz?

İşte size CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz'ın,
ABD'nin vize başvurusunu durdurmasına ilişkin sözlerinin özeti:

"ABD'nin tüm Türkleri cezalandırabilecek vize kararını doğru
bulmuyoruz.. Ülkemizde bulunan vatandaşlarımızın yüzde 50'si Cumhurbaşkanı'na,
Başbakan'a ve AKP'ye karşı, geri kalan yüzde 50 ise ABD'nin yanındadır..'



Ne demek şimdi bu?

Aslında CHP'lilerin SİHA'lar konusundaki çıkışları,
teröristlerden yana gösterdikleri tavırları hep "ABD'nin istediği yönde'..

Yani, 80 yıldır Türkiye'yi sömürge haline getirenlere karşı
çıkan Ak Parti yönetimini yerden yere vurmak, buna karşılık o "sömürge
düzeni'nin devamını sağlamak için özel bir gayret gösteriyorlar..

Bunu hoş görmek mümkün mü?



ABD'YE "YILDIRIM' GİBİ SÖZLER

Şimdi sizlere bir de Başbakan Binali Yıldırım'ın ABD'ye
karşı sarfettiği cümleleri vereceğim..

Ve sizden iki tarafı da değerlendirmenizi istiyorum..



Bakın Başbakan Yıldırım dün Ak Parti Grup toplantısında ne
dedi:

"Neymiş efendim, FETÖ soruşturması kapsamında Amerikan
misyonlarında çalışan bazı kişiler hakkında hukuki süreç başlatmışız.. 

E ne olmuş? 

Türkiye bir hukuk devleti, suç işleyen veya suç isnadı
yapılan Amerika'nın misyonunda olması ona bir ayrıcalık mı getirecek? 

Yani beyefendilerden izin mi alacağız..'



Haydi söyleyin şimdi;

Sizce hangi taraf Atatürk'ün Türkiye için istediği
"bağımsızlık' mücadelesini veriyor?



SÖZ GEÇİREMEYİNCE DELLENİYOR

Öte yandan..

Dünyadaki hiçbir uluslararası anlaşmayı ve devletler
hukukunu tanımayan, kendisini dünyanın efendisi gören ABD, şimdi de
anlaşamadığı ülkelerin özel ordularını "terör örgütü' kabul edeceğinin
sinyalini veriyor..

Biliyorsunuz; ABD yönetimi ile Tahran arasında füze
denemeleri ve nükleer çalışmalar konusunda gerginlik yaşanıyor..

Bu konuda İran'a söz geçiremeyince, bu defa "uluslararası
baskı unsuru'nu devreye sokabilmek ve yapacağı saldırı konusunda kendiri haklı
gösterebilmek için İran Devrim Muhafızları'nı "terör örgütü' ilan etmeye
hazırlandığı öne sürüldü..

Tansiyon yükselirken Rusya, Fransa ve Almanya'dan, "gerilim
düşmeli' mesajı geldi..

Ama, tıpkı Irak'ta olduğu gibi, ABD bunları dinler mi sizce?



Şu noktayı vurgulamak zorundayım;

ABD'nin Türkiye'ye vize, ambargo, ekonomik baskı gibi
eylemleri sonuç vermezse, korkarım özel timlerimizi de "terör örgütü' ilan
edebilir bunlar..

Konu "iş' olunca, her yol mubahtır ABD'liler için..



NAZLI ILICAK VE CAN DÜNDAR

Son bir not daha iletip, bugünü noktalayacağım..



FETÖ'nün gizli iletişim aracı ByLock'taki yazışmaları
çözümleme çalışmaları sürüyor.. 

Bu çalışmalarda; Fetullah Gülen'in onursal başkanı olduğu ve
KHK ile kapatılan "Gazeteci ve Yazarlar Vakfı'nın son başkanı Cemal Uşşak'ın,
yardımcısı Erkam Tufan Aytav'la yaptığı yazışmalar deşifre edildi..

Buna göre.. 

Uşşak, Aytav'a şöyle bir mesaj göndermiş:

"Absürd (saçma-ilginç) bir teklifim var.. Görüşlerimizi
bizim seslendirmemiz değil de Nazlı Hanım (Ilıcak) veya Can Dündar gibi
birilerinin söylemesi faydalı olur..'



Aslında bu isteğin arkasında CIA'nın, dolayısıyla ABD'nin
olduğunu biliyorsunuz sanırım..

Bizans entrikaları, "ABD'nin oyunları'nın yanında "masal'
gibi kalır..

Aman dikkat..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/chp-nin-vize-ye-bakisi-bile-faul-abd-ve-oyunlari/19797/</link>
			<pubDate>Tue, 10 Oct 2017 21:47:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dünyaya maalesef "dinci"ler hükmediyor..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Ortadoğu'daki gerginlik, savaş ve terör azdıkça.. 

Bütün bunları da "din'e dayandırıp "algı operasyonu' ile
kafa karıştıranları gördükçe..

"DİN' konusuna bir kez daha ve bir araştırma soncunu da
ortaya koyarak girmek zorundayım..

Farklı bir bakış yakalarsak, en azından "kandırılmaktan'
kurtulmuş oluruz..



"DİNDAR'DAN KORKMAYIN

Dün gazeteci arkadaşım Bedii Ersavaş'ın, "Türkiye'yi
Araplaştırıyorlar' şeklinde bir paylaşımı oldu..

Daha önce de şarkıcı Hayko Cepkin, konusu "dine dayanan'
şöyle bir paylaşım yapmıştı:

"Gözlerimi siyaha boyadım diye dinsiz muamelesi gördüm,
insanlar kalplerini siyaha boyamış kimin umurunda?'

Buna benzer çok sayıda laf ve söz, sosyal medyada kol
geziyor..



Önce şunu söyleyeyim; 

Hangi dine inanırsa inansın, hiçbir "dindar' kişi, hiçbir
kişiyi "renginden, ırkından, soyundan, inancından ve kişisel tercihlerinden'
dolayı suçlamaz, kınamaz, saldırmaz..

Çünkü, bütün "dindar'lar Allah'a karşı her insanın kendisinin
sorumlu olduğunu bilir, bu nedenle de kimsenin ne olduğuna ve ne yaptığına
karışmaz..

Daha da ötesi, "hiçbir şeye' zorlamaz..

Bütün bunları kim yapar?

"Dinci' dediğimiz, dindar görünüp bunu maddi veya siyasi
ranta dönüştürmek isteyenler yapar..

Bu ikisini birbirinden ayırmak zordur, ama "konuştuklarıyla
yaptıkları arasındaki fark' bunları rahatlıkla ele verir..

Dikkat edin, görür ve anlarsınız..

"Araplaştırılıyoruz, birileri beni dinsiz gördü' gibi
ifadelerle "din üzerinden' algı yaratmaya çalışanlara bu açıdan bakmanızı
tavsiye ederim..



DÜNYADA "DİNDARLIK'

Dine bir başka açıdan daha bakmak gerekiyor..



Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, global
ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte "dünyada din ve dindarlık' konusunu
mercek altına almış.. 

68 ülkede 66 bini aşkın kişiyle gerçekleştirdikleri
araştırmada, "insanların din açısından kendilerini nasıl tanımladıkları ve
Tanrı, ruh, ölümden sonra hayat, cennet, cehennem kavramlarına inanıp inanmadıkları'nı
sorgulamış..

Ve ortaya şöyle bir sonuç çıkmış:

Genel olarak insanların % 74'ü bir ruhumuz olduğuna ve %
71'i Tanrı'ya inanıyor..

% 56'sı cennete, % 54'ü ölümden sonra hayatı olduğuna ve %
49'u cehennemin varlığına inanıyor..

Türkiye'de inanılan dini kavramlar sırasıyla; Tanrı % 95,
ruh % 91, cennet ve cehennem % 88, ölümden sonra hayat % 78..



Öte yandan;

Dünyadaki insanların % 62'si kendini "dindar' olarak
tanımlarken, Türkiye'de bu oran %74.. 

Dünyanın en dindar ülkeleri Tayland ve Nijerya, en az dindar
ülke ise Çin..

Türkiye dahil 41 ülkede nüfusun yarıdan fazlası kendini
"dindar' olarak tanımlıyor..

Ve kadınlar erkeklere göre daha dindar ve dinle ilgili
kavramlara daha çok inanıyorlar..

 

ARAŞTIRMA GÖSTERMİŞ İŞTE

Bu sonuçlar neyi gösteriyor?

Dindarların sayısı dincilere göre çok daha fazla, ama dünyaya
maalesef- "dinci'ler hükmediyor..

Hem de binlerce yıldır..

Çünkü; dinciler için Allah, hak, adalet, kul hakkı, haram,
günah-sevap, merhamet, saygı gibi "insani ve dini değerler' hiçbir anlam ifade
etmiyor..

Ama, işlerini yürütmek ve toplumları yönetmek için bunları
"dindar'lardan çok daha fazla kullanıyor..

Bu arada farklı siyasi ve ideolojik görüşlere sahip
insanları da, "algı operasyonlarıyla' istedikleri gibi kullanıyorlar..

Öyle kullanıyorlar ki..

İşte birisi çıkıp "bizi Araplaştırıyorlar' diyebiliyor, biri
de "gözümü siyaha boyadım beni dinsiz diye suçladılar' diyerek, dini
itibarsızlaştırıcı paylaşımlar yapıyor..



İyi de, dindarlar buna niye karşı çıkmıyor?

Çıkıyorlar, ama dindarlar için "her yol mübah' olmadığı
için, sesleri pek fazla yükselemiyor..



ÖNCE "DİNLERİ' ÖĞRENİN

Peki, ne yapılmalı ki, bu dinciler toplumları canlarının
istediği gibi kullanamasın/kandıramasın?

Çözüm basit..

Belki birçok yılımızı alacak..

Ama, her anne-baba önce inandığı dini, sonra diğer dinleri
çok iyi öğrenecek..

Hiçbir dine inanmasa bile, bütün dinleri iyi öğrenecek..

Ve çocuklarının da dinleri iyi öğrenmesini sağlayacak..

Böylece, "dini' konularda insanlar bilgi sahibi olacak..

"Bilgi sahibi' olan kişiyi, bildiği bir konuda kimse
kullanabilir ve kandırabilir mi sizce?



Eğer bunu yapmıyorsanız/yapmazsanız "dincilerin oyuncağı'
olmaktan kurtulamazsınız..

Bilmem anlatabildim mi?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dunyaya-maalesef-dinci-ler-hukmediyor/19791/</link>
			<pubDate>Sun, 08 Oct 2017 22:40:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Partilerde delege' olmak için niye kavga edilir?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Biliyorsunuz,
günlerdir "ilginç olaylarla' dilden dile dolaşan "CHP Mahalle Delgesi'
seçimleri yapılıyor..

Bu arada, ilçe ve il
başkanlığı için adaylar da birer ikişer çıkıyor meydane..

Yalnız bu arada,
"delege nedir, neden delege olabilmek için kavga bile ederler' diye sorularla
karşılaşıyoruz..

Soranların arasında
"mahalle delegesi seçen parti üyeleri' bile var..

Bu da gösteriyor ki;
bu "delege' konusu halka iyi anlatılmamış ve çoğu kişi ezbercilik yapıyor..

Bugün de sizlere
bunu, yani "delege' konusunu anlatacağım..

Umarım, soruların
cevabını da vermiş olurum..



DELEGE NEDİR/KİMDİR?

"Delege'nin sözlük
tanımı şöyle: 

"Kendisine yetki
verilerek bir yere veya birinin katına gönderilen kimse, murahhas, elçi.. 

Bazıları bunu, "seçilmiş
kişi' diye de tarif ediyor..

Ve "devlet, parti,
sendika vb. kuruluşları toplantılarda temsil edenler de, bilimsel toplantılara
bildiri sunmak üzere katılanlar da DELEGE olarak ifade ediliyor..

Ama biz bugün
"siyasi parti delegeleri'ni ele alacağız..



Soru şu:

"Delege nasıl
seçilir, kimler ne için onun delege olmasını sağlar, delege olduktan sonra asli
görevi nedir?'

Anlatalım..

Biliyorsunuz,
hepimizin gönlünde bir siyasi parti veya bir siyasi görüş vardır..

Ve sanırız ki,
hepsinin yönetim biçimi farklıdır..

Oysa bütün siyasi
partiler, Siyasi Partiler Yasası'na uygun bir şekilde hazırlanmış, "neredeyse
aynı' tüzükle yönetilirler..

Çünkü, birileri
statükonun (öteden beri sürüp gelen yönetim biçiminin) değişmesini pek
istemez..

Mevcut Siyasi
Partiler Yasası, 12 Eylül darbe anayasası ile belirlenmiştir..

"Lider sultası'
yönetimini hakim kılmıştır..

Ancak, "demokrat'
olmakla en çok övünen CHP, bu yasanın değişmesini bir türlü istemiyor..

Çünkü, işine
gelmiyor..

Partinin başında
kalabilmek için, işaret ettiği "delege'leri belirliyor-seçtiriyor ve kullanıyor..



Nasıl kullanıyor?

Bu Siyasi Partiler Yasası'nın
en büyük özelliği, parti üyesini "delege' ile kontrol altında tutuyor
olmasıdır..

Bu nasıl oluyor? 

Demokrasi adına
katılımcılığın sağlanması için "delege ağalığı' yasallaştırılıyor..

Oy kullanmak için
sandığa gittiğinizde hiçkimse oyunuzun ne olacağına karışamaz değil mi?

Ama, adına "delege'
denilen ağalar bunu rahatlıkla yapıyor, değişik şekillerde kontrol altında
tutuyorlar..

Ve bu durum maalesef
"normal/yasal' görülüyor..



DELEGE HİYERARŞİSİ

Öte yandan,
delegeler arasında bile bir "hiyerarşi' var..

Kurultay ve il
delegelerinin oluşturduğu "yukarıdaki delege ağaları' güçlü yönetim, "aşağıdaki
delege ağaları' ise zayıf yönetim ister..

Yukarıdaki delege
ağaları, aşağıdaki delege ağalarının kendine itaat etmesi için güçsüz silik zayıf
ve biatkar olmasını ister..

Bu arada, kendi delege
ağalıklarının ise sağlam/yıkılmaz kaleler olmasına özen gösterirler..



Gelin bunları biraz
açalım..

Böylece, partilerin
"delege' seçimlerinde kavgalar/suçlamalar/dedikodular niye yaşanıyor, daha iyi anlayacaksınız..

Mahalleden genel
merkezlere kadar olan delege etapları "alt, orta ve üst' delege ağalığı olmak
üzere 3 aşamada kendini gösterir.. 

Bunlar sırasıyla mahalle
delegesi, İl delegesi ve kurultay delegesidir..

Mahalle delege
ağaları park, bahçe, büfe peşinde koşar.. 

İl delege ağaları
Belediye Meclis üyeliğinin daimi adayıdır..

Kurultay delege
ağaları ise; ilçe başkanlığı, belediye başkanlığı ve bilumum ön sıralardan
Belediye Meclis üyeliği ister.. 

Çünkü, ön sıralar
aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi'ni yönetir..

Mahalle delege ağası
borusunu öttürmek için, "güçsüz ilçe başkanı ve ilçe yönetimi ile güçsüz il
delegasyonu' ister.

İl delege ağası, "güçsüz
il başkanı-il yönetimi ve zayıf kurultay delegasyonu' ister..

Kurultay delege
ağası ise, "içinde kendisinin olduğu güçlü yönetim ve kendisinin daha öne
çıkması için silik delegasyon' ister..



PARTİ MEZARLIĞI DOLU

Özetle..

Her delege ağasının
gönlünde, "zayıf, silik, başarısız yönetim ve delegasyon' yatar..

Çünkü etrafı ne
kadar silik/meziyetsiz kişilerle dolarsa, kendisi o kadar öne çıkar.. 

"delege sistemini'
bu şekilde oluşturan bütün partiler ise, "güçsüz-silik ve yeteneksiz' olur..

Ve kalıcı olamaz, gün
gelir siyasi partiler tarihinin çöplüğünde yerini alır..

Dönün ve arkanıza
şöyle bir bakın..

Siyaset çöplüğünde
ne kadar çok parti olduğunu öğrenince küçük dilinizi yutacaksınız..

Bir daha dönün ve şu
günlerde devam eden "delege seçimlerine' iyi bakın..

Çöplüğe hangi parti
gidecek, görürsünüz..



YASA ACİLEN
DEĞİŞMELİ

Bence, "büyük bir
devlet olabilmek için, büyük devleti yaratacak yöneticilerimizin olabilmesi
için, Siyasi Partiler Yasası acilen değişmelidir.. 

Bu yasa değişmeden
hiç bir partide asla köklü değişiklikler olamaz, "gerçek bir demokrasi'den de
söz edilemez..

Umarım, yeni yönetim
sistemiyle bu değişim sağlanır..

Yoksa, "lider
sultası' sistemiyle, "çıkar için yapılan delege kavgaları'yla devam eder
gideriz..

Ve bir arpa boyu
yolu zor alırız..

Bilmem anlatabildim
mi?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/partilerde-delege-olmak-icin-niye-kavga-edilir/19775/</link>
			<pubDate>Mon, 02 Oct 2017 22:21:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türel'den CHP'lilere "siyaset" dersi..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İki gün önce..

29 Ekim Bayramı kutlamaları ile ilgili olarak CHP'li
Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, "kamuoyunun dikkatine' diyerek bir açıklama
gönderdi..

Bu açıklama, "kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi' için karşı
açıklamayı gerektiriyordu..

Ve Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel de, Uysal'a
cevap vermek zorunda kaldı..



OKUYUN FARKI FARKEDİN

Manzara şu:

"Cumhuriyet Meydanı Büyükşehir'e tahsis edilmiş'
bahanesiyle..

Antalya'daki 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına katılmayan
CHP'liler, 29 Ekim kutlamaları için yine bir "ayrıştırma' eylemi peşinde..

Uysal yaptığı açıklamada, "Cumhuriyetimizin 94'üncü yılını yine coşkuyla
Cumhuriyet için
Antalya Elele Platformu ve komşularımızla birlikte' en görkemli şekilde kutlayacağımızı
kamuoyu ile paylaşırız'
diyor..

Türel de, "ayrışmaya gerek yok, bu bizim bir milli
bayramımız, hangi görüş ve partiden olursa olsun, gelin Cumhuriyet Meydanı'nda
bu bayramımızı hep birlikte, birlik içinde ve kucaklaşarak kutlayalım' diyor..

Aradaki farkı görüyor musunuz?

Bir CHP'li Başkan halkı "ayrıştırma, bir milli bayramı bile
ayrı yerde kutlama' peşinde.. 

Bir Ak Parti'li Başkan, "gelin canlar bir olalım,
bayramlarımızı birlikte kutlayalım' diyerek, partisi/görüşü ve inanışı ne
olursa olsun, "tek yumruk' olma peşinde..

Önceki gün Recep Tayyip Erdoğan için, nedenlerini de ortaya
koyarak, "böyle bir lidere sahip çıkın' demiştim..

Bugün de, aynı çağrıyı Menderes Türel için yapıyorum..

Her zaman "ayrıştırıcılıktan' uzak söylem, hizmet ve
eylemleriyle diğer bütün siyasetçilere de örnek olan Türel'e Antalya sahip
çıkmalıdır..



Şimdi sizlere..

CHP'li Ümit Uysal'ın ve Ak Parti'li Menderes Türel'in
"kamuoyuna' yaptıkları açıklamaları özetleyerek aktaracağım..

Çağrımı abes bulanlar, Türel'in CHP'lilere verdiği "siyaset
dersini' görsün ve niye sahip çıkılması gerektiğini daha iyi anlasın
istiyorum..



"İSTEDİK VERMEDİLER'

İşte CHP'li Ümit Uysal:

"Kutlamalar için Cumhuriyet Meydanı'nın Muratpaşa
Belediyemize tahsisi için 17 Ocak 2017 tarihinde Antalya
Valiliği'ne gerekli
başvuruda bulunduk.. 

Başvurumuzu yıl içinde değişik
tarihlerde yineledik..

Cumhuriyet Meydanı,
kutlamalar için Antalya Büyükşehir
Belediyesi'ne tahsis edilmiş..

Muratpaşa Belediyesi olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlama
programımızı, katılımın düşük olmaması ve bölünme yaşanmaması için iptal
ettik..

(Oysa, Meydan'daki bayram kutlamasına ve konsere onbinlerce
kişi katıldı, yani katılım hiç de az olmadı..)

30 Ağustos Zafer Bayramımızı, Kurtuluş Savaşı destanımızın
yazıldığı Afyonkarahisar Kocatepe'de, 25-26 Ağustos'ta yüzlerce
komşumuzla birlikte kutladık..

Ancak üzülerek görüyoruz ki, toplumsal gerginlik alanları
harekete geçirecek tüm tartışma alanlarından kaçınmamıza, bu bağlamda
sergilediğimiz iyi niyete rağmen Antalya'da
bir gelenek yok edilmek istenmektedir..

Cumhuriyet Meydanı, 29 Ekim
kutlamaları için yine Antalya Büyükşehir
Belediyesi'ne tahsis edilmiştir..

Bu gelişmelere rağmen, Cumhuriyetimizin 94'üncü yılını, yine coşkuyla
Antalya Elele Platformu ve komşularımızla
birlikte en görkemli şekilde
kutlayacağımızı kamuoyu ile paylaşırız..'



"O MEYDAN HERKESİN'

İşte Menderes Türel:

"Muratpaşa Belediyesi'nin yaptığı açıklamaya ilişkin kamuoyunu
aydınlatma zarureti doğmuştur..

Cumhuriyet Bayramı bütün milletimizin bayramıdır, hiç bir
kesime, hiç bir siyasi partiye mal edilemez ve siyasi ayrışma vasıtası haline
getirilemez.. 

30 Ağustos Zafer Bayramı'nı Cumhuriyet Meydanı'nda 100 bin
kişinin katıldığı konserle kutlarken, Cumhuriyet Bayramı'nı da yine Cumhuriyet
Meydanı'nda en görkemli şekilde kutlayacağımızı ilan etmiştim..

Cumhuriyet Meydanı'nı adına yakışır bir büyüklüğe ve
güzelliğe kavuşturan Belediye Başkanı olarak Cumhuriyet Bayramı'nın ve
Cumhuriyet Meydanı'nın Antalyalıları ayrıştırıcı değil, birleştirici olmasını
savunmamdan ve bayramın en görkemli biçimde kutlanması konusunda Büyükşehir
Belediyesi'nin ortaya koyduğu gayretten kimse gocunmamalı, iyi niyetimizi
suistimal etmemelidir..

Cumhuriyet Meydanı milletin meydanıdır, Antalya halkının
meydanıdır.. 

Bütün siyasi partiler ve belediyeler olarak Cumhuriyet
Bayramımızı milletin meydanında birlikte kutlamalıyız..

Atatürk ve Cumhuriyet üzerinden milletimizin bölünmesine
asla razı gelmeyeceğimizi sürekli olarak dile getiren bir kişiyim ve bu
tartışmaları Cumhuriyet Bayramı'na gölge düşürecek tartışmalar olarak görüyorum..

Antalya'daki bütün belediye başkanlarımızı parti farkı
gözetmeksizin 29 Ekim'de Cumhuriyet Meydanı'nda buluşmaya davet ediyorum.. 

Nitekim Başkan Uysal'a da bu bayramı birlikte kutlamak
teklifimizi doğrudan ilettim..

Cumhuriyetimize ve Cumhuriyet Bayramımıza hep birlikte sahip
çıkmalıyız..'



"BÜYÜK DEVLET' OLMAK

Gördüğünüz gibi..

Uysal, 29 Ekim'i sadece "kendi partilileri' ile kutlamaya,
yani "halkı ayrıştırmaya' çalışıyor..

Türel ise, "Cumhuriyet Bayramı bütün milletimizin
bayramıdır, hiç bir kesime, hiç bir siyasi partiye mal edilemez ve siyasi
ayrışma vasıtası haline getirilemez' diyerek, "halkı birleştirmeye' çalışıyor..

Bizim, "büyük ve yıkılmaz bir devlet' olabilmemiz için,
"birlik' olmaya ihtiyacımız var..

Ve "bir olabilmek' için de çalışan herkese sahip çıkma
zorunluluğumuz var..



Var mı aksini söyleyebilecek biri?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/turel-den-chp-lilere-siyaset-dersi/19773/</link>
			<pubDate>Mon, 02 Oct 2017 00:25:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hakem Palabıyık bütün "tabu"ları yerle bir etti..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fenerbahçe, Süper Lig'in 6. haftasında sahasında oynadığı
derbi maçta Beşiktaş'ı 2-1 mağlup etti ancak tartışmaları devam ediyor..

Karşılaşmayı yöneten ve 5 kırmızı kart çıkarıp, 2 de penaltı
kararı veren hakem Ali Palabıyık, Türkiye'nin gündemine oturdu..

Sosyal medyada taraftarlar, spor programlarında yorumcular,
mikrofon uzatılan yöneticiler "veryansın' ediyor..

Ama, bence bütün Türkiye, özellikle de futbolla ilgili
herkes Ali Palabıyık'a teşekkür etmeli..

Çünkü o, cumartesi günü oynanan derbide bütün "tabu'ları
yerle bir etti..

Böyle "cesur' hakemlere sahip çıkılmalıdır/korunmalıdır..



NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP 

Niye mi korunmalı?

Bir-iki istisnayı bir kenara bırakırsak,
Fenerbahçe-Beşiktaş-Galatasaray arasında oynanan derbi maçlara verilen hakemler
hep "ne şiş yansın ne kebap' misali, "aşırılıkları' hep idare ettiler..

Adeta, "aman bize iki taraftan da büyük tepki gelmesin'
diyerek maç yönettiler..

Futbolcular hakettikleri halde ne kart gösterebildiler ne de
penaltı verebildiler..

Mümkünse izleyin derbi maçları hepsini görürsünüz..

Maçların sonunda da yenilen taraf hakeme veryansın etti,
yenen taraf sesini bile çıkarmadı, "öpülen yanağın davası olmaz' deyip işlerine
baktılar..

Ve spor medyası da "hakemin eyyamcılığını' görmezden gelip
bir-iki hareketi eleştirmekle kaldı ve kanalda görevine davam etti..

Ama içlerinden biri bile çıkıp, "bu hakemler cesur olmazsa,
Türk futbolu aşama kaydedemez' demedi..

Şimdi bir hakem çıktı ve "eyyamcılığı' bir kenara bırakıp,
"gerçek bir hakem' gibi maçı yönetti..

Buna alışık olmayan Türk futbol camiası, şimdi Ali
Palabıyık'ı neredeyse idam edecek hale geldi..



"DERBİ'LERİN ÖZELLİĞİ

Bütün dünyada "derbi' maçları gergin geçer..

Yöneticilerden futbolcuya, hakemden seyirciye, teknik direktörden
taraftara varıncaya kadar herkes gerilir..

Çünkü, "derbi' demek, "en iyilerin maçı' demektir..

Bu en iyiler genellikle hep "şampiyon adayı'dır ve puan
kaybına asla tahammülleri yoktur..

Diğer takımlara karşı kaybetmek genelde büyük takımlara çok
fazla şey kaybettirmez, ama şampiyonluk yarışındaki rakibine yenilmek, bir anda
"avantajını' kaybetmek ve puan cetvelinde altta kalmak anlamına gelebilir..

"Gerginliğin' nedeni budur..

Bu maçlarda, genellikle yöneticiler de futbolcular da, hatta
teknik direktör de "kötü niyetli'dir..

"Rakibe futbol oynatmamak' en önemli taktikleridir..

Bu da maç içerisinde "rakibi sakatlamaya yönelik kasıtlı
hareketleri' kaçınılmaz kılar..

İşte böyle maçları yönetmek "yürek' ister..

Hakemler, genellikle futbol camiasının en güçlü insanlarını
karşısına almak istemez..

Maçta, "çok bariz, net' hareketler dışında "hakem takdiri'ni
pek kullanmaz..

Ve "vaziyeti idare eder'..

Hakedene kartını kullanmaz, kolay kolay penaltı vermez
vesaire..

Böylece, derbiler bu şekilde idare edilerek gelmiştir..

Taa ki, cumartesi günkü Fenerbahçe-Beşiktaş maçına gelinceye
kadar..



BU HAKEM CEZALANDIRILDI

Ali Palabıyık çıktı "yürekli'ce, aslanlar gibi yönetti
maçı..

Hakedene kartını da gösterdi, inandığı harekete penaltı
düdüğünü tereddüt etmeden de çaldı..

Aslında "olması gereken' buydu..

Yani, hakem Palabıyık, "olması gerektiği gibi bir hakem' olarak
yönetti maçı..

Maç sırasında 8 sarı-4 kırmızı kart gösterdi, 2 de penaltı
verdi..

Maçtan sonra da yedek kulübesinden hakeme sataşan (ve son
zamanlarda iyice şımaran) Oğuzhan'ı da ikinci sarıyla "kızarttı'..



Ve bir anda Ali Palabıyık sosyal medyada Türkiye'nin
gündemine oturdu.. 

Özellikle Beşiktaş taraftarı Ali Palabıyık'a sert tepki
gösterdi..

İlginçtir, Fenerbahçe taraftarı da "sert faullere kart
göstermedi' diye Palabıyık'a yüklendi..  

Yani, Ali Palabıyık iki tarafa da yaranamadı..

Dahası, spor medyasına da yaranamadı..

Daha ötesi Merkez Hakem Kurulu'na da yaranamadı..

Ve 6 hafta "dinlendirilme' kararı alındı, yani
cezalandırıldı..



ALINACAK DERSLER VAR

Aslında Ali Palabıyık'ın bu yönetiminden üç büyük takımın
yöneticileri de futbolcuları da Federasyon da iyi bir ders çıkarmalıdır..

Çünkü Palabıyık, bundan sonraki derbilerde "daha cesaretli
maç yönetmeleri' konusunda hakemlerin önünü açmıştır..

Sadece derbi maçlarının değil, bütün maçların "adam gibi'
yönetilmesinin önünü açmıştır..

Orta vadede bu, Türk futbolunun gelişmesi açısından da büyük
yarar sağlayacaktır..



Diyeceğim o ki..

Ali Palabıyık, bence "hakemliğin gerektirdiği bir şekilde'
maç yönetmiştir..

Beşiktaş'ın gölüne ofsayt kararı veren yan hakemdir,
Palabıyık ona uymak zorunda kalmıştır..

TV'de onlarca kere izleyenlerin bile fikir birliğine
varamadığı "penaltı pozisyonu' ise hakem takdiridir, karar doğru kabul
edilmelidir..

Bu nedenle, "hatasız maç yöneten' Palabıyık'a ve bu şekilde
yüreklice maç yöneten/yönetecek hakemlerimize sahip çıkılmalıdır..

Yapılan haksız eleştirileri ciddiye alıp, böyle "6 hafta dinlendirme'
cezası verilmemelidir..

Ben böyle görüyorum..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/hakem-palabiyik-butun-tabu-lari-yerle-bir-etti/19765/</link>
			<pubDate>Mon, 25 Sep 2017 21:29:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ne saçmalık, 1 Amerikalı 1000 Iraklıdan değerlidir..']]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün sizlere "Batı'dan birinin' konuşmasını aktaracağım..

Eminim, bu sözleri söyleyen kişiye Angela Dorothea Merkel
çok kızacaktır..

Belki de kızıyor, ama adamın üstüne fazla gidemiyordur..

Ve sizler, bir Alman politikacının sözlerini büyük bir
şaşkınlıkla okuyacaksınız..

Sadece, sonunda geleceğim noktaya dikkat etmenizi
istiyorum..



DR. JURGEN TODENHÖFER.. 

Alman CDU partisinden bir politikacı ve yazar..

Size onun TV'deki bir açık oturumda yaptığı konuşmayı
vereceğim, ama önce Todenhöfer'i biraz tanımanızı istiyorum..



Çoğu kişiye göre vicdanın Batı'daki seslerinden biridir Dr.
Jurgen Todenhöfer.. 

1980'de Afganistan'a gitmiş ve Sovyetler'in işgali altındaki
insanların acılarını Almanya'ya duyurmuş..

1972'den 1990'a kadar milletvekilliği yapmış.. 

Birçok kitabi olan Dr. Todenhöfer'in özellikle Irak'ta
yaşanan gayri-insani durumu anlattığı, "Warum Tötest du, Zaid? (Neden
Öldürüyorsun Said) adli kitabı Almanya'da büyük yankı uyandırmış..

Çıktığı televizyon programlarında ve verdiği röportajlarda
hep mazlumdan yana olmuş, Batı'nın kendisini her halükarda sütten çıkmış ak
kaşık gibi görmesini eleştirmiş, diğer medeniyetlerin ve halkların haklarını
korumuş..

Batı'nın yıllardır yaptığı zulümleri bir batılı olarak
onların yüzlerine haykıracak kadar cesur ve vicdan sahibi biri olmuş..

El Kaide'nin bir terör örgütü olduğunu da kabul eden
Todenhöfer şöyle diyor: 

"Bush, Bin Ladin'den daha fazla insan öldürmüştür..'



BATI'NIN YALAN DÜNYASI

İşte bu politikacı ve yazar, Alman televizyon kanalı ZDF'nin
bir açık oturumuna katıldı..

Ve programın bir yerinde Todenhöfer, "daha ciddi olmam
gerekirse' dedi ve başladı anlatmaya:

"30-40 Iraklı'nın bir Amerikan bombasıyla öldüğünü
duyduğunuzda, Iraklıların canının Batı'lılar için çok değer taşımadığını
göreceksiniz..

Yahudi kökenli ABD'li yazar Susan Sontag ile ölümünden önce
güzel bir sohbetimiz olmuştu..

Sontag'a şöyle dedim; gözlemlediğime göre 1 Amerikalı 10
Iraklı ediyor..'

Şöyle cevap verdi: Ne saçmalık, 1 Amerikalı 1000 Iraklıdan
değerlidir..'

Bu çarpık Amerikan düşüncesine benim kadar o da üzüldü..'

Moderatör, "Bu çarpık idrak nereden geliyor, savaş
makineleri pazarlamasına yenik mi düştük? Herkes biliyor ki, Amerikalının da
Iraklının da canı aynı değerde, neden bizde başka türlü tesir ediyor' diye
sordu..

Todenhöfer, "sanırım biz kendimizi bir yalanın içerisine
yerleştirmişiz' dedi ve şöyle devam etti:

"Bu yalan şu; iyi olan, asil olan, yardımsever olan
bizleriz!'

Ama gerçek bu değil..

Böyle eğlenceli bir programda bu tür ciddi şeyleri söylemek
zor..

İnanıyorum ki, biz Batılılar dünyayı fikirlerimizin,
değerlerimizin ve dinimizin mükemmelliği ile fethetmedik..

Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha acımasızca zor
kullandık..

Daha ciddi olmam gerekirse;

1- Haçlı seferlerinde 4 milyon kişiyi öldürenler Müslümanlar
değildi..

2- Dünyayı sömürgeleştirirken50 milyon insanın ölümüne sebep
olanlar Müslümanlar değildi..

3- Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında 70 milyon insanın
ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi..

4- 6 milyon Yahudi'nin ölümüne sebep olanlar Müslümanlar
değildi..

Aksine, bütün bunlar Batı dünyasının zorbalıklarıydı..

Bunu bu şekilde idrak etmemiz lazım..'



BENCE "İYİ POLİS'İ OYNUYOR

Batılı birinin, özellikle bir politikacının bu
söylediklerini dünyada inkar edecek bir Allah'ın kulu çıkar mı, çıkmaz..

Peki Batılı politikacı ve yazar Dr. Jurgen Todenhöfer'in bu
söylediklerinde "samimi' olduğuna inanan biri çıkar mı?

Bakın..

Neredeyse 60 yıldır süren AB'ye üye olma maceramız
sırasında, Türkiye'den yana çıkanlar da oldu, yerle bir eden de..

Batı, Todenhöfer'in söylediği o "dünyayı sömürge haline
getirme' politikasını uygularken birileri "iyi polis'i oynadı, birileri "kötü
polis'i..

Batı bunu hep yaptı, yapmaya da devam ediyor..

"İnkar edilemeyecek gerçekler'e rağmen, Batı'nın hiç
"insanın eşitliğini/temel haklarını' ön plana alan bir dünya politikası
uyguladığını göreniniz var mı?

Batılılara göre, 1 batılı 1000 Iraklıdan veya Türk'ten veya
Müslüman'dan-Afrikalıdan, Uzukdoğuludan, Latin Amerikalıdan daha değerlidir..

Todenhöfer'in söylediklerinin hepsi doğru, ama bana göre O sadece
"iyi polis'i oynuyor..

Böyle politikacılar samimi olsaydı, Almanya teröriste kucak açabilir
miydi?

Diğerlerini söylemiyorum bile..



Her şeyi iyi izleyin, ama biraz "şüpheci' olun..

Herkese ve her şeye hemen inanmayın/kanmayın..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ne-sacmalik-1-amerikali-1000-iraklidan-degerlidir/19761/</link>
			<pubDate>Sun, 24 Sep 2017 21:03:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dikkat.. Sinir uçlarınızla oynuyorlar.]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Şimdi siz benim, "Ak Parti'li, CHP'li, MHP'li veya HDP
dışında herhangi partili birinin Atatürk heykelini Kepez Belediyesi'nin deposundan
çıkartıp, ormanlık alanda insanların yürüyüş yaptığı yolun üzerine attığına'
inanmamı mı bekliyorsunuz?

Ama, görüyorum ki, buna inananlar var..

İşte bu yazı, aralarında "partili gazeteci' olanların da
bulunduğu "inananlar' yüzünden yazıldı..

"Yeter, bu kadar aptal olmayın, atın şu Tayyip nefretini
kafanızdan, artık aklınızı kullanın' demek için yazıldı..



ÖNCELİK "VATAN SEVGİSİ'

Türkiye üzerine oynanan oyunları göremiyor olamazsınız..

İletişimin tavan yaptığı böyle bir dönemde, "olan-biteni
anlamıyorum' diyemezsiniz..

Her şeyden önce.. 

Hangi partili olursa olsun, bütün TC vatandaşlarının
"Türkiye benim vatanımdır, önceliğim bu vatandır' ana fikrini kabul etmek
zorunda..

İkinci-üçüncü-dördüncü olarak ideolojiniz, görüşünüz, parti
tercihiniz size aittir, kimse buna müdahale edemez..

Ama..

"Türkiye gelişiyor, Türkiye kendi üretimini yapmaya başladı,
Türkiye kendi ayaklarının üzerinde durmaya başladı, hatta "dünyanın en büyük
havaalanı gibi, Kanal İstanbul gibi' dünya çapında projelerle dünyaya kafa
tutmaya başladı, Cumhurbaşkanları kimsenin önünde eğilmiyor/ezilmiyor' diyerek
80 yıldır sömürdükleri bir ülkeyi ellerinden kaçırmak istemeyenlerin oyunlarını
görmek/anlamak zorundasınız..

Oyun büyük..

Hem de çok büyük..

Yargıdan başlayan ve 15 Temmuz askeri girişime kadar uzanan,
ardından ekonomik dalaverelerle devam eden "darbe' süreci bitti mi
sanıyorsunuz?

Bitirirler mi sizce?

Bizimle hep DOST(!) olan ülkelerin yaptıklarını
görüyorsunuz..

Sana 40 küsür yıldır kan kusturan terör örgütünü kucaklıyor,
seni yok sayıyor..

Sınırında bir Kürt devleti kurdurtup, teröristleri daha
büyük bir bela haline getirmeye çalışıyor..

Özellikle 15 Temmuz girişiminden sonra en sık başvurdukları
metot da, "T.C. vatandaşlarını birbirine düşürmek'..

Amaçları, Türk insanının sinir uçlarıyla oynayarak tahrik
edip, artık çağ atlamış Türkiye'yi o eskiden sömürdükleri hale getirmek..



HEYKELİ BİR CHP'Lİ BULUYOR

İyi bir düşünün, Atatürk heykelini böyle bir yere atan
kişinin amacı ne olabilir?

Manzaraya bakın..

Masa Dağı'ndaki kırsal alanda yürüyüş yapan vatandaş araziye
atılmış Atatürk heykeli görür..

Hemen CHP İl Başkanı'nı arar..

Çünkü vatandaş CHP'lidir..

İl Başkanı da hemen bir "medya organizasyonu' yaparak gazetecileri
olay yerine götürür..

Yani; öncelikle polise haber verilmesi gereken olay, bir
siyasi partinin il başkanı tarafından "siyasi şov' haline dönüştürülür..

Fotoğraflar çekilir, gereken laflar söylenir, ondan sonra
olay Emniyet'e ihbar edilir..

Sonrasını söylemeye gerek var mı?

Örneğin, işte "partili bir gazeteci'nin yazdıkları:

"Atatürk Heykeli'nin Kepez'de ormanlık alana atılması
hepimizi ayağa kaldırdı..

Bu olay yıllardır sinsi sinsi sürdürülen, son yıllarda aleni
olarak da yapılmaya başlanan Atatürk düşmanlığının geldiği noktayı
gösteriyor..'

Gördüğünüz gibi, hemen bir "düşman' yaratılıveriyor..



Kısa bir not:

Atatürk'e sahip çıkan tek parti CHP, ama 15 yıldır iktidarda
bulunan Recep Tayyip Erdoğan ve ona destek verenler "Atatürk düşmanı'..

Ülkemize karşı oynanan "Büyük Oyun'un asıl amacı da bu algıyla
"düşman yaratmak' zaten..

Oysa, yıllardan beri Atatürk'ü dilinden düşürmeyen/sahip
çıkan kişi Erdoğan olarak görünüyor..

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ağzından hiç
"Atatürk' kelimesini duyanınız var mı?

Ama, şu anda "asıl sorun' bu değil tabii..



Türkiye'ye hangi yönden, hangi çerçeveden, hangi
ideolojiden, hangi inançtan bakarsanız bakın..

Göreceğiniz şey; 

1- 15 yılda her alanda gelişmiş, hala da gelişen ve "kendi
kendine yetebilecek' duruma gelmek üzere bir ülke..

2- Yaşanan bütün ekonomik krizleri bile "ufak-tefek
sarsıntılarla' atlatabilen ve dimdik ayakta kalabilen bir ülke..

3- İzlediği "yumuşak dış politika' nedeniyle halkının ensesine
vurulup ağzından lokmalarının alınmasına bile ses çıkaramayan yöneticilerden
kurtulmuş, artık dünyanın en büyük ülke liderlerinin karşısında bile "Türk'ün
adına yaraşır vakur tavır sergileyen, halkının hakkını gözeten' bir dünya
liderine sahip bir ülke..

Bunun kıymetini bilelim..

Ve "sinir uçlarımızla oynanarak, birbirimizi düşman
gösterecek oyunlara' kanmayalım..

"Darbe süreci' devam ediyor ve bitirmeye de niyetleri yok..

Lütfen uyanın artık..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dikkat-sinir-uclarinizla-oynuyorlar/19758/</link>
			<pubDate>Thu, 21 Sep 2017 23:27:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kazanılan 1 lira bulunan 5 liradan daha değerli..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TEOG'du, yen sistemdi derken, önceki gün yeni öğretim yılına
başladığımız şu günlerde..

Eğitim konusunda küçücük bir uyarıda bulunacağım..

Dikkatli okuyun..

Çünkü, hepinizi yakından ilgilendiriyor..



BİR "BAŞKAN'IN MEKTUBU

Abraham Lincoln, oğlunun öğretmenine aşağıdaki mektubu
yazmış..



"Zaman alacak biliyorum.. 

Fakat eğer öğretebilirsen.. 

Ona..

Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli
olduğunu öğret..

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe
duymayı..

Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.. 

Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona..

Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip
olduklarını.. 

Eğer yapabilirsen, ona kitapların sırlarını öğret.. 

Fakat ona sessiz zamanlar da tanı..

Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların ve
yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği..

Hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret
ona.. 

Herkes yanlış olduğunu söylediğinde dahi..

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret..

Tüm insanları dinlemesini öğret ona.. 

Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve
sadece iyi olanları almasını da öğret..

Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini
öğret ona.. 

Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret..

Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.. 

Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret
ona..

Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa.. 

Dimdik dikilip savaşmasını öğret..'



ÖĞRETMENLER VE ÖĞRENCİLER

Eğitim-Sen'in yaptığı bir araştırmaya göre;

Türkiye'de her 3 okuldan 1'i "uyuşturucu' ile tanışıyor.. 

Okullarda yöneticilerin yüzde 10'u, öğretmenlerin ise yüzde 18'i
elinde "sopayla' dolaşıyor.. 

Bunları düşününce, ABD Başkanı'nın yukarıdaki mektubunu
hatırladım..

Dünyaya hükmeden bir Başkan'ın.. 

Bir eğitimciye yaptığı ricaya bakın..

Bir de bizim okullarımızda kol gezen "şiddet' ve
"uyuşturucu' furyasını çaresizlik içinde izleyen veya sopayla "terbiye' etmeye
çalışan öğretmenlerimize bakın..



Hep söylüyorum.. 

Bizde "öğretmen' çok.. 

Ama ne yazık ki, "eğitimci' parmakla sayılacak kadar az..

Öğretmenlerin dayak atmasına okulların yüzde 39'unda
rastlanıyormuş..

"Dayak'la eğitim olur mu?

Olursa, işte böyle olur..

Tabloya bakın:

- Okulların yüzde 50'sinde öğrenciler arasında bıçaklı kavga
meydana geliyor.. 

- Okul içinde kız öğrencileri rahatsız etme oranı yüzde
56.44, okul dışında ise yüzde 69.19..

- Öğrencilerin yüzde 90.69'u birbirine küfrediyor.. 

- Yüzde 88.18'i kavga ediyor.. 

- Yüzde 88'i sigara kullanıyor ya da bulunduruyor..

- Bunlara bir de "uyuşturucu' ve "seks'i eklerseniz.. 

Öğrencilerimizin "eğitim manzarası' kendiliğinden ortaya
çıkıyor..



DEĞİŞİM MUTLAKA OLMALI

Yanlış anlaşılmasın..

Amacım.. 

Öğretmenlerimizi kötülemek ya da aşağılamak değil..

Kötülediğim ya da aşağıladığım şey.. 

Neredeyse 90 yıldır hücrelerimize kadar işlemiş ve
değiştirilmesi uzun bir zaman alacak olan Türkiye'nin "milli eğitim sistemi'..



Biz daha öğretmenlerimize bile "eğitim' veremiyorken.. 

Onlardan "eğitimci' olmalarını nasıl bekleriz?

"Sen kitapları ezberle, biz de sana ezberine göre bir diploma
verelim, çek git' mantığıyla verilen.. 

"Ezberci ve elemeci' eğitim sisteminin öğrencilerinden de.. 

"Akıllı-mantıklı-kendini-bilen-araştırmacı' olmalarını
beklemek biraz haksızlık olmaz mı?

Kaldı ki.. 

Geleceğin öğretmenleri de bu gençlerin arasından çıkacak..

Alın size bir "kısır döngü'..

Ve bu döngü içerisinde.. 

Önce kendine.. 

Sonra ailesine ve çevresine.. 

Sonra vatanına ve milletine.. 

Daha sonra da insanlığa hayrı dokunacak kaç kişi çıkar
acaba?



Hem bu hem de 2019'da görev alacak hükümete, aynı amanda
bütün anne babalara sesleniyorum..

Abraham Lincoln'ün, çocuğunun öğretmenine yazdığı yukarıdaki
mektup.. 

Planlanması ve uygulanması gereken bir "eğitim sistemi'nin
ana fikridir..

Ve çocuklarımızı.. 

Bu ana fikre uygun bir eğitim sistemi ile yetiştirmez isek..


"Damarlarımızdaki asil kan'ın da hiçbir faydası olacağını
sanmıyorum..

Unutmayın.. 

"Ezberci ve elemeci' eğitim sistemi ile yetişen dünün
çocukları, bugün bizleri yönetiyor..

Ve durumumuz ortada..

Bugünkü çocuklarımız da yarın bunların yerini alacak..

Bunun düzelmesini istiyorsak.. 

Önlemini derhal almalıyız ki.. 

Bir-iki nesil sonra belki- "hayal ettiğimiz bir eğitimle
arzu ettiğimiz Türkiye'ye' kavuşabiliriz..

Yoksa.. 

Tren raydan çıktı çıkıyor..



Zaman alacak biliyorum.. 

Fakat.. 

Çocuklarımıza.. 

Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu
öğretmek zorundayız..

Anne-baba ve öğretmenler, yapabilir misiniz bunu?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kazanilan-1-lira-bulunan-5-liradan-daha-degerli/19754/</link>
			<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 21:54:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[6 AYDA 15 MİLYONU AŞTIK]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[




Merhaba Eylül sayımızla karşınızdayız. Yaz aylarını bitirip
sonbahara merhaba dediğimiz bu günlerde turizmden gelen veriler hepimizi mutlu
etti. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz aylarda kabinede revizyon yapılmış Başbakan
Yardımcılığından Kültür ve Turizm Bakanlığı'na getirilen Numan Kurtulmuş ilk
resmi ziyaretini turizm başkenti Antalya'mıza yapmıştı. Bu çok anlamlı bir
hamleydi aslına bakarsanız turizm şehirleri arasında Antalya'ya olan değerini
ve önemini ortaya koymuştu bakanımız. Geçtiğimiz günlerde Numan Kurtulmuş'tan
bir güzel haber daha geldi o da turizme dair verilerden. Çünkü Antalya demek
turizm demek, iş demek, hayat demek. Öyle ki ülke olarak yılın ilk 6 ayında 15
milyon turist rakamını geçmiş bulunuyoruz. 2016 yılında yaşadığımız kabusları
düşündüğümüzde bu çok başarılı bir rakam. Çünkü; turizm sektörünün şu ana kadar
olan geliri de  9 milyar doları geçti. 

Bildiğiniz gibi Türkiye Turizm sektörü, 2014'te en yüksek
seviyesine çıkmıştı. Arkasından yaşadığımız sıkıntılar, özellikle Avrupa'daki
politik gelişmeler, seçim süreçlerinin verdiği gerginlikler, Rus uçağının
düşürülmesi ve arkasından ortaya çıkan sorunlar, Türkiye'ye 2016'da zor bir yıl
yaşattı. O yüzden 2017'deki rakamlar daha bir önem arz ediyordu. Şükür ki gelir
de rakamlar da sevindirici. Yani gelen turist ülkemizin güvenli olduğunu görmüş
ve tercihini kullanmış. Temmuz ayı sonuna kadar Antalya'ya 2 milyon turist
gelmiş bu bile büyük bir rakam. 

Bu durum yeterli mi elbette değil. Hükümetimizin koyduğu çok
güzel bir hedef var: 2023'e geldiğimizde 50 milyon turist ve 50 milyar dolar
turizm geliri. Bu ulaşılmaz bir hedef değil. Yeter ki elbirliğini güç birliğine
dönüştürelim 

Bu güzel gelişmeden bahsettikten sonra biraz da bu ayki
dergimizde sizleri neler bekliyor onlara değinelim ne dersiniz? 

Kepez'in İnşaatta
Parlayan Yıldızı: İltemir Group

Bu ayki kapak sayfalarımızda İsmail İltemir'e yer ayırdık.
Özellikle Kepez ve bölgesinde ürettiği inşaat projeleriyle adını duyuran İsmail
İltemir Group yükselen bir değer. Yönetim Kurulu Başkanı İsmail İltemir'in bu
başarıdaki payı ise büyük. Başarıyı, çalışmayı, azmi, hırsı ve asla pes
etmemeyi ilke edinen İsmail Bey'in iş dünyasına ve başarıya dair çizdiği yolu
ilgiyle okuyacağınıza eminimHenüz 29 yaşında olan bir isim de bu ay dergimizde
onun da odağında dürüstlük yatıyor. Yemen Kahvesi Karataş Şubesi İşletme Sahibi
aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi Kepez İlçe Başkanlığı Teşkilattan
Sorumlu Başkan Yardımcısı kimliği ile de siyaset arenasında boy gösteren Hasan
Gelmek'in de haberini büyük bir keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.  

Kurtuluş Helal Turizm
mi?

Bugün Türkiye'ye 5 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 400
milyonluk bir Müslüman nüfus var. Bunların yaklaşık 60 milyonu turist
niteliğinde ama öyle böyle değil paralı turist, zengin turist. Ama maalesef biz
bu kitleden bi haberiz. İşte bu sıkıntıya çözüm üreten kafa yoran ülkemizin bu
potansiyel ve pazar için neler yapması konusunda çalışmaları yürüten Süleyman
Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Fakültesi Turizm İşletmeciliği bölümünde
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Akgün Tekin'le MÜSİAD çok güzel bir buluşma
gerçekleştirdi, basın toplantısı yaptı. Detaylar dergimizde 

Elbette dergimiz bu kadar değil, neler var neler?
Tamamlayıcı sağlık sigortası, iş güvenliği hakkında bilmediklerimiz, odun
ateşinin eşsiz lezzetinin maya ve hamurla buluşması Hepsi ve daha fazlası
Akdeniz Bülten'de Hadi çevirin sayfaları ki gündeme yön veren haberleri yakalayın
Sevgi ve Saygılarımla

 






]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/6-ayda-15-milyonu-astik/19738/</link>
			<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 22:46:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["28 Şubat'ın medyası ve zenginleri hesap vermeli.."]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hiçbir şeyi gizli tutamıyorsunuz..

Ve o "gizlediğinizi sandığınız' şey, bir gün gelip yüzünüze
"tokat' gibi iniveriyor..

Türkiye tarihine "postmodern darbe' olarak giren 28 Şubat'ın
en yakın şahitlerinden biri olan emekli konsolos Vahit Özdemir, o günleri
Türkiye Gazetesi'ne anlatmış..

Bugün bu haberden bölümler aktaracağım sizlere..

"Bu olayda kimler ne yapmış, kimler neyi gizlemiş, kimlere yaramış'ı
hep birlikte öğrenelim..

Aslında bugüne kadar yaşadığınız olayların ve gelişmelerin
seyrine bakarsanız, "senaristlerin' hiç değişmediğini de göreceksiniz..



İNSANLARIN BEYNİ YIKANDI

İşte o karanlık günlerin yakın tanığı eski diplomat Özdemir'in,
Aydın Doğan'ın 28 Şubat'taki rolüne dikkat çektiği açıklamalardan bölümler..



"Dışişleri Bakanlığı'nda görev yaptığım 28 Şubat sürecinde,
Aydın Doğan'ın askerlerle çok yakın ilişkide olduğu, herkesin bu süreçte bundan
çekindiği söyleniyordu.. 

O zaman bakanlıkta çok etkin konumda olan Volkan Vural,
Tansu Çiller'in başdanışmanıydı, şu anda Aydın Doğan'ın danışmanıdır..

28 Şubat sürecinin en önemli unsuru medya ayağı idi..

Ve bu medya ayağının başında da Doğan Medya gelir.. 

Doğan Medya her gün gazeteleri ve televizyonları
aracılığıyla halkı kışkırttı, halkı tahrik etti.. 

Askerlerle iş birliği yaptılar ve halkın oyuyla seçilmiş
işbaşına gelmiş Erbakan hükûmetini istifaya zorladılar..

Halk, Doğan Medya üzerinden etki altında bırakıldı ve ülkede
kötüye gidiş görüntüsü oluşturuldu..

Bizim halkımız biliyorsunuz, medyanın çok tesirinde
kalıyor.. 

Gazetede okuduğuna, televizyonda duyduğuna inanıyor.. 

Bunlar öyle bir şey yaptılar ki, insanların beyinlerini
yıkadılar.. 

Hâlbuki Erbakan'ın istifa etmesini gerektiren hiçbir sebep
yoktu..

Doğan Medya'nın sahibi Aydın Doğan bu süreçte askerlerle iş
birliği yapıp, servetine servet kattı..

28 Şubat'ta etkin bir rol oynayan Aydın Doğan vb. medya
patronlarının mutlaka yargılanması gerekir..'



NOTER DE KORKTU HAKİM DE

Dönemin Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, gücünü
CHP'den alan' Ertuğrul Özkök, milletvekili adaylığı için istifa ettiğinde bir
günlük yazısını bana ayırdı..

Yazısında beni itibarsızlaştırabilmek için bir sürü şey
yazdı.. 

Yazdığı yazıya ilişkin açıklama yollamak istedim, noter
korktu bunlardan.. 

Noteri ikna ettik, tekzip davası açacağız, hâkim korktu.. 

Herkes bunlardan çekiniyor, korkuyordu..  

Bunlar her dönemin adamı.. 

Elinde viskisi, votkası böyle işlerle uğraşıyor, 28 Şubat
sürecinde de askeri yönlendiriyorlardı..

Bunlar, şunu yaparsanız daha iyi olur' diyor, askerler de
şunu yazsanız daha iyi olur' diyerek karşılıklı teşrik-i mesai içindeydiler..



Bu grup, Tansu Çiller'e görev verilmemesi için de dönemin
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel nezdinde önemli rol oynadılar.. 

Demirel her ne kadar demokratsa da çok korkak bir adamdı, inisiyatif
kullanamazdı.. 

Medyanın tesiri altında kaldı, görev verilmesi gereken Tansu
Çiller iken, sözüm ona yetkisini kullanarak Mesut Yılmaz'ı görevlendirdi.. 

Bu suretle 28 Şubat başarıya ulaşmış oldu.. 

Dolayısıyla ortada ciddi bir durum varsa (ki var), medya
ayağının da üzerine gidilmesi, özellikle Doğan Medya'dan hesap sorulması
gerektiğini düşünüyorum..'



MALİYETİ 291 MİLYAR DOLAR

Emekli Konsolos Vahit Özdemir'in bu sözleri çok şey
anlatıyor..

Ama, bir de işin "ekonomik boyutu' var..

İş dünyası da o günlerin hasarını unutamıyor..



Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkan adayı
Hasan Ali Cesur'a göre, "28 Şubat postmodern darbesinde ülkeyi kaosa sürükleyip,
haksız zengin olanlar var' ve onlardan bunun hesabı sorulmalı..

Cesur diyor ki:

"Türk ekonomisine 291 milyar dolara mal olan 28 Şubat post
modern darbesinde, bakkalından kebapçısına, öğretmeninden öğrencisine kadar 6
milyon fişleme yapıldı.. 

Bu süreçte özellikle Anadolu sermayesi büyük zarar gördü.. 

Generallerin kampanyalarıyla yeşil sermaye' diye ürünlerine
satış yasakları konan şirketler birer birer kapatılırken, darbeyi
destekleyenlerin işleri hızla büyüdü.. 

1997 yılında seçilmiş hükûmet, post modern darbe ile
yıkıldı, sonrasında kurulan yeni hükümetin ekonomideki başarısız yönetimi 2001
krizine yol açtı ve ülkemiz bu yıllar arasında 291 milyar dolar zarara uğradı..

İşte ülkeyi kaosa sürükleyip bu nedenlerle zengin olanlardan
bunun hesabı sorulmalıdır..'



ŞAHİTLERİN ÇOĞU YAŞIYOR

Bu anlatılanlar aklıma , "bunlardan hesap sorulur mu,
sorulursa ne olur' diye deli sorular getiriyor..

Ama düşünüyorum da; 12 Eylül'ün hesabı sorulduysa, 28 Şubat'ın
hesabı da sorulabilir..

Şahitlerin çoğu yaşıyor..

Eminim, belgelerin de hepsi yok edilememiştir..

Her kuruşunda bu halkın da hakkı olan "haksız kazanç'ın
hesabını da birileri vermeli artık..

Dediğim gibi, "hiçbir şeyi gizli tutamıyorsunuz'..

Bakalım, bu defa süreç ne gösterecek..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/28-subat-in-medyasi-ve-zenginleri-hesap-vermeli/19734/</link>
			<pubDate>Sun, 10 Sep 2017 18:58:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İşte "insan manzaramız" bu maalesef..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Birkaç gün önce Antalya Deniz Mahallesi'nde bir olay
yaşandı..

39 yaşındaki evli ve bir çocuk babası Ayhan A., para
karşılığı birlikte olduğu travestinin evinde fenalaşarak öldü.. 

Ve yaşanan bu ölümün ardından mahalle sakinleri isyan etti..


Muhtar Mustafa Öztürk, "Antalya'nın en eski ve en güzel
mahallesinden biriyiz, ama aynı zamanda mahallemizde travesti tabir edilen
kitle arttı' dedi..



BU BAKIŞ İNSANLIK AYIBIDIR

Lafa dikkat ettiniz mi;

"Travesti tabir edilen kitle..'

"Kişi, insan, biri/birileri' değil, "kitle'..

Ve mahalle halkı, travestilerin mahallelerinden başka yerlere
taşınmasını istiyor..

Hangi mahalleye?

Onlar için farketmiyor; "buradan gitsin de nereye giderse
gitsin'..

Ama, biliyorlar ki; bu defa aynı tepkiyi o mahalle sakinleri
verecek..

Ve bu "kısır döngü' devam edip gidecek..

"Travesti' tabir edilen kitle, oradan oraya savrula savrula
yaşamaya çalışacak..

"İnsan' olarak elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, aynı
şey sizin başınıza gelse ne yaparsınız?

"Ben travesti değilim' diyeceksiniz, değil mi?

Peki nesiniz?

Ne olduğunuz, ne hissettiğiniz, nasıl bir cinsel yaşam
sürdüğünüz meçhul..

Ve kimin nasıl bir "cinsel yaşam' tercih ettiğini de
bilemezsiniz..

Antalya'da "gay bar' var, kimler gidiyor görseniz şaşar
kalırsınız..

Herkes için söylemiyorum, ama aramızda "önünde saygıyla
eğildiğiniz' kişilerin arasında o kadar çok eşcinsel var ki, tahmin bile
edemezsiniz..

Ve ister erkek ister kadın, cinsel tercihleri farklı diye
onları "kitle' olarak görmek koskoca bir insanlık ayıbıdır..

Travestilerin de kadın-erkek bütün eşcinsellerin de herkes
gibi "insan' olduğunu unutmayın..

İnsan olarak da, vatandaş olarak da hiçkimseden farklı
değiller..



EN AZINDAN İKİYÜZLÜ DEĞİLLER

Şunu unutmayın..

Hiçkimse isteyerek veya macera olsun diye travesti/lezbiyen,
yani "eşcinsel' olmuyor..

Eşcinselliği bir "hastalık' olarak gören de var, ama ben
bunu da kabul etmiyorum..

İnsanın 3 temel içgüdüsünden biri olan "cinsellik' yaratıldığından
bu yana bütün insanları olumlu ya da olumsuz etkileyen bir olgudur..

Beden olarak dişi ya da erkek olarak doğup, kendini diğer
cins gibi hisseden de var, karşı cinsle ilişki kurmaktan hoşlanmayıp kendi
cinsinden kişileri tercih eden de..

Bu duygu ve isteklerini açıkça belli eden de var, "toplum
höşgörmüyor' diye saklayıp gizli gizli yapan da..

En azından travestiler, bu konuda ikiyüzlü davranmıyor..

Hatta, kendini "delikanlı' görenlerden çok daha fazla delikanlılar..

Sokakta bir kadının/kızın taciz edildiğini çoğu delikanlı(!)
sadece izlerken, tacizciye dersini vermekten de hiç çekinmezler..

Travestilere kimse iş vermiyor, toplum baskısı nedeniyle
"gel benim işyerimde çalış' demeye cesaret edemiyor..

Tek-tük böyle biri çıksa bile o da sırf onunla birlikte
olmak için böyle bir yol izliyor..

Onlar da ne yapsın?

Hırsız değiller, katil değiller, dolandırıcı değiller,
kimsenin eşini-kızını-oğlunu taciz etmiyorlar..

Kendilerini "farklı' hissediyor ve bununla yaşamaya
çalışıyorlar..

Yaşayabilmek için de yapabilecekleri tek yola başvuruyor ve
"para karşılığı'nda ilişkiye giriyorlar..



BU DA BİR TÜR "ARZ-TALEP'

Üstelik, o kadar çok talipleri var ki..

Ve travestilerle birlikte olmak isteyenlerin öylesine ilginç
istekleri var ki..



Hürriyet gazetesi travestilerle bir röportaj yapmıştı..

İki kez yayınlanan röportajda travesti Kader şunları söylüyordu:

"Travesti bir arkadaşımın çok yakışıklı manken bir sevgilisi
vardı.. 

Ona o kadar bağlandı ki, her tehlikeyi göze alıp ameliyat oldu..


Fakat ne oldu, manken çocuk arkadaşımı terketti, sırf
ameliyat oldu diye..'

Yani, erkeklik organını kestirip, bir "kadın' gibi oldu
diye..

Şaşırmayın, daha neleri var.. 

Kader müşterilerinin yalnız kaldıkları an, önce rujunu
silmesini istediklerini söylüyor.. 

"Adam evde karım da var' diyor.. 

Senin rujunu silmeni, peruğunu çıkarmanı istiyor..

Niye traş oluyorsun, olma' diyor..

Bacağındaki kıllar uzamış, ellerin çok kalınmış, ayağın kocamanmış,
bunlarla ilgilenmiyor, hatta hoşuna gidiyor.. 

Çünkü adam bir kadınla olmak istemiyor, o bir erkek
arıyor..'

Durumu anladınız mı biraz?



Özetle..

Travestiler de "kitle' değil, bir "insan' ve insan olarak hakları
var..

Ama, biz bu insan hakları konusunda da "çelişki' yaşıyoruz..

Ülkemizdeki gençlerle yapılan bir araştırma, bunu açık-seçik
ortaya koyuyor..

Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 61'i "Türkiye'de insan
haklarına saygı gösterilmediğini' düşünüyor.. 

Ama..

- Yüzde 67.5'i homoseksüelleri 

- Yüzde 67.4'ü uyuşturucu bağımlılarını

- Yüzde 65.3'ü çok içki içenleri

- Yüzde 61.7'si AIDS hastalarını

- Yüzde 54.5 sabıkalıları

- Yüzde 49.5'i Yahudileri

- Yüzde 43.8'i Hristiyanları

- Yüzde 35'i de göçmenleri

 Komşu olarak görmek
istemiyor..



Hem "insan hakları'ndan söz edip, hem de bu kişileri "insan'
yerine koymamak müthiş bir çelişki değil mi?

İşte "insan manzaramız' bu maalesef..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/iste-insan-manzaramiz-bu-maalesef/19726/</link>
			<pubDate>Fri, 08 Sep 2017 17:42:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Devlet gereğini yapsın.. Siz de elinizden geleni yapın..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bir yakınımla "uyuşturucu' konusunu tartıştık..

"Devlet niye buna önlem almıyor' dedi..

"Devlet her türlü önlemi alıyor, hatta çok iyi de bir
mücadele veriyor, ama' dedim ve elimden geldiği kadar durumu anlatmaya
çalıştım..

Yine devleti suçladı..

Böyle olunca, bugün bu konu üzerine bir yazı yazma gereği
doğdu..

Çünkü, yakınımla aynı fikirde olan çok fazla kişi var..

Gelin bu konuyu birlikte analiz edelim..

Ve sonunda devlet gereğini yapsın, siz de elinizden geleni..

Var mısınız?



YENİ UYUŞTURUCU MADDELERİ

Önce, "manzara'ya bir bakalım..

Türkiye'de son birkaç yıldır "gençleri zombiye çeviren
bonzai'nin yerini yeni uyuşturucu maddeleri almaya başladı.. 

Bonzaiyle gençlerin ölümüne sebep olan uyuşturucu tacirleri,
son dönemde bonzaiden daha zararlı ve tehlikeli olan kristal meth
(metamfetamin) ve skunk isimli maddeleri piyasaya sürüyor..

Ve bunlar önemli derecede bir "talep' görüyor..

Talep gördükçe de "satıcılar' daha bir cüretkarlaşıyor..

Avrupa'da yaygın kullanılan kristal meth, düşük fiyatla
satılması nedeniyle "fakirin kokaini' olarak adlandırılıyor.. 

Kristal meth genellikle zehir tacirlerinin Çekya'da (eski
Çek Cumhuriyeti) kurdukları uyuşturucu laboratuvarlarında üretiliyor.. 

Özellikle kristal meth alarmına geçen Almanya, bu konuda
Çekya makamlarına baskı yapıyor, ama sonuç alması mümkün değil..

Çünkü, "para kazandıran' her şey gibi, bu da para
kazandırdığı sürece üretimini de satışını da kimse engelleyemez..

Türkiye'de en dikkat çeken kristal meth operasyonu Adana'da
gerçekleşmiş, geçtiğimiz 15 Şubat'ta bir araçta tam 81 kilogram kristal meth
ele geçirilmişti..

Bir de esrardan 20 kat daha tehlikeli olan bir madde olan "skunk'
var..

Bu da Türkiye'ye son zamanlarda sokulan ve talep görmeye
başlayan bir uyuşturucu..

Sonuç?

Üretim, satış ve tüketim (başta Avrupa ülkeleri olmak üzere)
artarak devam ediyor..



SÜRÜNDÜRÜYOR VE ÖLDÜRÜYOR

Peki, niye bu kadar çok talep görüyor, neymiş bunların özelliği?

Bonzai gibi sentetik içeriğe sahip olan kristal meth,
uyarıcı ve halüsinasyon özelliğiyle ön plana çıkıyor..

Birçok uyarıcı gibi, kullanan kişiye 6-24 saat süren güçlü
bir "coşku hissi' veriyor..

Bu da damarlarındaki kan deli deli akan gençlerimize cazip
geliyor..

Ama, sonu çok kötü..

Çünkü, bağımlılık yapan "KRİSTAL METH' dişleri çürütüyor,
bağışıklık sistemini hızla çökertiyor ve ani ölümlere neden oluyor..

Uyuşturucu tacirlerinin kristal methle birlikte Türkiye'ye
sokmaya başladığı "SKUNK' ise,  "kokarca
bitkisi' adıyla, ağır ve iğrenç kokusuyla biliniyor.. 

Skunk maddesi melez bir niteliğe sahip.. 

"Skunk'ın tohumu, esrarın hammaddesi Hint kenevirinin
laboratuvar ortamında başka uyuşturucularla hibritlenmesiyle (melezleşme) geliştiriliyor..


Ve uyuşturucu satıcıları, "skunk kimyevi değil, organik'
diyerek kurbanlarına pazarlıyor..



BU GENÇLERE KULAK VERİN

Burada, "nasıl pazarladıklarına ve kimleri kurban
seçtiklerine' dikkatinizi çekmek istiyorum..

Sentetik ölümle lise yıllarında tanışan 22 yaşındaki bir
genç kız, uyuşturucu macerasına "kafan dağılır' ısrarıyla başladığını, ancak
ölümün kıyısına geldiğinde tehlikenin farkına vardığını söylüyor..

Genç kız, "önce bedava verip alıştırıyorlar, sonra
uyuşturucu parası bulmak için her türlü kötü yolu deniyorsun' sözleriyle bu
illetin tehlikesine dikkat çekiyor..

Ortaokul son sınıfta bonzai ile arkadaş ortamında
tanışanlardan biri olan bir başka uyuşturucu kurbanı 20 yaşındaki genç kızın
ifadeleri ise resmen kan donduruyor:

"Anneme aşık bir çocuktum, uyuşturucudan sonra onu dövmeye
varacak kadar kontrolden çıktım..'

Bunu söyleyen genç kız şimdi uyuşturucudan kurtulmak için AMATEM'de
büyük bir mücadele veriyor..

Veriyor vermesine de..

Tıpkı sigara gibi, eğer "bırakmayı beynine
kabullendiremezse' AMATEM'lerde de uyuşturucudan kurtulmak mümkün değil..



SADECE AİLELER ÇÖZEBİLİR

Bütün dünya ülkeleri bu "uyuşturucu' denilen bela ile akla
gelebilecek her yolla mücadele ediyor ve gençleri korumaya çalışıyorlar..

Ama, bunda "başarı' sağlayabilen bir tek ülke yok..

Yani, devletlerin verdiği mücadele ile uyuşturucu kullanımı
önlenemiyor..

Tek yolu var; aileler..

Çocuklarını "sıkboğaz' etmeden takip edecekler, arkadaş
çevreleri konusunda konuşacaklar, güzel bir diyalog kuracaklar..

Gerekirse zararlarını (nasıl yaparlar bilemem/bir yolunu
bulacak ve) bizzat gösterecekler..



Devlet gereğini, aileler de elinden geleni yaptı diyelim..

Bunlara rağmen uyuşturucu kullanımı önlenir mi sizce?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/devlet-geregini-yapsin-siz-de-elinizden-geleni-yapin/19705/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 20:49:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SIRBİSTAN'A KESİNLİKLE GİTMEYİN!]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[



Merhaba yine dopdolu bir sayı ile karşınızdayız... Gündeme
Yön Veren' Akdeniz Bülten'in sayfalarında ilginizi çekecek, bir solukta
okuyacağız haberler ve röportajlarla karşınızdayız. Bunlardan bazılarını az
sonraki satırlarımda bahsedeceğim ama önce neden böyle bir başlık attığımdan
başlamak istiyorum çünkü gerçekten aradan geçen günlere rağmen yaşadıklarım
aklıma geldikçe sinirimden içim içimi yiyor. 

Geçtiğimiz haftalarda uzun yıllar ecdadımızın hükmettiği
Balkanlara bir tur programına katıldım. Herşey çok iyiydi, ta ki Sırbistan
denen barbar ülkeye gelene kadar

Hatırlarsanız, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından
biri Bosna Savaşı'dır. Mart 1992 ile Kasım 1995 yılları arasında
Bosna-Hersek'te meydana gelmiş bu savaştaMüslümanlara uygulanan baskı, katliam
ve tecavüzler nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalanlar yüzbinlerce
insanın dramı yaşandı ve dünya bu katliamı seyretti. Üstelik tam da Avrupa'nın
göbeğinde yaşandı bu dram. İkinci dünya savaşından sonra görülen en ağır zulüm
Bosna'da yaşanmıştı. Zulmün aktörü ise SIRPLAR'dı aradan çeyrek asır geçmesine
rağmen Sırplar'ın zihniyetinde hiçbir değişiklik yok sevgili okurlar. Nasıl mı?
Yıl 2017 yer Avrupa'nın göbeği ama hala zulüm devam ediyor. Çünkü, işin içinde
Sırplar varsa zulüm de işkence de art niyet de olur. 

Ülkelerine geziye gitmiş, turist kimliği taşıyan insanlara
sırf Müslüman diye, sırf Türk diye, sırf Osmanlı Torunu diye eziyet edilen bir
ülke Sırbistan Savaş'ın biteli çeyrek asır oldu ancak Sırpların düşmanlığı ve
hırsları genetik kodlarına öylesine işlemiş ki bugün topraklarını turist olarak
ziyaret eden Türklere karşı, Müslümanlara karşı zülüm yapmayı hala kendilerinde
hak görebiliyorlar. 

Bu konuyu dergimizde fotoğraflarıyla da haberleştirdikVicdansız,
ahlaksız ve de insafsız bir ırk olan Sırpların bu yaptığı elbette yanlarına
kalmayacak lakin o güzel toprakları hak etmiyorlar bu bir gerçek. O yüzden
insanlarının kötü olduğu bu ülkeye yani Sırbistan'a yolunuz düşmesin 

TÜRKİYE'DE HELAL
TURİZM'

Helal gıda, helal kesim derken aslında bir önemli konuda
Helal Turizm' Öyle böyle değil ciddi bir konu Hele ki başta Antalya'mız ve
ülkemiz için. Bugün Türkiye'ye 5 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 400
milyonluk bir Müslüman nüfus var. Bunların yaklaşık 60 milyonu turist
niteliğinde ama öyle böyle değil paralı turist, zengin turist. İşte başta bu
yakın coğrafyadaki olmak üzere tüm dünyadaki (1.8 milyar Müslüman) Müslüman
turistlere yönelik Helal Turizm' konsepti geliştirilirse Türkiye'ye ciddi
gelir girdisi olacağı kesin. İşte tüm bu bilgileri, araştırmaları ve ülkemizin
bu potansiyel ve pazar için neler yapması konusunda çalışmaları yürüten Süleyman
Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Fakültesi Turizm İşletmeciliği bölümünde
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Akgün Tekin'le harika bir röportaj yaptık.
Şiddetle bu röportajı okumanızı öneriyorum. Çünkü işin içinde MÜSİAD'la olan
proje ayağı da var, yani çalışmalar başladı. Detaylar haberimizin sayfasında

YENİ CAZİBE MERKEZİ:
KIZILKAYA 

Antalya'nın sıcağından uzak yeşillikler içinde mis gibi
yayla havasına sahip bir beldeden yani Kızılkaya'dan da bahsetmeden olmaz
Gerek jeopolitik konumu gerek güzel havası gerekse de sıcakkanlı insanlarıyla
yeni cazibe merkezi olan Kızılkaya ve onun başarılı belediye başkanı Canan
Atasoy bu ayki kapak haberimiz oldu. Hadi buradan itiraf edeyim ben çok
beğendim bu güzel beldeyi. Yapılan hizmetler de zaten ortada. Ortada
olduğundandır üç dönemdir Kızılkaya'nın başkanı Canan Atasoy. Kendisiyle
yaptığımız keyifli sohbet sonrası çok güzel bir haber çıktı. Bu güzel beldeyi
mutlaka görün, gezin, yaşayın hatta yatırım yapın derim

Elbette dergimiz bu kadar değil, neler var neler? Hadi
çevirin sayfaları ki gündeme yön veren haberleri yakalayın Sevgi&Saygı

 



]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sirbistan-a-kesinlikle-gitmeyin/19704/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 19:55:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bağımlı kişi değil, beyin kayıtları]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uyuşturucu ya da uyarıcı maddeler,
içerdikleri ölümcül zehirlerden dolayı kullanıcının beyin fonksiyonlarını olumsuz
yönde etkilemektedir. Başta şizofreni olmak üzere çeşitli ruhsal hastalıklara
sebep olabiliyor. 

  8 bin
441 kişi hayatını kaybetti

Ocakları söndüren, canları
maddi ve manevi yönden istismar eden, uyuşturucu madde bağımlılığı sadece
ülkemizi tehdit eden bir unsur olmaktan çıkıp, tüm dünyanın derdi haline gelmiş
durumda. 

  2017 Avrupa Uyuşturucu Raporuna göre; 2015
yılında, Türkiye de dahil olmak üzere tüm Avrupa'da, eroin ve diğer
uyuşturuculardan toplam 8 bin 441 kişi hayatını kaybetti. Uzmanlar, her geçen
gün artan ölümleri önlemek ve madde bağımlılığı konusunda başarılı tedaviler
geliştirmek amacıyla çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. 

  Yapılan açıklamaya göre; bağımlılığa neden
olan temel sorun beyindeki kayıt noktaları. Uyuşturucu maddeyi hatırlatan
beyindeki kayıtların tespiti ve silinmesi sonucu madde bağımlısı kişi,
hayatının sonuna kadar uyuşturucuyu unutarak bu bağımlılığından kısa sürede,
kalıcı olarak kurtulabiliyor.

 

Günümüzde her türlü
uyuşturucu maddeye kolay ulaşılabilmesi sebebiyle, hemen her gün sokaklarda
uyuşturucu maddenin etkisinde gençler görür hale geldik. Özellikle ailesi ve
çevresiyle sağlıklı iletişim kuramayan, duygu ve düşüncelerini ifade etmekte
zorlanan gençlerin uyuşturucu kullanımına yöneldiğini söyleyen uzmanlar,
yaygınlaşan uyuşturucu madde kullanımının beyin bağlantılarına zarar vererek,
hafızayı zayıflattığını, öğrenme ve davranış becerilerine kalıcı hasarlar
verdiğini belirtiyor. 

  Madde bağımlılığı nedeni ile beyinde hasar
gören noktaların tespit edilip değiştirilmesi ile gerçekleşen Neurofeedback
Bilimsel klinik araştırmalar sonucu 3 önemli psikiyatrik tedavi yöntemi
arasında sayılmaktadır. Harvard üniversitesinde çalışmalarını sürdüren Psikiyatri
Uzmanı Dr. Tanju Sürmeli, ülkemizde de gündemden düşmeyen bağımlılık
tedavisiyle ilgili son gelişmeler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

 

Maddeye Bağımlı Hale Gelen Kişi Değil Beyin

 

Bilinçaltına farkında
olmadan alınan kayıtların, sorun olarak yaşadığımız her şeyin temelini
oluşturabildiğini belirten Psikiyatri
Uzmanı Dr. Tanju Sürmeli, "Maddeye bağımlı hale gelen kişi değil,
aslında beynimiz. 

  Beyin kayıtları kişiye otomatik olarak
maddeyi hatırlatıyor ve yönlenmesini sağlıyor. Beyindeki bu noktaların tespit
edilip bağlantıların onarılmaması ve kayıtların değiştirilmemesi halinde
tedaviler (ayakta, yatarak, psikoterapi ve ilaç tedavisi gibi) kesin sonuca
götürmeyebiliyor.

   Madde bağımlılığı beyindeki bağlantı
noktalarının düzeltip, kişiyi bağımlı kılan ve zarar veren kayıtların
değiştirilmesini sağlayan ilaçsız Neurofeedback tedavi yöntemi ile genelde
kalıcı olarak tedavi edilebiliyor' açıklamasında bulundu.

 

Başarı Oranı Yüzde 78

 

  Uyuşturucu madde kullanımının beynin yapısını
değiştirdiğini belirten Dr. Tanju
Sürmeli, "Madde bağımlılığı olan insanlarda yapılan çalışmalar sonucu,
beyni rahatlatan alfa beyin dalgalarının eksik ya da hiç olmadığı veya beyne
gerginlik veren beta dalgalarının çok fazla olduğu tespit edildi. Beyin
kendisine zevk veren maddeyi denedikten sonra alfa beyin dalgalarında geçici
artış oluyor. Bu durumu kayıt eden beyin, otomatik bir davranış sistemi
geliştirerek, iradesi dışında kişiyi kendisine mutluluk veren bu maddeye
yöneltir. Kullanılan diğer yöntemler ve ilaç tedavisi sonrası hastaların yüzde
80'i uyuşturucu kullanımına tekrar başlıyor. 

  İlaçsız tedavi olan Neurofeedback ile alfa
dalgası artırılıp beta dalgası azaltılınca, kişiyi maddeye yönelten kayıtlar
değişiyor, genelde kalıcı olarak beyin maddeyi istemiyor veya unutuyor. Uyuşturucu ve Alkol
bağımlılarına ilaç kullanılmadan veya kullanılan ilaçlara ek tedavi olarak
Neurofeedback uygulandığında başarı oranı yüzde 78'dir'dedi.

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bagimli-kisi-degil-beyin-kayitlari/19700/</link>
			<pubDate>Sun, 27 Aug 2017 21:37:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bazı sorunların perde arkası..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Paylaşımları biraraya getirince ve alt alta koyunca,
sorunların perde arkası da daha bir anlaşılır hale geliyor..

Bugün yine ilgiyle okuyacağınız şeyler var..

Ben sadece "biraraya' getirdim, o kadar..



DERTLERİ HİÇ BİTMESİN

- ABD'de iç savaş sesleri yükseliyor..

- Almanlar iflas ettiklerini açıklıyor. İngilizler AB'den
sonra iç siyasette büyük kriz yaşıyor..

- Fransa'nın varlığı yokluğu fark etmiyor..

- Hollanda'da hükümet kuramıyorlar..

- İtalyan ekonomisi kırmızı alarm veriyor..

- İran'lı yetkililer bir bir Ankara'nın kapısını
çalıyorlar..

- Yunanistan IMF kapısında para dileniyor..

Dünya'da bazen güzel şeyler de oluyor..

Devamı gelsin, dertleri hiç bitmesin..

AkNesiller



OLAYLARIN "ALGI' BOYUTU

Bir kardeşimiz her olaya "algı" gözüyle bakıyorsun
demiş..

Doğru..

80 öncesi vatan kurtarıyorduk.. 

Ülke komünist olacak "algı" sına yenik düştük,
darbe oldu.. 

Mahvolduk..

78'de Aleviler ve sünniler silahlanıyor "algı"
sına inandık, birbirimizi yedik..

1996'da sümüklü bir kız ekranlara çıkıp ağladıkça, irtica
geliyor "algı"sına düştük, 28 şubat geldi..

İsteyen tesadüf desin.. 

Terör örgütlerinin bize vurmak için sürekli gün ve saat verdiği
günlerde yaşadıklarımızı ben "algı" boyutu ile ele alacağım..

Şevki Karabekiroğlu



YAHUDİNİN SAVAŞ TAKTİĞİ

Bir Yahudi iş yeri sahibi, bünyesinde hem Yahudi hem de
Müslüman çalıştırıyor.. 

Statü ve konumları aynı olan Yahudi ve Müslüman'ın aldıkları
maaşlar arasında dağlar kadar fark var..

Müslüman, Yahudi bir iş yerinde çalışmasına rağmen, Yahudi
işçiden fazla maaş alıyor.. 

Günler, aylar böyle geçiyor.. 

Yahudi işçi, içten içe içerliyor ve bir gün dayanamayıp
Yahudi olan patronunun yanına çıkıyor ve kendisine şu soruyu soruyor:

"Biz seninle din kardeşiyiz, ama sen beni bırakıp bir Müslümanın
hakkını ve hukukunu daha fazla koruyorsun.. Yıllardır aynı iş yerinde ikimizde
işçiniziz.. Bana bir verirken ona iki veriyorsun.. Neden?' 

Yahudi patron gülüyor, "cevabı çok basit' diyor ve şu ÇOK
ÖNEMLİ lafları ediyor:

"Senin hak ve hukukunu korumuyorum ki.. 

Bana kız, git ve sen de işveren ol, üret..

Müslümanın hak ve hukukunu koruyorum ki, o bir yerlere gidip
iş yeri açmasın, üretmesin ve işçi kalsın..

Söz sahibi daima biz olalım..'

Ve ardından asıl mesajını veriyor:

"Yıllardır atalarımızın topla, tüfekle kazanamadıkları
savaşları biz üreterek, ekonomik olarak güçlenerek yapacağız.. 

Bu çalışan Müslümanların çocukları da yarın öbür gün bizleri
benimseyecekler ve işçimiz kalmaya devam edecekler.. 

Hatta ve hatta Yahudiliği de, haklarını hukuklarını
koruduğumuz için daha çok benimseyecekler..

Çünkü Müslüman işverenlerin çoğu, çalışanlarını ne öldürür
ne diriltir, hak ve hukuklarını asla önemsemezler..

Aldın mı cevabı ey Yahudi kardeşim..'

Engelli bir vatandaş



AVRUPA'YA İŞÇİ GÖÇLERİ

Türkiye'den Avrupa'ya işçi göçüyle ilgili biraz araştırdım..


Bu konuda hakikaten ilginç gelişmeler var..

2. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya, Belçika, Avusturya,
Fransa başta olmak üzere Avrupa'da bir kalkınma ve sanayileşme atağına geçilmiş..


Çalıştırılmak üzere dışardan işçi getirilmesi fikrini
uygulamaya koymuşlar.. 

1952-54 yılları arasında Türkiye'den de işçi talebinde
bulunmuşlar.. 

Merhum Başbakan Adnan Menderes bu talepleri, "Osmanlı'nın
evlatlarını sizlere işçilik, hizmetçilik yapsınlar diye göndermem' diyerek geri
çevirmiş.. 

1960 darbesi ve Menderes'in idamı sonrası kurulan hükümet,
ilk icraat olarak Avrupa'ya işçi göçüne onay vermiş.. 

1961 yılında ilk kafile gitmiş.. x

Ve maalesef işçi gönderecek iller bile özenle seçilmiş..

Bugün Avrupa'da teröristlerin cirit atması ve destek görmesi
boşuna değil yani..

Selahattin Akar

..

NOT: Birkaç gün yokum.. Bence yukarıda yazdıklarımı defalarca
okuyun.. Alacağınız çok fazla "HİSSE' var..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bazi-sorunlarin-perde-arkasi/19663/</link>
			<pubDate>Tue, 22 Aug 2017 19:55:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çevre Mühendisleri'nin Kanal İstanbul yalanları..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından,
"Kanal İstanbul Prdjesi'yle ilgili bir paylaşım sosyal medyada dolaşmaya
başladı..

"Kanal İstanbul tezgahına uyanın, uyandırın' başlığını
taşıyan ve hiçbir gerçeklik payı olmayan, sadece "karalamaya yönelik' bu yazı,
birileri tarafından (hep yaptıkları gibi) kopyala-yapıştır yöntemiyle
paylaşılıyor..

Amaç; bu ve buna benzer "algı operasyonları' ile seçimlere
kadar iktidar partisini yıpratabildikleri kadar yıpratmak..

İlk cümlesine bile "büyük bir yalan'la başlayan o yazıyı şimdi
sizlere aktaracağım..

Ortaya "somut' hiçbir bilgi/belge koymayan bu yazıdaki bazı
konulara, ben de somut bilgilerle dikkatinizi çekeceğim..

İster Çevre Mühendisleri'nin İstanbul Şubesi'ne inanırsınız,
ister bana..

Tercih sizin..



TRAKYA ELDEN ÇIKSIN MI?

Şube, paylaşımlarını "inandırıcı olsun' diye, "sağcısı,
solcusu, dindarı, milliyetçisi, ulusalcısı her ne isen' şeklinde herkese hitap
ediyor güya..

Ve kopyalanıp çoğaltılarak dağıtılmasını, böylece daha çok
kişinin okumasının sağlanmasını istiyor..

Açıkça, "bu yalanlara çok kişiyi inandırma' amacını
güdüyor..

Çünkü, insanlarımızın her yazılana inanmak gibi bir zaafının
olduğunu, konuyu araştırmadığını çok iyi biliyor ve bunu kullanmaya çalışıyor..



Yazının şu ilk cümlesine dikkat:

"Allah aşkına ne yapabilirsek yapalım, bundan başka maddi
servetimiz yok, sattırmayalım..'

Sözünü ettiği yer Trakya..

"Başka maddi servetimiz yok' dediğini de, "Trakya'nın altı
petrol ve doğal gaz kaynıyor' şeklinde belirtiyor..

Gördüğünüz gibi, açıklamanın daha ilk cümlesi "büyük bir
yalan'..

Türkiye'nin Trakya'daki petrol ve doğal gazdan başka maddi
serveti yok mu?

Marmara Bölgesi'ndeki (özellikle Kaz Dağları'nda) bor ve
altın, Anadolu'nun altındaki petrol ve doğalgaz, toryum, bakır, krom, uranyum,
kömür ve bunlara benzer daha onlarca çok değerli "maddi servetimiz' var..

Ama, Trakya elden çıksın mı?

Değil Trakya, neresi olursa olsun bir karış toprağı bu ülke
halkından kopartacak babayiğit daha anasından doğmadı..

Bu ülke halkı buna asla müsaade etmez..

Kaldı ki, "Trakya'nın elden gitmesi' gibi bir durum yok
zaten..



30 MİLYAR DOLAR ZARAR

Açıklamanın konusuna geçelim..

Efendim;

1- Kanal İstanbul Projesi, emperyalistlerin Trakya'yı
Türkiye'den koparma projesi imiş..-

2- Yap-işlet-devret modeli ile 49 yıllığına Kanal İstanbul Projesi'ni
alacak firma, bütün Trakya'ya hâkim olacak imiş..

3- Ve herkes topraklarını satacak imiş..



"Kanal İstanbul Projesi'yle ilgili bunları söyleyen Çevre
Mühendisleri'nin, "İstanbul Boğazı'nın bizim hakimiyetimizde olmadığını' ve
"gelen geçen gemilerden 5 kuruş ücret almadığımız için her yıl 30 milyar doların
üstünde kaybımız olduğunu' da belirtmelerini isterdim..

Bunun sebebinin de, bize "kurtarıcı diye yutturulan Lozan
Anlaşması' olduğunu, bırakın boğazları limanlarımızın bile bizim kontrolümüzde
olmadığını söylemelerini beklerdim..

Hatta Boğazlardan geçen gemileri kontrol etme hakkımızın
bile olmadığını mesela.. 

Biliyor musunuz; geminin birinde atom bombasının bulunduğu
bilinse bile, durdurup kontrol etme hakkımız yok..

Dünya petrol güzergahı Akdeniz de yoğunlaşmış durumda.. 

Yani anlayacağınız, Türkiye çok büyük bir pastadan payını
Lozan Antlaşması'yla bırakmıştır maalesef..



Kanal İstanbul gerçekleştiği zaman, işte bu durum tam
tersine dönecek.. 

Kanal İstanbul "Lozan Antlaşması dışında kalacağı için' her
gemi hem bizim kontrolümüzde olacak, hem de geçiş ücreti ödeyecek..

"Tezgah'ı görüyor musunuz?



KANAL İSTANBUL'A MAYIN

Gezi olaylarında da eylemcilerin talepleri arasında Kanal
İstanbul'un iptali vardı, hatırladınız mı?

Yıllar sonra aynı talep, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
İstanbul Şubesi tarafından yenileniyor ve herkesin buna karşı çıkması için,
"Trakya elden gidiyor' algısı yaratmaya çalışıyor..

Ve "algı'yı güçlendirmek için de, "aynı oyun Güneydoğu'da
mayınlı arazide yapılmak istendi (ancak, oluşturulan duyarlı kamuoyu yüzünden
hükümet geri adım atmıştı)' diye bir cümle kullanıyor..

Oysa o mayınlı arazideki durum bambaşka..

Türkiye Ottawa Sözleşmesi'ne 25 Eylül 2003'te katıldı fakat
anlaşma Türkiye için 1 Mart 2004'te yürürlüğe girdi.. 

10 yıllık bir sürenin sonunda ise, yani Mart 2014'te
Türkiye'nin bölgesindeki bütün mayınları temizlemek, elindeki bütün mayın
varlığını imha etmek gibi bir yükümlülüğü bulunuyordu..

Mayın temizleme ihalesine ilk kez 2002 yılında çıkıldı.. 

2004'te ise teklifler yenilendi.. 

2007'de CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne götürme süreci başladı
ve süreç Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla dondu..

Yaşanan süreçte, Türkiye zorda kalsın diye "arazi peşkeş
çekilecek' söylentileri o zaman da çıkmıştı..

Sonuçta, iddia edildiği gibi bir "peşkeş' sözkonusu olmadı..

(Konu uzun, bir yazımı da buna ayıracağım zamanı gelince..)

Kanal İstanbul işini de aynı şekilde "dondurmaya' hatta "durdurmaya'
çalışıyorlar..



KARARI VEREN SİZ OLUN

Özetle durum şu:

Birileri "darbe süreci'nin bitmesini istemiyor..

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de bunlara
alet oluyor, onlar da sizleri alet etmek istiyor..

Yaptıkları algı operasyonları ile, olayları Recep Tayyip
Erdoğan ve Ak Parti hükümetini "itibarsızlaştıracak' şekilde halka sunmaya
çalışıyor..

Amaç, 2019 seçimlerinde Erdoğan'ı Başkan seçtirmemek..



Gerçekleri bilin, bu tür operasyonlara kanmayın, araştırın,
doğruyu öğrenin.. 

Erdoğan'ı seçmezseniz bile, bu onların değil "sizin
kararınız' olsun..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/cevre-muhendisleri-nin-kanal-istanbul-yalanlari/19645/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 22:24:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Peşinden gittiğiniz adamı iyi tanıyacaksınız..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Alman FOCUS dergisine
verdiği röportajda ne demişti hatırlıyor musunuz?

Ben hatırlatayım:

"Ben uzun zamandır Türkiye'de şu an hiç kimse için güvenlik
garantisi olmadığını, ne can ne de mal güvenliği olduğunu söylüyorum.. Maalesef
yasaların geçmediği, adaletin olmadığı bir dönemde yaşıyoruz..'



Bunu yeniden gündeme getirmemin bir sebebi var..

Bu açıklamaları sonrasında "özrü kabahatinden büyük' çok
farklı açıklamalar yaptı ve buna devam ediyor..

Bu nedenle, Kılıçdaroğlu-FOCUS olayına bir kez bakacağız..

Yaptığı "HAİNLİĞİ' bir kenara bırakıyorum..

Bakacağız ki; Türkiye'nin anamuhalefet partisi ve başındaki
kişi nasıl bir zihniyet taşıyormuş, bir kez daha ve iyice anlaşılsın..



YALANLAMA VE DOĞRULAMA

Kemal Kılıçdaroğlu, Alman Focus dergisine verdiği
röportajda, Türkiye'de can ve mal güvenliğinin bulunmadığını belirterek,
Almanlara "Türkiye'ye gelmeyin' çağrısı yapar gibi konuşmuştu..

Kılıçdaroğlu'nun bu çağrısı Türkiye'de her kesimden büyük
tepki gördü.. 

Bu tepkiler üzerine Kılıçdaroğlu hemen çark etti ve "ben
öyle bir şey söylemedim' dedi.. 

CHP'nin Basın Birimi ile Parti Sözcüsü Bülent Tezcan da bu
doğrultuda bir açıklama yaptı ve Kılıçdaroğlu'nun Focus'taki röportajda
söylediklerini inkar etti..

Ama..

Çok geçmedi ve CHP'nin yaptığı yalanlamaların ardından
ihanet dolu skandal söyleşinin, "CHP'nin onayı alınarak' yayımlandığı ortaya
çıktı.. 

Röportajı yapan Focus dergisinin muhabiri Frank Nordhausen,
Twitter'dan yaptığı açıklamada söyleşinin tamamının CHP'ye gönderilerek resmi
onay alındığını belirtti.. 

Frank Nordhausen şunları yazdı: 

"Alman gazetecilik geleneklerine göre söyleşi CHP'ye
gönderildi ve basılmadan önce resmi onay alındı..'

Böylece CHP'nin, "Kılıçdaroğlu'nun ihanetini örtbas etme'
taktiği tutmadı..



KENDİNİ VE CHP'Yİ YALANLADI

Peki olay bununla kapandı mı?

Hayır, aksine çok ilginç bir şekil alıverdi..

Hani Kılıçdaroğlu'nun sözleri, tepkiler artınca "yok böyle
bir şey' diye inkar edilmişti ya..

CHP Genel Başkanı bu dafa Habertürk'e verdiği röportajda hem
kendini ele verdi, hem de (Focus'u değil) kendi partisini yalanladı..

Nasıl mı?

"Geçen yıl turistler geliyordu da ben konuştum diye mi
gelmedi? Zaten gelmiyordu" diyerek..

Bu sözleriyle;

1- Focus'a verdiği röportajda söylediklerini "itiraf etti'..

2- "Kılıçdaroğlu böyle bir şey söylemedi' diye açıklama
yapan CHP Sözcüsü Bülent Tezcan'ı ve CHP Basın Birimi'ni, yani partisini
yalanladı..



İşte CHP'liler böyle bir adamın peşinden gidiyor..

Sadece "görsünler' diye yazdım bunları..

Kararı yine kendileri verecek..



CHP'LİLERE ZOR SORULAR

Öte yandan..

Dünkü bazı gazetelerde yer alan habere göre; AK Parti Kılıçdaroğlu'nun
Zaman gazetesi ziyaretiyle Cumhuriyet'te yayınlanan görüntülerin ilişkisini
sordu..

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal'ın,
"sadece soruyor ve cevap bekliyoruz' diyerek kamuoyuna açıkladığı sorular
şöyle:

"1.Kılıçdaroğlu, MİT TIR'ları ihanet suçunda FETÖ'nün yargı,
emniyet, asker ve medya içindeki unsurlarıyla aynı argümanları ve söylemi hala
neden kullanmaktadır?

- FETÖ de TIR'lar silah götürüyordu' diyor, Kılıçdaroğlu da
aynısını söylüyor.. 

- FETÖ de Uluslararası mahkemelerde yargılanacaklar' diyor,
Kılıçdaroğlu da aynısını söylüyor.. 

- FETÖ de Yurtdışına kaçacaklar, gelip yargılanacaklar'
diyordu, Kılıçdaroğlu da aynısını söylüyordu.. 

- FETÖ de Türkiye güvenlik açısından riskli ülke' diyor,
Kılıçdaroğlu da aynısını söylüyor.. 

- FETÖ de kontrollü darbe diyor', Kılıçdaroğlu da aynısını
söylüyor..      

2. Kılıçdaroğlu Bu görüntüleri ben de seyrettim' diyor..
Görüntüleri size kim getirdi? 
Görüntüleri nerede, ne zaman, kimlerle izlediniz?

3. Bu görüntüleri Can Dündar'a Enis Berberoğlu'nun verdiği
mahkeme kararlarında var.. Peki Berberoğlu bu görüntüleri nereden, ne zaman,
nasıl temin etti? 

4. Kılıçdaroğlu'nun 17 Mayıs 2015'te Zaman gazetesine
yaptığı ziyaretle bu görüntüler arasında ilişki var mıdır?      

5. Mustafa Akaydın'ın 15 Temmuz işgal girişimine evcilik,
tiyatro' demesi ve Kılıçdaroğlu'nun kontrollü darbe demesi FETÖ ile aynı
söylemi kullanmak anlamına gelmiyor mu?     


6. Kılıçdaroğlu neden ısrarla ülkemizi uluslararası basın
aracılığı ile güvenlik açısından riskli ülke olarak göstermeye hala devam
ediyor?       

7. Kılıçdaroğlu ve CHP siyasetin gereği olarak sandığı,
seçimleri ve demokrasiyi adres göstermek yerine, neden ısrarla sokağı adres
göstermektedir?'



CHP'li arkadaşlarım bu sorulara da "gereken ilgiyi' gösterir
herhalde..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/pesinden-gittiginiz-adami-iyi-taniyacaksiniz/19638/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Aug 2017 23:40:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sensiz çok mutlu bir yer olurdu bu dünya..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün de "pis insanlar'ı konuşalım biraz..

Hatta tartışalım..

Ve bakalım kimler "alınganlık' yapacak..



HER YERDELER MAALESEF

Pikniğe gidiyorsun, ormanı yakıyorsun..

Sahile gidiyorsun çöpünü orada bırakıyorsun, adını duyduğun
her kumsala, her tatil beldesine, her köye, her parka gidiyorsun çocuğunun
altını değiştirdiğin bezini oraya atıyorsun..

İçtiğin biranın şişesini arkandan kim toplayacak sanıyorsun?

Yetmiyor pet şişeye işiyor, sidikli çöpünü de her yere
bırakıyorsun..

Nereye gitsek senin izlerini görüyoruz..

Her dağ başında, her deniz kıyısında, her doğal parkta, her
doğal güzellikte..

Dünyanın en güzel, en özel, en eski tarihi eserlerine sahip
olsak ne fayda, sen en mahrem mağaraların duvarlarına o saçma sapan adını
yazıyorsun..

Üstüne başına bakınca insana benziyorsun, ama ne yazık ki
olamıyorsun..

Çocukların karınca yuvalarını bozuyor, bön bön bakıyorsun.. 

Sokak köpeğine taş atıyor, sırıtıyorsun.. 

Kedinin yavrularını alıp ölümüne sebep oluyor, iyi bir şey
yapıyor sanıyorsun.. 

Kuşların yuvalarını dağıtıyor, kıs kıs gülüyorsun.. 

Doğal yaşam parklarında soyları tükenmek üzere olan her
canlıyı avlıyorsun, bir de fotoğrafını çekiyorsun..

Sonra bunları sosyal medya da paylaşıyorsun.. 

Ve buralardan bakılınca pek sosyal, pek afilli, pek modern,
pek bilmem ne görünüyorum sanıyorsun..

Kendinden başka hiç bir şeyi düşünmüyorsun.. 

Yaşadığın gezegenin ve hatta oturduğun sokağın bile farkında
değilsin..

Saçlarını jöleleyip, kıçına da kot'u çekince bir şey oldum
sanıyorsun.. 

Hatta kimi zaman turist avına çıkıp kitap okuyormuş gibi
bile yapıyorsun.. 

Oysa sen, ne okuduğunu anlayacak zekaya sahipsin, ne de
dünyayı görecek gözlere..

Yazık ki; biz de senin verdiğin hasarı tamir için kendimizi
paralayıp duruyoruz..

Keşke hiç doğmamış olsan.. 

Sensiz ne mutlu olurdu bu dünya.. 



ÇEKİRDEK ÇİTLEYEN EŞEKLER

Ayhan Halit Eken'in bu paylaşımını görünce, yıllar önce
yazdığım (6 Eylül 2012) bir yazıyı hatırladım..

O yazıyı bugün sizlere bir kez daha sunmak istiyorum..

Görün hal-i perişanımızı..



Eskişehir 'de Başkan Yılmaz Büyükerşen 'Porsuk Çayı'  kenarına park yapar.. 

Parkın temiz kullanılmadığını ve
bunun önüne geçmenin zor olduğunu bildiği için ilginç
bir yola başvurur.. 

Park'ın hemen girişine bir 'çekirdek çitleyen eşek'  heykeli koydurur.. 

Amacı, bundan utanıp, insanların parkı
temiz tutmalarını sağlamaktır.. 

Büyükerşen, 'çekirdek çitleyip parkı kirleten' eşeklerin sayısını bu
sayede azaltabildi mi, bilmiyorum..

Ama, Antalya'ya bu heykelden yüzlerce
yapılıp, bütün parklara 'bitişik nizam'  koydurmak
lazım..

 

Bunu niye yazdım? 

Muratpaşa Belediyesi, Fener Caddesi'ne boydan boya
havuzlu-fıskıyeli-kameriyeli çok güzel yemyeşil bir park yaptı.. 

Park, çevresindeki bütün binaların rantını bile arttırdı.. 

Bu parka, günün her saatinde insanlar gelip serinlesin,
otursun, bir şeyler yesin-içsin, hatta piknik yapsın diye 'bank'  yerine 'piknik masaları'  kondu.. 

Ama ne yazık ki,
insanlarımız hiç kıymetini bilmiyor.. 

Gidin bakın.. 

Her sabah masaların birçoğunun üzerinde
yenilmiş-içilmiş, ama poşetler, kesekağıtları, şişeler, kağıtlar olduğu
gibi bırakılıp gidilmiş.. 

Çekirdekler çitlenmiş, kabukları yerlerde uçuşuyor.. 

Oysa oturdukları masaların 2-3 metre ötesinde çöp kutuları
var.. 

Hanımefendiler veya beyefendiler, zahmet edip de atıklarını
bir poşete koyup çöp kutusuna bile atmıyor.. 



Elbette 'temiz ve temizliğe önem veren'  insanlarımız var.. 

Ancak, ben -istisnaları
hariç- 'pisliği
bu kadar seven' bir millet görmedim..

Güvenlik ve temizlik elemanları bazen ikaz ediyormuş.. 

Aldıkları
cevaba bakın: 

'Belediyenin işi ne,
temizlesin..'  

İşte bu noktada ister istemez
'çekirdek çitleyen eşek heykeli'ni düşünüyorsunuz.. 

Bulundukları çevreyi kirletip, 'belediyenin işi
ne, temizlesin'  diyenleri, eşeğin seviyesine bile çıkarmam..



Bu pislik dolu parkın sadece Fener Caddesi'ndeki olduğunu
sanmayın..

Antalya'da irili-ufaklı ne kadar park varsa, inanın hemen
hepsinde 'aynı pisliği'  görmeniz
mümkün..

Belediye tabii ki temizlik yapacak.. 

Ama, bizler de insan olarak kirletmemek için elimizden
geleni yapmalıyız.. 

İnsanlık bunu gerektirmez mi? 

Ne dersiniz? 

Çekirdek çitleyen eşek heykeli, Antalya insanına caydırıcı
etki yapabilir mi?



DEĞİŞMEYE NİYETİMİZ YOK

Gördüğünüz gibi, aradan yıllar geçmiş, ama manzaramız hiç
değişmemiş..

Telefonlar, evler, otobüsler, duraklar bile akıllanıyor da, "insan'
hiç akıllanmıyor maalesef..

Maalesef..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sensiz-cok-mutlu-bir-yer-olurdu-bu-dunya/19634/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2017 21:40:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[CHP'yi çok iyi anlatan paylaşımlar..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yıllardır CHP'yi eleştirdiğim için, beni "yandaş, candaş,
kalemşör' gibi ifadelerle itibarsızlaştırmaya çalışan, utanmadan belden aşağı
vuran CHP'liler, bugün benim yazdığım cümlelerin (hemen hemen) aynısını bizzat
kendileri (kendi partileri) için yazıyorlar..

Şaşırıyor muyum, hayır..

Kızıyor muyum, hayır..

Aksine, nihayet söylediklerimi (eleştirilerimi) farkediyor
ve bunu da ifade ediyor olmalarından dolayı çok memnun oluyorum..



"PARTİ İÇİ ÇEKİŞMELER'

Şimdi sizlere CHP'lilerin "kendi partileri' için
yazdıklarını aktaracağım..

Ama, bu arada "bu metnin' farklı isimler tarafından aynen
veriliyor olması dikkat çekici..

Sanki birileri tarafından yazılmış ve "alın bunu paylaşın'
diye CHP'lilere postalamış, onlar da paylaşıyor gibi hissettim..

Öyledir ya da değildir, işin bu tarafını sonraya bırakalım
da, siz önce şu metni bir okuyun:

(Not: düzeltmeden aynen veriyorum..)

"ÜYESİ OLMAKTAN GURUR DUYDUĞUM CUMHURİYET HALK PARTİSİ TÜM
ÜYELERİNE ÇAĞRIMDIR.

Cumhuriyeti kaybetme tehlikesi baş göstermişken, Ülkemizin
ve partimizin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk hergün
itibarsızlaştırılmaya çalışılırken, partimiz CHP'nin Genel Başkanı Sayın Kemal
Kılıçdaroğlu'nun tutuklanması konuşulurken, Milletvekilleri tutuklanırken veya
haklarında soruşturma açılırken bizler örgüt olarak mahallerde kim delege
olacak, kim il delegesi olacak, kim ilçe başkanı olacak, kim kurultay delegesi
olacak diye parti içi çekişmelerle uğraşırken Ülke elden gidiyor. Onun içindir
kiHer zaman ön seçimi savunmuş bir kardeşiniz olarakZaman bölünme, ayrışma,
ötekileştirme zamanı değil birlik ve beraberlik zamanıdır. Unutmayalım ki Ulu
Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "BİRLİK VE BERABERLİK,
ÖLÜMDEN BAŞKA HERŞEYİ YENER.

Saygılarımla'



Aydın(!) CHP'lilerin "imla' seviyesine hayran kaldınız değil
mi?



Bu paylaşıma en güzel cevabı da Ramazan Kasap vermiş..

Diyor ki: 

"Bu yazının tıpkısının aynısını rahmetli Turgut Özal'ın
döneminde de çok duymuş ve birçok kez konuşmalara şahit olmuştum.. Cümlenin
gerisini yazmıyorum..'

Bu ne demek?

"35 yıl önceki CHP ne ise, şimdiki CHP de o.. Değişme yok,
gelişme yok' demek..



"KAFAKOL İLİŞKİLERİNE SON'

Şimdi okuyacağınız bir başka paylaşım ve bu paylaşıma yine
(eski) bir CHP'linin verdiği cevap CHP'yi daha iyi anlatacak..

Bunu da okuyun, sonrasında benim de söyleyeceğim bazı şeyler
de olacak elbet..



Bu paylaşımı yapan, Sibel Gezen isimli bir CHP'li..

Şöyle yazmış:

"500 km Adalet diye yürüdük... Şimdi de Adalet Kurultayımız
var... Adalet diye yürüyüp sonra da adayları merkezden atarsak kendimizle
çelişiriz... Kafakol ilişkilerine son... Her alanda demokratik bir önseçim...
Ve her yerde çarşaf liste... Adaletin anlamı bu... Hakeden yerini alsın, nerede
olursa olsun ama haketsin... Üyeye ya da halka güvenip takdiri bırakmak
lazım..'



Bu "acı' paylaşıma, geçtiğimiz günlerde partiden ihraç
edilen Alican Karakuş "acı' bir cevap vermiş..

Demiş ki;

"Ben adalet dedim müebbete mahkum oldum.. Siz bari adalet
istemeyin Sibel hanım.. Bir de vebalı gibi oluyorsunuz.. Kaçan kaçana..'



CHP'yi belki de en iyi anlatan 4 cümle bu olsa gerek..



KENDİLERİNİ İYİ ANLATMIŞLAR

Dikkat edin, ben henüz hiçbir şey yazmadım..

Türkiye'nin "nasıl bir CHP' ile karşı karşıya olduğunu,
"CHP'lilerin kendi ifadeleri' ortaya koyuyor..

Ama şimdi birkaç cümle de benim etme hakkım doğdu artık..



Dikkatinizi çekti mi?

En baştaki, yani birçok ismin paylaştığı metinde "zaman
bölünme, ayrışma, ötekileştirme zamanı değil birlik ve beraberlik zamanıdır'
diye bir cümle var..

Bunu "Türkiye için' söylemiyor CHP'li arkadaşlarımız, "CHP
için' söylüyor..

Niye söylüyor?

Çünkü, şu anda CHP'de, "mahallerde kim delege olacak, kim il
delegesi olacak, kim ilçe başkanı olacak, kim kurultay delegesi olacak diye
yaşanan parti içi çekişmelerin hüküm sürdüğü' bir süreç var..

Ve bu süreçte hemen her CHP'linin "bir hesabı' var..

Kim kendini "kenara itilmiş' gibi hissediyorsa, başlıyor
CHP'nin merkez yöneticilerine saydırmaya..

Kimi adalet istiyor, kimi de "ben buradayım, beni gözardı
etmeyin haa' diyor..

Ve genel merkezdekilerin dikkatini çekmek için de,
partisinin "ülke elden gidiyor' yalanını tekrarlayıp, bakın sizin gibi
konuşuyorum' diyor ve güya "birlik-beraberlik' çağrısı yapıyor..

Niye bu "birlik ve beraberlik çağrısı'nı Türkiye için yapmıyor
bu CHP'liler?

Çünkü, Türkiye hiçbirinin umurunda değil de ondan..

Peki umurlarında olan ne?

"Paylaşımları' bir daha okuyun, anlayacaksınız..



Merak ediyorum, CHP'liler bu yazıya ne diyecekler acaba?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/chp-yi-cok-iyi-anlatan-paylasimlar/19631/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2017 20:15:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Deniz Baykal'a baaak..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Siyası hayatı boyunca defalarca "baltayı taşa vuran' Deniz
Baykal..

Bu defa eskilerin deyimiyle- "kedi olalı bir fare tuttu'..

Nasıl tuttu?

Gelin bunu Güneş'in haberinden okuyalım:



AMAN İTİRAFÇI OLMASIN

Hakkında 25 yıl hapis istemiyle dava açılan CHP İstanbul
Milletvekili Enis Berberoğlu'nun, kendisini ziyaret eden partili vekiller
aracılığıyla "konuşursam yanarsın' diye haber gönderip tehdit ettiği Kemal
Kılıçdaroğlu, mesajı aldıktan sonra panikle MYK'yı topladı.. 

Toplantıda, "MİT TIR'ları davası'nın kendisine kadar
uzanması ihtimaline önlem almak için, "bana kumpas hazırlıyorlar' dedi..

Bu toplantının ardından.. 

Kılıçdaroğlu'nun talimatıyla harekete geçen CHP'liler,
"itirafçı olmaması için' Enis Berberoğlu'na ardı ardına ziyaret
gerçekleştirdi..

CHP Genel Merkezi'nde korku ve tedirginlik hakim olurken,
vekiller gruplar halinde Maltepe Cezaevi'nin kapısını aşındırdı..

Ancak Deniz Baykal tüm baskılara rağmen cezaevine gitmedi.. 

Baykal'ın yakın çevresine, "bu devlete karşı işlenmiş bir
suçtur, destekleyemem' dediği ifade edildi..



Bunun üzerine hafta başında MYK'yı tekrar toplayan Genel
Başkan Kılıçdaroğlu, kurmaylarıyla birlikte Baykal'a çağrısını yineledi.. 

Vekiller için cezaevini ziyaret çizelgesi oluşturulduğu,
kendisinin de adının bulunduğu ancak hiçbirine uymadığı Baykal'a hatırlatıldı,
"ziyaretiniz büyük anlam taşıyor' denildi..

MİT TIR'larının durdurulmasıyla ilgili davaya başından beri
mesafeli duran Baykal, geri adım atmadı..

İhanet görüntülerini yayınlayan FETÖ casusu Can Dündar'ın,
Almanya'ya kaçması ve o kasedi Cumhuriyet Gazetesi'ne Berberoğlu'nun
götürmesinin Baykal'ın bu tavrında etkili olduğu söyleniyor..

"Sözde adalet yürüyüşü'ne sadece birkaç dakika katılan
Baykal, Berberoğlu ile ilgili soruları üstü kapalı cevaplar vererek
geçiştirmişti..



50'Lİ YILLARDA BAYKAL

Evet, haber bu kadar..

Peki ben niye "baltayı defalarca taşa vuran Baykal'
ifadesini kullandım, ona da bir açıklık getirelim..



1950'li yılların sonlarına doğru..

Üniversitelerde ayaklanmalar devam ederken, Başbakan Adnan
Menderes eylemci öğrencilerin arasına giriyor..

Bir ara içlerinden biri Menderes'in kravatından tutup
çekiyor..

Menderes, "ne istiyorsunuz evladım' diye sorunca öğrenci,
"özgürlük istiyoruz' diye bağırıyor..

Menderes de diyor ki:

"Evladım, şu anda bu ülkenin Başbakanının kravatından tutup
çekiştiriyorsun ve seni tutup kolundan götüren yok, hala özgürlük mü diyorsun?'

İşte bu öğrenci, Deniz Baykal'dır..



90'LI YILLARDA BAYKAL

Hatırlar mısınız, 90'lı yıllarda Kanal 6 adında bir TV
kanalı vardı..

Sahibi Korkmaz Yiğit adında bir işadamıydı ve Milliyet dahil
birçok gazetesi ve TV kanalı vardı..

1998 yılında Türk Ticaret Bankası'nın yüzde 84.52'lik
hissesinin satışı ihalesini 600 milyon dolar ile kazanmış ancak ihale sürecinde
Alaattin Çakıcının devreye girdiği anlaşılınca, ihale iptal edilmişti..

O sırada hükümet ANAP, DSP ve Demokrat Türkiye Partisi'nden
oluşuyordu..  

Deniz Baykal'ın genel başkanlığını yaptığı CHP de hükümeti
dışardan destekliyordu..

Ülke ekonomik ve sosyal anlamda çok kritik günler
içindeydi..

İstikrar gerekiyordu..

Yiğit Korkmaz Kanal 6'da saat 22.00 civarında çıktı ve
ihalenin içyüzünü anlattı, kendini savundu..

Baykal ertesi sabahı bile beklemedi ve gece yarısı 02.00
civarında "hükümetten desteğini çektiğini' açıkladı..

Bu, hükümetin devrilmesi ve Türkiye'nin bir kaos ortamına
daha girmesi demekti..

Baykal bunu bile bile bir de "gensoru' verince, hükümet
istifa etmek zorunda kaldı..

Ve zaten kurulması zor olan hükümet arayışları, belirsizlik,
başıbozukluk yeniden başladı..

Oysa, sabahı bekleyip, bir basın toplantısıyla "desteğini
çektiğini' açıklasa, tahribat bu kadar büyük olmayacaktı..



Baykal'ın bu tutumunu Türk halkı affetmedi..

Ve 1999 seçimlerinde CHP'yi Meclis'e sokmadı..

2002 yılından sonra da somut, halkın yararına olacak
projeler üretmek yerine, "dokunulmazlıklar-cumhuriyet-laiklik' söylemlerinden
öteye gidemedi..

Halka gereken güveni veremeyince, yeni kurulan Ak Parti tek
başına hükümet oldu..

O günden sonra CHP sadece "anamuhalefet' olarak kaldı..



MİLENYUMDA BAYKAL

2004 yerel seçimlerinde "yanlış bir tercih' yaparak, o
sıralarda kent halkı tarafından sevilen dönemin belediye başkanı Bekir
Kumbul'un yerine Antalya eski valisi Ertuğrul Dokuzoğlu'nu aday yaparak
"baltayı taşa vurdu'..

2009 seçimlerinde, ülkenin ve Antalya'nın başına "dert' olan
Mustafa Akaydın'ı aday yaptı..

Baykal'ın "baltayı nasıl taşa vurduğunu' cümle alem
görüyor..

Ve o "kaset kumpası'na malzeme olması ise bambaşka bir
durum..

Uçkuruna sahip olabilseydi, belki bugün CHP iktidardaydı..

Ve Türkiye bir "Kılıçdaroğlu felaketi' ile karşı karşıya
kalmayacaktı..

Baykal açısından, bundan ala "baltayı taşa vurmak' olur mu?



Ve şimdi, "Kılıçdaroğlu'nun kendisini kurtarma operasyonuna'
katılmayacağını ifade etmiş olması, bence "Baykal'ın siyasi hayatında yaptığı en
iyi şey' olacak..

Tabii, bu duruşunu devam ettirirse..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/deniz-baykal-a-baaak/19599/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Aug 2017 15:28:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çalışanı takdir etmek "bir insanlık görevi"dir..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Aslında şimdi yazacaklarımın çoğunu, önceki gün bütün
gazetelerde okudunuz, TV'lerde seyrettiniz..

Ama, "vurgulanması' gereken birçok şey var..

Bu nedenle, bazıları "tekrar' gibi de olsa, bugün bunu
sizlere anlatmalıyım..



MENDERES NE YAPTI Kİ?

Sosyal medyada, "Menderes Türel bu kente ne yaptı ki, hep
Karayolları yapıyor, o da sahipleniyor' şeklinde zaman zaman çokça yorum alan
paylaşımlara ve muhalefetin açıklamalarına rastlıyorum..

Burada aklıma şu geliyor:

"Bunları yazan ve bu doğrultuda yorum yapanların ya gözleri
kör, ya artniyetli ya da yapılanlardan haberi yok..'

Evet, birçoğunun haberi olmayabilir..

Çünkü, yapılan "birçok önemli hizmet' biraz gözlerden
uzakta..

Bu durumda bir "eksiklik' kendini gösteriyor..

Demek ki; hem belediye hem de mensup olduğu parti, "Türel'in
hizmetlerini' yeteri kadar anlatamıyor/tanıtamıyor..

CHP'li belediyeler de parti teşkilatı da bu "hizmetleri tanıtma/gösterme'
konusunda çok maharetli maşşallah..

Bu nedenle de sanki Türel çalışmıyor, CHP'li belediyeler
hizmet için kendini paralıyor gibi algılanıyor..

Bence Menderes Türel, sadece gazetecilere değil, bütün Antalya
halkına, özellikle muhalefet partilerine mensup vatandaşlara (ve yöneticilere)
zaman zaman "hizmet gezisi' düzenlemeli..

Antalya nasıl ve ne gibi hizmetler alıyor; herkes bunları
görmeli, paraları nereye harcanıyor anlamalı..



VATANDAŞA GÖSTERİLMELİ

Antalya halkı neyi mi görmeli?

1- Sadece belediye tarafından yapılan ve yapılmakta olan
yolları..

(Aslında Karayolları'nın yaptığı yol ve kavşakların yapılabilmesi
için Türel'in, nasıl bir EVRAK MEMURU gibi çalıştığını, CHP'li Akaydın gibi
"ben niye ayaklarına gideyim' diye kasılmadığı da anlatılmalı/gösterilmeli..)

2- Sadece belediye tarafından yapılan ve yapılmakta olan
köprülü-tünelli kavşakları..

3- Köy yollarının bile sıcak asfaltla kaplandığını..

4- Bir merkezde diğerleri doğu ve batıda olmak üzere üretime
geçirilen 3 tane asfalt üretme tesisini..

5- Kentin gürültülü ve betonundan kaçmak isteyen 60 yaş üstü
emekliler için adeta bir vaha gibi yapılmış, içinde halı saha, yürüyüş
alanları, yarı olimpik yüzme havuzu ve kafeterya ve spor kompleksinin bile
bulunduğu HOBİ BAHÇESİ'ni..

(Hobi Bahçesi'ne müracaatlar dün başladı, 8 Eylül'e kadar
devam edecek.. Ve talep olursa yeni hobi bahçeleri yapılacak..)

6- Daha sonra Boğaçayı havzası içindeki kırsal ve ilçeler
için yapılan makine ikmal binalarını.. 

7- Çakırlar'da Boğaçayı Projesi içinde film platosu olarak
hazırlanan bölgeyi..

8- Döşemealtı'nın Dağbeli bölgesinde kurulan ve çiftçiye
"bedava elektrik' sağlayacak olan o muhteşem GÜNEŞ PANELLERİ'ni..

(Türel basın mensuplarına, "güneş enerjisinden elektrik
üreten bir belediyeniz olmasından dolayı gurur duyacaksınız' derken, gerçekten
gurur duyulacak bir manzara vardı.. Bunu herkes görmeli bence.. Ve daha büyüğü
de yapılacak.. Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı 39 sulama kooperatifi, 7.439
çiftçi ailesi bu destekten istifade edecek..)

9- Kızıllı bölgesinde inşa edilen, Türkiye'nin başka hiçbir
belediyesinde olmayan, hatta Avrupa'da bile örneği çok az bulunan ÇÖPTEN ENERJİ
ELDE EDİLEN TESİSLERİ..

(Antalya'nın çöpünün çok kaliteli, hatta ALTIN değerinde
olduğunu da burada öğrendik..)

10- Dağ-taş demeden doğu ve batı ilçelerine yapılan içme
suyu ve kanalizasyon çalışmalarını..

11- Bir turizm kentinin olmazsa olmazı ARITMA TESİSLERİ'ni..

12- Sahil ve plaj düzenlemeleri ile Alanya'ya yapılan
KADINLAR PLAJI'nı..

13- Tünektepe'ye yapılmakta olan muhteşem tesisleri ve
teleferiği..

14- Dim Çayı'nın ve barajın iki yakasını birleştiren
AKKÖPRÜ'yü..

15- Eşine Avrupa'da bile rastlamanın zor olduğu ENGELLİLER MERKEZİ'ni..

16- Şarampol'de devam eden "YENİ ŞARAMPOL CADDESİ'
çalışmalarını..

(Aynı tür çalışma, Çetinkaya Caddesi'nde de yapılacak)



TÜREL BU KONUDA HAKLI

Bunlara yakın zamanda 3 tane de (Boğaçayı, Kaleiçi, Kundu)
çok önemli YAT LİMANI eklenecek..

Bir dünya projesi olan BOĞAÇAYI PROJESİ'nin ilk bölümü
ihaleye çıkarılıyor..

Antalya'nın en önemli vizyon projelerinden biri olan SANTRAL
MAHALLESİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ hızla devam ediyor..

Ayrıca kentte ve ilçelerde evde sağlık, mesleki beceri
kursları, hayvan rehabilitasyonu, engellilere yönelik çalışmalar ve buna benzer
daha birçok hizmet var..

Üstelik, bütün bunlar türlü engellemelere rağmen yapıldı,
yapılıyor..

Türel zaman zaman, "yaptığımız hizmetlere bunların hayalleri
yetmez' diyor ya hani..

Adam haklı..

Şu yukarıda saydığım hizmetleri bir çalışma dönemine
sığdırmak, her Başkan'ın harcı değil..

Evet, "Türel ne yaptı ki' diye eleştirenler, talep edin ve
yapılanları yerinde görün bence..

"Hayalinizin bile yetmediğini' gerçekten göreceksiniz..



ÇALIŞAN TAKDİR EDİİLMELİ

Bu kadar hizmette başta Menderes Türel olmak üzere, emeği
geçen her kişiye Antalya halkı müteşekkir olmalı..

Evet, elbette görevlerini yapıyorlar..

Ama; "görevini yapmayan (hatta kötüye kullanan) eyyamcıları
ve onu bile başına taç edenleri' de gördü bu şehir..

Unutmayın; siyasi çizgisine bakmadan çalışanı takdir etmek,
"bir insanlık görevi'dir..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/calisani-takdir-etmek-bir-insanlik-gorevi-dir/19590/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Aug 2017 20:27:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Akaydın'ın vekilliği düşürülebilir.."]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çıkmış, büyük bir pişkinlik ve utanmazlıkla "15 Temmuz
gecesi olan biteni tiyatro izler gibi izledim.. O ölen 250 vatandaşımızın
katili devlettir' diyebiliyor..

Kemal Bey'den değil, onun "talimatla' TBMM'ye gönderdiği
zattan söz ediyorum..

Adı Mustafa Akaydın, CHP milletvekili..

Nasıl milletvekili yapıldığı, hangi başarılarının
ödüllendirildiği, CHP tabanının bile hiç sevmediği bu zatın aday sıralamasında
niçin listenin "seçilebilir bir yerine' konduğu bir bir ortaya çıkıyor..

Buna, 2009 yerel seçimlerinde Deniz Baykal tarafından niçin
"Antalya Büyükşehir Başkanı adayı' yapıldığını da ekleyebilirsiniz..



AKAYDIN "BİLDİĞİNİZ' GİBİ

Bu zatın hiçbir zaman doğruları söylemediği, vatandaşı
sürekli kandırdığı, kendinden başka hiçkimseyi umarsamadığı, söylediklerini
inkar ettiği,  insanı hiç sevmediği,
eyyamcı biri olduğu konusunda sayısını hatırlayamayacağım kadar yazı yazmışımdır..

Bu konuda bana çok kızan oldu, ama sonra hemen hepsi
"Akaydın konusunda çok haklıymışsınız' dedi..

Bu zat, yazılarımdan 5 tanesi için mahkemeye koşmuştu..

Ama, hep "ret' cevabı aldı..

"Doğruları söylememe' alışkanlığı olan biri durur mu, "aynen'
devam ediyor..



Geçtiğimiz günlerde Antalya'da katıldığı bir TV programında,
bütün şehit ve gazilerin ailelerinin, hatta o gece darbe girişimini püskürten
vatandaşlarımızın yüreğini yaralaması bir yana, FETÖ'yle aynı doğrultuda
konuşması dikkat çekmişti.. 

CHP'li Mustafa Akaydın'ın 15 Temmuz şehitleri için
kullandığı "250 kişinin katili devlettir' diyerek FETÖ'yü aklama nedeni belli
oldu.. 

Akşam Gazetesi'nin haberine göre; Akaydın'ın 2014'te ABD'ye
gittikten sonra örgütle yakınlaştığı ve firari FETÖ'cü Şen ile yakın ilişkisi
olduğu ortaya çıktı..

Bugün size bu haberi aktaracağım..

İbret ve nefretle okuyacaksınız..



İŞTE AKŞAM'IN HABERİ

CHP Milletvekili Mustafa Akaydın'ın 15 Temmuz şehitleri için
"250 kişinin katili devlettir' sözlerinin perde arkasından Pensilvanya çıktı.. 

FETÖ'nün beyin takımında yer alan firari Antalya İmamı Hasan
Tarık Şen ile defalarca görüştüğü belirlendi.. 

Vekilliği boyunca ortalarda görünmeyen Akaydın, darbe
girişimi davalarının sürdüğü günlerde bir anda ortaya çıkıp FETÖ ağzıyla
açıklama yaptı..

Akaydın'ın üniversite rektörlüğü döneminde "F tipi
yapılanma' diye yerden yere vurduğu, aleyhte eylemlere öncülük ettiği FETÖ'nün
davetlisi olarak 2014 yerel seçimleri öncesi Amerika'ya gittikten sonra bir
anda Gülen hayranı olduğu ortaya çıktı.. 

Akaydın ABD dönüşü o dönem çete lideri Gülen'le görüşüp görüşmediğini
soran gazetecilere, "benim tek bir kırmızı çizgim vardır, o da Apo (Abdullah
Öcalan).. Onunla görüşmem.. Fethullah Gülen Hocaefendi, kahve içmeye davet
ederse gider içerim' yanıtını vermişti.. 

Akaydın'ın o tarihten sonra FETÖ militanlarıyla sıkı
bağlantılar kurduğu ortaya çıktı..



BYLOCK 'ÇU MECLİS ÜYESİ 

Haber bu kadar değil tabii, okumaya devam edelim..



Belediye Başkanlığı döneminde Mustafa Akaydın tarafından
listeye yazılarak belediye CHP'den meclis üyesi seçilen ByLock kulanıcısı Sıtkı
Soydal, FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı.. 

Soydal'ın örgütün kritik isimlerinden olduğu ve "Akaydın
sayesinde' belediyeye sızdığı öğrenildi..

Mustafa Akaydın'ın FETÖ'nün beyin takımında yer alan firari
"Antalya İmamı' Hasan Tarık Şen ile de yakın ilişkide olduğu biliniyor.. 

Akaydın'ın Hasan Tarık Şen ile defalarca görüştüğü
belirlendi.. 

Akaydın ile Şen'in birlikte yemek yerken çekilen
fotoğrafları da yerel basında sık sık gündeme gelmişti..

Akaydın, sözlerine gelen büyük tepkiler üzerine yaptığı
açıklamada bu kez "kontrollü darbe' dedi.. 

"15 Temmuz darbe teşebbüsünde FETÖ'nün parmağı yoktur'
demedim, FETÖ'yü aklamaya çalışmadım.. Bu darbe teşebbüsüdür.. Maalesef son 1
yılda 15 Temmuz'un bir kutlama gibi öne çıkarılması beni rahatsız ediyor..
Çünkü 15 Temmuz çok tartışılacak bir konudur.. 15 Temmuz'un kontrollü darbe
girişimi olduğunu söylüyorum..'



"İNKARCILĞI' DEVAM EDİYOR

Televizyonda programına konuğu olduğu Ali Buldu, önceki gün
bana şunu söyledi:

"Bu Akaydın kafayı yemiş abi.. 15 Temmuz gecesi olan biteni
tiyatro izler gibi izledim.. O ölen 250 vatandaşımızın katili devlettir' deyince
çok şaşırdım ve bir-iki kez, bu sözlerinizin nereye gittiğini biliyor musunuz
sayın Akaydın' diye uyardım, ama yine üstüne basa basa aynı şeyi tekrarladı'
dedi..

Gördüğünüz gibi Akaydın, "söylediklerini inkar etme'
konusunda hiç değişmeden devam ediyor..

Olay tabii ki böyle kalmayacak..

1- Üç gün önce İstanbul'da 15 Temmuz Derneği ve 15 Temmuz
Gazileri tarafından Akaydın'a suç duyurusunda bulunulmasının ardından, önceki
gün Antalya'da bir grup avukat da Antalya Adliyesi'ne gelerek suç duyurusu
yaptı..

2- Bir başka CHP'li vekil Çetin Osman Budak, programına
katıldığı Ali Buldu'ya, "bunlar söylenecek söz değil, Meclis'te bir fezleke ile
vekilliği düşürülebilir' diye bir laf etmiş..



Belediye başkanlığı sırasında, "belediyeyi zarar uğratma,
mahkeme kararlarını uygulamama ve görevini kötüye kullanma' konularında
davaları olan Akaydın, şimdi de "vekillikten atılma'yla karşı karşıya..

Bakalım süreç ne gösterecek..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/akaydin-in-vekilligi-dusurulebilir/19575/</link>
			<pubDate>Wed, 09 Aug 2017 15:19:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şirketler başlarına ne geleceğinin farkında değiller]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[B
vatandaşlarının gizlilik haklarını korumak amacıyla son 20 yıldır yapılan en
önemli reform olarak öne çıkan Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR-General Data
Protection Regulation) 25 Mayıs 2018'de yürürlüğe girecek.

 

Etkilerini bilmiyorlar

Bu
önemli değişikliklerin gerçekleşmesine bir yıldan az zaman kalmış olmasına
rağmen çok sayıda firmanın karşılarına ne geleceğinden haberleri yok.

Bilgi
güvenliği kuruluşu ESET adına gerçekleştirilen IDC araştırma anketine* katılan
700 firmanın yüzde %25'i, GDPR'dan haberleri bile olmadığını iletti. 700
firmanın yarıdan fazlası, yüzde %52'si ise yeni düzenlemeyi duyduklarını ancak
detay ve etkilerini bilmediklerini paylaştı.

 

Bilenler de hazırlıklı değil

Kanunlardan
haberi olanların da durumu pek parlak görünmüyor. Firmaların %20'si henüz
hazırlıklara başlamamış, %60'ı ise halen sistemlerini düzenlemeye çalışıyor,
sadece %21'lik bir kısım geleceğe hazır görünüyor.

 

20 milyon Euro'ya varan ağır cezalar var

Oysa
bu yönetmeliğe uymayan şirketler, çok ciddi cezalarla karşı karşıya kalacak. Yeni kanun,
şirketlerin veri koruma, rıza şartları, müşteri veya çalışanların gizliliği
gibi GDPR kurallarını ihlal etmeleri durumunda cezanın üst sınırını 20 milyon
Euro'ya veya firmanın yıllık cirosunun %4'üne dek çıkarıyor.

 

ESET uyarıyor: Konu Türk şirketlerini de ilgilendiriyor

ESET
Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Alev Akkoyunlu'ya göre GDPR düzenlemesi yalnızca
AB merkezli işletmelere odaklanmıyor. Bu değişiklikler, AB vatandaşlarının
kişisel verilerini işleyen AB içindeki veya dışındaki her işletmeyi
etkileyecek. Yani Avrupa ülkeleri ile ticari ilişki içinde olan tüm Türk
şirketleri, işlerini sürdürebilmek için bu yönetmeliğin gerekliliklerini
dikkate almak zorunda kalacak.

 

Önlem almayanlar için maliyet artabilir

ESET'in
araştırmasına katılan Avrupalı şirketlerin yüzde 35'i son iki yıl içerisinde
bir veri sızıntısına maruz kaldı ve 25 bin ile 250 bin Euro arasında değişen
miktarlarda zarara uğradı. Yeni veri koruma yasasının gerekliliklerine uymamak,
yüksek cezalar nedeniyle şirketlerin daha büyük maliyetlere uğramasını da beraberinde
getirebilir.

 

Koruma çözümlerinin en önemlisi, şifreleme

Alev
Akkoyunlu'nun verdiği bilgiye göre, Avrupa'nın yeni veri koruma yasası (GDPR),
iş için uygun gördüğü önlemleri de tanımlıyor ve bunlar arasında şifrelemenin
altını çiziyor. Şifreleme teknolojisinin başlıca faydaları; karmaşık
algoritmalar sayesinde şifrelemenin çok güçlü olması, dolaşım halindeki
verilerin ele geçirilmesi durumunda kullanılamayacak olması, geniş
erişilebilirlik ve yönetim imkânı ile birlikte nispeten düşük uygulama maliyeti
olarak karşımıza çıkıyor.

 

ESET yeni sürece hazır

ESET
ürünleri arasında yer alan DESlock Şifreleme Yazılımı, GDPR'ın önerdiği
uygulamalarla örtüşüyor. Teknik bilgisi olmayan kurumsal kullanıcılar için bile
kolay kullanım sağlıyor. Kullanıcıların bilgisayarlarını (sabit disk),
e-postalarını, çıkarılabilir disklerini ve dosyalarını şifrelemelerine olanak
tanıyarak gizli bilgilerin her alanda güvenle kullanılabilmesini sağlıyor.

 

 

Türkiye'de
güvenlik ihtiyacı genellikle bir lüks olarak görülüyor. Oysaki kentleşmenin
arttığı, pek çok kişinin kapı komşusunu bile tanımadığı günümüzde, güvenlik
adına alınabilecek önlemleri bilmek ve doğru araçları kullanmak kimi zaman
hayat kurtarıyor.

 

Türkiye'nin
lider güvenlik şirketi Pronet, bu görüşten yola çıkarak, toplumda güvenlik
bilincinin artırılmasına yönelik bir proje başlattı. Bugüne dek 20 binden fazla
kişiye ulaşılan proje kapsamında, Pronet ekibi Türkiye'nin dört bir yanında
sokak sokak gezerek insanlarla yüz yüze görüşüyor; bu kişilere daha güvenli bir
hayat sürmek için alabilecekleri basit önlemleri anlatıyor. Ekip şimdiye kadar
İstanbul, Adana, Mersin, Antalya, Bursa ve İzmir'deydi. Proje kapsamında toplam
100 bin kişiye ulaşılması hedefleniyor.

 

"Güvenlikle ilgili kalıpları kırıyoruz'

 

Pronet ekibi Güvenlik bilinci için sokakta

 

Pronet
Pazarlama ve İş Geliştirmeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ediz Habip,
"Güvenlik konusunda bazı kalıplaşmış görüşler var. Örneğin, ev ve işyerlerinin
güvenliği denildiğinde yalnızca hırsızdan korunmayı anlıyoruz. Oysaki yakın
zamanda yaşadığımız sel felaketleri gibi olaylardan, gaz kaçaklarından ve
yangından korunmak da günümüz teknolojisiyle mümkün. Acil sağlık ve panik
hallerinde, evinizin dışındayken de faydalanabileceğiniz sistemler mevcut. Pek
çok kişiyi şaşırtan bu detayları aktarmak, kalıpları kırmak ve insanların
canını, malını, değer verdiklerini ve mahremini koruyabilmelerine katkı
sağlamak için ekibimizle birlikte sahaya indik' dedi.

 

Ekibin önerisi: Ücretsiz Panik Butonu Uygulaması

Pronet'in
görüştüğü kişilere önerdiği yöntemlerden biri, kendi geliştirdiği ücretsiz
Panik Butonu Uygulaması. Kullanıcı, uygulamaya girip panik butonu ikonuna
dokunduğunda, kullanıcının önceden belirlediği iki kişiye kullanıcının
lokasyonunu ve tehlike durumunu belirten bir SMS gönderiliyor. Pronet abonesi olsun
ya da olmasın herkesin kullanabileceği uygulamada, kullanıcının acil durumlarda
ulaşılmasını istediği iki kişinin iletişim bilgilerini ilgili alanlara eklemesi
yeterli oluyor. Bu sayede, tehlike anında, Pronet her yerde ve her zaman
kullanıcının yanında olarak hayat kurtarıyor.

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sirketler-baslarina-ne-geleceginin-farkinda-degiller/19574/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 23:27:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bu yazıdan alacağınız çok fazla "hisse" var..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün, zaman zaman çok uzun yazılarla anlattığım 'bazı'  konuları "kısaca' yeniden hatırlatmak
istiyorum..

Bu yazdıklarım sizleri düşündürür mü yoksa güldürür mü,
orasını bilmiyorum..

Bi okuyun bence..



CEMAAT VE İMAM..

Bizler gazeteci, aydınlar uzman, sivil örgütler de halk
olarak.. 

Yasa koyucuları ve uygulayıcıları eleştiri yağmuruna
tutuyoruz..

Çoğu kez de yerden yere vuruyoruz..

Konulan kuralların gerçekten "doğru' olup olmadığıyla hiç
ilgilenmiyoruz..

İlgilendiğimiz tek şey, bu kural ve uygulamaların "kendi
çıkarlarımıza' ne kadar yaradığı veya yaramadığı..

Yani, aklımız-fikrimiz "çıkarcılık'ta..

Galiba Türk insanını genelde yönlendiren de hep bu
"çıkarcılık' oluyor..

Eh.. Cemaati böyle çıkarcı olunca, o ülkenin imamı da
"gereğini' yapıyor tabii..

Şikayet etmeye hakkımız var mı?



SOSYAL DEMOKRATLAR..

Sosyal demokratları.. 

Emeğe saygı duyan, mantıklı konuşan, akla değer veren
birileri olarak bilirim..

Ama..

Duruşlarını ve yorumlarını (veya eleştirilerini) okudukça
üzülüyorum..

Eğer bir insanı "yanlı' olmakla suçluyorsan..

Önce "yanlı' olmayacaksın..

Eğer bir insanı taraf tutmakla suçluyorsan..

Önce "taraftar' olmayacaksın..

Eğer bir eleştiri yapıyorsan..

Belden aşağı vurmayacaksın, üslubunu bozmayacaksın..

Sosyal demokratlar..

Konu "çıkarcılık' olunca bütün "özelliklerini'
yitiriyorlar..

Yazık..



DEMOKRASİ DEDİĞİN..

Demokrasi bir "ikna' rejimidir..

İster türbanlıya-çarşaflıya parti rozeti takarak..

İster kömür-erzak dağıtarak..

İster adına "ekonomik kriz' deyip yüreklere korku salarak..

İster tehdit ederek..

İster şantaj yaparak..

İster parayla kandırarak..

İster vaadlerle umut saçarak..

Hiç fark etmez..

İkna et..

"Oy'unu al..

Koltuğa otur..

Ve gücün sahibi ol..

Sonra da, ülkenin "para babalarını' memnun ederek, canının
istediği gibi at koştur..

İşte dünyadaki "demokrasi' denilen yönetim biçimi bu..

Yerseniz..



VE.. AKIL SİZCE NEDİR?

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:

"Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl
belirliyorsunuz?'

Doktor:

"Bir küveti su ile dolduruyoruz.. 

Sonra hastaya üç şey veriyoruz.. 

Bir kaşık, bir fincan ve bir kova.. 

Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini
soruyoruz..'

Ardından, soruyu soran adama bu kez doktor sorar: 

"Mesela siz ne yapardınız?'

Adam şöyle cevap verir:

"Tabii ki, normal bir insan kovayı tercih eder.. 

Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyüktür..'

 "Hayır' der doktor,
"normal bir insan küvetin tıpasını çeker..'



Bu yazdığım "kıssa'lardan alacağınız çok fazla "hisse' var..

Bakalım alan olacak mı?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bu-yazidan-alacaginiz-cok-fazla-hisse-var/19572/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 22:02:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ayhan Oğan.. Ve Kemal Kılıçdaroğlu..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün sizlere Ak Parti MKYK eski üyesi Ayhan Oğan'ın
söyledikleri ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Alman Dergisi'ne
verdiği röportaj üzerine birkaç laf edeceğim..

Sürç-i lisan edersem affola..



CİDDİYE BİLE ALINMAZ

Ayhan Oğan'ın "cahilce' söylediği "yeni bir devlet
kuruyoruz' lafı provokatörlerin işine yaradı..

Birkaç gündür Erdoğan karşıtı olanlar sosyal medyada, normal
medyada, yazarlar-çizerler-klavye kahramanları bu lafı şekilden şekile sokarak,
yine "iktidarı itibarsızlaştırma yarışı' haline getirdi..

Haksızlar mı?

"Söylenen lafı ciddiye alırsanız' haksız değiller..

Ama, iyi bir bakın lütfen; zaten bir devletimiz varken ve
iktidardaki hiçbir yetkili ağızdan bırakın lafı, bu yönde en küçük bir ima bile
yapılmamışken, "yeniden devlet kuruyoruz' lafı ciddiye alınacak bir laf mı?

"Aklı başında' hiçbir TC vatandaşı, Oğan'ı da söylediği lafı
da ciddiye almaz..

Ya kim alır?

İktidarı yıpratmak/kündeye getirmek ve ülkede kaos yaratmak
için "sinekten bile yağ çıkarmaya çalışanlar' alır..



YETKİLİ BİRİ NE DEDİ?

En başta Ayhan Oğan için boşuna "cahil' demedim..

Söylediği bir lafın nereye kadar gideceğini, altını/üstünü
bilmeyen/hesap etmeyen biri, 10 tane üniversite de bitirse benim için "cahil'
biridir..

Cahil birinin lafı ciddiye alınmaz..

Nitekim, "yetkili bir ağız' Başbakan Yardımcısı Bekir
Bozdağ, yapılan bütün spekülasyonlara gerekli cevabı vermiş..

Anayasa maddeleriyle örnek veren Bozdağ özetle şunları
söyledi:

"Hükümetimizin görüşlerini oluşturanlar ve açıklayanlar
bellidir.. 

Bunların dışındaki beyanlar; sadece beyan sahibini bağlar..

Rabbim bir daha bu aziz milleti, yeni bir devlet kurmak
zorunda bırakmasın; milletimiz ve devletimiz kıyamete dek payidar olsun.. 

İnşallah Türk milleti ve onun kurduğu son devletimiz Türkiye
Cumhuriyeti, kıyamete kadar bir ve hür olarak payidar kalacaktır..'



Başka söze ve provokasyona gerek var mı?



DÜŞMANA SİLAH VERDİ

Ayhan Ogan'ın sözleri densizlik veya cahillik olarak kabul
edilebilir de..

Kemal Kılıçdaroğlu'nun sözlerini nasıl tanımlayacağız?

Kılıçdaroğlu, Alman Focus dergisi ile yaptığı röportajda
Türkiye düşmanlarına prim verdi.. 

CHP lideri, "Türkiye'de can ve mal güvenliği yok' diyerek
Almanya'daki "Türkiye'ye gitmeyin' kampanyasına çanak tuttu.. 

Bu lafı ancak, "bu ülkeye düşman biri' söyleyebilir..



Gelin Kılıçdaroğlu'nun Focus'a verdiği röportajda
söylediklerinden bazılarına birlikte bakalım..

Derginin muhabiri Frank Nordhausen "yönlendirici' bir soru
soruyor:

"Bir araştırmaya göre Almanların yüzde 90'ı Türkiye'de tatil
yapmak istemiyor, çünkü yanlış bir tişört veya yanlış bir fıkra yüzünden
tutuklanmaktan korkuyorlar.. Bu korku yerinde bir korku mu?'

Kılıçdaroğlu, derginin bu sorusuna verdiği cevaba bakın:

"Maalesef böyle bir havanın gerçekten olduğunu tespit
ediyorum.. 

Ben uzun zamandır Türkiye'de şu an hiç kimse için güvenlik
garantisi olmadığını, ne can ne de mal güvenliği olduğunu söylüyorum.. 

Maalesef yasaların geçmediği, adaletin olmadığı bir dönemde
yaşıyoruz.. 

Dünyanın güvenini yeniden sağlamak için Türkiye'nin yine
demokrasiye dönmesi gerekir..'



ASLINDA NE DEMEK İSTEDİ?

Anamuhalefet partisi genel başkanının söylediği bu sözler,
yabancı ülkeler tarafından "HER ANLAMDA' Türkiye aleyhine kullanabilecekleri
bir şekle dönüşecek, göreceksiniz..

Ayhan Oğan'ın "cahilce' ettiği ve sadece kendi içimizde
karşılık bulabilecek laflar nedeniyle söylenmedik laf bırakmayanlar..

Söylediği şu "haince' laflarla, Türkiye'nin düşmanlarına
silah veren Kılıçdaroğlu'nun verdiği röportaja hiç ses çıkartmıyorlar..

Soruyorum;

Ayhan Oğan "yeni bir devlet kuruyoruz' lafını bence,
"Türkiye Cumhuriyeti daha çok kalkınmış, gelişmiş, çağdaş ülkeler seviyesine
gelmiş bir devlet olacak' anlamında söyledi..

Ama söylemeyi beceremedi, cahilliği yüzünden ağzına yüzüne
bulaştırdı..

Peki, "Türkiye'nin güvenilir bir ülke olmadığı'nı söyleyerek
ülkesine hainlik eden Kılıçdaroğlu, "yeniden demokrasiye dönülmesi gerekir'
lafı ile ne demek istiyor, biliyor musunuz?

Şunu demek istiyor:

"Bankaların battığı, çalışanların kitle halinde işten
çıkartıldığı, karaborsanın tavan yaptığı, sıfır üretimle tam bir ithalat
cenneti haline geldiği, IMF Başkanı'nın TC Başbakanı'ndan üstün görüldüğü,
ekonomik ve sosyal hatta siyasi bütün politikalarımızı ABD-İngiliz ve
Almanların belirlediği günlere yeniden dönelim, siz yeter ki beni iktidara
getirin..'



HALK UMURUNDA DEĞİL

Halkın güvenini sağlayarak iktidara gelemeyeceğini, daha
doğrusu halkın güvenine layık olacak bir çalışma yapmadığını kendisi de bütün
CHP'liler de biliyor..

Ve bu tür konuşmalarla siyasi ve ekonomik "kaos' yaratıp,
iktidarın devrilmesini sağlayarak iktidara gelmeye çalışıyor..

Ve dikkat ediyorum; Ayhan Oğan'ı laflarıyla idam edenler,
Kılıçdaroğlu'na tek laf etmiyor..

Yazık..



Kılıçdaroğlu'na da, CHP'li diğer yöneticilere de, bu
yönetimin arkasından giden CHP'lilere de yakıştıracak bir sıfat bulamıyorum..

Bunları Atatürk görse ne derdi acaba?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ayhan-ogan-ve-kemal-kilicdaroglu/19559/</link>
			<pubDate>Sun, 06 Aug 2017 23:44:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Farkında olmamız gereken olaylar..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün sizlere 
"hayatın içinden kesitler' aktaracağım..

Günlük yaşamımız içinde dikkat etmediğimiz, umursamadığımız,
gözden kaçırdığımız, ama "farkında olmamız gereken' bazı olaylar ve insanların
bakış açısı..

Bunlardan hepinizin alması gereken önemli "HİSSE'ler var..



YAŞAMIN ŞİFRELERİ

Hayat böyle işte..

Üzülüyorsun, takma diyorlar..

Kızıyorsun, değmez diyorlar..

Boşveriyorsun, gamsız diyorlar..

Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar..

Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar..

Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar..

Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar..

Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar..

Ölünce ne diyecekler?

Muhtemelen, "ölüm sana yakışmadı'..

Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler!



Neyzen Tevfik demiş ki:

"Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer, içsen de tükenir
içmesen de..'

Kimin ne dediğini boşverin, yamınızdan tat almaya bakın..

Çünkü hayat, "ayıp-günah' deyip de kendinizi çektiğiniz
olayları yaşasanız da bitecek, yaşamasanız da..



HAYVAN DÜŞMANLARI

Zaman zaman köşeme konuk ettiğim "hayvansever' Sedef
Scultz'un paylaşımını iyi okuyun..

İnsanoğlu gerçekten hiç akıllanmayacak, yazık..



Bütün bunlar son 3 gün içinde oldu:

- Kemer Belediyesi 20'ye yakın köpeği Duacı Köyü ve ormanına
bıraktı..

- Tepkiler üzerine Kemer Belediye aracı köye gelip
köpeklerin yakalayabildikleri 7 tanesini geri götürdü.. Ve tabii kimbilir
nereye bıraktı..

- Köyde kalan diğer köpekler yüzünden 3 gündür ölen civciv
sayısı had safhada..

- Köpekleri vurmaya kalkanlarla 3 gündür mücadele devam
ediyor..

-Kepezaltı Aktaş Market civarında bir grup köpek ve kedi
fare zehiriyle öldürüldü..

- Duacı Spor Tesisleri yöneticileri, civarındaki köpeklerin
toplatılması için var gücüyle uğraşıyor.. (Civar dediğim ormanlık alan..)

- Döşemealtı Belediyesi, binbir ricayla Büyükşehir'e
kısırlaştırdığı bir küçük ırk köpeğini Duacı ormanındakı köpek çetelerinin
arasına atmış..

- Kent Ormanı bölgesine 2 saldırgan köpek terk edilmiş.. (Muhtemelen
işi bitmiş dövüş köpekleri..)

- "Götür bu köpeği, yoksa' diye başlayan cümlelerden
bıktım usandım..

Çözüm arayışlarından tükendim artık..

Oradan oraya köpek taşımak, nazımın geçtiklerinde
yalvarmakla geçiyor her günüm..

Keşke bu bir kabus olsa da uyanıversem..



Hayvanseverlere ve ilgili belediyelere duyurulur..



HER KÖTÜDE BİR HAYIR

"Her işte bir hayır vardır, bazı kötü olaylar belki sizi
daha kötü bir felaketten korumuştur' cümlesini çok iyi anlatan bir hikaye
aktaracağım sizlere..

Bu sizi epeyce düşündürecek..



Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı
filosu denize açıldı..

Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu..

Gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana
dönememişti..

Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer
ellerini açıp, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı'ya yakararak kıyıda
dolaştılar..

Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın
çıktı.. 

Hiçbir şeyi kurtarmak mümkün olmadı..

Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün
sapasağlam limana döndüğünü gördü..

Kıyıda ağlayan tek kişi vardı, yangında evi kül olan kadın..

Kocası karaya çıkarken "mahvolduk bey, evimiz içindeki
her şeyle birlikte yangında kül oldu" diye haykırdı..

Adam karısına sarıldı gülümseyerek şunları söyledi:

Üzülme hatun, o yangına şükürler olsun ki, gecenin zifiri
karanlığında o müthiş fırtınada dağ gibi dalgalar arasında, yanan kulübemizin
ışığı sayesinde bütün tekneler yolumuzu bulduk ve salimen dönebildik.."



Hepinize iyi bir haftasonu diliyorum..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/farkinda-olmamiz-gereken-olaylar/19535/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 12:25:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ölen atla ilgili "adalet" yerini buldu mu?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Olay çok taze, sanırım hatırlıyorsunuz..

Bir faytoncu, aldığı 4 yerli turistle fayton turuna çıkmış,
Fevzi Çakmak Caddesi'ne gelindiği sırada ise at bir anda yere yığılmıştı.. 

Çevredekiler yardım etmek için koşarken faytona bağlı at
birkaç dakika içerisinde ölmüştü.. 

Faytoncu ise ölen atın koşum takımlarını çözerek başka bir
faytoncu arkadaşını yardım için çağırdıktan sonra olay yerinden kaçmıştı..

İşte bu faytoncu bulundu..

Önce Emniyet ve savcılık sorgudan geçirdi, ardından
Büyükşehir Belediyesi de verebileceği en büyük cezayı verdi..

Peki bütün bunlar "adaleti' sağladı mı, vicdanları
rahatlattı mı?

Bugün de bunu konuşalım..



O ÖLÜM CEZASIZ KALMADI

Önce şunu söyleyelim;

Antalya'da "aşırı sıcak altında çalıştırılıp susuzluktan
öldüğü' iddia edilen atı, yol ortasında bırakarak kaçan faytoncu tespit
edildi..

A.Ç. isimli faytoncu, Yenikapı Polis Merkezi memurları tarafından
Zeytinköy bölgesindeki evinde gözaltına alındı..

Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemlerin ardından savcılığa
götürülen A.Ç. "hayvanlara işkence yapmak' suçundan tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakıldı..

İş bununla da kalmadı..

Büyükşehir Belediyesi de en yüksek rakam olan 1.319 TL para
cezası uyguladı.. 

Ve "çalışma ruhsatını' geçici olarak iptal etti..



Bu noktada önce Büyükşehir Belediyesi'nin açıklamasına
dikkat çekmek istiyorum..

Çünkü, "faytoncu' konusunu iyi anlamamız gerekiyor..

Ardından, A.Ç.'ye yapılan bu işlemler "toplum vicdanını
rahatlattı mı' sorusunun cevabını arayacağız..



BÜYÜKŞEHİR'İN DUYURUSU

İşte açıklama:

"Bir insanın ekmek teknesi atını ölmüş bir şekilde öylece
sokağa terk edip olay yerinden kaçması kabul edilemez bir durumdur..

Büyükşehir Belediyesi'nin 11.12.2014 yılında 551 sayılı
meclis kararı ile sadece 17 kişiye çalışma ruhsatı verilmiş, Fayton Yönetmeliği'ne
göre vicdanını hiçe sayan faytoncu A.Ç. adlı vatandaşa gerekli en ağır ceza
verilmiştir..

Fayton Taşımacılığı Uygulama Yönetmeliği'nin Cezai İşler
Bölümü'nün 15. maddesine göre A.Ç.'nin çalışma izni süresiz olarak iptal edilmiştir..

Büyükşehir Hayvan Sağlığı Şube Müdürlüğünce Hayvan Hakları
İhlali sebebi ile 1.092 TL ve Zabıta Tembihnamesine göre ise 227 TL para cezası
uygulanmıştır..

Fayton taşımacılığı sadece Antalya'da değil, dünyanın birçok
ülkesinde, Türkiye'nin birçok yerinde artık gelenekselleşmiş hatta simge haline
gelmiştir..

Bu geleneğin yaşatılması sırasında hayvan haklarının ihlal
edilmesine izin verilmeyecektir..

Ulaşım ve uygulama açısından Büyükşehir Belediyesi,
hayvanların aşı ve sağlığı konusunda ise Muratpaşa İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık
Müdürlüğü sorumludur..

Fayton taşımacılığında Büyükşehir Belediyesi'nin yaz-kış
yaptığı denetimler devam edecektir..'



Büyükşehir Başkanı Menderes Türel, olayın ardından Büyükşehir
Belediyesi'ne gelen telefon, SMS, mail ve mesajlarla binlerce insanın tepki
göstererek hassasiyetlerini ortaya koyduklarını belirtti..

Ve Twitter'den, "vicdanları rahatlatacak ceza verilecek..
Gereken yapılıyor, hiç merak etmeyin' dedi..

Ardından yukarıda sözünü ettiğimiz işlemler hemen yapıldı..



VİCDANLAR RAHATLATILMALI

Evet, gelelim şimdi faytoncu A.Ç.'ye yapılan işlemlerin ve
uygulanan cezanın "adalet' sağlayıp sağlamadığına..

Bırakın para cezasını ve ruhsatının geçici olarak iptal
edilmesini, A.Ç.'yi müebbet hapse de mahkum etseler, hatta idamına da karar
verseler, o atın çektiği ızdırabın karşılığı olamaz..

Vicdanların rahatlaması ve adaletin yerini bulması için, öncelikle
hayvanların kötü şartlarda ölesiye çalıştırılmasının önüne geçmek gerekir..

Bunun için de yapılması gerekenler bellidir:

1- "Hayvan çalıştıranları' sıkı bir kontrole almak..

2- Caydırıcı (yani hatayı göze alamayacakları) bir ceza
getirmek (ve tabii ki uygulamak)..

3- Çalışma şartlarını ortama (hava durumu-mekan-yol vesaire)
göre düzenlemek..



Umarım, Büyükşehir Meclisi ve UKOME bu konuda gerekeni
yapar..



VALİ'YE AÇIK ÇAĞRIMDIR

Öte yandan..

Önceki gün Antalya Valisi Münir Karaloğlu'nun bir açıklaması
vardı..

"Akdeniz başta olmak üzere Türkiye'nin diğer denizlerinde de
bazıları görülebilen ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği'nin
(IUCN) kırmızı koruma listesindeki deniz kaplumbağaları, deniz atı, orfoz ve deniz
minarelerinin kesinlikle korunması gerektiğini' söylemişti..

Ben Vali'mden, sadece "kırmızı' listedekilerin değil,
insan-hayvan-bitki bütün canlıların korunması gerektiğini söylemesini
istiyorum..

Bu dünyanın bütün canlılara ait olduğuna dair FARKINDALIK
yaratabilmek için Valilik nezdinde bir çalışma yapılmasını bekliyorum..

Yoksa "listedekiler' korunurken, daha çoook at ölür, kediler
ve köpekler işkence görür..

Bu da buradan açık çağrımdır..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/olen-atla-ilgili-adalet-yerini-buldu-mu/19532/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2017 20:41:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Alınmayın işinizi yapın.. Kıymayın çocuklarınıza..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yine sosyal medyada dikkatimi çeken iki paylaşım aktaracağım
bugün..

Birbiriyle alakasızmış gibi görünen paylaşımları bi okuyun,
sonra iki kelam da ben edeceğim..



"O DAVA' CAN ÇEKİŞİYOR

Selahattin Akar bir "alıntı' yaparak aktarmış..

Şu anda Ak Parti'nin içinde bulunduğu durumu gözler önüne
seriyor..

Bence, bu kısacık anlatımdan mesajını da dersini de alacak
çok kişi var biliyorum..

Üstelik çok alıngan olduklarını da biliyorum..

Ve diyorum ki, "alınmayın işinizi yapın..'



İşte o paylaşım:

"Erdoğan'ın kahvehanelerde sandalyenin üzerinde konuşarak,
sırf davasını toplumun her kesimine anlatabilmek için meyhanelere bile giderdi..

Sulukule'nin ara sokaklarında sarıldığı roman çocukların
gömleğine sümük bulaştırmasını umursamayarak, varoşlardaki evlere gidip diz
çöküp dert dinlerdi..

İşte Erdoğan'ın bu şekilde büyüttüğü dava şimdi;

1- Şehrin en zengin kuyumcusunun il gençlik kolları başkanı
oğlunun.. 

2- Bilmem hangi iş adamları derneği başkanının parti meclisi
üyesi fenomen kızının.. 

3- Parke taşı üreterek belediyeden ihale kovalayan il
gençlik kolları başkanı genel sekreterinin..

 elinde can çekişiyor
maalesef...

Teşkilatlarda çok temiz, çalışkan, gözü davasından başka bir
şey görmeyen, geleceğin Reis'i olmaya namzet bir yığın genç var..

Ama Reis'in partisinin köşe başlarını tutmuş ihaleciler, bu
tertemiz gençlerin önünü kesip, davaya küstürüyorlar..

Reis'in de belirttiği gibi, geç kalmadan toptan bir
yenilenme lazım..

Herkes ayağını denk alsın; 2019 seçimleri çok zorlu geçecek..'



"KIYMAYIN YAVRUNUZA'

Çocuğunuzu seviyorsanız, çocuğunuz sizin için çok değerliyse
Yrd. Doç. Dr. Saniye Bencik Kangal'ın yazdıklarını çok dikkatlice okuyun
derim..



"Dün bir kitapçıda kasada sıradayken, önümde 2 yaşlarında
bir çocuk elinde bir dinozor bir de arabayla bekliyordu..

Anne bu iki oyuncağı kasiyere uzatırken, bir taraftan da
evde bir sürü dinozor var zaten' diye söyleniyordu.. 

Kasiyer ürünleri okutup bu dinozor 90 lira alacak mısınız'
diye sorunca, siz sadece arabayı koyun torbaya, aldık deriz' dedi..

Bu durumlarda olaylara pek müdahale etmem.. 

Ama bu sefer duramadım ve dedim ki; bence almayacağınızı
söyleyin, sonra çok hayal kırıklığı yaşar, kendisini kandırılmış hisseder..' 

Kadının çocuğuna dönüp, dinozoru alamıyoruz demesiyle
çocuğun elindeki dondurmayı yere fırlatıp, ağlamaya başlaması bir oldu..

İçimden bu kadın seni paralayacak, yaşlı teyzeler gibi
oldun niye burnunu sokuyorsun' diye kendi kendime kızarken, bir taraftan da şu
saatten sonra sakın o dinozoru alma' diye sesiz çığlıklar attım, ama beni duyan
olmadı.. 

Kıyamam ben senin gözyaşlarına tamam tamam alıyoruz' deyip,
dinozoru da alıp hızla uzaklaştılar..

Dışarı çıktığımda çocuk dondurmacının önünde yeni
dondurmasını alıyordu 

Peki ne mi yapsaydı o anne? 

Madem o dinozoru almak istemiyor, çocuk yere yatıp tepinse
de almayacaktı! 

Geçmiş olsun, artık nur topu gibi bir davranış problemi
oldu.. 

Çocuk herhangi bir şey istediğinde ve olmadığında her zaman elindekini
fırlatıp, ağlamaya başlayacak.. 

İşte doyumsuz çocuklar böyle yetişiyor..

Şimdi bir dinozor alıyor olabilirsin, peki ilerde Ferrari
isteyince ne olacak? 

Ya da hoşlandığı kız başkasına aşık olunca? 

İstediği üniversiteyi kazanamayınca nasıl ruh haline
bürünecek?

Düşüp bacağı kanasa evet, göz yaşlarına kıyamayız.. 

Ama doyumsuzluktan ağlıyorsa kıyılmayacak bir durum yok! 

Tam tersi, ağlıyor diye her istediğini yaparak kıymayın
yavrunuza'



NE EKTİĞİNİZİ FARKEDİN

Bu iki paylaşımın birbiriyle ilişkisi var mı sizce?

Evet var..

İşte bu şekilde yetiştirdiğimiz çocuklar "bencil' oluyor
biraz..

Büyüyüp de bir işyerinde veya kurumda ya da
siyasette/devlette "yönetici' olduğunda, "sadece kendisi için çalışıyor'..

İdealler fasa fiso, vatan millet angarya, bütün çabaları köşebaşlarını
tutarak "rabbena hep bana'..

Farkedin artık;

Ektiğimiz biçiyoruz, hatta rüzgar ekiyor fırtına biçiyoruz..

Diyorum ki;

Kim ve ne olursanız olun, herkes "sorumluluğunu' bilecek,
ona göre de hareket edecek..

Yoksa, ya çocuk bildirir haddinizi ya da hayat..

Benden söylemesi..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/alinmayin-isinizi-yapin-kiymayin-cocuklariniza/19519/</link>
			<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 21:16:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hiç musalla taşına konulmayacakmış gibi..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[15 Temmuz'un yıldönümünde..

"Vatan nöbeti' tutacak olan vatandaşlarımızın Türkiye'nin
yüzde 75'ini oluşturduğunu, "Türkiye'nin yüzde 75'i gereci-yobaz' diyen CHP
Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı'dan öğreniyoruz..

Demek ki, ilerici(!)ler yüzde 25'te kalıyor ve hepsi de CHP'de
toplanmış..

Yani, "iktidar olma' şansları hiç yok..



HA YARAYICI HA AKALIN

Hep, "bir olalım-birlik olalım diye çırpındığımız bir dönemde,
anamuhalefet partisinin bir vekilinin bu tahrik edici söylemini 'fikir
özgürlüğü' çerçevesine almak ahmaklık olur herhalde..

Tıpkı, manken-şarkıcı Demet Akalın'ın, ülkemize sığınmış
Suriyeliler için yaptığı "tahrik edici' söylemi gibi..

Bu tür söylemlerin bazı insanlara "emir' gibi geldiğini,
Suriyeli hamile anne ve çocuğunun katledilmesiyle görüyoruz..

CHP'li vekilin yaptığı açıklamanın da bundan farkı yok..

Paylaşımının altına yapılan yorumları buraya yazmak
istemiyorum..

Toplumun birbirinden nefret eder hale gelmesinde bu tür söylemler
büyük rol oynuyor maalesef..



Bugün, Elmas Bilir'in paylaştığı Bayram Zilan'ın Demet
Akalın'a yazdığı bir yazıyı, sizlere aktarmak istiyorum..

İnsanların sinir uçlarıyla oynandığında neler yapabildiğini
hep birlikte görüyoruz..

"Ne söylediğimize' dikkat etmemiz için, önemli bir örnektir
bu..



HAKLISIN DEMET AKALIN!

"Suriyeliler evine dönsün kesinlikle. Sonuna kadar
katılıyorum. Hırsızlık, gasp, bıçaklama haberlerinden bıktık' demiştin ya
Demet

Haklısın

Suriyeliler evine dönsün bence de.

Çünkü o kin kustuğun, horladığın, nefret ettiğin
Suriyelilerden birine tecavüz edip öldürdüler.

Yetmedi, karnındaki çocuğu öldürdüler.

Yetmedi, yanındaki 10 aylık bebeği de öldürdüler.

Taşla öldürdüler, kafalarına vura vura, can çekiştire
çekiştire, işkence ede ede, vahşice, barbaca, aşağılıkça öldürdüler,
katlettiler.

Sen haklısın Demet

Ülkende misafir etmekten, ekmeğini bölüşmekten, bir tas su,
bir kap yemek vermekten imtina ettiğin, iğrenerek "evlerine dönsünler' dediğin
o Suriyeliler evlerine dönselerdi

Belki katil Esed'in varil bombaları altında can
vereceklerdi.

Belki karınlarındaki çocuklarla beraber bir Şebbiha'nın kör
kurşununa kurban gidecek ya da Baasçı milislerin bir intihar saldırısında
hayatlarını kaybedeceklerdi.

Ve belki de 10 aylık oğulları da Suriye'de 11. ayı görmeden
göçüp gidecekti bu kahrolası dünyadan.

Ama inan

Yaşamasını istemediğin ülkende başlarına gelen bu vahşetten
daha "soylu' olacaktı onların Suriye'deki ölümü!

Çünkü sosyal medyada Suriyelilere karşı öfke ve nefret dolu
paylaşımlardan birkaç gün sonra bir kadının namusunu kirlettiler!

Hem onu, hem karnında birkaç gün sonra dünyaya gelecek
bebeğini, hem de bir geleceğimiz olur diye umutla sığındığı ülkende ellerinden
sıkıca tuttuğu 10 aylık oğlunu katlettiler.

Bunu hayvanca yaptılar.

Kin kusa kusa, böğüre böğüre, onursuzca, haysiyetsizce
yaptılar.

Haklısın Demet

Biz Suriyelileri geri göndermeliyiz!

Çünkü biz, 3 ayda 115 milyar dolar harcanan Gezicilere tek
laf etmeyecek kadar bonkör, 7 yılda 23 milyar dolar harcanan Suriyelilere
demediğini bırakmayacak kadar vicdansızız.

Hem ne gerek vardı evsiz, barksız, vatansız, çaresiz kalmış
Suriyeliler için para harcamaya!

Onlar için harcanan 23 milyar dolarla neler yapılmazdı ki

Katına kat, yatına yat, servetine servet katman için o
parayla kim bilir senin daha kaç konserine gelinirdi. 3-5 villa daha alır,
Suriyeli dilencilerin bağırış çağırışlarından, "ses ve görüntü kirliliğinden'
uzakta, bitkiler, çiçekler, böcekler arasında yaşar giderdin.

Hiç ölmeyecekmiş gibi, aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar
yaşar giderdin!

Hiç musalla taşına konulmayacakmış gibi

Hiç 2 metrelik mezara girmeyecek gibi yaşar giderdin!

Tüm konforunla, tüm ihtişamınla, tüm zenginliğinle yaşar
giderdin

Haklısın Demet

Biz Suriyelileri geri göndermeliyiz!

O Suriyeliler ki

Seninle kendi kaderini "bir' kabul emiş, gelip Çanakkale'de
"yabancıya' karşı savaşmış, can vermiş, şehit düşmüş!

O Suriyeliler ki

Daha 100 yıl önce seninle aynı kaderi, aynı coğrafyayı
paylaşan, ortak bir devletin, ortak bir mirasın, ortak bir tasavvurun, ortak
bir kültürün temsilcisi olan Suriyeliler!

Ama şunu unutma Demet!

100 yıl önce sen "Suriyeli', onlar "Türkiyeli' olabilirdi.

Coğrafya kaderdir!

Onların kaderinde bugün "Suriyeli' olmak varmış!

Ama kader bu

Dilerim, 100 yıl sonra hiçbir Suriyeli senin torunlarına
"Türkiyeliler evine dönsün kesinlikle. Sonuna kadar katılıyorum. Hırsızlık,
gasp, bıçaklama haberlerinden bıktık' demez

Niye biliyor musun?

Çünkü bu ifadeler utanç verici



"HİSSE'NİZİ ALDINIZ MI?

Bayram Zilan'ın kalemine sağlık..

Daha ne söylenebilir ki?

Koltuğunu tartıştırmamak için sürekli sokak ve eylem çağrıları
yapanlara da onlara kulak verenlere de diyorum ki;

Umarım bu yazıdan "hisse'nizi almışsınızdır..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/hic-musalla-tasina-konulmayacakmis-gibi/19507/</link>
			<pubDate>Wed, 19 Jul 2017 21:23:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Al birini vur ötekine..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün ortak noktaları "Türkiye düşmanlığı' olan üç ayrı
olay, üç ayrı dünya ve bazı kişileri anlatacağım sizlere..

"Türkiye Cumhuriyeti'nin ne kadar büyük ve güçlü bir ülke
olduğunu' daha iyi anlayacaksınız..



"DOĞRU'LARLA İŞLERİ YOK

Dün, Kemal Kılıçdaroğlu'nun İngiliz Guardian'a yazdığı "köşe
yazısı'ndan bazı ifadeler aktarmıştım sizlere..

Kılıçdaroğlu, "darbe gecesi ön saflarda yer aldığını,
yaptığı birlik çağrılarıyla halkın harekete geçtiğini ve darbe girişiminin kendisi
sayesinde' önlendiğini' ifade ettiği yazısında, referandum öncesi söylediği
bütün yalan ve iftiraları sıralayarak Türkiye'yi dünyaya şikayet etmişti..

Bir gün sonra..

Kılıçdaroğlu'nun ardından CHP İstanbul Milletvekili Pavey de,
New York Times için kaleme aldığı ve "cezaevlerindeki koşulları' aktardığı "Erdoğan'ın
cezaevleri" başlıklı yazısında yalan ve iftira dolu ifadelerle Türkiye
aleyhine algı oluşturmaya çalıştı..

Pavey'in yazısındaki yalan iftiralara bakın:

- Cezaevlerindekiler joplarla dövülüyor..

- Cezaevinde tuvaletlerde bile kamera var..

- Cezaevindekiler mektup yazamıyor..

- Getirilen kitaplar cezaevindekilere ulaştırılmıyor..

-Gardiyanlar işten çıkartılıyor..

- Cezaevlerinde o kadar çok gazeteci, yazar ve uzman kişi
var ki, dolandırıcılık, tecavüz, hırsızlık, yağma ve haraç kesmekten hüküm
giymiş 38 bin kişi ceza süreleri dolmadan onlara yer açmak için serbest
bırakıldı..



Pavey'in, "o kadar çok gazeteci' diye belirttiği
cezaevindeki kişilerden sadece ikisinde basın kartı var, onlar da "fikir'
yazılarından dolayı değil, terör faaliyetleri nedeniyle oradalar..

Adalet Bakanlığı yetkilileri, "cinsel istismar ve tecavüz
suçlularının' kesinlikle serbest bırakılmadığı açıkladı..

Yetkililer, cezaevlerinde kitap ve mektup yasağının
kesinlikle olmadığını, işten çıkartılan gardiyanların da FETÖ'cü oldukları için
çıkartıldığını belirtti..



Görüyorsunuz..

Kılıçdaroğlu da Pavey de hem bu ülkenin ekmeğini yiyor, bu
ülkenin imkanlarını kullanıyor, hem de bu ülkeyi dünyanın gözünde bir "Muz
Cumhuriyeti' gibi göstermeye çalışıyor..

Buna ne denir, "isimlendirmeyi' size bırakıyorum..



MUMCU'DAN AĞIR SÖZLER

Bombalı saldırıda hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu'nun
ağabeyi avukat Ceyhan Mumcu, "Sabah Gazetesi'ne verdiği röportajda çok
konuşulacak iddialarda ve tespitlerde bulundu..

Örneğin, "Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşünde PKK ve FETÖ etkisi
var' dedi..

"Böyle kontrollü darbe olur mu? Delliler ortada, bu bir FETÖ
darbesi ve Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşüyle FETÖ moral buldu' dedi..



Avukat Ceyhan Mumcu, Türkiye solunun önemli isimlerinden
biri.. 

1993'te fail-i meçhul bir suikaste kurban giden ağabeyi Uğur
Mumcu'nun katillerinin izini sürerken Türkiye'nin sorunları ve solun geleceği
konusunda yazmaya devam etti..



İşte bu Mumcu şu tespitleri de yaptı:

"Cumhuriyet Gazetesi, Ergenekon kumpası sürecinde FETÖ'nün
etkisi altına girdi..

Kılıçdaroğlu FETÖ gerçeğini görmezden geliyor.. 

CHP, Cumhuriyet gazetesinin düştüğü hataya düşüyor..'



Olayları ve insanları iyi izleyince, bu gerçeklerle burun
buruna geliyorsunuz..

Kabul edip etmemek size kalmış..



UYGAR(!) BATIYA BAKIN

Kanlı darbe girişimi sırasında FETÖ'cülere desteğini sunan
Batı basını, demokrasi bayramı haberlerinde de sınıfta kaldı.. 

Alanlarda toplanan ve darbeye/darbecilere karşı çıkan halkı "öfkeli
kalabalık' diyerek ötekileştiren gazeteler, utanmadan Türkiye'ye küstah bir
şekilde demokrasi dersi vermeye de kalkıyor..



Bakın 15 Temmuz'la ilgili ne diyorlar..

Almanya'nın resmi haber ajansı Deutsche Welle (DW),
demokrasi bayramını kutlayan Türk milletini "intikam hırsıyla dolu kitleler'
olarak tanıttı.. Halkın darbecilere yönelik idam talebini de "antidemokratik'
olarak niteledi..

(Demokrasilerde hakimiyet kayıtsız şartsız halkın/milletin
değil midir?)

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "önce bu hainlerin kafasını
kopartacağız' sözünü aşırı bulan İngiliz The Guardian gazetesi konuşmayı
"hırçın' olarak tanımladı..

(Aferin kardeşim iyi yaptın diye sırtını mı sıvazlamalıydı?)

The Telegraph da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "darbecileri tek
tip giysi ile mahkemeye çıkaralım' ifadesini manşete çıkardı..

Bir terör olayı nedeniyle OHAL ilan eden ve defalarca uzatan
kendi ülkesinin bu tutumunu görmezden gelen Fransız Le Monde gazetesi ise,
"Adalet tahrip edildi' başlığını kullandığı haberinde, Türkiye'deki OHAL
uygulamasını eleştirdi..

Hapisteki FETÖ'cü hainlere odaklanan L'Observateur ise, "muhalif'
olarak değerlendirdiği teröristleri korudu..



Buyrun size "uygar(!) ve çağdaş(!) batı'..

Neresinden isterseniz orasından tutun..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/al-birini-vur-otekine/19500/</link>
			<pubDate>Mon, 17 Jul 2017 22:55:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ekonominin geleceği "paylaşım"da]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[FinTech ile ilgili birçok önemli ismi bir araya getiren, yeni çözümlerin
anlatılıp, farklı düşüncelerin tartışıldığı bir platform olan Money 20/20
Europe, 26-28 Haziran tarihleri arasında Danimarka'nın Kopenhag şehrinde
gerçekleştirildi. Money 20/20 Europe kapsamında ödeme teknolojileri devi
Mastercard da daha akıllı, güvenli ve pratik bir alışveriş deneyimi yaşatan
çözümlerini katılımcılarla paylaşma fırsatı buldu. Mastercard akıllı şehirlere
yönelik sistemleri ve iş sahiplerine yönelik avantajlı çözümleri hakkında bilgi
vermenin yanı sıra, paylaşım ekonomisinin mevcut durumu, zorlukları ve
fırsatları konusunda da bir rapor paylaştı. Rapora göre, ortak tüketimin
artması ve varlık paylaşım modellerinin yaygınlaşması ile paylaşım ekonomisinin
hızlı bir yükselişe geçti. Paylaşım ekonomisinin büyüme ivmesini koruyabilmesi
için teknoloji entegrasyonunun yanı sıra yasal düzenlemeler ve müşteri deneyimi
başlıklarının da önemine vurgu yapılıyor. 

 

Yeni ekonomik trend: Paylaşmak

Mastercard'ın konuyla ilgili yaptırdığı bir araştırmayı baz alan ve "Paylaşma
Ekonomisi: Büyüme Fırsatlarını Anlamak' adını taşıyan rapor, konaklamadan
ulaşıma, alım-satımdan profesyonel hizmetlere ve eşyaların kiralanmasına kadar
farklı ekosistemlerdeki paylaşım dinamiklerini inceliyor. Rapor ayrıca, geleneksel
anlayışın dışına çıkan ve hızlı bir büyüme trendi içinde olan Paylaşım
Ekonomisinin geleceğini masaya yatırıyor ve yaşanılan sıkıntıların altını
çizerken, fırsatlara ve çözüm önerilerine de değiniyor. Rapora göre, geleneksel
DVD kiralama, araba kiralama gibi sektörlerin yavaşlama trendi içinde olduğu
ancak araba paylaşma, müzik ya da video paylaşma, ev değiş tokuşu gibi bambaşka
sektörlerin ortaya çıktığı paylaşım ekonomisinde, gelir bazında 2014 yılından
2015 yılına yüzde 97'lik bir büyüme gerçekleşmiş. Paylaşma ekonomisinin
önümüzdeki 5 yılına baktığımızda, sadece ulaşım ve konaklamanın 500 milyar
dolarlık bir potansiyel oluşturduğu hesaplanıyor. 

 

Paylaşmanın geleceği

Çalışmada, "Paylaşım Ekonomisi'nin geleceği ile ilgili 3 ana tema öne
çıkıyor:

 

Güvenlik ve şeffaflık

Paylaşım ekonomisi için raporun öne çıkardığı kritik noktalarından biri,
dijital ödemelerde olduğu gibi, emniyet ve güvenlik. Kullanıcılar verilen
hizmet kadar onları ve haklarını koruyan, güvenilir platformların beklentisi
içinde. Bu da ancak ileri teknoloji entegrasyonu ve gerekli yasal altyapının
oluşturulmasıyla mümkün. 

 

Daha iyi bir tüketici deneyimi

Raporda, tüketicilerin yaşamını kolaylaştırmak, onlara sorunsuz bir
deneyim yaşatmak için firmaların teknoloji entegrasyonunun yanı sıra işin
insani ve duygusal yönünü de dikkate almaları gerektiği belirtiliyor. Bunun
için kullanıcı geri bildirimlerine ve kişisel verilerin korunmasına önem
verilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. 

 

Erişilebilirlik

Blockchain, Nesnelerin İnterneti ve Yapay Zekâ gibi kavramlar
yaygınlaştıkça tüketicilerin ürün ve hizmetlere her an her yerden erişebilmesinin
önemi de giderek artıyor. Bu sebeple paylaşım ekonomisinin de erişilebilirlik konusuna
çözüm getirmesi önemli. 

 

Raporda güven sağlamanın, müşteri deneyimini iyileştirmenin ve bir değer
yaratmanın paylaşım ekonomisinin büyümesinde itici rol oynayacağı sonucuna
varılıyor. 

 

Mastercard'dan paylaşım ekonomisi
girişimcilerine Start Path ile destek 

 

Ödeme teknolojileri devi Mastercard,
Money20/20 Europe'da
girişimci destek programı olan Start Path Global'de fintech ve teknoloji
alanlarında yeni katılan şirketler hakkında da bilgi verdi. Programa dahil olan
yeni katılımcılar, fiziki ve dijital perakendecilik arasındaki boşluğu
kapatmaya yönelik farklı çözümler sunan firmalardan oluşuyor. Paylaşım
ekonomisinin geleceğinde, ticaret ve ödemeler dijital platforma kaydıkça,
tüketici talebini karşılamak için akıllı ve sorunsuz deneyim yaşatacak fintech
çözümler daha da önem kazanıyor. Mastercard, Start Path programı ile bu boşluğu
doldurmaya yönelen start up şirketlere ihtiyacı olan araçları ve danışmanlığı
sunarak daha hızlı büyümelerine destek oluyor. 


 

Mastercard'ın API
platformu şirketlere yeni uygulamalar geliştirmeleri için fırsat sunuyor

Mastercard'ın Money 20/20 Europe kapsamında paylaşım
ekonomisindeki, kesintisiz,
sorunsuz ve güvenli ticaret ihtiyacına yönelik olarak Mastercard Developers tarafından
sunulan birçok yeni API'nin de tanıtımını yaptı. Bu yeni nesil dijital ödeme
çözümlerinin geliştirilmesini kolaylaştıran API platformu ile finansal
kurumlar, işletmeler ve teknoloji şirketleri Mastercard tarafından sunulan
birçok farklı servisi kullanarak yeni uygulamalar geliştirebiliyor, işlerini
büyütüp tüm dünyada yeni müşteriler edinebiliyorlar. Ödeme veri hizmetleri ve
güvenlik alanlarına yönelik 40'tan fazla API mevcut. Mastercard Developers, Nesnelerin
İnterneti (IoT) üzerindeki performanslarından tüketici alışveriş deneyimi ve
kişisel finansman yönetiminin dijitalleştirilmesine kadar sunduğu yepyeni
çözümler ile işletmelere destek oluyor. Mastercard, iş ortaklarının son
teknoloji ve uygulamaları kolaylıkla test edebilmeleri için de Mastercard Developers platformuna
Yeni & Deneyimsel (New & Experimental)
API kategorisini ekledi. Böylece işletmeler güvenli ödeme ve paha biçilemez
tüketici deneyimi yaşatma konusunda Amerika'yı yeniden keşfetmek zorunda
kalmayacaklar. Bunlar arasında akıllı telefon üzerinden ödeme yapmayı sağlayan Masterpass QR, ödeme red ve uyarı
kuralları oluşturarak kart sahiplerinin kartlarının nerede ve ne zaman
kullanıldığını haber veren Spend
Controls ve Spend Alerts, restoran
ve perakende noktalarda hizmet süresini hızlandıran Qkr! With Masterpass, önden sipariş ve ödeme platformu ile çoklu
kanal ve dijital platformlar üzerinden çözümler sunan Masterpass Chatbot yer alıyor. 

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/ekonominin-gelecegi-paylasim-da/19477/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 23:36:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TANKLARIN ÖNÜNE YATAN MİLLET OLARAK TARİHE GEÇTİK]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

Ünlü şair Atilla İlhan'ın "Ben sana mecburum' şiirinde: "Ben
sana mecburum bilemezsin / Adını MIH gibi aklımda tutuyorum' dizesindeki gibi
biz de 15 Temmuz'u, o akşamı, yaşananları, sonrasını aklımıza MIH gibi
çıkmalıyız. Çakmalıyız ki bir daha bu ülke bir daha böyle bir alçaklığa uğramasın
Çakmalıyız ki, geleceğimiz için bir daha böyle bir teşebbüse imkân verilmesin 

Evet kıymetli Akdeniz Bülten okurları, hayat ne kadar da
hızlı akıyor değil mi? Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kırılma
anlarından biri olan 15 Temmuz 2016'nın seneyi devriyesindeyiz Çok değil 365
gün öncesinden bahsediyoruz. Ne kadar da hızlı ne kadar da çabuk geçmiş zaman.
Ama o gece öyle miydi? İstanbul'daki Köprüleri tutan askerlerle başlayan ana
haberlere KALKIŞMA' diye düşen notlar saatler ilerledikçe silahların,
bombaların ve hatta bu ülkenin Meclisine kadar uzandı. Kanlı bir gece sonunda
Yüce Türk Milletinin necip evlatları canlarını
bedenlerini koyarak demokrasisine sahip çıktı. Alçaklara, hainlere,
teröristlere ve de buradan yazmaktan çekinmeyeceğim şerefsizlere' bu ülkeyi
bırakmadı. 

Türk Milleti 15 Temmuz akşamı ve onu takip eden günlerde
tuttuğu Demokrasi Nöbetleri' ile çok büyük bir oyunu bozmuştur. Bu öyle bir
oyun ki Cumhuriyetimize, demokrasimize ve şimdiye kadar ki tüm kazanımlarımıza
zarar verecek belki de yok edecek bir teşebbüstü. O yüzden böylesi planlı,
organize ve yıllara dayanan bir yapılanma haklı olarak FETÖ Terör Örgütü'
olarak ilan edildi ve tüm dünyaya bir numaralı düşman olarak lanse edildi. 

Tankların önüne yatarak canlarını ortaya koyan, kolunu
bacağını, eşini, babasını kaybeden insanlarımız sayesinde bugün Türkiye Cumhuriyeti
dimdik ayakta. 15 Temmuz gecesi 248 şehit verdik, 2 bin 193 vatandaşımız da
gazi oldu ama ne o şehitleri ne de gazileri bu millet asla unutmayacaktır.
Çünkü bu millet yazılanı oynamaz, tarihi kendi yazar O yüzden haykırıyoruz ya;
"15 Temmuz'u Unutma Unutturma'

Bu yüzden; ülkemizin birliği, beraberliği ve bütünlüğünü
hedef alan bu darbe girişimi Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak
geçtiğini unutmamalıyız, unutturmamalıyız. Aziz milletimiz, darbenin karşısında
dik durmuş ve bu kanlı darbe girişimini canları pahasına da olsa engelledi.
Milletimizin, devletine ve milli iradeye verdiği destek tarih boyunca
unutulmayacak. 

İzmir'de düşmana ilk kurşunu sıkan ve bir milletin doğuşuna
sebep olan Hasan Tahsin' gibi; 15 Temmuz akşamı hain darbenin seyrini
değiştiren başta Ömer Halis Demir olmak üzere o direnişte şehit olanlara
Allah'tan rahmet diliyoruz. Bu uğurda canlarını veren şehitlerimizi,
gazilerimizi ve mücadele eden tüm kahramanlarımızı asla unutmayacağız. 

Bu noktada bizlere her zamankinden daha fazla görev düşüyor.
Bu millet var oldukça hainler de hep fırsat kollayacaktır. İşte o nedenle sanki
darbe girişimi olalı bir yıl değil bir gün olmuş gibi her zaman tetikte ve
teyakkuz halinde olmaya devam etmeliyiz. Milli iradeye bugüne kadar olduğu gibi
bugünden sonra da hep birlikte sahip çıkmaya devam etmeliyiz.  Gün, birlik olma günüdür. Herkes bilmelidir ki
bugün olduğu gibi gelecekte de milletimize, milli iradeye ve devletimize karşı
her türlü girişim, karşısında milletimizin çelikten iradesini bulacaktır.

Akdeniz Bülten ailesi olarak, geçen yıl, bu alçak kalkışmada
bulunan teröristleri ve bu kalkışma hareketine destek olan hainleri nefretle
kınadığımızı yeniliyor. Darbe girişimine karşı duran tüm siyasi partilerimize,
milletimize, polislerimize, askerlerimize, vatandaşlarımıza sonsuz teşekkürü
bir borç biliyoruz. Son olarak şu unutulmasın ki; Türkiye Cumhuriyeti'ni
yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir'



]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/tanklarin-onune-yatan-millet-olarak-tarihe-gectik/19471/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 22:36:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Gerçekler.. Hayaller.. Ve acılar..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Toplumu sürekli germenin getireceği sonuçlara katlanmak
zorunda kalmak,  ülkem insanının kaderi
olmamalı..

Bir genel başkan TBMM'de asli görevini yapmak yerine "siyasi
şov'u tercih ediyor..

Bir kadın manken 
insanlara nefret' aşılıyor, yabancı hamile bir kadının katledilmesinin
önünü açıyor..

Bu tür olaylar da insanlar arasında keskin ayrışmalara neden
oluyor..

Yani; "gerçekler'den uzaklaşılıyor ve bu ülkeyi bölmek
isteyenlerin ekmeğine yağ sürülüyor..

Bugün de bunları anlatan bir-iki paylaşımı sizlere aktarmak
istiyorum..

Bakalım kendine "hisse' çıkaran olacak mı?



KAÇ KİŞİ VARDI?

Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara'dan yola çıkıp Maltepe'de
sonlandırdığı 'adalet mitingi'nde önceki gün en merak edilen konulardan biri de
kaç kişinin mitinge katıldığı oldu.. 

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel miting alanında 1 milyon
600 bin kişinin olduğunu açıkladı..

Alan 40 bin metrekare..

Özel'in yaptığı tespite göre, metrekareye 40 kişi sığmış..



İstanbul Valiliği de, "miting alanında yüzölçümü dikkate
alınarak yapılan inceleme ve ölçümleme sonucunda; katılımcı sayısının yaklaşık
175.000 olduğu sonucuna varılmıştır" açıklamasında bulundu..

Bu hesaplamaya göre ise, metrekareye 4.3 kişi sığmış..

...

Bu CHP ne zaman "GERÇEKÇİ' olacak, çok merak ediyorum..

Hala bir kesimi kandırabilmenin ve bir kesimi de germenin
peşinde koşuyor, yazık..



LA NE GANDHİ'Sİ?

Kemal Kılıçdaroğlu elinde "adalet' yazılı pankartla Ankara'dan
İstanbul'a doğru yola çıktığında, Gürsel Tekin, "Gandi yola çıktı' diye bir
paylaşım yapmıştı..

Birkaç gün sonra vatandaş Deniz Aşkın, bir fotoğraf
paylaşmış..

Fotoğrafta; "adalet yürüyüşü' yapan Kılıçdaroğlu lüks bir
karavanın içinde Deniz Baykal ve bazı CHP'li vekillerle birlikte yemek yiyor..

Deniz Aşkın bu fotoğrafın altına şunu yazmış:

"La ne Gandhi'si?

Gandhi zamanında karavan mı vardı?

İki doktor, masajcı, aşçı mı vardı, hizmetinde garsonlar mı
vardı?

Gandhi yerlerde yatarak yürüdü..

Ayrıca, ülkede işgal mi var?

Takiyyeciler sizi..

Hani sosyalisttin, hani ezilen halkın yanındaydın?

Yanına bir vatandaş alsaydın bari..

Where is the adalet?

Bi de kalkmış saraydaki klozeti söylüyor..

Eeee bu lüks ne?'



Buna yorum yapmayacağım, siz ne derseniz kabulümdür..



BİZE N'OLDU BÖYLE?

Mehmet Ali Sarıca, Diyanet İşleri Başkanı Görmez'e sormuş:

"Bize ne oldu ki, bize sığınan kadının, çocuğun, bebeğin
katili olduk?'

Ardından sorusuna yine kendisi cevap vermiş:

"Samimiyetimiz yok, şekilci bir müslümanlık oluşturduk..
İman'dan ahlakı söküp attık, bomboş kaldı.. Diyanet olarak Asr-ı Saadet
Dönemi' Müslümanlığını anlatamadınız.. Yüce dinimizin ticarileşmesi ve
siyasallaşması tehlikelerine karşı sesiniz sedanız çıkmadı..'



Sarıca'nın bu paylaşımına, Hatipoğlu Atay bir "alıntı'yla
katılmış:

"Yozlaşmanın ne zaman başladığını bilmiyorum.. 

Önce din kültür' olarak, sonra ahlak bilgi' olarak
okutulmaya başlandı okullarda.. 

Sonra merhamet' valizini toplayıp gitti bir not bile
bırakmadan.. 

Arsızlığın' adına cool olmak' dediler, pervasızlığın' adı
özgüven' oldu.. 

Trafikte bayan şoförlere sövdü erkek gibi erkekler,
kendilerine yürümeyi öğretenin de bir kadın olduğunu unutarak.. 

Ne ağlıyorsun karı gibi' diyerek ergene öyle bir güç
aşıladı ki mahallelerin ağır abileri, artık bu dünyada hangi kadın durabilirdi
ki karşısında?

"Hayat sana hiç bir şey vermez, sen istediğini koparıp
alacaksın" diye miligram miligram aşıladılar yıllarca sosyal medyadan
cesaret haplarını..

İşte tam o gündü, kanaatkarlık ve sebat' birbirine
yumruklar savurarak karanlık bir sokakta kayıplara karıştı..

Yılbaşı kutlamayı, sevgililer gününün anlam ve önemine uygun
davranmayı sosyalleşme' zannettiğimiz şeyleri öğretti de bize toplum, ensar
ile muhacirin (yardım kardeşliğinin) ne olduğunu ne ara unuttuk bilemedim..

Ve en sonunda akl-ı selim koca koca adamlar, birer mankurta
(öz köküne yabancı)' dönüştü.. 

Hesapsız, kitapsız; hem bu alemde hem ebedi alemde ceza
kesileceğini düşünemeyecek kadar akıllar da vicdanlar da terk etti bedenleri.. 

Hayvan bile kıymaz avının yavrusuna.. 

Bebek katilleri ve tecavüzcüler için idam gelirse içimiz
soğur mu bir nebze? 

Buz gibi olur efendim, buz gibi.. 

Taburesine vur desinler, vurmazsam adam değilim..'



Şimdi biliyorum, "Suriyeli kadının katli ile CHP notları ne
alaka' diye soracaksınız..

Bi düşünün bakalım, Suriyeli mültecilere karşı ilk "nefret
tohumunu' kim ekti Türkiye'de?

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/gercekler-hayaller-ve-acilar/19463/</link>
			<pubDate>Tue, 11 Jul 2017 09:21:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Farklı bir bakış sergileyen" iki paylaşım..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bugün sizlere sosyal medyadan "farklı bir bakış sergileyen'
iki paylaşım aktaracağım..

Bunu biraz da "farkındalık' sağlayacak bir "haftasonu
yazısı' olarak da kabul edebilirsiniz..



"YERLİ MUHALEFET' İSTİYORUZ

Bünyamin Zengin, "yerli muhalefet' istemiş..

İlginç değil mi?

Haydi paylaşımın tamamına bir göz gezdirin, "adam haklı'
diyeceğinizden eminim..



Muhalefet..

- Yerli malını savunmalı..

- Özgürlüğü savunmalı..

- Laikliği savunmalı..

- Yerli ve milli sanayi üretimini savunmalı..

- Terör, uyuşturucu ve emperyalizme karşı olduğunu
bağırmalı..

- Ezilmişlerin, köylünün savunucu olmalı..

- Kadınların, engellilerin, çocukların haklarını savunmalı..

- İnsanı sevmeli ve anayasanın insan haklarına sahip olması
gerektiğini savunmalı..

- Tarihi ve cumhuriyeti, sağlam dış politikayı, yurtta sulh
cihanda sulhu savunmalı..

- Adalet ve anayasaya ait çözümler ortaya koymalı..

- Güçlü ordu, güçlü devlet projelerini gündeme getirmeli..

- Evrensel hukuku, devletlerin imzaladığı uluslararası taahhütleri
dile getirmeli..

- Kendi değerlerini bilmeli, Türklere özgü örf ve geleneğe
sahip çıkmalı ve her yerde dile getirmeli..

- Vesayet odaklarına karşı olduğunu, içerde dışarda faiz
bataklığından vatandaşı kurtaracağını ve vatandaşa müreffeh hayat sunacağını
projelendirmeli ve buna da vatandaşa inandırmalı..

- Devletin ilkelerinin ve Atatürk'ün gerçek savunucusu
olmalı..

- İktidar olduğunda kimseyi ötekileştirmeyeceğini, ayrım
yapmadan bütün insanları kucaklayacağını göstermeli..



Beklenen/arzulanan muhalefet böyle olmalıdır..

Olmazsa, millet kendisi ve ülkesi için yeni muhalefet
çıkaracaktır..

Biz, bize ait, dışarıdan emir almayan yerli muhalefet
istiyoruz..

Güçlü muhalefet, iktidara yanlış yaptırmaz..

Ama, böyle bir muhalefet maalesef göremiyoruz..

Muhalefet partilerine diyorum ki;

Artık milletin zannettiğiniz gibi APTAL olmadığını anlayın
da, yukarıda belirttiğim konuları benimseyin ve iktidar olabilmek için biraz
çekidüzen verin kendinize..

Bu ülkenin güçlü bir muhalefete ihtiyacı var..

...

ANLAT ANLAT NEREYE KADAR?

Nebi Karakaş da, "ben geçmişi hatırlıyorum, ya sen' diyerek
bir paylaşım yapmış..

Bi okuyun, bakalım hatırlayacağınız bir şeyler olacak mı?



Hatırlayalım..

Gelişmiş dünya ülkeleri, milenyumu ekonomik ve teknolojik
gelişmenin ışığında kutlarken, Türkiye takvimlerde ve ekranlarda 2000 rakamı
görmenin keyfini yaşamıştı.. 

Milenyuma girilen 2000'li yıllarda, yüzlerce belediyenin
personeli birikmiş maaşlarını almak için eylem yapardı.. 

Güzel bakan güzel görür' derler.. 

Bizim halkımız her durumda neşelidir, eylem yaparken bile halay
çekerdi..

Farkında mısınız, 16 senedir halay çekemiyor personel..

Milenyuma girilen yıllarda, memur tayini çıkınca kiralık ev
bakardı, ama memursun' diyerek ev verilmezdi onlara.. 

Ama, memur yine de isyan etmezdi, şartları kabullenmişti..

16 yılda memurlar ev sahibi oldu artık.. 

İşçiler memur olmadığı için ev bulamaz oldu.. 

Milenyuma girilen 2000'li yıllarda, Karayolları'nda
çukurlardan kaçmak için slalom yapardık.. 

Formula pilotları gibiydik, direksiyon başında uyumak ne
mümkündü?

Yaz gelince asfaltlardaki çukurlar yama yapılınca, oh be
gaymak gibi yol oldu' denilirdi.. 

15 senedir araba sürerken uykumuz geliyor. :)

Sabah 06.00'da hastanede sıraya gelen 80 yaşındaki nine geç
mi kaldım' der, kusuru kendinde arardı.. 

İlaç almak için ertesi gün 05.00'te sıraya girer, ancak öğleden
sonra ve reçetesine yazılan 5 ilacın da 3'ünü alabilirdi.. 

Onu da antibiyotik yerine ağrı kesici almışlığımız vardır.. 

16 yıldır hastane kuyruklarına da hasret kaldık.. 

O kuyruklarda kaynaşıp yeni dostluklar ediniyorduk, şimdilerde
sosyal medyada sanal dostluklara mahkum ettiler bizi..

Hastanelerde statü vardı, üniversite hastanesine SSK ve
Bağ-Kur'lu, devlet hastanesine de SSK'lı gidemezdi.. 

Devlet hastanesinin acil girişinde hasta getiren ambulans
bir vatandaşa çarpsa acile alınmadan kimlik kontrolü yapılır, yaralı SSK'lı ise
müdahale edilmez SSK'dan ambulans istenirdi.. 

Ambulans gelebilirse SSK hastanesine kaldırılır müdahale
edilirdi.. 

Eğer,  bu yaralanan
kişi memur, Bağ Kur'lu ya da SSK'lı değilse ne yapılıyordu, ben de bilmiyorum..


Batan bankalardaki parasının peşinde insanlar yine uzun kuyruklarda
beklerdi.. 

Yol yapmak için ihale yapılır, ilk ödeme peşin verilir, işe
başlanır, günü geldikçe hakedişler' enflasyon oranında arttırılarak sürekli
ödenir, ama yol bir türlü bitmezdi..

Devlete yapılan işler hemen hemen hep böyleydi..

Şimdi böyle şeyler yaşanmıyor artık..



Anlat.. Anlat.. Anlat

Nereye kadar be kardeşim?Ek alanı

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/farkli-bir-bakis-sergileyen-iki-paylasim/19451/</link>
			<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 23:01:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şırnak ve Cizre ile "gönül köprüleri" kurma meselesi..]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Önce gün Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel'le
birlikte Şırnak ve Cizre'deydik..

Niye oradaydık?

"Bir gönül köprüsü kurmak' için..

Bunun ne anlama geldiğini kaçınız biliyor, bilmiyorum..

Ama, -siyasi görüşü, konumu, kökeni ne olursa olsun- bunu
anlayan hiçbir insan, "Antalya'da dünya kadar sorun varken, Antalya belediye
başkanının Şırnak'ta işi ne' demez, diyemez..

Niye diyemez?

Bugün, işte bunu anlatacağım..



KELEBEK ETKİSİ VE HUZUR

"Kelebek etkisi'ni sanırım biliyorsunuz..

En kısa tanımla, "küçük bir durumun beklenmeyen,
hesaplanamayan, önceden bilinemeyen, öngörülemeyen ve çok büyük boyutlarına
ulaşabilen, hatta etkisi sürekli artabilen durumlar için kullanılan bir terim..

Örneğin; küçük bir kıvılcımın yaratacağı ve yarattığı büyük
yangınlar veya sürü psikolojisini iyi kullanan birinin bir sözü ya da
hareketiyle ortalığın kan gölüne dönmesi gibi..

Çokça yaşadığımız olaylar bunlar..



Dönelim Şırnak'a..

Şırnak ve özellikle Cizre, 10 ay öncesine kadar Türkiye'de
40 yıldır süren PKK terörünün merkeziydi..

Yani, Türkiye'de huzuru bozan, huzur gelmesini engelleyen
kargaşanın başlangıç noktası..

Özellikle Cizre için , "Türkiye'deki Kandil' benzetmesi yapılıyordu..

Buradan başlayan ve ülkemizin her yanına dağılan terör
olayları bir "kelebek etkisi'nin sonucudur..

Şimdi, aynı kelebek etkisiyle durum tersine çevrilmeye
çalışılıyor..

Devlet o yörenin halkına güven ve sevgi verememiş, bunu iyi
kullanan teröristler de bölgede bir "korku imparatorluğu' yaratarak halka
istediği her şeyi yaptırmış..

Halk da ister istemez "güçlü' olanın yanında yer almış..

Yıllar sonra, "mezhepsel, dinsel ve bölgesel ayrımcılığı'
reddeden bir hükümet çıktı..

Batı illerinin belediyeleri ile güneydoğuda özellikle
teröristlerin siyasi kanadı olan HDP'li başkanların bulunduğu iller arasında
"gönül köprüleri' kurularak önce o bölgede huzuru sağlamak, orada başlayan
huzuru da bütün ülkeye yaymak amacıyla kolları sıvadı..

Ve HDP'li başkanlar görevden alınarak yerlerine kayyum
atandı..

Bu kayyumlara maddi ve manevi destek olsunlar diye de
"danışman başkanlar' atandı..

Bu başkanlar hem kentin imarıyla ilgili, hem de devleti
halka sevdirecek hizmet sunma konusunda her türlü desteği sağlamak için yola
çıktılar..

Örneğin Denizli Belediyesi Batman'a, Kepez Belediyesi
İdil'e, Antalya Büyükşehir Belediyesi de Şırnak'a danışmanlık yapacak, destek
olacaklardı..

İşte önceki gün, aylardır yapılan bu çalışmaların
sonuçlarını yerinde görmek için Şırnak'a gittik..



"BİZ ET VE TIRNAK GİBİYİZ'

Peki ne mi gördük?

Burada Başkan Türel'e kulak vermekte fayda var..

"Bu devleti ayakta tutan büyük millettir.. 

15 Temmuz akşamında Cizre köprüsünden asker kılığına girmiş
600 FETÖ'cüye o köprüyü dar eden Şırnaklılar, Cizreliler bu milletin
beraberliğini bir sene önce Kürdüyle, Türküyle Lazıyla, Çerkeziyle o akşam
teyit etmişti..

Bu büyük millet içinde Türk-Kürt ayrışması hiçbir zaman
olmamıştır.. 

Biz et ve tırnak gibiyiz, aslında budur bizim gücümüz.. 

Biz farklılıkları bir zenginlik olarak görürken, birileri
bölme parçalama senaryoları için kullandı..

Ama, artık bu senaryolar halkımızı kandırmaya yetmiyor..

Şırnak'ta 16 Nisan referandumunda yüzde 46'lık evet' oyu
çıktı..

Bu herkese çok önemli bir mesajdır..

Bu cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın ortaya koyduğu
politikaların zamanla toplumsal teyidini gösteriyor..

Terör örgütü artık dağa gönderecek gençleri bulamıyor.. 

Kürt halkının PKK sempatisi yüzde 75'lerdeyken, artık yüzde
25'lere düşmüş durumda..

Çok iyi bir noktaya gidiyoruz.. 

Burada kurmaya çalıştığımız kardeş ilişkisi sadece Şırnak'ın
su sorununu çözmeye yönelik değildir..

Bu vesileyle dostluğumuzu kardeşliği pekiştirmek, birlik
beraberliği ortaya koymaktır, huzuru önce bu bölgede tesis etmektir..

Bu bölgede huzur olursa, Antalya'da da huzur olur,
Türkiye'nin her tarafında da..

Burada huzursuzluk olursa, Antalya'da da huzursuzluk olur,
Türkiye'nin her tarafında da..'



"Kelebek etkisi'ni anlayabildiniz mi?



İÇİÇE OLMAYI İSTİYORLAR

Önceki günkü seyahatimizde Şırnak ve Cizre halkıyla,
esnafıyla, hatta çocuklarıyla konuştuk, dertleştik..

Biz sorduk, onlar sordu..

Gördük ki, hepsi de tam bir "Anadolu insanı' yapısına
sahip..

Saygılı, terbiyeli, sevgi dolu, misafirperver..

kimin yanına gitsek, bir şey ikram etmeden bırakmak istemiyordu..

Arkadaşımız Ahmet Dökdök'ün yaşadığı şu olay ise, sanırım
işin özetidir;

Bir vitrine bakarken, arkasında sohbet eden 4-5 kent sakini,
"hah işte böyle olmalı' demiş..

Dökdök, dönüp, "bana mı söylüyorsunuz' diye sorunca, "evet
sizin için söyledik, işte böyle asker-polis olmadan halklar birbiriyle içiçe
olabilmeliler' demişler..

Bu da gösteriyor ki; Kürtlerin Türk'lerle bir sorunu yok..

İhtiyaçları olan tek şey, devletin gücünü arkalarında
hissetmek ve kökeni ne olursa olsun bütün insanlarla içiçe olabilmek..



BUNU HERKES SÖYLEMELİ

Terörün/huzursuzluğun merkezi olarak gösterilen Şırnak ve
Cizre'nin "gönül köprüleri' kurulduktan sonraki manzarası işte böyle..

"İçimizdeki hainler temizlendikçe, her şey daha güzel
olacak' diyorlar..

Bunu herkes dediği anda, bütün dünya üstüne gelse BU ÜLKEYİ yıkamaz..

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/sirnak-ve-cizre-ile-gonul-kopruleri-kurma-meselesi/19449/</link>
			<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 00:11:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kortizon mu? Antihistaminik mi?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

Şırıngayla enjekte edilmeye ihtiyacı olmayan mikroplar
pistin ortasında dans ediyor. Teknoloji geliştikçe hasta olma oranımız ilkel
çağlara doğru geriliyor. Adeta filtresi tıkanmış klimanın bakterilerini
andırıyor. İddialar apartman yöneticisinin dedikodusunu yapan komşular misali
dilden dile dolaşıyor. Birinci iddia ilaç şirketlerinin zengin edilmesini
istemek kadar normal ise diğeri dünya nüfusunu azaltma yolunda olabildiğince
anormal geliyor kulağa

Bu konuya verebilecek örnekler üretimi yapılacak gazeteler
kadar çokken hasta olmak artık mecmuaların özel eki gibi günden güne
yavruluyor. Her gün istemediğin bir ek bırakılıyor sanki kapına. Her yeni güne
uyandığında yeni bir hastalığa farklı dillerde merhaba demenin yollarını
arıyorsun. Bilmediğin terimler çıkıyor karşına. Yabancı olduğun bir sokakta
kaybolmama uğruna siyasi terimler sözlüğü taşıyorsun yanında. Çünkü "nen var
kuzum' a cevap verebilecek merciler aradığınız kişiye ulaşılamıyor modunda.
Dinlemeden parça yorumlayanlar bu şarkının bestesi bana ait kafasında. Derken
dizinin reytingleri düştüğünde kan kaybetmemek için yersiz gereklilikte kan
dondurucu bir başrol çıkartılıyor karşına. Birkaç bölüm idare edebiliyorsun
sadece. Tak kortizon giriyor devreye. Sonuçların korkunçluğu ise tansiyon
hastalarının kullandığı tuz tehlikesi kadar yerinde oluyor. Zencefilli bal
etkisi yaptığını sanıyorsun ama yanılıyorsun. "Kortizon zarar vermez canım' la
başlayan baştan savmalar sil baştan en popüler antihistaminikleri getiriyor
karşına. Her gün ameliyat koltuğunda gündemleri çok yoğun olan merciler damaklarında
kalan sütlü kahvenin tadından önünde ki sonuca bile bakamıyor. Adım adım
ilerliyorsun finale. Katili yakalamaya çok az kalıyor. Gerçeği anlıyorsun. Kral
ve kraliçenin dediği gibi değilmiş diyorsun. "Kortizon zarar vermez, yemezsen
kilo almazsın' nidaları Çince de tılsımını yitirmiş bir şarkıyı andırıyor bir
süre sonra

Ve final İşim olmaz dediğin yeminini unutmuş insanların
hobi haline getirdiği kortizonu rafa kaldırıyorsun. Tüm bildiklerini
unutuyorsun. O noktadan sonra kendi kendinin doktoru olmaya alışıyorsun. 

 

 



]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kortizon-mu-antihistaminik-mi/19444/</link>
			<pubDate>Wed, 05 Jul 2017 23:38:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uyuşturucu sinsi bir projedir]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tehlike Bir Sokak Ötede  isimli kitabımda
belirtmiştim. Sentetik kannabinoidler Türkiye'ye yönelik uluslar arası sinsice
ve alçakça hazırlanmış bir projedir. Tıpkı ülkemize yönelik siber saldırlar
gibi. Tıpkı terör saldırıları gibi. Buradaki amaç bağımlı gençler üzerinden halkı,
aileleri hükümete ve devlete karşı gizliden gizliye kışkırtmaktır. Tıpkı gezi
olaylarında ağacı bahane edip, kitleleri ayaklandırmak gibidir.

  Bu
görüşümü geçtiğimiz günlerde çıktığım bütün ulusal Tv kanallarında belirttim.  Bu sinsi planın arkasında taşeron terör örgütleri
vardır. Neden uyuşturucu diye soranlara cevabım da: Bir ülkenin en büyük
zenginliklerinden birisi de genç nüfus oranıdır. Genç nüfusumuzdan rahatsız
olan unsurları belirtmeye gerek yoktur. Çünkü Türkiye büyüdükçe, geliştikçe
hemen sinsi bir plan devreye sokuluyor. Çünkü su uyur, düşman uyumaz'

   Polis
ve Jandarma her gün tonlarca uyuşturucu madde ele geçiriyor. Binlerce torbacı
tutuklanıyor. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız konunun gündemde tutulmasını ve
üzerine gidilmesi konusunda son derece faydalı ve yerinde bir tespitle
kamuoyunu aydınlatmıştır.

  30 yıldır madde bağımlılığı ile mücadelede
gerek operasyonel, gerekse eğitimsel anlamda sahadayım. Bu alanda 6 kitap
çalışması gerçekleştirdim. Adliyede görev yaparken yüzlerce bağımlı gencin
ifadesini aldım, duruşmaları da takip ediyorum.

   Hükümetin
bağımlılıkla mücadelede, etkin, kararlı ve hızlı bir şekilde çözüm üretmede
samimi olduğunu açıkça belirtmeliyim. Gerek suç çetelerine yönelik kanunları
hızla çıkartmada, gerekse rehabilitasyon, gerekse çözüm ve proje üreten STK'lara
gereken desteğin sağlanması hususunda başta Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş
olmak üzere madde bağımlılığı ile mücadele konusunda her kesime kulak veren, tüm
kesimlere kapısı açık olan ve hızlı bir şekilde çözüm üreten bir lider. Başbakan
Yardımcısı Numan Kurtulmuş konuya ilişkin özetle; şu görüşlere yer vermişti:

 Uyuşturucuyla mücadele,
bütün toplumu ilgilendiren, siyasi görüşü, yaşam tarzı ne olursa olsun herkesi
yakından ilgilendiren, çok önemli bir milli mesele. Hepimizin çocukları,
torunları hayati bir potansiyel tehdit altında. Dolayısıyla, burada
samimiyetle, hepimiz işin bir ucundan tutmak zorundayız.

- Siyasetçiler, iş
dünyası, spor dünyası, sanat dünyası, medya, eğitim dünyası; herkesin bulunduğu
yerden bu mücadeleye katkıda bulunması lâzım.

- Bu mesele sadece
polisiye tedbirlerle önlenebilecek bir mesele değil. Tabii ki, uyuşturucunun
her türüne ulaşımı imkânsıza yakın hâle getirecek polisiye tedbirleri almamız
lâzım ama sonuçta sadece bu önlemlerle kesin sonuç almak mümkün değil.

- Bu konuda toplumsal
duyarlılığı artırmamız gerekiyor.

- AMATEM'lerdeki başarı
oranımız yüzde 38 civarında. Mesela Avrupa'da yüzde 9'larda bu oran. Evet, dört
katı civarındaki yüzde 38, bir başarı gibi görünüyor ama bunu tersinden
okursak, yüzde 60'ından fazlasının da maalesef geri döndüğü anlamına geliyor
bu.

- En tehlikelisi kimyasal,
ucuz, işte bu bonzai' gibi sentetik uyuşturucular. Bir bulaşan, maalesef çok
zor kurtuluyor.

- İstatistiklere
baktığımızda, bizim durumumuz batı ülkelerinin birçoğuyla kıyaslanmayacak
derecede iyi aslında bir yandan da. Ama bu bizi aldatmamalı.

- Bizim en büyük
avantajlarımızdan biri, eskiye göre zayıflamış olmasına rağmen, hâlâ aile
yapımız güçlü, hâlâ mahalle, komşuluk ilişkileri güçlü, okul yapısı güçlü.
Bunlar gibi, uyuşturucuyla mücadelede avantaj sağlayacak güçlü yanlarımızı çok
iyi kullanmamız lâzım.

- AMATEM'de arındırılma
denilen, yani uyuşturucu kullanmış sonra vazgeçmiş insanların yaşadığı süreçler
var. Bu süreçlerde de herkesin; çevrenin, ailenin, mahallenin, okulun, din
adamlarının, spor adamlarının, sanatçıların, herkesin büyük desteğine
ihtiyacımız var.

- Önümüzdeki dönemde,
Türkiye'nin farklı yerlerinde, Uyuşturucuyla Mücadele Köyleri gibi bir takım
projeleri gerçekleştirmemiz lâzım. Bu köylerde, çocukların, gençlerin bu
arındırılma sürecini tam bir rehabilitasyon şeklinde yaşamaları mümkün olacak.
Kurtulanların da iş imkânlarına kavuşacakları ortamların onlara sunulması
lâzım.

- Yerele hâkim olup halkla
doğrudan, bire bir temas kurma imkânları bulunduğu için belediyelerin çok
önemli bir fonksiyonu var bu mücadelede.

- Mesela Ankara'da
Altındağ Belediyesi bu konuda bir ekip kurmuş ve çok başarılı çalışmalar
yapıyor. Böyle örnekleri çoğaltmamız lâzım. Belediyelerin de bu işin içinde
olması çok önemli.

- Tabii sonuçta dediğim
gibi, bütün bunları yaparken bir yandan da uyuşturucuya ulaşımı, erişimi
imkânsız hâle getirmemiz gerekiyor.

- Üzerinde çalışmamız
gereken bir başka çok önemli konu da sigara bağımlılığı. Vakaların geneline
baktığınızda bu noktanın önemi çıkıyor ortaya. Mesela 14 15 yaşındaki çocuk
uyuşturucuyla tanışıyorsa, bu çocuk mutlaka 10 11 yaşlarında sigaraya başlamış
oluyor. Vakaların yüzde 90 95'inde bu böyle. Yani sigara bağımlılığı,
uyuşturucu bağımlılığının bir nevi altlığı gibi. Doğrudan uyuşturucuya başlayan
çok az. Çok büyük bir kısmı çok küçük yaşlarda sigara bağımlısı oluyor,
ardından uyuşturucu geliyor.

- Sonuç olarak, bu konuda
farkındalığı artırmamız, 24 saat bir alarm vaziyetinde bütün toplumun bu konuyu
gündemine alması lâzım.

- Bu çok zor bir iş. Bir
de çok hızlı, geometrik büyüyor. Mücadele kolay değil ama hep beraber, ciddi,
kararlı, samimi ve sistemli çalışarak başarmamız gerekiyor bu işi. 

  NOT:  Dünya
Sağlık Teşkilatına göre, Dünya genelinde 15-64 yaş arasında 250 milyon kişi en
az bir kere uyuşturucu madde denemiştir.  2016'da dünyada 207 bin kişi
uyuşturucudan dolayı hayatını kaybetmiştir.  Dünya genelinde 29,5 milyon
uyuşturucu bağımlısı bulunmaktadır.  Her 10 madde kullanıcıdan biri
maddeye bağlı hastalıklara maruz kalıyor. Uyuşturucu maddeyi ilk kullanma yaşı
ortalaması 13,8 olarak tespit edilmiştir. Yatarak tedavi gören bağımlıların
yaklaşık üçte birinin 15-24 yaş grubunda olduğu görülmüştür.  Gençler
arasında doğrudan kana karışan uyuşturucu madde kullanımı daha yaygındır. Bu
sebeple hap kullanımı, bağımlılığın ilerlemesinin temel nedenlerinden biridir. Türkiye'de
geçtiğimiz yakalanan esrar miktarı 94 tondur. 

]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/uyusturucu-sinsi-bir-projedir/19435/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 23:33:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Genç kalemleri buluşturan harika bir kitap]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Dr. Enes Başak ve Alican Sofu'nun önderliğinde bir araya gelen elli yetenekli isim "Genç Kalemler Antolojisi 5" kitabında eserlerini yazdı. Kitabın içeriği ise dolu dolu şiir ve deneme yazılarından oluşuyor. Kitabın arka kapağında yer alan yazı ise kitabın çıkış amacını en güzel şekilde ifade ediyor.Zaman yeniden şiire teslim.Ve biz geldik yeniden.Dostluklar kurmaya,Ebedî yolda, ebedi bir aşkla...Bugüne kadar şiire ve edebiyata değer veren tüm çalışmalara elimizden geldiğince destek vermeye gayret ettik. Bu yolda olmanın bile büyük bir şeref düşüncesini hiç kaybetmeden bugüne kadar dört adet Genç Kalemler Antolojisi kitabı çıkardık. Bu kitaplarda birbirinden farklı şehirden onlarca dost edindik ve hep birlikte duygudaş olduk.  Çalışmalarımız, şiir var olduğu sürece devam edecek ve biz bu yolda her zaman elimizden geleni yapacağız.Çünkü; Yazmak emek ister ve emek kendini göstermek, hak ettiği değeri bulmak ister...Son sözleriyle birkez daha yazmanın gücünü vurgulayan Dr. Enes Başak ve  Alican Sofu'yu Akdeniz Bülten ailesi olarak tebrik ediyoruz. Öte yandan Ayyüce Güloğlu ise çarpıcı başlıklarıyla şiirlerini iki kapak arasında toplayan genç yazarlardan biri olarak Genç Kalemler Antolojisi 5 kitabında yer alarak okuyucularıyla buluştu. İşte o yazının detayları; - Başımda Başı 2'li Taşlar -Elbet Bir Gün-Saklambaçta İyi Değilim -Bir Sevmek Ki, En Çok! -Rüzgarın Gülden Kanatları    




]]></content:encoded>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/genc-kalemleri-bulusturan-harika-bir-kitap/19427/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 19:41:51 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>