<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.akdenizbulten.com/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda alerjiye dikkat: "Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık"]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuklarda besin alerjilerine ilişkin konuşan uzmanlar, "90'lı yıllardan sonra astım çocukluk çağının ilk alerjik pandemisiydi. Şimdi besin alerjileri 2'nci pandemi diye söyleniyor. Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık. Sadece ülkemiz için değil tüm dünyada bu şekilde artık besin alerjileri çok daha ağır, daha komplike tablolarla gelmekte. Alerjik şok eğer tanınmazsa geç tedavi edilirse, adrenalin hemen uygulanmazsa o zaman ölümcül" diyerek uyardı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Dünyada ve Türkiye'de arttığı belirtilen şehirleşme ve sanayileşme, hava kirliliğiyle birlikte işlenmiş gıdaların sıklıkla tüketimi, yoğun ilaç kullanımı gibi durumların bağışıklık sistemini etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, alerjilere karşı uyardı. Türk Pediatri Kurumu Yönetim Kurulu Üyeleri, İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Doç. Dr. Esra Yücel ile Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Aydoğan, alerjilerin nedenleri ve dikkat edilmesi gerekenleri sıralarken ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

"Annelerimiz ne kadar sağlıklıysa çocuklarımız da o kadar sağlıklı doğuyor"
"Annelerimiz ne kadar sağlıklıysa çocuklarımız da o kadar sağlıklı doğuyorlar" diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Metin Aydoğan, "Annenin florası, bağırsak mikropları direkt çocuğa geçiyor, bağışıklık sistemi şekilleniyor. Ona göre de alerjik bir çocuk mu, sağlıklı bir çocuk mu oluyor. Çocuklarımızı ve annelerimizi nasıl sağlıklı tutacağız, her şeyden önce abur cuburdan, bütün paketli yiyecek içeceklerden uzak durmaları lazım. 2'ncisi gereksiz antibiyotik kullanmayacağız. Her bir gereksiz antibiyotik anne ve çocuğumuzun floralarını darmadağın ediyor. Ev içi ve ev dışı kirlilikleri önlememiz, sigaradan kesinlikle uzak durmamız lazım. Kargodan gelen paketlerin kesinlikle evde açılmaması lazım. Bulaşık makinelerinin içine parlatıcı, çamaşır makinelerinin içine de yumuşatıcı koymamamız gerekiyor. Bu şekilde çocuğumuzun alerjik olma oranını en aza indirme imkanı bulabileceğiz" şeklinde konuştu.

"Katkı maddelerinin birçok alerjik hastalığa zemin hazırladığını söyleyebilirim"
Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Aydoğan, "Türkiye'deki besin alerjisi sıklıklarıyla ilgili çok çalışma var, sonuçlarında en çok inek sütü alerjisi var. 2'nci yumurta, 3'üncü ağaç yemişleri. ABD'de çocuklar da en çok fıstık alerjisi varken bizde ise süt alerjisi daha fazla. Cips, kolalı içecekler, hazır meyve suları, salam, sosis, sucuk, ketçap, mayonez gibi yiyeceklerin çocuklar tarafından tüketilmemesi gerekiyor. Paketli yiyeceklerin içerisindeki katkı maddelerinin çocukların bağırsak epitel bariyerlerini bozarak birçok alerjik hastalıklara zemin hazırladığını söyleyebilirim. Hem hamile annelerimizin hem çocuklarımızın kesinlikle uzak durması lazım. Bu konunun anne babaların birinci öncelikleri olması lazım. Doğal beslenmeleri lazım, sağlıklı büyümeyi gösteren en çok Akdeniz tipi beslenme" dedi.

"Bazı virüsler ilk 10 ayda, bazıları 2 yaşta geçirildiğinde astım sıklığını artırıyor"
Astımla ilgili konuşan Aydoğan, "Türkiye'de genel olarak yüzde 6 ile 10 arasında bir sıklık var, Orta Anadolu Bölgesi'nde daha düşük, nem oranı daha yüksek olan Marmara'da daha yüksek bir oran söz konusu. Sigaranın bir çocuk, anne için zehirden bir farkı olmadığını bilmemiz lazım. İlk 1-2 yaşlarında karşılaşılan enfeksiyonlar da alerjik hastalıkların sıklığını artırabiliyor. Bazı virüsler ilk 1 yılda, bazıları ilk 10 ayda, bazıları da ilk 2 yaşta geçirildiğinde astım sıklığını artırıyor. 2 yaştan önce kreşe giden çocukların riskinin her virüs için değil, astım riskini artırdığı kanıta dayalı olarak gösterilmiş. Annelerimizin iş hayatıyla ilgili bir dinamikleri var, çok kolay değil ama olabildiği kadar o dönemlerde kalabalık, çocukların enfeksiyon geçireceği ortamlarda olmamalarını sağlamalarında fayda var. Annenin bağırsak florasının çocuğu birebir etkilediği gösterilmiş, o nedenle anne ne kadar sağlıklı beslenirse ne kadar antibiyotikten uzak kalırsa, sağlıklı olursa çocuğun dünyaya attığı ilk adımı daha sağlıklı hale getirebilir" şeklinde konuştu.

"Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık"
Geçmişten bu güne alerjik hastalıklarla ilgili konuşan Doç. Dr. Esra Yücel, "90'lı yıllardan sonra astım çocukluk çağının ilk alerjik hastalık pandemisiydi. Şimdi besin alerjileri için 2'nci pandemi diye söyleniyor. Besin ilişkili anafilaksileri biz de artık çok sık görmeye başladık. Sadece ülkemiz için değil tüm dünyada bu şekilde artık besin alerjileri çok daha ağır, daha çoklu besin alerjisi gibi daha komplike tablolarla karşımıza gelmekte. Ülkemizden bununla ilgili yapılan bir çalışmada da özellikle besin alerjili çocukların yüzde 16'sının ilk reaksiyonu anafilaksi şeklinde olmuş. İngiltere'den yapılan çalışmalar da benzer gözlemi gösteriyor. Bu çocuklarda acil başvuruları özellikle ilk reaksiyon olarak anafilaksi olabilmekte. Besin ilişkili anafilaksi yaşayan hastalarda mutlaka kaçınma önlemlerini aileyle konuşuyoruz. Etiket okuma, besin güvenliğini sağlayabilmek önemli" şeklinde konuştu.

"Adrenalin oto enjektörleri yanlarında olmalı"
‘Bazı ortamlarda hastaların kazayla alerjisi bulunan besinle karşılaşmaları da tabi ki mümkün' diyen ve bu durumda yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Doç. Dr. Yücel, "Böyle durumlarda acil müdahalenin yapılmasına kadar olan o kritik süreyi geçirmemek adına uygulamaları gereken adrenalin oto enjektörleri hastaların yanında olmasını öneriyoruz. Hastaya ne yapması gerektiğini öğretiyoruz. Uygun yerden uygun şekilde uygulamasını istiyoruz, sonrasında ilgili sağlık kuruluşuna müracaatını özellikle 112'yi arayarak bunu sağlamalarını öğretiyoruz. Koruyucu önlemlerle ilgili anne beslenmesi çok önemli. Bebeğin ilk 6 ay mutlaka anne sütüyle beslenmesi, alerjik hastaların azaltılmasında güzel bir önlem olabilir. Bebeğin sezaryenle doğuma göre vajinal yolla doğması alerjik hastalıkların azalmasına neden olabilir. Çocuğun temiz havada, doğal besinlerle beslenmesi, aşırı işlenmiş besinleri çok fazla tüketmemesi, bağırsak mikrobiyomunun sağlıklı olması alerjik hastalıkların gelişmemesi adına faydaları olacaktır" dedi.

"Alerjik şok tanınmaz, adrenalin hemen uygulanmazsa ölümcül"
Alerjisi bulunan bireylerin tatil noktaları vb. alanlarda yiyeceklerle temasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Yücel, "Açık büfelerle ilgili en büyük risk, besinlerin birbirine çok temas etmesi. Hazırlayan kişilerin bu konudaki özeni hakkında ailelerin bilgi sahibi olmamaları, restoran ve çalışanların besin alerjisi konusundaki bilgilerinin, farkındalıkların ne durumda olduğunu bilemememiz. Ailelerin içeriğinden emin olmadıkları besini çocuklarına tükettirmemeleri en güvenli olmalarını sağlayacak yollardan bir tanesi. Alerjik şok eğer tanınmazsa, geç tedavi edilirse, adrenalin hemen uygulanmazsa o zaman ölümcül ya da ölüme yakın, çok ağır bir tabloyla karşı karşıya bırakabilir. Yumurta alerjili bir genç kızımız, doğum günü pastasında içeriğini sorgulatmasına rağmen tüketimi sonrası çok ağır bir alerjik şok nedeniyle kaybedilmişti. Örneğin, nar tükettikten sonra yoğun bir egzersiz sonrası anafilaksi geçiren bir hastamız olmuştu. Böyle nadir durumlarda olabiliyor. Alerjide sıklık özellikle inek sütü ve yumurta ülkemiz için kuru yemişler ceviz ve fındık, Antep fıstığı, kaju, susam, bakliyatlar ve deniz ürünleri" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/cocuklarda-alerjiye-dikkat-besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik-8415.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/cocuklarda-alerjiye-dikkat-besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik-8415.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/cocuklarda-alerjiye-dikkat-besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik-8415-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/cocuklarda-alerjiye-dikkat-besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik-8415.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/cocuklarda-alerjiye-dikkat-besin-iliskili-anafilaksileri-cok-sik-gormeye-basladik/39492/</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2026 12:47:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bebeklerde uyku problemini çözecek 6 öneri]]></title>
			<description><![CDATA[Bebeklerde uyku problemi, özellikle ilk kez anne-baba olan aileler için zorlu bir sürece dönüşürken Uzm. Dr. Mehmet Güneş, sorunun çoğu zaman birden fazla nedene bağlı geliştiğine dikkat çekti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[

Uyku problemine erken dönemde müdahale edilmeli
Uyku, bebek için sadece dinlenme değil; büyüme, beyin gelişimi ve geleceğin temel taşlarını döşeyen kritik bir süreç olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Bebek uykusu ‘uyusun da büyüsün' sözünün bilimsel karşılığıdır. Bebek ne kadar düzenli ve kaliteli uyursa, fiziksel olarak o kadar sağlıklı büyür, zihinsel olarak o kadar hızlı öğrenir ve duygusal olarak o kadar dengeli olur. Ne yazık ki uyku sorunu yaşayan bebeklerde bu süreç sekteye uğrar. Hem bebek hem de aile için yorucu bir döngü başlar. Bu nedenle uyku sorunlarını normal kabul etmek yerine, nedenlerini anlamak ve erken dönemde doğru yaklaşımlarla müdahale etmek büyük önem taşır. Ayrıca anne-baba ne kadar rahatsa bebek de o derecede huzurlu olur ve uyku problemi daha az yaşanır" dedi.
Uzm. Dr. Mehmet Güneş, bebeklerin gece ve gündüz uyku ihtiyaçları hakkında şu bilgiyi verdi:
"Yenidoğan: Gündüz 8, gece 8-9, toplamda 16 saat, 1 aylık: Gündüz 7 saat, gece 8-9 saat, toplamda 15 saat, 3 aylık: Gündüz 4-5 saat, gece 9-10 saat, toplamda 15 saat, 6 aylık: Gündüz 4 saat, gece 10 saat, toplamda 14 saat, 1,5 yaş: Gündüz 2,5 saat, gece 11 saat, toplamda 13,5 saat, 2 yaş: Gündüz 2 saat, gece 11 saat, toplamda 13 saat."

Bebeklerde uyku problemi birçok nedene bağlı olabilir
Bebeklerin uyku probleminin birçok nedene bağlı olabileceğini de ifade eden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Açlık, ortamın aşırı sıcak veya soğuk olması, gaz sancısı, burun tıkanıklığı, reflÜ, diş çıkarma, ayrılık kaygısı veya uyku gerilemesi (4./8-10. aylar), annenin duygusal durumu bebeklerde uyku problemlerinin başlıca nedenlerindendir. Bazı düzenlemeler ve uygulamalar ile bebeklerde uyku kalitesi artırılabilir" şeklinde konuştu.
Bebeklerde uyku problemi için çözüm önerilerinde bulunan Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "Tutarlı Uyku Rutini: Her gün aynı saatte banyo veya ninni gibi sakinleştirici rutinler oluşturun. Uygun Uyku Ortamı: Oda karanlık, sessiz ve 18-22 derece arasında olmalıdır. Beslenme Rutini: Uyku öncesi son beslenmeyi sakin bir ortamda yapın. Ek gıdaya geçen bebeklerde uykudan 1 saat önce ek gıda verilmemelidir. Kendi Kendine Uyuma: Bebeği tamamen uyumadan, uykulu ama uyanık halde yatağına koyarak kendi kendine dalma becerisini destekleyin. Her uyandığında kucağa almayın. Gündüz Uykusu: Gündüzleri çok uzun veya kısa uyuması geceyi etkiler. Gündüz uykularının kaliteli olmasına dikkat edin. Ayrılık Kaygısı (6-9 Ay): Bu dönemde uykuya geçişte sakinleştirici nesneler kullanabilir ve ona güvende olduğunu hissettirebilirsiniz" ifadelerini kullandı.

Uzmana başvurmak için geç kalmayın
Uzm. Dr. Mehmet Güneş son olarak, "Bebeklerde uyku sorunlarının çoğu zamanla ve doğru yaklaşımlarla düzelir. Ancak sorun uzun süre devam ediyorsa, sık uyanmalarla birlikte kilo alamama, aşırı huzursuzluk veya solunum sorunları gibi ek belirtiler varsa mutlaka çocuk doktoruna danışmak önemlidir" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-301_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-301_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-301-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/05/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri-301_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bebeklerde-uyku-problemini-cozecek-6-oneri/39491/</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2026 12:46:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kızını karaciğer nakli beklerken kaybetti, oğlu organ bağışıyla hayata tutundu]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da yaklaşık 1 yıldır karaciğer nakli için bekleyen 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen, 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlamasıyla sağlığına kavuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle 15 yaşındaki kızını kaybeden Arzu Taşkesen, oğlunun nakil olmasının ardından donör aileye yazdığı mektupta, "Size o kadar minnettarım ki bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var" sözleriyle hem minnetini hem de yaşadığı üzüntüyü dile getirdi. Nakli gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ise kadavra bağışının önemine dikkat çekerek, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor. Burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor" dedi.
Gaziantep'te yaşayan ve 1 yaşındayken karaciğer yetmezliği tanısı konulan 10 yaşındaki Süleyman Taşkesen'in ailesi, yaklaşık 1 yıl önce Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi'ne başvurdu. Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu tarafından değerlendirilen Süleyman, uygun canlı donör bulunamaması nedeniyle kadavra bağışıyla gerçekleşecek nakil için bekleme listesine alındı. Yaklaşık 1 yıldır nakil bekleyen Süleyman için beklenen haber, 2 hafta önce geldi. 9 yaşındaki bir çocuğun vefatının ardından ailesinin organlarını bağışlaması üzerine Taşkesen ailesine uygun karaciğer bulunduğu bildirildi. Gaziantep'te yaşayan aile, haberi aldıkları akşam yola çıkarak Antalya'ya geldi. Süleyman Taşkesen, Antalya'ya ulaştığı sabah Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Başarılı geçen naklin ardından küçük çocuk, yıllardır mücadele ettiği hastalığın sıkıntılarından kurtulup sağlığına kavuştu.

"Aynı aile daha önce kızları için de başvurmuştu, maalesef kaybettik"
Nakil süreciyle ilgili bilgi veren Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, Süleyman'a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdiklerini belirterek, ailenin yaklaşık 1 yıl önce merkeze başvurduğunu söyledi. Süleyman için uygun canlı donör bulunamadığını anlatan Aliosmanoğlu, "Biz Süleyman'a 2 hafta önce kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirdik. Yaklaşık 1 yıl önce başvuruda bulundular. Uygun canlı donör olmadığı için kadavra listesine almıştık. Uygun canlı donör olmadığını bilerek vurguluyorum. Ülkemizde maalesef kadavra bağışı az, yeterli değil" dedi.
Aynı ailenin yıllar önce kızları için de karaciğer nakli başvurusunda bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Birkaç yıl önce yine Süleyman'ın ablası için bize kadavra listesinden karaciğer nakli için başvurmuştu aynı aile. Maalesef o kızımıza kadavra çıkmadığı için onu kaybettik. Ona nakil gerçekleştiremedik ama Süleyman'da Allah'tan böyle bir şansımız oldu" diye konuştu.

"Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini Süleyman'a naklettik"
Vefat eden bir çocuğun ailesinin organ bağışı kararıyla Süleyman'ın nakil şansı bulduğunu ifade eden Aliosmanoğlu, ameliyat sonrası sürecin iyi ilerlediğini söyledi. Aliosmanoğlu, "Vefat eden bir çocuğumuzun karaciğerini ailesi bağışlamıştı. Biz de iki hafta önce Süleyman'a nakil ameliyatını gerçekleştirdik ve her şey gayet iyi gidiyor. 4-5 gün önce de Süleyman'ı taburcu ettik" ifadelerini kullandı.

"Kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor"
Organ bağışının özellikle canlı donör bulunamayan hastalar için hayati önem taşıdığını belirten Aliosmanoğlu, kadavra bağışı konusunda toplumsal duyarlılığın artması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Aliosmanoğlu, "Bazen aileler ya da hasta yakınları canlı uygun donör bulamıyor ve burada kadavra bağışı hayat kurtarıcı oluyor. Hatta keşke yeterli kadavra bağışı olsa da canlı nakilleri hiç yapmasak diye uğraşıyoruz ama maalesef o hassasiyete ya da o duruma ulaşamadık ülkemizde. Mümkün olduğu kadar bağışı artırmamız gerekiyor, ki çocuklarımız, gençlerimiz normal hayatlarına dönsünler, hayatlarını yaşasınlar. Buradan tüm ülkemize sesleniyoruz, herkesi organ bağışında bulunmaya davet ediyoruz" diye konuştu.
Türkiye'de yıllık yaklaşık bin 500 ile 2 bin civarında karaciğer nakli gerçekleştiğini aktaran Aliosmanoğlu, buna yakın sayıda hastanın da karaciğer nakli beklediğini belirtti. Aliosmanoğlu, "Bildiğim kadarıyla yaklaşık 30 bin civarında da böbrek nakli için bekleyen hastamız var. Bunların büyük çoğunluğu diyalizle devam ediyor ve buna bağlı komplikasyonlarla uğraşıyor. Yeterli bağış olduğunda aslında bu listeler erir. Hem karaciğer nakli hem böbrek nakli için umarım kadavra organ bağışında bu sayıları artırırız" ifadelerini kullandı.

"Beyin ölümü bitkisel hayatla karıştırılmamalı"
Kadavra bağışının beyin ölümü gerçekleşen hastalardan yapılabildiğini anlatan Aliosmanoğlu, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğunu vurguladı. Hasta yakınlarının zaman zaman beyin ölümünü bitkisel hayatla karıştırabildiğini belirten Aliosmanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Kadavra bağış beyin ölümü olan hastalardan oluyor. Beyin ölümü olan bir insanın geri dönme ihtimali yok. Bu durum ayrıntılı testlerle tespit ediliyor. Hasta yakınlarımız bunu bazen bitkisel hayatla karıştırıyor. ‘Yeniden bir umut belki hastamız geri döner ya da canlanır' gibi düşünebiliyorlar ama beyin ölümü tanısı konulduğunda böyle bir ihtimal kesinlikle yok. Bağış olmadığında beyin ölümü olan kişi zaten vefat etmiş oluyor. Ama ailesi organ bağışladığında, o kişinin organları en az 4-5 kişiye yeniden hayat oluyor."

Kızını aynı hastalıktan kaybetti, oğluna umut oldu
Anne Arzu Taşkesen, oğlunun nakil sürecini anlatırken 7 yıl önce aynı hastalık nedeniyle kızlarını kaybettiklerini dile getirdi. Kızına geç kalındığını ve nakil yapılamadığı için onu kaybettiklerini belirten Taşkesen, "Biz Süleyman için geçtiğimiz kasım ayında nakil işlemleri için başvurduk. Daha önce kızımız için de nakil için başvurmuştuk, 15 yaşındaydı. Ona çok geç kalmıştık ve yetişemedik. Siroz oldu ve kaybettik. Süleyman'da daha bilinçli olduk, erken müdahale etmek istedik" dedi.
Kendisinin de taşıyıcı olduğunu, genetik bir rahatsızlık nedeniyle canlı donör olmasının risk taşıdığını söyleyen anne Taşkesen, "Canlı verici olmak istedim ama taşıyıcı olduğum için, genetik bir rahatsızlığım olduğu için bendeki karaciğer de biraz riskli oluyordu. Onun için doktorumuz kadavraya yazdırmak istedi. Biz de kadavra listesine yazdırdık" diye konuştu.

"Bir çocuktan haber geldi, hemen yola çıktık"
Nakil olacağı haberini Gaziantep'te aldıklarını anlatan anne Taşkesen, o an hem sevinci hem de başka bir ailenin acısını aynı anda yaşadıklarını söyledi. Taşkesen, "Bir çocuktan vefat haberi geldi, o çocuğa da çok üzüldük. Gaziantep'teydik, hemen akşam yola çıktık. Sabahında buradaydık ve Süleyman hemen ameliyata girdi. Ameliyat çok şükür çok iyi geçti. Hiç beklemediğimiz bir anda oldu. O çocuğun ailesine bu bağışı yaptıkları için çok teşekkür ediyoruz" dedi.

"Çocuklarını iki dakika kaybetseler beni anlarlar"
Organ bağışının sadece bir hastayı değil, bütün aileyi etkileyen bir karar olduğunu vurgulayan Taşkesen, "İnsan başına gelmeyince anlamıyor. Benim yaşadığımı yaşamaları lazım birinin beni anlaması için. İnsanın çocuğu en değerli şeyi. İki dakika kaybetseler beni anlarlar. Organ bağışı yapmak insanların tek bir kişiyi değil; anneyi, babayı, kardeşi, akrabayı, herkesi ilgilendiriyor. O sadece bir kişi değil; bir aile, bir akraba, bir topluluk. O bizim bir dünyamız. Ameliyat olduğu için çok mutluyuz" ifadelerini kullandı.

"Sürekli ‘Rahat uyumak istiyorum' diyordu"
Süleyman'ın nakil öncesi ciddi sıkıntılar yaşadığını anlatan anne Taşkesen, oğlunun özellikle kaşıntı ve uyku düzensizliği nedeniyle çok zorlandığını dile getirdi. Sürekli endişe içinde yaşadıklarını belirten Taşkesen, şöyle konuştu:
"Ne olacak, nasıl olacak, kurtaracak mıyız diye sürekli bir endişe içindeydik. Çok şükür artık çok mutluyuz. Herkesi bilinçli olmaya davet ediyorum. Süleyman'ın nakil öncesi kaşıntıları oluyordu, uyku düzeni yoktu. Uykudan uyanıp sürekli kaşınıyordu. ‘Yeter artık, ben bundan kurtulmak istiyorum, rahat uyumak istiyorum, istediğimi yemek istiyorum' diye hep dert yanıyordu. Artık inşallah normal, sağlıklı bir insan olarak hayatına devam edecek."

Donör aileye mektup yazdı: "Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok"
Oğluna karaciğeri bağışlanan kişinin bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüğünü belirten anne Taşkesen, donör aileye duyduğu minneti bir mektupla dile getirdi. Kendisi de evlat acısı yaşadığı için donör ailenin acısını çok iyi anladığını söyleyen Taşkesen, "Kimin organ bağışladığını öğrenmek istemiştim. Bir çocuk olduğunu öğrenince çok üzüldüm. Bir yandan ailesine çok teşekkür ediyorum. Onların acısını ben de bir çocuk kaybettiğim için anlıyorum. Böyle bir şey yapmak çok zor bir şey. Çok zor bir şeyi başarmışlar. Hele bir çocuğunun organını bağışlamak çok zor ama bilinçlenmek böyle bir şey" dedi.
Taşkesen, donör aileye yazdığı mektupta şu ifadeleri kullandı:
"Merhaba hiç tanımadığım ama acısını yüreğimde hissettiğim can aile. Bundan 7 sene önce ben de karaciğer hastalığından kızımı kaybettim. 15 yaşındaydı, 23 Nisan doğumlu. Doğum günü geldi, kızım 22 oldu. 18 yaşında oğlum, 10 yaşında oğlum ve 8 yaşında kızım var. Süleyman 1 yaşındayken onun da hasta olduğunu öğrendim. Hep onda bir şey olur korkusuyla yaşadım. 10 yaşında yeşil gözlü, hayat dolu bir çocuk Süleyman. Dün bir telefonla Gaziantep'ten çıkıp yeniden buraya yetişmeye çalıştık. İçimde hem korku hem sevinç vardı. Çocuğum iyileşecekti. Sürekli kaşınan, her yerini yara yapan, geceleri uyumayan Süleyman artık deliksiz uyuyacaktı ve büyüyecekti. Size o kadar minnettarım ki. Bana yaşattığınız mutluluğun tarifi yok. Ama artık yüreğimde bir sızı daha var. Süleyman'ın içindeki güzel yürek Can. Allah'ım rahmet eylesin, sizi cennetinde kavuştursun. Allah sizden bin kere razı olsun. Allah'a emanet olun. Süleyman'ın annesi."

"7 senedir yüreğimde kızımın ateşiyle yaşıyorum"
Mektubunda 7 yıl önce kaybettiği kızından da bahsettiğini belirten Taşkesen, "Kızım 15 yaşındaydı. Çok çektik. O da organ nakli olsaydı belki kurtarabilirdim. 7 sene oldu, 7 senedir yüreğimde onun ateşiyle yaşıyorum. Keşke herkes bilinçlense ve hiçbir çocuk, hiçbir hasta ölmese diyorum" ifadelerini kullandı.

"10 yıldır çocuğumuz çok çekti"
Baba Taşkesen de oğlunun yıllardır hastalıkla mücadele ettiğini ve naklin ardından büyük mutluluk yaşadıklarını söyledi. Kızlarını kaybetmenin acısını da taşıdıklarını belirten baba Taşkesen, "İbrahim hocaya çok teşekkür etmek istiyorum. 10 yıldır çocuğumuz çok çekti. Bizi bu hastalıktan kurtardığı için hocamıza minnettarız. Geceleri çocuğum hiç rahat değildi. Kızımızın da acısı vardı. İbrahim hocaya ve ekibine teşekkür ediyorum" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu-7020.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu-7020.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu-7020-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu-7020.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kizini-karaciger-nakli-beklerken-kaybetti-oglu-organ-bagisiyla-hayata-tutundu/39438/</link>
			<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:19:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Onkoloji uzmanından sosyal medya kürlerine uyarı: "Masum görülen bitkilerin içinde birçok kimyasal var"]]></title>
			<description><![CDATA[Prof. Dr. Bülent Karabulut: "Kanser hastalarının zarar görmesini istemediğimiz için güvenli bulmuyoruz" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneğince Antalya'da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde konuşan Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının geleneksel, bitkisel ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan kür, krem ve benzeri ürünleri doktorlarına danışmadan kullanmamaları gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" dedi.
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13'üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi'nde gerçekleştirildi. Kongre için Antalya'da bulunan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, İhlas Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, geleneksel ve bitkisel ürünler ile sosyal medyada sıkça gündeme gelen kür, krem ve benzeri uygulamaların kanser hastaları üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kanser hastalarının tedavi sürecinde bilimsel kanıtı olmayan ürünlere yönelmesinin ciddi riskler taşıyabileceğine dikkat çeken Karabulut, hekimlerin bu tür uygulamalara yaklaşımının "karşı çıkmak" olarak değil, "güvenli bulmamak" olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

"Kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak için ömrümüzü adadık"
Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının yaşamlarını kurtarmak ve onları konforlu bir şekilde yaşatmak için çalıştıklarını vurgulayarak, "Biz kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak, onları konforlu yaşatmak için hayatımızı adadık. Onlara iyi gelebilecek herhangi bir şeye karşı çıkmayız. Doktorların bu işe karşı olduğu yönündeki yaklaşıma kesinlikle halkımız inanmasın. Biz bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. Basit bir örnek vereyim. Evinize giderken ağacın kenarında iki tane mantar buldunuz. Evinize gidip bu mantarı kavurup yemezsiniz herhalde. O da bitki, o da bir gıda ama ölebilirsiniz" diye konuştu.

"Bitkileri masum gibi görüyoruz ama içinde birçok kimyasal var"
Bazı bitkilerin yanlış kullanımında ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirten Karabulut, zakkum örneği üzerinden uyarısını sürdürdü. Karabulut, "Zakkum senelerce bu ülkede gündeme geldi. İnsanlar bunun ekstresinden belki de öldü. Çünkü bizim geleneksel dilimizde ‘zıkkım ye' diye bir laf vardır, o zakkumdan gelir. Bunun birazcık dozunu kaçırırsanız insan ölebilir. Biz aslında bitkileri masum gibi görüyoruz ama onların içinde birçok kimyasal var. Bu nedenle güvenli bulmuyoruz" dedi.
Bir maddenin kanser hücresini öldürmesinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Karabulut, laboratuvar düzeyindeki bazı sonuçların doğrudan hastalarda güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğine dikkat çekerek, "Bir şeyin kanser hücresini öldürmesi yetmiyor. ‘İspatlandı' denilen şeylerin de çoğu hücresel düzeyde. Ama bunun zararlı olmadığını da göstermek lazım" ifadelerini kullandı.

"İlaçla etkileşiyor mu, yan etkiyi artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu"
Kanser tedavilerinin hekim kontrolünde ve belirli riskler gözetilerek yürütüldüğünü söyleyen Karabulut, kanıtlanmamış ürünlerin bu sürece dahil edilmesinin hastalar açısından tehlikeli olabileceğini belirterek, "Biz zaten yeterince riski olan tedaviler yaparken, kanıtlanmamış, kanser hücresiyle ya da ilaçla nasıl etkileştiği bilinmeyen; ilacın yan etkisini artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu ya da kanser hücresini besliyor mu gibi birçok güvenlik verisine sahip olmayan bir şeyi hastalarımıza uygulamayız" konuştu.

"Bu işte uzmanlığı olmayan kişilerin sözüyle hareket etmesinler"
Karabulut, kanser hastalarının tedavi sürecinde hekimlerinden habersiz herhangi bir kür, krem, bitkisel ürün ya da sosyal medyada önerilen uygulamaya yönelmemesi gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, onlara bilgi vermeden, kesinlikle bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var-5003.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var-5003.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var-5003-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var-5003.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/onkoloji-uzmanindan-sosyal-medya-kurlerine-uyari-masum-gorulen-bitkilerin-icinde-bircok-kimyasal-var/39407/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:11:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bağırsağı kangrene gidiyordu, kapalı ameliyatla kurtarıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, şiddetli ve durmaksızın devam eden karın ağrısı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle başvurduğu hastanede acil ameliyata alındı. Açık karın ameliyatları sonrası gelişen yapışıklıklara bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı tespit edilen Berksoy, laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, "Bağırsak neredeyse kangren oluyordu, dolaşımı bozulmuştu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık" derken, Berksoy ise "Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım" sözleriyle yaşadığı süreci anlattı.
Antalya'da yaşayan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy, karnında şiddetli, sürekli ve durmaksızın devam eden ağrı, kramp, sürekli geğirme isteği ve yeşil renkli kusma şikayetiyle Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş'e başvurdu. Yapılan değerlendirmelerin ardından açık karın ameliyatları sonrası gelişen karın içi yapışıklıklarına bağlı iç fıtık ve bağırsak tıkanıklığı yaşadığı belirlenen Berksoy, aynı gün laparoskopik yöntemle ameliyata alındı. Op. Dr. Gökhan Ateş ve ekibi tarafından gerçekleştirilen kapalı ameliyatla hastanın kangrene doğru ilerleyen bağırsağı kurtarıldı. Ameliyatın ardından kısa sürede rahatlayan Berksoy, aynı gün ayağa kalkarak beslenmeye başladı.

"Bağırsak içeride sıkıştığında hayatı tehdit eden tabloya gidebiliyor"
Medical Park Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gökhan Ateş, özellikle açık karın ameliyatlarından sonra karın içinde yapışıklıklar gelişebildiğini belirterek, bu durumun bazı hastalarda bağırsak tıkanıklığı ve iç fıtığa yol açabildiğini söyledi. Op. Dr. Ateş, "Ameliyatlardan sonra, özellikle açık karın ameliyatlarının ardından karın içerisinde yapışıklıklar olabiliyor. Bu yapışıklıklara bağlı olarak bazen bağırsaklar, iç fıtık dediğimiz açıklıklardan geçerek sıkışabiliyor. Bağırsak içeride sıkıştığında başlangıçta tıkanıklık bulguları ortaya çıkıyor. İlerleyen dönemde ise kangrene, hatta hayatı tehdit eden tam kangren tablosuna kadar gidebiliyor" dedi.

"Bağırsak neredeyse kangren oluyordu"
Hastanın bulantı, kusma ve şiddetli karın ağrısı şikayetlerinin ilerlemesi üzerine hastaneye başvurduğunu ifade eden Op. Dr. Ateş, ameliyatta bağırsaktaki dolaşım bozukluğunu gördüklerini belirterek, "Hastamızda bağırsak tıkanıklığı olmuş, bulantı ve kusmaları başlamış, şiddetli karın ağrısı gelişmiş. Daha önce takip edilmiş ancak şikayetleri ilerleyince bize müracaat etti. Laparoskopik, yani kapalı ameliyatla müdahale ettik. Bağırsak neredeyse kangren oluyordu; simsiyah hale gelmişti, dolaşımı bozulmuştu ve nekroza doğru gidiyordu. Erken müdahale ile bağırsağı kurtardık. Kapalı ameliyat sayesinde hastamız aynı gün hayata dönebildi. Şu an gayet rahat, genel durumu iyi, değerleri de iyi. Takiplerimiz devam edecek" ifadelerini kullandı.

"Şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi"
Hastanın hastaneye geldiğinde oldukça ağır bir tablo yaşadığını dile getiren Op. Dr. Ateş, belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Ateş, "Sürekli kusma, şiddetli karın ağrısı, özellikle spazm tarzı çok şiddetli ağrılar önemli bulgulardır. Hastamız şiddetli karın ağrısı ve ölüm hissiyle geldi. Sürekli kusuyordu. Ameliyattan hemen sonra dramatik şekilde rahatladı. Ameliyat 23 Nisan'da gerçekleşti, 23 Nisan aynı zamanda hastamızın da bayramı oldu. Ameliyattan 2-3 saat sonra yürümeye başladı. Aynı gün yeme içmeye başladı" diye konuştu.

"5 yıl önce kızını da benzer şikayetlerle ameliyat ettik"
Op. Dr. Gökhan Ateş, Ayşe Zülal Berksoy'un kızının da 5 yıl önce benzer şikayetlerle kendisine başvurduğunu belirterek, onun da laparoskopik cerrahiyle sağlığına kavuştuğunu söyledi. Op. Dr. Ateş, "5 yıl önce hastamızın kızı da gelmişti. Onun da 25 yıldır devam eden karın ağrısı şikayeti vardı. Laparoskopik olarak baktığımızda karın içerisinde doğuştan gelen, kendiliğinden oluşmuş yapışıklıklara bağlı iç fıtıklar olduğunu gördük. Çok zor bir süreç yaşamıştı; çaresiz kaldığını, derdine derman bulamadığını söylüyordu. Laparoskopik olarak o bağlardan kurtulduğunda, hayatındaki bağlardan da kurtulmuş gibi rahatladı" dedi.

"O zümrütler beni öteki tarafa götürüyormuş"
Yaşadığı süreci anlatan 66 yaşındaki Ayşe Zülal Berksoy ise karın ağrısının sürekli ve dayanılmaz şekilde devam ettiğini, kusma şikayetinin de yeşil renkte olduğunu söyledi. Berksoy, "Karnımda şiddetli, sürekli, durmaksızın devam eden ağrı ve kramplar vardı. Hiçbir şey içemiyordum. Sürekli geğirmek istiyordum ve kusuyordum. Kusmuğun renginin yeşil olduğunu gördüm. Ben biraz esprili bir insan olduğum için eşime, ‘Bak senin karın çok mücevherli. Senin için zümrütleri dünyaya getiriyor' diyordum. Ama o zümrütler var ya, beni öteki tarafa götürüyormuş" ifadelerini kullandı.

"Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım"
Ameliyatın ardından sağlığına kavuştuğunu belirten Berksoy, doktoruna duyduğu minnettarlığı şu sözlerle anlattı: "İyi ki Gökhan Hocam varmış. Bir gün geç kalsam bugün burada olmayacakmışım. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az, kelimeler yetmez. Kızım adına, kendi adıma yaşadığım sürece hep minnettar kalacağım. Eğer bugün bu kadar iyiysem onun sayesinde çok iyiyim."
Ameliyat öncesi ve sonrası arasında büyük fark olduğunu söyleyen Berksoy, "Şimdiki halimle geldiğim halime bakıyorum, arada dağlar kadar fark var. Ne kadar rahatım, ne kadar mutluyum anlatamam. Nasıl geldim, nasıl çıkıyorum ben de şaşırıyorum. Ne yaptı, nasıl tedavi uyguladı bilmiyorum ama eskisinden çok daha iyi çıkıyorum" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-2930.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-2930.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-2930-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi-2930.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/bagirsagi-kangrene-gidiyordu-kapali-ameliyatla-kurtarildi/39400/</link>
			<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:09:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Akdeniz'de ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 klinik araştırma merkezi açıldı]]></title>
			<description><![CDATA[Akdeniz Bölgesi'nde ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi hizmete açıldı. Merkezde, yeni geliştirilen ilaçların faz-1 çalışmaları gerçekleştirilecek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Demirkan, Faz-1 çalışmalarının yalnızca belirli bir branşla sınırlı olmadığını belirterek, "Onkoloji, kardiyoloji, nöroloji, immünoloji ve diğer bilim dallarında da Faz-1 çalışmaları yürütülecek" dedi.

Tüm dalları kapsayan araştırmalar
Akdeniz Bölgesi'nde ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan merkezin geniş kapsamlı araştırmalara ev sahipliği yapacağını ifade eden Prof. Dr. Demirkan, "Bölümüm hematoloji olmasına rağmen yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacağız. Tüm branşlarda Faz-1 araştırmaları yapılacak" diye konuştu.

İlaçların güvenliği ve dozu belirleniyor
Faz-1 çalışmalarının temel amacının ilaçların güvenliği ve uygun dozunun belirlenmesi olduğunu vurgulayan Demirkan, şu bilgileri paylaştı:
"Faz-1 çalışmaları, ilaçların yan etkilerinin değerlendirildiği ve en uygun dozun seçildiği ilk aşamadır. Bu süreç başarıyla tamamlanırsa Faz-2 ve Faz-3 aşamalarına geçilir. Faz-1 çalışmaları genellikle 60-80 gönüllü ile sınırlıdır"
Demirkan, ileri aşamalarda hasta sayısının arttığını ve özellikle Faz-3 çalışmalarında 600 ila 1000 kişilik geniş ve uluslararası katılımlı gruplarla araştırmalar yapıldığını kaydetti.

"Sağlıklı ve hasta gönüllüler katılabilecek"
Çalışmalara hem sağlıklı bireylerin hem de tedavi seçeneklerini tüketmiş hastaların dahil olabileceğini belirten Demirkan, "Kanser hastalarında yeni geliştirilen ilaçlar ilk kez bu aşamada uygulanabilir" ifadelerini kullandı.
Ayrıca gönüllülerin çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınmasının zorunlu olduğu ve istedikleri zaman araştırmadan ayrılabilecekleri bildirildi.

"Faz çalışmaları akademik açıdan en üst düzeyde"
Faz çalışmalarının bilimsel açıdan önemine değinen Demirkan, "Bu merkezler inovasyona en yakın yerlerdir. Hastalar yeni tedavilere erken erişim imkanı bulur. Aynı zamanda akademik çalışmaların en üst düzeyde yürütüldüğü alanlardır" dedi.
Klinik araştırmalar sayesinde birçok hastalıkta yaşam süresinin önemli ölçüde arttığını vurgulayan Demirkan, "Bazı hastalıklarda 1-2 yıl olan yaşam süresi 9-10 yılın üzerine çıkmış, hatta tam şifa sağlanan durumlar görülmüştür" diye konuştu.
"Klinik araştırmaların yüzde 80'i dört alanda"
Dünya genelinde klinik araştırmaların büyük bölümünün belirli alanlarda yoğunlaştığını belirten Demirkan, "Hematoloji ve onkoloji, immünoloji, nöroloji ve kardiyoloji hastalıkları klinik araştırmaların yaklaşık yüzde 80'ini oluşturuyor. Bu alanlarda yeni bulunan ilaçların Faz- 1 çalışmalarını bu merkezde yapmayı planlıyoruz" dedi.
Dr. Demirkan, Faz-1 çalışmalarında gönüllülerin klinik çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınması gerektiğini, ayrıca istedikleri zaman çalışmadan ayrılabileceklerini de sözlerime ekledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akdeniz-de-ilk-olma-ozelligi-tasiyan-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-2256.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akdeniz-de-ilk-olma-ozelligi-tasiyan-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-2256.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akdeniz-de-ilk-olma-ozelligi-tasiyan-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-2256-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akdeniz-de-ilk-olma-ozelligi-tasiyan-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi-2256.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/akdeniz-de-ilk-olma-ozelligi-tasiyan-faz-1-klinik-arastirma-merkezi-acildi/39380/</link>
			<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 10:12:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Onkologlardan kemoterapi mesajı]]></title>
			<description><![CDATA[Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi'nde kanser tedavisindeki son gelişmeler, immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, mRNA aşıları, yapay zekanın sağlıkta kullanımı ve kanserden korunma yolları ele alındı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kemoterapinin kanser tedavisindeki yerini koruduğuna dikkat çekerek, "Kemoterapi gerçekten bir öcü değil, yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner" dedi. Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, 'kemoterapi süründürür' algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" ifadelerini kullandı. 
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13'üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi'nde gerçekleştirildi. Yaklaşık bin 500 katılımcının yer aldığı kongrede, 60 bilimsel oturumda, 11'i yurt dışından olmak üzere toplam 355 oturum başkanı ve konuşmacı yer aldı. Kongre kapsamında 8 uydu sempozyumu düzenlenirken, 8 oturumda 91 sözel bildiri ve 107 poster bildiri sunuldu.
Kongre dolayısıyla Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu basın toplantısı düzenledi.

"Ülkemizde her yıl 250 bin kişi kanser tanısı alıyor"
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Türkiye'de her yıl yaklaşık 250 bin kişinin kanser tanısı aldığını, 25 bine yakın kişinin de aynı tanı nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Kanser tanısının hasta ve yakınları için ağır bir süreç olduğunu vurgulayan Karadurmuş, onkoloji alanında ise önemli gelişmeler yaşandığını ifade etti. Karadurmuş, "Ülkemizde her yıl 250 bin insanımız kanser tanısı alıyor. Ne yazık ki 25 bine yakını da aynı tanı nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolayısıyla çok dinamik bir süreç. Erken dönemde bile kanser tanısını duymak hastamızın ve hasta yakınlarının dünyasını alt üst edebiliyor. Ama bir yandan sevindirici olan şu ki, onkoloji dünyasında, özellikle tıbbi onkoloji camiasında çok önemli dinamik gelişmeler var" dedi.
Tedavi seçeneklerinin artık yalnızca klasik yöntemlerle sınırlı olmadığını kaydeden Karadurmuş, kemoterapinin yanı sıra immünoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve antikor-ilaç konjugatlarıyla kanser tedavisinde daha uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını belirtti.

"Kemoterapi kanser savaşında çok önemli bir partnerimiz"
Kanser tedavisinde kemoterapinin önemini koruduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadurmuş, yeni tedavi seçeneklerinin kemoterapiyi dışlamadığını, aksine birçok durumda tedavi başarısını artırmak için birlikte kullanıldığını söyledi. Karadurmuş, "Tedaviler artık kemoterapilerin hala ezeli ve ebedi dost olduğunu gösterirken, immünoterapiler, akıllı hedefleyici ilaç dediğimiz haplar ve antikor-ilaç konjugatları dediğimiz kemoterapi ile akıllı ilaçların kombinasyonuna kadar yansıyan çok önemli gelişmeleri ve uzamış sağ kalımları beraberinde getirdi" ifadelerini kullandı.
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği'nin bin 359 üyesiyle hastalara hizmet verdiğini belirten Karadurmuş, tıbbi onkologların tanıdan tedavi sürecine, yan etkilerin yönetiminden beslenmeye, yaşam kalitesinden hastalığın son evresine kadar hastaların yanında olduğunu dile getirdi. Kongrenin 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlendiğini kaydeden Karadurmuş, "3 ana salon, toplamda 6 salonda, 60 büyük oturum, 315 ulusal ve 11 uluslararası konuşmacıyla kongremizi gerçekleştiriyoruz. Kongremizde 91 sözel bildiri sunuluyor. Bunların arasında kanser hastalarının tedavisinde ufuk açacak, çığır açacak projeler de yer alıyor" diye konuştu.

"İmmünoterapiler uyuyan lenfositleri uyandırıyor"
Kanser tedavisindeki en önemli gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu belirten Karadurmuş, bu tedavilerin halk arasında çoğu zaman "akıllı ilaç" olarak bilindiğini, ancak immünoterapilerin serum şeklinde uygulandığını ifade etti. Karadurmuş, immünoterapilerin bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirdiğini belirterek, "Hastalarımızın aklında hep 'akıllı ilaç mı hocam' sorusu oluyor. İmmünoterapiler aslında akıllı serumlar. Aynı kemoterapi gibi serum şeklinde veriliyor. Vücudumuzun savaşan lenfositlerinin kanserde uyuduğunu, yeterince yanıt veremediğini kabul ediyoruz. İşte bu uyuyan lenfositleri uyandıran, 'vücudunda düşman var, bu düşmana yeniden savaş aç ve vücudu kurtar' denilen tedavilerdir" dedi.
İmmünoterapilerin Sağlık Bakanlığı, SGK geri ödeme sistemi ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği'nin katkılarıyla bugün 5 farklı ajanla 25 kanser türünde geri ödeme kapsamında olduğunu aktaran Karadurmuş, akciğer, meme, böbrek, cilt, kalın bağırsak, mide ve yemek borusu kanserlerinde bu tedavilerin kullanılabildiğini söyledi.

"İmmünoterapi önemli ama tek başına kesin çözüm değil"
İmmünoterapilerin yaşam kalitesi açısından hastalara konfor sağladığını belirten Karadurmuş, tedavi sürelerinin yaklaşık 45-50 dakika olduğunu, saç dökülmesine yol açmadığını, bulantı ve yorgunluk gibi etkilerin ise nadir görüldüğünü dile getirdi.
Buna rağmen kanserin direnç geliştirebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Karadurmuş, "İmmünoterapi çok iyi ama net bir çözüm mü, hala henüz değil. Kanserle mücadelede başarılıyız ama yeni tedavi ajanlarına da ihtiyacımız var. Aslında bu yenilikçi gelişmeler bile geçmişin hakkını verdi. İmmünoterapiyle ya da akıllı haplarla direnç geliştiğinde, yanına kemoterapi eklediğinizde bu direnci yenebiliyorsunuz. Bu da kemoterapinin kanser tedavisi tarihinde neden kalıcı bir yeri olacağının kanıtı oldu. Kemoterapi gerçekten bir öcü değil. Yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner. Kanser savaşında bizim çok önemli bir partnerimiz. Bunu göstermiş olduk" dedi.

"Kanserde 5 yıllık yaşam süresi ikiye katlanıyor"
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmelerin baş döndürücü olduğunu belirtti. Hedefe yönelik tedavilerle başlayan başarının immünoterapilerle daha da ileri taşındığını kaydeden Şendur, araştırmaların devam ettiğini ve her zaman daha iyisinin mümkün olduğunu söyledi. Şendur, "Kanserde son yıllardaki gelişmeler baş döndürücü. Özellikle hedefli tedavilerle başlayan, kemoterapiden sonraki başarı immünoterapilerle tartışıldı. Ama araştırma devam ediyor. Çünkü her zaman bir adım ötesi için çaba sarf ediyoruz. Daha iyisi hep mümkün. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gösterdi ki kanserde 5 yıllık yaşam net olarak ikiye katlanıyor. Son 30 yıla baktığınız zaman hem dünyada hem ülkemizde gerçekten bir farkındalık oluştu. Artık hastalarımız başarılı tedavilerle, kişiye özel tedavilerle daha uzun yaşıyor" diye konuştu.

"mRNA aşıları immünoterapilerle birlikte umut verici sonuçlar veriyor"
Kanser tedavisinde mRNA aşılarının da önemli bir araştırma alanı haline geldiğini aktaran Şendur, bu tedavilerin özellikle immünoterapilerle birlikte kullanımında olumlu sonuçların görüldüğünü belirtti. İlk çalışmaların cilt kanseriyle başladığını, bugün akciğer kanseri ve böbrek tümörleri dahil birçok kanser türünde umut verici sonuçların gündeme geldiğini kaydetti. Şendur, "mRNA aşıları gerek tek başına gerekse immünoterapilerle kombine kullanıldığında ilk çalışma sonuçlarının pozitif olduğunu söyleyebilirim. İlk etapta cilt kanseriyle başlayan bu yarış, bugün akciğer kanseri, böbrek tümörü ve birçok kanserde gerçekten de çığır açacak gibi görünüyor" dedi.
Henüz bu tedavilerin yaygın kullanıma girmediğini belirten Şendur, "Yakın zamanda, 2-4 yıl sonra kemoterapisiz bir hasta grubunu mRNA aşılarıyla ya tek başına ya da immünoterapilerle tedavi edeceğimizi göreceğiz. Onun için onkoloji hekimleriyle, onkoloji uzmanlarınızla hep irtibatta kalın" ifadelerini kullandı.

"Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz"
Kemoterapinin tedavi planlamasında hala önemli bir yere sahip olduğunu belirten Şendur, bu yöntemin yeni nesil tedavilerle birlikte farklı şekillerde kullanılabildiğini söyledi. Antikor-ilaç konjugatlarının, kemoterapinin daha hedefli ve daha az sistemik yan etkiyle uygulanmasına imkan sağladığını belirten Şendur, "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz. Onu farklı şekillerde entegre ederek, antikor-ilaç konjugatlarıyla, teknolojiyle beraber yeni nesil hedefli tedavilerle birleştirerek kullanacağız" dedi.
İmmünoterapinin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Şendur, "İmmünoterapi tabii ki her hasta için uygun değil. Ama immünoterapinin mantığına baktığımız zaman kişinin kendi savunma sistemini hazırlayarak kanser mücadelesinde rol oynamasını ön planda tuttuğunu görüyoruz. Kemoterapi ile beraber kullanıldığında kemoterapinin etkisini artırıyor. Tek başına kullanıldığında ise bir grup hastada gerçekten çok büyük etki ediyor" ifadelerini kullandı.

"Doğru tedavi, doğru zamanda, doğru ellerde verilmeli"
Yenilikçi tedavilerle ileri evre kanserlerde dahi uzun sağ kalımın mümkün hale geldiğini belirten Şendur, cilt kanserinde bazı hastalarda şifanın mümkün olduğunu, akciğer kanserinde ise çok uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını söyledi. Şendur, "Bugün cilt kanserinde evre 4 olsa bile şifa mümkün. Akciğer kanserinde şifa demesek de çok uzun sağ kalım mümkün. Özellikle PD-L1 değeri yüzde 50 ve üzerindeki hastaların dörtte biri artık 8 yılı geçen sağ kalıma sahip. Metastatik melanomda 10 yıllık sağ kalım yüzde 50. İleri evrede bir kanser tanısı alındığında üzülüyoruz ama yenilikçi tedavilerle, doğru ellerde çok uzun sağ kalım ve hatta şifa da mümkün diyebiliriz" diye konuştu.
Pankreas kanserinde immünoterapinin yalnızca seçilmiş hasta gruplarında kullanılabildiğini belirten Şendur, "Pankreas kanserinde bugün için seçilmiş hastada immünoterapiyi kullanabiliyoruz ama büyük çoğunluğunda immünoterapi etki etmiyor. O yüzden mutlaka tıbbi onkolojinin uzmanlığında, multidisipliner ekip olarak hastalara en doğru tedaviyi vermek için çaba sarf ediyoruz" dedi.
Gen testlerinin de tedavilere entegre edildiğini kaydeden Şendur, tümör agnostik tedavilerin son dönemin önemli başarılarından biri olduğunu ifade ederek, "Bir gen haritasındaki, bir yolaktaki anormallik hangi tümörde olursa olsun ona yönelik verdiğimiz ilaç tüm tümörlerde etkili olabiliyor. Bu da son zamanlardaki en büyük başarılarımızdan biri" dedi.

"Yapay zeka sağlıkta kullanılmalı ama tedavi kararının yerine geçmemeli"
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise kanser hastalarının sağlık süreçlerinde yapay zekayı kullanırken dikkatli olması gerektiğini söyledi. Yapay zekanın tanı ve tedavi süreçlerinde destekleyici olarak kullanılabildiğini belirten Karabulut, hastaların yalnızca yapay zeka ya da internet kaynaklı bilgilerle tedavi kararı vermemesi gerektiğini vurguladı. Karabulut, "Sağlığınızı yönetmek için yapay zekayı kullanmamanızı tavsiye ederim. Bizim işimiz, gücümüz kanser hastaları. Onlarla beraber yol haritası çiziyoruz, sevinçlerimizi yaşıyoruz, üzüntülerimizi yaşıyoruz. Onların faydasına olabilecek herhangi bir şey varsa, akademik unvana sahip bizler en ufak tereddüt etmeden mutlaka yaparız" dedi.
Bitkisel tedaviler ve alternatif yöntemler konusunda hekimlerin tüm seçenekleri bilimsel açıdan değerlendirdiğini belirten Karabulut, "Biz karşı çıkmıyoruz; güvenli değildir diyoruz. İkisi arasında çok büyük bir fark var. Bir şeyin güvenli olduğunu göstermek zorundasınız, etkin olduğunu göstermek kadar. Çünkü biz Hipokrat yemininden önce başka bir ilkeyi benimseriz: Önce zarar verme" ifadelerini kullandı.

"Her hasta kendi hikayesini yazıyor"
Yapay zekanın radyoloji gibi teşhise dair alanlarda hekim hatalarını azaltmak, gözden kaçabilecek küçük ayrıntıları yakalamak için kullanılabildiğini belirten Karabulut, buna rağmen en gelişmiş yapay zeka sistemlerinde bile hatalar olabileceğini söyledi. Karabulut, "Yapay zekayı biz destekliyoruz, kendi günlük pratiğimize alıyoruz. Ama her hasta kendi hikayesini yazıyor. Yapay zeka bir modelleme ile size fikir verebilir ama hastanın hikayesinin sonuç kısmını veremez. Kulaktan dolma bilgilerle gelmeyin. Şundan duydum, bundan duydum bilgileri ya da televizyonlarda bir takım paralar verilerek çıkılan programlarda yapılan, bilgiye ve bilime uygun olmayan yayınlar hastaları yanlış yönlendirebiliyor. Ne yaparsak yapalım, yapay zeka dahil olmak üzere her hasta kendi hikayesini yazıyor" ifadelerini kullandı.

"Yapay zeka hata yapabiliyor, hastanın vakti olmayabilir"
Yapay zekanın yanlış bilgi verebildiğini pratikte de gördüklerini belirten Karabulut, bazı hastaların tetkiklerini yapay zekaya yorumlatıp korkuyla hekime başvurduğunu söyledi. Karabulut, "Birkaç veriyi giriyoruz, yapay zeka yanlış bilgi veriyor. 'Bu böyle değil' dediğimizde 'özür dilerim, veri tabanımı güncelliyorum' diyor. Ama hastanın veri tabanını güncelleyecek vakti olmayabiliyor" diye konuştu.
Yapay zekanın tanı, tedavi algoritmalarının belirlenmesi ve erken teşhis alanlarında kullanılabileceğini belirten Karabulut, beyin tümörü, akciğer nodülleri ve mamografilerde önemli gelişmeler olduğunu ancak hasta yönetiminin doğrudan yapay zekaya bırakılmaması gerektiğini ifade etti.

"Hala günlük pratiğimizde majör tedavimiz kemoterapi"
Kemoterapinin günümüzde hala kanser tedavisinin ana unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, immünoterapi, biyolojik ajanlar ve ağızdan kullanılan akıllı ilaçlara rağmen kemoterapinin önemini koruduğunu söyledi. Karabulut, "Hala günlük pratiğimizde bizim majör tedavimiz kemoterapi. Biz günlük hayatımızda immünoterapilere, biyolojik ajan dediğimiz damardan uygulanan akıllı serumlara ya da ağızdan kullanılan haplara geçtiğimiz dönemi çok canlı yaşadık. Eskiden sadece 'ömrünü biraz uzatabilir miyim' diye başlayan hikaye, hastalığı kronikleştirme hevesine kadar gelmişti. Şimdi birçok tedavide hayal etmeden öteye geçtik" dedi.
Kemoterapinin toplumda yanlış algılandığını belirten Karabulut, "Biz hala kemoterapiyi günlük hayatımızda çok yoğun kullanıyoruz. Kemoterapiyi bir kenara da atmayalım. Geçmişinden ders almayan önünü göremez" ifadelerini kullandı.

"Kanser eşittir ölüm değil, kemoterapi de süründürmez"
Kemoterapi alan hastaların yaşam kalitesinin geçmişe göre çok daha iyi yönetilebildiğini söyleyen Karabulut, yeni ilaçlar, yan etki yönetimi, palyatif bakım, bulantı kontrol yöntemleri, saç dökülmesini azaltmaya yönelik sistemler ve nöropatiyi önlemeye dönük yaklaşımlarla tedavi sürecinin daha konforlu hale geldiğini ifade etti. Karabulut, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, 'kemoterapi süründürür' algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" dedi.
Hastaların evcil hayvanları ya da sosyal yaşamları konusunda da hekimleriyle görüşerek doğru bilgi alması gerektiğini belirten Karabulut, "Birçok kanser türünün kemoterapisinde, hastaların hayatlarında izolasyon gerektirmeden, immün sistemlerini çökertmeden tedavi yapabiliyoruz. Bu mesajları doğru verirsek hastalarımız karşımıza 'bize gareziniz mi var' diye gelmezler" ifadelerini kullandı.

"Kanserlerin üçte biri yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir"
Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu ise kanserden korunma yollarına dikkat çekti. Bilimsel çalışmaların kanserlerin yaklaşık üçte birinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini gösterdiğini belirten İmamoğlu, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, obeziteden kaçınma, sigara ve alkolden uzak durma ile güneş ışınlarından korunmanın önemine değindi. İmamoğlu, "Kanseri önleyebilir miyiz? Evet, kanseri büyük oranda önleyebiliriz. Yapılmış bilimsel çalışmalar, kanserlerin üçte birinin sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini göstermiştir. Sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek birçok kanseri önleyebiliyoruz" dedi.
Beslenmede Akdeniz tipi diyetin önemine dikkat çeken İmamoğlu, "Beslenmede Akdeniz tipi beslenmenin kanserden korunmada çok önemli bir diyet şekli olduğunu çalışmalar göstermiştir. Obezitenin de kanser riskini oldukça artırdığını, neredeyse sigara kadar risk oluşturduğunu biliyoruz. Özellikle meme kanseri, kadınlarda rahim kanseri ve kolon kanserinde obezite riski artırıyor" diye konuştu.
Kanserden korunmada yaşam tarzı kadar erken tanı ve tarama testlerinin de önemli olduğunu belirten İmamoğlu, meme kanseri, rahim ağzı kanseri ve kolon kanserinde tarama programlarının hayat kurtardığını ifade etti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkologlardan-kemoterapi-mesaji-8328.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkologlardan-kemoterapi-mesaji-8328.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkologlardan-kemoterapi-mesaji-8328-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/onkologlardan-kemoterapi-mesaji-8328.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/onkologlardan-kemoterapi-mesaji/39378/</link>
			<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 09:52:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Her 100 erkek bebeğin 3'ünde görülüyor]]></title>
			<description><![CDATA[İnmemiş testiste 6 ay ile 1 yaş arası tedavi öneriliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Uçar, çocukluk çağında sık görülen ancak çoğu zaman yeterince fark edilmeyen inmemiş testiste erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirterek, "İnmeyen testislerde hücresel değişiklikler 3 aydan sonra başlıyor. O testiste tümör görülme ihtimalinin normal testislere göre 4-5 kat daha yüksek olduğunu biliyoruz. Yine inmeyen testislerde daha sonra babalık oranlarının sağlıklı testisi olan çocuklara göre daha düşük olduğunu biliyoruz. Hele ki iki taraflı birden testisleri inmeyen çocuklarda bu oranın daha da düştüğünü biliyoruz" dedi.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı, Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Uçar, çocukluk çağında sık karşılaşılan ancak ebeveynler ile birinci basamak hekim farkındalığının düşük olması nedeniyle yeterince dikkat çekmeyen ürolojik rahatsızlıklar hakkında bilgi verdi. Özellikle inmemiş testiste farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayan Uçar, zamanında konulan tanı ve cerrahi müdahalenin önemine işaret etti.

"Testisin bir yolculuğu var"
İnmemiş testisin anne karnındaki gelişim sürecinde ortaya çıkan bir durum olduğunu anlatan Prof. Dr. Murat Uçar, testisin normalde karın içerisinde yerleşmiş bir organ olduğunu, çocuk anne karnında büyürken kasıklara doğru hareket ettiğini ve doğuma yakın dönemde kasık kanalından geçerek torbalara indiğini söyledi.
Testisin karın içinde başlayıp torbalarda sonlanan bir yolculuğu bulunduğunu belirten Uçar, bu sürecin tamamlanamadığı durumlarda inmemiş testisten söz edildiğini ifade ederek, "Yaklaşık 100 erkeğin 3'ünde doğduğunda bu testis yerinde olmuyor. O yolculuğunu tamamlayamamış oluyor. İniş yolculuğundaki herhangi bir yerde takılı kalan testise biz inmemiş testis diyoruz" diye konuştu
Prof. Dr. Uçar, her 100 yeni doğan erkek bebeğin yaklaşık 3'ünde bu durumun görüldüğünü, ancak 1 yaşına doğru oranın yüzde 1'e kadar düştüğünü belirtti. Doğumdan sonra 3 ila 6 ay içerisinde bazı testislerin kendiliğinden torbaya ulaşabildiğini aktaran Uçar, bu nedenle doğar doğmaz cerrahi müdahale yoluna gidilmediğini, ancak ilk 6 ay içinde çocuk ürolojisi muayenesinin önemli olduğunu kaydetti.

İlk 6 ay vurgusu
Genital bölgenin mahrem kabul edilmesi nedeniyle zaman zaman gözden kaçabildiğini belirten Uçar, özellikle annelerin ve babaların alt değiştirme sırasında bu konuya dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Ailelerin testislerin torbalarda olup olmadığına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Uçar, şüphe duyulması halinde uzman hekime başvurulmasının önemli olduğunu dile getirdi. Uçar, "Anneler özellikle çocukların bezini değiştirirken testislerin torbalarda olup olmadığını kontrol etmeli. Bu konuda bir şüpheleri varsa bir uzman hekime çocuklarını muayene ettirmeleri çok önemli. Zamanında tanıyı koyup, zamanında tedavi ettiğimiz takdirde inmemiş testislerin ortaya çıkarabileceği birçok patolojinin önüne geçmiş oluyoruz" dedi.

"Tümör riski 4-5 kat daha yüksek"
İnmemiş testisin tedavi edilmesinin neden önemli olduğunu da aktaran Prof. Dr. Murat Uçar, bu durumun ilerleyen süreçte çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çekti. Uçar, "Neden indiriyoruz biz testisleri? O takılı kaldığı yerde kalsa ne olur, birkaç tane önemli nedeni var testisleri indirmemizin. Öncelikle inmeyen testislerde hücresel değişiklikler 3 aydan sonra hemen başlıyor ve o testiste tümör görülme ihtimali normal testislere göre 4-5 kat daha yüksek olduğunu biliyoruz. Yine inmeyen testislerde daha sonra babalık oranlarının sağlıklı testisi olan çocuklara göre daha düşük olduğunu biliyoruz. Hele ki iki taraflı birden testisleri inmeyen çocuklarda bu oranın daha da düştüğünü biliyoruz" dedi.

Torsiyon riski de artıyor
Prof. Dr. Uçar, inmemiş testislerde torsiyon riskinin de daha yüksek olduğunu belirterek, "Ayrıca inmeyen testislerin kendi etrafında dönerek, ki biz ona torsiyon diyoruz, beslenmesinin bozulması ve doku kaybına gitme ihtimalinin sağlıklı testislere göre 10 kat daha fazla olduğunu biliyoruz" diye konuştu.
Bu nedenlerle inmemiş testis tanısının ilk 6 ayda konulmasını, cerrahi tedavinin ise 6 ay ile 1 yaş arasında gerçekleştirilmesini istediklerini belirten Uçar, ailelerin şüphe duyduklarında çocuk hastalıkları uzmanı, üroloji uzmanı, çocuk ürolojisi uzmanı ya da aile hekimine başvurabileceğini söyledi.

"Haftada 1-2 bebeğin tedavisini yapıyoruz"
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nin bu alanda önemli merkezlerden biri olduğunu kaydeden Uçar, muayenede ele gelen testisler olduğu gibi ele gelmeyen ve halen karın içerisinde bulunabilen testislerle de karşılaştıklarını ifade etti. Hem ele gelen hem de ele gelmeyen testislerin cerrahi tedavisini yapabildiklerini belirten Uçar, haftada 1-2 kez bebeğin bu tanıyla tedavi edildiğini söyledi. Prof. Dr. Uçar, "Testisleri yerine indirdiğimizde hem babalık oranlarının düşme riskini hem de testiste tümör gelişme oranlarını azaltıp çocukların daha sağlıklı bir hayat sürmelerine başlangıç yapmış oluyoruz. Ülkemizde hekime ulaşmak kolay. Akıllarında bir soru işareti varsa, içlerine sinmeyen bir muayene bulgusu varsa lütfen bize çocuklarını getirmekten imtina etmesinler" dedi.

Çocuk ürolojisinde sık görülen diğer hastalıklar
Çocuk ürolojisinin yalnızca inmemiş testisle sınırlı olmadığını da belirten Uçar, bu alanın çocukların hem doğumsal hem de kazanılmış hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsadığını anlattı. Böbrekler, üreterler, mesane ve üretra gibi organların tüm hastalıklarının çocuk ürolojisinin ilgi alanında olduğunu belirten Uçar, toplumda sık görülen idrar reflüsü ve üriner sistem taş hastalıklarına da dikkat çekti.
İdrar reflüsünün mide reflüsü ile sık karıştırıldığını söyleyen Uçar, normalde idrarın böbreklerden mesaneye doğru tek yönde aktığını, eğer mesaneden tekrar böbreklere kaçıyorsa buna reflü denildiğini ifade etti. Uçar, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocuklarda mutlaka reflü araştırdıklarını belirterek, sık idrar yolu enfeksiyonu yaşayan çocukların çocuk ürolojisi değerlendirmesinden geçmesini istediklerini söyledi.
Türkiye'nin sıcak iklim kuşağında yer almasının çocuklarda üriner sistem taş hastalığını da yaygınlaştırdığını kaydeden Uçar, idrar yolu enfeksiyonu geçiren ve idrarında kan görülen çocukların da bu açıdan değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/her-100-erkek-bebegin-3-unde-goruluyor-8010.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/her-100-erkek-bebegin-3-unde-goruluyor-8010.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/her-100-erkek-bebegin-3-unde-goruluyor-8010-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/her-100-erkek-bebegin-3-unde-goruluyor-8010.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/her-100-erkek-bebegin-3-unde-goruluyor/39364/</link>
			<pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:18:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yüksek riskli hematolojik kanserlerde kemoterapiyi tarihe karıştıracak tedavi: CAR-T]]></title>
			<description><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap, özellikle yüksek riskli hematolojik kanserlerde CAR-T tedavisi gibi hedefe yönelik tedavilerin ön plana çıktığı kemoterapisiz bir sürece önümüzdeki yıllarda gidilebileceğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Hematoloji Derneği'nin kuruluşunun 59. yılı dolayısıyla düzenlenen 18. Kemik İliği Transplantasyonu ve Hücresel Tedaviler Kongresi (18. KİTHT), 16-18 Nisan tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirildi. Kemik iliği nakli ve hücresel tedaviler alanında Türkiye'nin önde gelen bilimsel organizasyonları arasında yer alan kongreye 300'ü aşkın erişkin ve pediatrik hematoloğun yanı sıra temel bilimci hekimler ve araştırmacılar katıldı.

CAR-T hücre tedavisi
Kongrede, son yıllarda özellikle hematolojik kanserlerin tedavisinde öne çıkan CAR-T hücre tedavisi de gündeme geldi. Türk Hematoloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Özgür Mehtap, bu yönteme ilişkin, "Hastaların kanserle savaşan T hücrelerini laboratuvar ortamında genetik olarak değiştirerek tümör hücrelerini tanıyabilir hale getiriyoruz. Daha sonra çoğaltılan bu hücreler hastaya yeniden verilerek, kanser hücreleriyle mücadele sağlanıyor" dedi.
Tedavinin bazı yan etkiler barındırabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Özgür Mehtap, "Özellikle nörolojik toksisite ve sitokin salınım sendromu gibi durumlarla karşılaşılabiliyor ancak dirençli hastalıklarda etkili olduğu gösterildi" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de de uygulanmaya başlanan CAR-T hücre tedavisinin önemli bir gelişme olduğunu vurgulayan Mehtap, tedavinin şimdilik seçilmiş hastalarda kullanıldığını belirtti.

"İleride kemoterapisiz tedavi seçeneklerinin geliştiği bir döneme girilebilir"
Gelecekte tedavi yaklaşımlarının değişebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mehtap, "Özellikle yüksek riskli hastalarda kemoterapisiz tedavi seçeneklerinin geliştiği, hedefe yönelik tedavilerin ön plana çıktığı bir sürece ileride girilebilir. Bu gelişmeler hastaların sağ kalım oranlarını artıracaktır" değerlendirmesinde bulundu.
Yüksek maliyetine rağmen ilerleyen dönemde tedavinin daha yaygın hale gelebileceğini kaydeden Prof. Dr. Özgür Mehtap, Türkiye'de bu alanda atılan adımların önemine dikkati çekti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/yuksek-riskli-hematolojik-kanserlerde-kemoterapiyi-tarihe-karistiracak-tedavi-car-t-2580.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/yuksek-riskli-hematolojik-kanserlerde-kemoterapiyi-tarihe-karistiracak-tedavi-car-t-2580.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/yuksek-riskli-hematolojik-kanserlerde-kemoterapiyi-tarihe-karistiracak-tedavi-car-t-2580-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/yuksek-riskli-hematolojik-kanserlerde-kemoterapiyi-tarihe-karistiracak-tedavi-car-t-2580.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/yuksek-riskli-hematolojik-kanserlerde-kemoterapiyi-tarihe-karistiracak-tedavi-car-t/39343/</link>
			<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:51:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Şiddetin görünür hale gelip normalleşmesi çocuk ve gençleri olumsuz etkiliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemlerde kamusal alanlarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. Konunun sadece bireysel değil toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Ünal, "Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası ve 28. Ulusal Klinik Eğitim Sempozyumu kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında, etkinliğe ilişkin veriler paylaşıldı.
Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu, sempozyumda 14 kurs, 30 panel, 10 uzmanla buluşma oturumu ve 6 konferans düzenlendiğini, ayrıca 82 sözlü ve 46 poster bildirinin sunulduğunu belirtti. Toplam 162 konuşmacının yer aldığı programa 441 katılımcı katılırken, 103 katılımcının burslu olarak desteklendiği bildirildi. Sempozyuma Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda'dan 6 yabancı konuşmacı da katkı sundu.

"Bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir"
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemde artan şiddet ve intihar olaylarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Son dönemde okullarda ve kamusal alanlarda artan şiddet olayları, toplum ruh sağlığı açısından ciddi bir kaygı kaynağıdır ve yalnızca bireysel değil, toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bu süreç, hem başkalarına yönelik saldırgan davranışları hem de bireyin kendine yönelen yıkıcı eğilimlerini, özellikle intihar düşüncesi ve girişimlerini artırabilmektedir. İstanbul'da son günlerde raylı sistemlerde art arda yaşanan intihar olayları hepimizi derinden üzmekte, bu durum yalnızca bireysel kayıplar açısından değil, toplum ruh sağlığı ve kamusal güvenlik açısından da acil ele alınması gereken ciddi bir soruna işaret etmektedir. İntihar davranışı, çoğu zaman çok etmenli bir süreç içinde ortaya çıkar. Ruhsal hastalıklar, umutsuzluk, yalnızlık, ekonomik ve sosyal zorluklar, travmatik yaşantılar, madde kullanımı, daha önceki kendine zarar verme davranışları, destek sistemlerinin zayıflaması, ölümcül araçlara kolay erişim ve profesyonel yardıma erişimdeki güçlükler bu süreçte rol oynayabilir. Bu nedenle, intiharı önlemede suçlayıcı ve damgalayıcı söylemlerden uzak, riskleri azaltmayı ve destek mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen, bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" dedi.

"Tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir"
Toplumda şiddet ikliminin azaltılması gerektiğini ve güven duygusunun yeniden tesis edilmesine yönelik adımların atılabileceğini ifade eden Ünal, "Toplumsal huzurun güçlendirilmesi, intiharı önlemenin temel şartların arasındadır. İntihar önlenebilir. Bunun için ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, risk altındaki bireylerin erken fark edilmesi, kriz anında hızlı ve şefkatli müdahale edilmesi ve ölümcül yöntemlere erişimin sınırlandırılması büyük önem taşımaktadır. İntihar davranışının bulaşıcı olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle medyada intihar haberlerinin sansasyonel ve ayrıntılı biçimde sunulmasından kaçınılmalı, bunun yerine yardım yolları ve destek mekanizmaları görünür kılınmalıdır. Raylı sistemlerde yaşanan intiharlar, sağlık hizmetlerinin yanı sıra kent planlaması, ulaşım güvenliği ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunda ele alınmalıdır. Uluslararası veriler, platform bariyerleri, güvenlik sistemleri ve personel eğitiminin etkili koruyucu önlemler olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir. Toplum olarak da sorumluluğumuz vardır. Çevremizde umutsuzluk, vedalaşma, içe çekilme, 'yaşamak istememe' ifadeleri veya kendine zarar verme belirtileri gördüğümüzde bunu göz ardı etmemeli, yargılamadan destek olmalı ve profesyonel yardıma yönlendirmeliyiz. Bugün ihtiyaç duyulan şey, korku ve sansasyon değil, dayanışma, erken müdahale ve erişilebilir destek sistemleridir" şeklinde konuştu.

"Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95'den fazlasının sözel şiddete maruz kalıyor"
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Sekreteri Dr. Gülsüm Zuhal Kamış ise, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin, yıllardır çözülememiş bir sorun olduğunu ifade ederek, "Hekimler ve sağlık çalışanları yalnızca sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalmıyor, hayatını da kaybediyor. Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95'den fazlasının sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı şartlarda, meslektaşlarımız, bir taraftan Dr. Ersin Arslan, Dr. Fikret Hacıosman, Dr. Ekrem Karakaya, Dr. Göksel Kalaycı, Dr. Aynur Dağdemir ve mesleki baskıların gölgesinde hayatını kaybeden Dr. Melike Erdem gibi hayatını kaybeden meslektaşlarımızın acısını yüreğinde taşıyor, bir taraftan da sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor" diye konuştu.

"Şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur"
Türkiye Psikiyatri Derneği Saymanı Dr. Hayriye Mihrimah Öztürk ise kadına yönelik şiddet konusuna ilişkin, "Kalıcı çözüm yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı değildir. Şiddetin temelinde yatan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele edilmeden, eğitimden çalışma yaşamına kadar her alanda eşitlik sağlanmadan ve toplumsal zihniyet dönüşümü gerçekleştirilmeden bu sorunun ortadan kaldırılması mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet kaçınılmaz değildir. Bu şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur. Dolayısıyla değiştirilebilir. Şiddeti önlemek, şiddete maruz bırakılan kadınlara inanmak, onları güçlendirmek ve destek mekanizmalarını erişilebilir kılmakla başlar. Sağlık sistemi, emniyet birimleri ve adli süreçler, kadınların yeniden travmatize edilmesini önleyecek şekilde yapılandırılmalıdır" ifadelerini kullandı.

"Psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz"
Türkiye Psikiyatri Derneği Asistan Hekimlik Sekreteri Dr. Nur Temizkan ise dijital şiddetin, yalnızca teknolojik bir sorun olmadığını belirterek, "Toplumsal, psikolojik ve sistematik katmanları olan çok boyutlu bir kriz. Ve ayrıca dijital şiddet, bireysel bir psikopatolojiden ziyade, politik, sosyolojik ve kültürel unsurların bir sonucu. Dijital şiddet dediğimizde, internet, sosyal medya, akıllı telefonlar gibi araçlar üzerinden gerçekleştirilen her türlü taciz, tehdit, aşağılama, şantaj ve kontrol davranışını kastediyoruz. Bu, aslında geleneksel şiddetin ortadan kalkmış hali değil, dijital dünyaya taşınmış ve yeni araçlarla güçlenmiş bir uzantısı. Güncel verilere bakarsak, Birleşmiş Milletler'in raporuna göre, kadın gazeteciler ve aktivistlerin üçte ikisinden fazlası dijital şiddete maruz kalıyor, bu vakaların yüzde 40 kadarı fiziksel şiddetle sonuçlanıyor. Türkiye'de yapılan çalışmalar ise her 10 kadından yaklaşık 3'ünün ısrarlı takibe maruz kaldığını, kadınların yarısından fazlasının ise dijital mecralarda taciz içerikli mesajlarla karşılaştığını gösteriyor. Bu bulgular, dijital şiddetin çoğu durumda fiziksel şiddetin alternatifi değil, onu önceleyen, besleyen ve sürekliliğini sağlayan bir süreç olduğunu göstermekte. Biz bugün şunu vurgulamak istiyoruz: Dijital alan da bir yaşam alanı. Orada maruz kalınan şiddet gerçek ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri son derece somut ve yıkıcı. Kadınların, gençlerin ve diğer tüm grupların dijital alanda var olabilmek için daha sessiz, daha görünmez olmak zorunda kalması bir çözüm değil. Dijital şiddet çok boyutlu bir kriz ve bununla ancak toplumsal, psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor-4249.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor-4249.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor-4249-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor-4249.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/siddetin-gorunur-hale-gelip-normallesmesi-cocuk-ve-gencleri-olumsuz-etkiliyor/39333/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:24:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DOĞUM SONRASI DEPRESYON BELİRTİLERİNE DİKKAT !]]></title>
			<description><![CDATA[Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi konu hakkında bilgiler verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

 
Doğum sonrası dönem, bir annenin yaşamında dönüştürücü bir süreçtir. Bu süreç, yeni bir varlığın dünyaya gelmesiyle başlar ve annenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük değişiklikler yaşamasına neden olur.Peki annelik rolünün değişimleri, lohusalık dönemi, doğum sonrası depresyonun belirtileri ve başa çıkma yöntemleri nelerdir ?

 

Yeni bir annenin hayatı, bebekle birlikte yeni bir düzeni de beraberinde getirir. Annelik rolü, sadece bir çocuğu büyütme görevi değil, aynı zamanda duygusal, sosyal ve psikolojik bir dönüşümü de ifade eder. Bu rollerin tanımı ve kabulü, özellikle ilk defa anne olan kadınlar için karmaşık ve zorlayıcı olabilir.

 

Lohusalık dönemi, doğum sonrası ilk 6 haftayı kapsayan bir süreçtir ve annenin hem fiziksel hem de duygusal iyileşme sürecidir. Ancak, bu dönem bazen yoğun duygusal dalgalanmalara ve beklenmedik zorluklara da sahne olabilir. Doğum sonrası depresyon, bu dönemin en önemli psikolojik zorluklarından biridir ve belirtileri genellikle hafife alınabilir.

 

Doğum sonrası depresyon, sadece annenin değil, tüm ailenin yaşamını etkileyebilir. Annenin duygusal durumu, bebeğiyle olan ilişkisini ve bebek bakımını doğrudan etkiler. Depresyon belirtileri arasında derin üzüntü, ilgisizlik, uyku ve iştah problemleri, aşırı kaygı ve yetersizlik duyguları yer alır. Bu durum, zamanında müdahale edilmediğinde, annenin ve bebeğin sağlığı üzerinde uzun vadeli etkilere sahip olabilir.

 

Doğum sonrası depresyonla başa çıkmanın yolları arasında profesyonel yardım almak, destek gruplarına katılmak ve aile desteğini artırmak bulunur. Aileler, bu dönemde annenin yanında olarak ve duygusal destek sağlayarak büyük bir fark yaratabilirler. Ayrıca, annenin kendi ihtiyaçlarına dikkat etmesi ve kendine zaman ayırması da önemlidir.

 

Sonuç olarak, doğum sonrası dönem, anneler için hem zorluklarla dolu hem de büyük bir öğrenme ve büyüme fırsatı sunar. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi, erken müdahale ve etkili destek sistemlerinin varlığı ile mümkündür. Toplum olarak, annelerin bu dönemde karşılaştıkları zorluklara duyarlı olmalı ve onlara destek olacak bir çevre oluşturmalıyız. Böylece, hem anneler hem de bebekler için sağlıklı ve mutlu bir başlangıç sağlayabiliriz.

 

Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi, '' Doğum sonrası dönem, yeni bir yaşamın başlangıcı kadar, anneler için de yeniden doğuşun ve kendini keşfetmenin zamanıdır; zorluklarla dolu bu yolculukta destek, bilgi ve anlayışla aydınlatılmalıdır." dedi.

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/dogum-sonrasi-depresyon-belirtilerine-dikkat-7328.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/dogum-sonrasi-depresyon-belirtilerine-dikkat-7328.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/dogum-sonrasi-depresyon-belirtilerine-dikkat-7328-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/dogum-sonrasi-depresyon-belirtilerine-dikkat-7328.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dogum-sonrasi-depresyon-belirtilerine-dikkat/39316/</link>
			<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 15:38:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. Zülfikar'dan hemofilide yerli Ar-Ge çağrısı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi'nde konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili tedavisinde Türkiye'nin halen ithal ilaçlara bağımlı olduğunu belirterek, "Hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımızın ürüne dönüşmesi gerekiyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya'nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında İHA'ya açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye'nin hemofili tedavisinde ithal ilaçlara bağımlılığını sonlandırması gerektiğini belirterek, yerli araştırma ve geliştirme çalışmalarıyla özgün ilaç üretimine geçilmesinin önemine işaret etti.

"Hala ithal ilaçlarla hastalarımızı tedavi ediyoruz"
Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye'nin sağlık alanında önemli bir noktada bulunduğunu ancak tıbbın sürekli gelişen bir alan olduğunu belirterek, bu gelişimin parçası olabilmek için araştırma sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin hemofili alanında kendi üretim kapasitesini geliştirmesi gerektiğini ifade eden Zülfikar, "Şu ana kadar hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Burada öncelik vermemiz gereken hususlardan biri, ülkemizin her alanda olduğu gibi kendi yatırımlarını kendisinin yapması ve ülkemizdeki araştırmacılardan istifade etmesidir. Böylelikle öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımız ürüne dönüşebilir" dedi.
Bu alanda yalnızca hekimlerin değil, farklı disiplinlerden araştırmacıların da birlikte çalışması gerektiğini vurgulayan Zülfikar, sanayi, iş dünyası ve kamu kurumlarının da sürece yatırım yapmasının önem taşıdığını dile getirdi.

"Sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz"
Türkiye'nin sağlık alanındaki birikiminin üretime dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çeken Zülfikar, "Bu alanda yalnızca biz uzmanlar ve hekimler değil, diğer araştırmacılar da birlikte çalışmalı. Endüstrinin, iş insanlarının ve resmi kurumların da yatırım yapması gerekiyor ki ülkemiz bu alanda yeni ürünler üretebilsin. Aksi halde sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz" ifadelerini kullandı.

"Bir kısım hasta ürüne ve tedaviye ulaşmakta zorluk çekiyor"
Hemofili tedavisinde bazı hastaların ürüne erişimde güçlük yaşayabildiğini belirten Zülfikar, "Bir noktadan sonra daha ucuz ve daha fazla bulunan ürünlere yönelmek zorunda kalıyoruz. Ülkemizde hastaların bir kısmı ürüne ve tedaviye ulaşmakta da zorluk çekiyor. Sağlıkta çok ilerideyiz, çok şükür, bu yönlerimiz oldukça iyi. Ama tıp burada durmuyor" diye konuştu.
Tıbbın geldiği noktada yalnızca mevcut uygulamaları sürdürmenin yeterli olmadığını ifade eden Zülfikar, daha ileriye gidilebilmesi için araştırmanın merkezde olması gerektiğini söyledi.

"Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir"
Araştırmanın sağlık alanındaki gelişimin temel unsuru olduğunu vurgulayan Zülfikar, "Tıbbın daha ileriye gidebilmesi için bizim de mutlaka araştırma sisteminin içinde olmamız gerekiyor. Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir. Bizim ısrarla söylediğimiz şey, ülkemizde araştırmaları artırmak, araştırmacı sayısını çoğaltmak, onları yüreklendirmek ve onlara güven vermektir" dedi.
Araştırmacıların yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı bir meslek hayatı sürmemesi gerektiğini belirten Zülfikar, bilimsel üretimin fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarla da desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Zülfikar, "Hekimlerimizin yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı kalmaması, fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarda da kendilerine yeni gelecekler kurması gerekir. Böylece arkalarından önemli meslektaşlarını da bu alana çekebilirler" ifadelerine yer verdi.

"Bu bir anlayış değişikliğidir"
Türkiye'de hemofili alanında ticarileşebilecek bir ürün üretme aşamasına gelinip gelinmediğine ilişkin de değerlendirmede bulunan Zülfikar, bu noktada henüz istenilen seviyeye ulaşılmadığını söyledi. Ancak temel bilgi ve uygulama tecrübesinin bulunduğunu vurgulayan Zülfikar, bunun bir zihniyet değişimiyle mümkün olabileceğini dile getirdi.
Zülfikar, "Türkiye'nin herhangi bir yerinde hemofilinin ticariye yansıyacak bir ürününü üretme aşamasına gelmiş biri var mı diye sorarsanız, buna ‘hayır' derim. Ama bunun temel bilgisine sahip, uygulamadaki bilgi birikimini taşıyan insanlar var mı? Evet, var. Ancak bunu hayata geçirebilmek bir anlayış değişikliğidir, gerçekten bir tarz değişikliğidir. Öncelikle kamuoyunun buna inanması lazım, bu olabilir. Bilim dünyasının buna inanması lazım, bu olabilir. Akademisyenlerimizin de 40 yıllık uzun akademik ömürlerine bu gözle bakmaları ve bunun için çaba göstermeleri gerekiyor. Biz de üniversiteler olarak bu heyecanı duyuyor, sürdürmek istiyoruz. Eminim Sosyal Güvenlik Kurumu da, Sağlık Bakanlığı da bu arzunun içinde. Nitekim Sağlık Bakanlığının da ‘Üreten Sağlık' şeklinde bir sloganı var. Onlar da bu isteği taşıyor. Niye olmasın" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-zulfikar-dan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi-4259.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-zulfikar-dan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi-4259.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-zulfikar-dan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi-4259-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/prof-dr-zulfikar-dan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi-4259.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/prof-dr-zulfikar-dan-hemofilide-yerli-ar-ge-cagrisi/39288/</link>
			<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 09:24:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuklarda şiddet eğilimine karşı doktorlardan çağrı: "Şiddeti doğuran her türlü ortam kaldırılmalı"]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuk doktorları, Kahramanmaraş’taki okul saldırısı başta olmak üzere yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekti. Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Çocuklar ellerinde silahla değil kitapla dolaşmalı. Mafyanın kutsandığı dizilerin, mafyatik ilişkilerin ön plana çıktığı bütün ortamların, her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Her yıl ülkemizdeki çocuklar arasındaki şiddetin yüzde 10 oranında arttığını vurgulamak istiyorum, alarm zilleri olarak karşımıza geliyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’nin dört bir yanından hekimlerin katıldığı, uluslararası konuşmacıların yer aldığı Türk Pediatri Kurumu Derneği tarafından "Umudun adı: Çocuk" çağrısıyla düzenlenen 61. Türk Pediatri Kongresi Antalya’da başladı. 15-19 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek kongre çerçevesinde yapılan basın toplantısına Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ, Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş, Prof. Dr. Ömer Faruk Beşer, Prof. Dr. Nur Canpolat, Prof. Dr. Kenan Barut, Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım, Prof. Dr. Ayşe Çiğdem Aktuğlu Zeybek, Doç. Dr. Esra Özek Yücel ve Prof. Dr. Metin Aydoğan, Prof. Dr. Burak Doğangün katıldı. Toplantıya Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısından duydukları üzüntüyü ifade ederken başlayan hekimler, şiddetin sonlanması için yapılması gerekenleri sıraladı. Çocuk sağlığı ve hastalıklarına ilişkin açıklamalarda bulunan uzmanlar, topluma önemli uyarılarda bulundu.

"Her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz"
‘Yüreğimiz yandı’ diyerek sözlerine başlayan Çocuk Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar bizleri iyice üzen noktalara geldi. Bu şiddetin nereden çıktığını ortaya koymamız gerekiyor. Çocuklar ellerinde silahla değil kitapla dolaşmalı. Bunların özendirilmesi çocuklarda ciddi olarak şiddeti körükleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmakta. Mafyanın kutsandığı dizilerin, mafyatik ilişkilerin ön plana çıktığı bütün ortamların gözden geçirilmesi, yaşam dışına çıkartılması gerektiğini söylüyoruz. Çocuklarımız için iyi bir geleceği kurmak için siber zorbalığın da mutlaka önlenmesi gerektiğini düşünüyor, bunlarla birlikte ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Eğer yapmaz isek bizleri gerçekten çok kötü bir senaryo bekliyor. Her tür şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Her yıl ülkemizdeki çocuklar arasındaki şiddetin yüzde 10 oranında arttığını vurgulamak istiyorum, alarm zilleri olarak karşımıza geliyor" dedi.

"Mutlaka çözümler üretmek gerekiyor"
Yaşananların kabul edilemez olduğunu ifade eden ve şiddet eğilimine karşı toplumun bir bütün olarak hareket etmesi gerektiğini aktaran Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Doğangün, "Hepimiz şoktayız, biz yetişkinler de çocuk masumiyetiyle örtüşmeyen eylemler gördüğümüzde şok oluyoruz. Çok faktöre bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Kısa, orta, uzun vadede yapılacaklar var. Unutmamamız gerekiyor, orta ve uzun vadede mutlaka çözümler üretmek gerekiyor. Hepimiz tırnak içinde; suçluyuz, hepimiz risk altındayız. Kendi çocuklarımız da hem zorbalık yapabilir hem zorbalığa maruz kalabilir. ‘Sorunu, problemi böyle çözebilirim’ şiddeti böyle görüyor, öğreniyor. Bu da bir kısır döngüye sebep oluyor. Tabi çocuk erkil aile içinde de belli bir dönem sonra annenin ve babanın fonksiyonu da düşüyor yani; çocuk karar veriyor" diye konuştu.

"Ekranlardan üzerimize şiddet akıyor"
‘Ekranlardan üzerimize şiddet boca oluyor’ diyen Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, "Gerçekten akıyor çünkü dünya başka bir yere evrildi. Bir Trump var, Netanyahu var, çocukların sürekli öldürüldüğü, insanların öldürüldüğü, kıyıma uğradığı bir süreç yaşıyoruz. Bunları çocuklar hem televizyonlardan hem sosyal medyadan görüyorlar. O televizyonlarda gösterilen şiddet sahnelerin herhalde çok azaltılması lazım. Belki bu oyunların ki bunlar bize özgü değil, global bir şey herhalde kısıtlanması gerekecek. Günümüzde 100 binden fazla aile çocuğuna aşı yaptırmıyor maalesef ve maalesef uzun süre görmediğimiz, eski hastalıklar hortluyor. Kızamık hortluyor, suçiçeği az da olsa vardı, boğmaca vakaları zaman zaman artıyor. Dolayısıyla daha önce neredeyse yok etmeye yaklaştığımız hastalıklar tekrardan hortlayacaktır. En korktuğumuz şey; mesela polio" ifadelerimi kullandı.

"Boyun fıtığı olan 8 yaşındaki çocukları görmeye başladık, çok çok acı"
Öte yandan toplantıda konuşan Prof. Dr. Kenan Barut, dijital bağımlılık sebebiyle çocuklarda çok küçük yaşlarda gördükleri hastalıklara ilişkin, "Bir çocuk romatoloji uzmanı olarak boyun fıtığı olan 8 yaşındaki çocukları görmeye başladık, çok çok acı. Normalde 40-50 yaş gibi yaşlarda gözükecekken 8-9 yaş gibi görmeye başladık" dedi. Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım ise bilinçsiz takviye kullanımının yanlışlığına dikkat çekti, hekim önerisi olmadan ürünlerin kullanılmaması gerektiğini aktardı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali-351_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali-351_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali-351-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali-351_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/cocuklarda-siddet-egilimine-karsi-doktorlardan-cagri-siddeti-doguran-her-turlu-ortam-kaldirilmali/39286/</link>
			<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 18:47:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kepez'de ‘Özgül Öğrenme Bozuklukları' konuşuldu]]></title>
			<description><![CDATA[Kepez Belediyesi, çocukların öğrenme süreçlerinde yaşadığı zorluklara dikkat çekmek ve aileleri bilinçlendirmek amacıyla, "Özgül Öğrenme Bozuklukları: Disleksi ve Disgrafi Semineri" düzenledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Antalya Bilim Merkezi'nde gerçekleştirilen, "Özgül Öğrenme Bozuklukları: Disleksi ve Disgrafi Semineri yoğun ilgi gördü. Seminerde, Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzm. Dr. Merve Günay Ay ile Özel Eğitim Uzmanı Tolga Yıldırım, özgül öğrenme bozukluklarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Uzmanlar, özellikle erken farkındalığın çocukların gelişim sürecinde kritik rol oynadığının altını çizdi.

"Zeka geriliği değil, öğrenme güçlüğü"
Özel Eğitim Uzmanı Tolga Yıldırım, özgül öğrenme bozukluğunun çoğu zaman disleksi ya da öğrenme güçlüğü olarak bilindiğini ancak tanımlamada daha geniş bir kapsama sahip olduğunu belirterek, "Okuma, yazma ve matematik alanlarında çocukların en az 6 ay boyunca yapılan müdahalelere rağmen güçlük yaşamaya devam etmesi bu durumu işaret eder. Ancak bu bir zeka geriliği değildir" dedi.

"Özel eğitim desteği önemli"
Özgül öğrenme bozukluğunun hafif, orta ve ağır olmak üzere üç düzeyde değerlendirildiğini ifade eden Yıldırım, orta düzeydeki çocukların yoğun ve uzun süreli özel eğitim desteği olmadan yeterli akademik beceri kazanmasının zor olduğunu dile getirdi. Disleksinin erkek çocuklarda kızlara oranla iki kat daha fazla görüldüğünü aktaran Yıldırım, yazma güçlüğü yaşayan çocuklarda harf ve hece karıştırma, imla hataları, sağ-sol karışıklığı ve kendini yazılı ifade etmede zorlanma gibi belirtilerin görülebileceğini söyledi. Ayrıca matematik alanındaki öğrenme güçlüğü olan (diskalkuli) çocukların sayı kavramlarını anlamakta zorlandığını ve zaman kavramlarında güçlük yaşayabildiğini belirtti.

"Erken farkındalık çok önemli"
Çocuk ve Genç Psikiyatristi Uzm. Dr. Merve Günay Ay ise özgül öğrenme bozukluğunun nedenlerine değinerek, durumun yüzde 50-70 oranında genetik temelli olduğunu söyledi. Ailelerde bu durumun bulunmasının çocukta görülme riskini 5 ila 12 kat artırdığını ifade ederek, çevresel faktörlerin de bu süreci etkilediğini belirtti.

"Uzmana başvurulmalı"
Ay, okul öncesi dönemde konuşma gecikmesi, kelime dağarcığında sınırlılık, renk ve sayı kavramlarını öğrenmede zorluk gibi belirtilerin erken sinyaller olabileceğini dile getirerek, "Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalı" dedi.

"Tanıda acele edilmemeli"
Tanı sürecinde acele edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, öğrenme güçlüğü tanısı koyulmadan önce çocuğun yeterli eğitim alıp almadığının, görme gibi fiziksel sorunlarının olup olmadığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Tanı sürecinde zeka testleri ve özel değerlendirme bataryalarının kullanıldığını da sözlerine ekledi.

"Okul öncesinde farklı testler"
Çocukların okumasına, yazmasına ve aritmetik becerilerine bakıldığının da altını çizen Ay, okul öncesi çocuklara da farklı testlerle işitmeyle ilgili ve algısal testlerle sonuca ulaşıldığını bildirdi. Okul dönemindeki çocuklar için ise öncelikle yeterli eğitim almış mı, yeterli eğitim almasına rağmen öğrenmemiş mi bunlara bakıldığını sözlerine ekledi.

Multidisipliner destek vurgusu
Söyleşiye katılan her iki uzmanda, özgül öğrenme bozukluğunun uzun soluklu bir süreç olduğunu ve tedavide aile, okul, öğretmen ve uzman iş birliğinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Ayrıca bu tanıyı alan öğrencilerin eğitim hayatında ek süre, bireysel sınav ortamı gibi çeşitli haklara sahip olduğu da hatırlatıldı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-ozgul-ogrenme-bozukluklari-konusuldu-1875_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-ozgul-ogrenme-bozukluklari-konusuldu-1875_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-ozgul-ogrenme-bozukluklari-konusuldu-1875-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-ozgul-ogrenme-bozukluklari-konusuldu-1875_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kepez-de-ozgul-ogrenme-bozukluklari-konusuldu/39269/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 12:22:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Manavgat Devlet Hastanesi, inme ile mücadelede Antalya'da birinci oldu]]></title>
			<description><![CDATA[Manavgat Devlet Hastanesi, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen değerlendirmede, inme vakalarına müdahale hızı ve başarı oranıyla tüm hastaneleri geride bırakarak il birincisi seçildi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki hastanelerin katılımıyla düzenlenen İnme Değerlendirme Toplantısı'nda Manavgat Devlet Hastanesi büyük bir başarıya imza attı. Beyne pıhtı atması sonucu oluşan felç durumlarına karşı verilen mücadelede, 10 binde 26,5 oranıyla en hızlı ve en yüksek oranda müdahale eden hastane olan Manavgat Devlet Hastanesi, Antalya’nın zirvesine yerleşti.

Rekor oranla gelen teşekkür
İnme Komisyonu üyeleri ve Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan tarafından açıklanan verilere göre; Manavgat Devlet Hastanesi, özellikle ilk 4 saat içinde uygulanan ve hayati önem taşıyan trombolitik tedavi (pıhtı eritici ilaç ile damar açılması) başarısıyla örnek teşkil etti. Hastane yönetimi ve personeli, sergiledikleri üstün performans nedeniyle komisyon tarafından teşekkürle ödüllendirildi.

"Zamanla yarışıyoruz, felci engelliyoruz"
Elde edilen başarıya ilişkin açıklamalarda bulunan Manavgat Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Mehmet Deniz, inme tedavisinde hızın hayati önem taşıdığını vurguladı. Dr. Deniz, "Beyne pıhtı attığında, beyin dokusu oksijensiz kalarak işlevini yitirir ve bu durum vücutta kalıcı felçlere yol açar. Ancak ilk 4 buçuk saatlik altın dilimde uyguladığımız pıhtı eritici tedaviyle bu felç durumunu tamamen veya tamama yakın düzeltebiliyoruz. Burada en kritik nokta doğru teşhis ve sürattir" dedi.

"Bu bir ekip ve hizmet aşkı başarısıdır"
Başarıda emeği geçen tüm personele teşekkür eden Başhekim Deniz, "Birçok büyük hastanenin yer aldığı bu platformda, komisyonun; ‘Manavgat Devlet Hastanesi bu konuda sorunsuz çalışıyor, örnek teşkil ediyorlar’ diyerek bizleri onurlandırması en büyük gurur kaynağımızdır. Bu başarı; acil servis doktorlarımız, nöroloji uzmanlarımız ve koordinasyon birimimizin bir ekip ruhuyla, hizmet aşkıyla ve fedakarlıkla çalışmasının sonucudur. Tüm ekibime yürekten teşekkür ediyor, başarılarımızın devamını diliyorum" İfadelerini kullandı
Manavgat Devlet Hastanesi, elde ettiği bu oranla sadece Antalya’da değil, bölge genelinde inme ile mücadelede en güvenilir merkezlerden biri olduğunu kanıtlamış oldu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalya-da-birinci-oldu-395.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalya-da-birinci-oldu-395.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalya-da-birinci-oldu-395-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalya-da-birinci-oldu-395.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/manavgat-devlet-hastanesi-inme-ile-mucadelede-antalya-da-birinci-oldu/39265/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 12:19:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Alanya'da 9 bin hastaya işitme sağlığı hizmeti]]></title>
			<description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Odyometri Birimi, 2026'nın ilk üç ayında 9 bin 937 hastaya sağlık hizmeti sundu.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Kulak Burun Boğaz hekimlerinin yönlendirmesiyle görev yapan odyologlar ve odyometristler, işitme ve denge bozukluklarının tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde rol üstleniyor. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Sorumlu Odyometrist Nezahat Küçük, birimde her yaş grubuna yönelik kapsamlı hizmet sunulduğunu belirterek, "Odyolojik testler, timpanometri, yenidoğan işitme taraması (BERA), denge ve koordinasyon testleri ile klinik BERA uygulamaları, deneyimli odyolog ve odyometristlerimiz tarafından sessiz kabin ortamında, ağrısız ve güvenli şekilde uygulanmaktadır. Bu sayede işitme kayıplarının erken teşhisi sağlanmaktadır" dedi.
Odyolojinin hem işitme hem de denge sistemlerini inceleyen çok yönlü bir bilim dalı olduğuna dikkat çeken Küçük, birimde 5 odyometrist ve 3 odyolog ile hizmet verdiklerini belirterek, "Odyolagların Sorumlusu Fatih Kaş ile birlikte son üç ayda 4 bin 190 hastaya odyolojik test, 2 bin 890 kişiye timpanometri, 425 bebeğe yenidoğan işitme taraması, bin 220 kişiye denge ve koordinasyon testi uygulanırken, 84 hastaya klinik BERA testi gerçekleştirdik. Toplamda 9 bin 937 hastanın testlerini başarıyla tamamlayarak tanı süreçlerini kolaylaştırdık" ifadelerini kullandı.
Kulak Burun Boğaz Kliniği Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Murat Kar ise işitme kaybının yalnızca duyma değil, iletişim ve sosyal yaşamı da etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, erken tanı ve uzman desteğinin önemini vurguladı. Doç. Dr. Kar, "İşitme kaybı yalnızca sesleri az duymak anlamına gelmez. Aynı zamanda konuşmaları ayırt etme, anlamlandırma ve sosyal ortamlarda sağlıklı iletişim kurma becerisini de etkiler. Sosyal, fiziksel ve zihinsel sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilen bu durum, ihmal edilmemesi gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu süreçte odyolog ve odyometristlerin katkısı son derece değerlidir "dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/alanya-da-9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-1645_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/alanya-da-9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-1645_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/alanya-da-9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-1645-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/alanya-da-9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti-1645_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/alanya-da-9-bin-hastaya-isitme-sagligi-hizmeti/39241/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:06:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kilo vermek isteyenlere yeni öneri: Saatleri değiştirin]]></title>
			<description><![CDATA[Yeni bir araştırmaya göre erken kahvaltı yapmak ve gece açlık süresini uzatmak, daha düşük vücut kitle indeksiyle ilişkilendirildi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İspanya merkezli Barcelona Institute for Global Health tarafından yürütülen araştırma, kilo kontrolünde yalnızca besin türlerinin değil, yemek saatlerinin de belirleyici olabileceğini ortaya koydu.

Uluslararası Davranışsal Beslenme ve Fiziksel Aktivite Dergisi’nde yayımlanan çalışmada, 40-65 yaş aralığındaki 7 binden fazla yetişkinin verileri incelendi. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve sağlık verileri 5 yıl boyunca takip edildi.

Araştırmaya göre gece boyunca daha uzun süre aç kalmak ve günün erken saatlerinde kahvaltı yapmak, daha düşük vücut kitle indeksi (BMI) ile ilişkilendirildi.

Bilim insanları, bu durumun vücudun biyolojik saatine uyumlu beslenme ile bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

Çalışma, “kronobeslenme” olarak adlandırılan ve beslenme zamanlamasını inceleyen yeni bir araştırma alanına dayanıyor.

Bu yaklaşıma göre düzensiz yemek saatleri, vücudun sirkadiyen ritmiyle çelişerek metabolizma ve iştah düzenini olumsuz etkileyebiliyor.

Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise kahvaltıyı atlayarak yapılan aralıklı orucun kilo üzerinde belirgin bir etkisinin olmaması oldu.

Özellikle bazı erkek katılımcılarda uzun açlık sürelerine rağmen kilo kontrolünde ek bir avantaj gözlenmedi.

Araştırma, beslenme alışkanlıklarının yaşam tarzı ile yakından ilişkili olduğunu da ortaya koydu.

Kadınların genellikle daha sağlıklı beslendiği, erkeklerde ise sigara, alkol kullanımı ve düşük fiziksel aktivite gibi faktörlerin daha yaygın olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, bulguların önemli ipuçları sunduğunu ancak kesin önerilerde bulunmak için daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Yine de elde edilen veriler, sağlıklı kilo yönetimi için yemek zamanlamasının göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kilo-vermek-isteyenlere-yeni-oneri-saatleri-degistirin-7115.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kilo-vermek-isteyenlere-yeni-oneri-saatleri-degistirin-7115.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kilo-vermek-isteyenlere-yeni-oneri-saatleri-degistirin-7115-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kilo-vermek-isteyenlere-yeni-oneri-saatleri-degistirin-7115.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kilo-vermek-isteyenlere-yeni-oneri-saatleri-degistirin/39231/</link>
			<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:10:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi'nden Parkinson hastalarına özel eğitim]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü kapsamında Parkinson hastalarına yönelik eğitim programı düzenledi. Atatürk Antalya Spor ve Fitness Merkezleri'nde (ASFİM) gerçekleştirilen etkinlikte kurslara katılan Parkinson hastaları ve yakınlarına hastalığa ilişkin bilgilendirme yapılırken, günlük hayatı kolaylaştıracak yöntemler ve egzersiz teknikleri anlatıldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediyesi, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü nedeniyle Antalya Spor ve Fitness Merkezleri'nde (ASFİM) Parkinson hastalarına yönelik eğitim düzenledi. Eğitime katılan Parkinson hastalarına ve yakınlarına Doktor Feride Ekimler Şahin Süslü tarafından hastalık hakkında bilgiler verilirken, faydalı egzersizler ve günlük yaşamı kolaylaştıracak yöntemler anlatıldı. Eğitimin ardından ise faydalı egzersiz programları uygulamalı olarak gösterildi. Parkinson'un genellikle 65 yaş üzerinde ki bireylerde yüzde 1 oranında görüldüğünü belirten Dr. Feride Ekimler Süslü, "Hastalık; yürüme bozuklukları, hareketlerde yavaşlama ve günlük aktivitelerde kısıtlılık gibi sorunlara yol açabiliyor. Uygulanan tedavilerin yanı sıra egzersizlerle hastaların günlük yaşamlarını kolaylaştırmayı amaçlıyoruz" dedi.

"Derslerin faydasını görüyorum"
ASFİM eğitmeni Yeliz Durak ise Parkinson'un yalnızca bireyleri değil, aileleri ve toplumu da etkileyen bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, "Küçük bir hareket bile büyük fark oluşturur. Büyükşehir Belediyesi olarak Parkinson hastalarına destek olmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı. Parkinson dersi kursiyeri Emine Demir, "Önceden ileri yaş grubu derslerine geliyordum. Sonrasında Parkinson teşhisi konulunca Parkinson hastalarına özel olan derslere gelmeye başladım. Bu derslerin çok faydasını görüyorum. Günlük yaşantımdaki hareketlerimde önemli değişiklikler oluyor, kendime güvenim artıyor. Daha önce birçok farklı kursa gittim ama en son burada aradığımı buldum" diye konuştu.

"Çok fazla gelişme katettim"
Parkinson dersi kursiyeri Hüseyin Uluışık ise, "Bir süredir burada çalışmalara geliyorum ve çok fazla faydasını gördüm. Sağ olsun hocalarımız bizim için çok farklı çalışmalar yapıyorlar. İlk geldiğim günden bu yana çok gelişme katettim. 5 yıllık bir Parkinson geçmişim var, burada çok artılar kazandım. Buraya herhangi bir ücret ödemiyoruz, tamamen ücretsiz şekilde bu harika hizmeti alıyoruz" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/buyuksehir-belediyesi-nden-parkinson-hastalarina-ozel-egitim-8249_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/buyuksehir-belediyesi-nden-parkinson-hastalarina-ozel-egitim-8249_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/buyuksehir-belediyesi-nden-parkinson-hastalarina-ozel-egitim-8249-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/buyuksehir-belediyesi-nden-parkinson-hastalarina-ozel-egitim-8249_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/buyuksehir-belediyesi-nden-parkinson-hastalarina-ozel-egitim/39216/</link>
			<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 12:17:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Türkiye’nin CAR-T hamlesi güçleniyor]]></title>
			<description><![CDATA[ Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Ankara'da ziyaret ettiği Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na Akdeniz Üniversitesi bünyesinde kurulan CAR-T Hücresel Tedavi Merkezi hakkında bilgi verdi. Rektör Özkan, ilk tedaviyi gerçekleştirmek için gün saydıklarını belirterek, "Ülkemiz için stratejik öneme sahip bu ileri tedavi altyapısını kazandırmış olmanın gururunu yaşıyoruz" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Ankara’da Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu ziyaret etti. Rektör Özkan, üniversite içerisinde hayata geçirilen ileri tedavi altyapısı hakkında Bakan Memişoğlu’na kapsamlı bilgi verdi. Türkiye’nin sağlık alanındaki stratejik hedefleri doğrultusunda kurulan merkezin önemini vurgulayan Rektör Özkan, merkezle birlikte Türkiye’nin ileri hücresel tedavilerde önemli bir eşiği aştığını belirterek, ilk uygulama için hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. Rektör Özkan, "Ülkemiz için stratejik öneme sahip bu ileri tedavi altyapısını kazandırmış olmanın gururunu yaşıyoruz. İlk tedaviyi gerçekleştirmek için gün sayıyoruz" dedi.
Rektör Özkan, merkezin yalnızca tedavi değil, aynı zamanda bilimsel üretim açısından da kritik bir rol üstleneceğini vurguladı.

"Hem hastalara umut hem Türkiye’ye güç"
Özkan, merkezin klinik başarı ile akademik üretimi bir araya getireceğini ifade ederek, "Hem hastalarımıza umut olması hem de ülkemizin sağlık alanındaki yetkinliğine güçlü katkılar sağlaması en büyük hedefimizdir" ifadelerini kullandı.
Bakan Memişoğlu’na destekleri ve kabulü için teşekkür eden Rektör Özkan, CAR-T merkezinin Türkiye’nin sağlıkta bağımsızlık hedefleri açısından kritik bir adım olduğunu ifade etti.
Yeni merkezin kanser tedavisinde özellikle dirençli vakalar için umut olmasının hedeflendiği belirtilirken, Türkiye’nin bu alandaki bilimsel ve teknolojik kapasitesine de önemli katkılar sunması bekleniyor. Akdeniz Üniversitesi’nde kurulan merkezde ilk tedavilerin kısa süre içinde başlaması beklenirken, Türkiye’nin bu alanda dünyadaki sınırlı sayıdaki merkezler arasında yerini güçlendirmesi öngörülüyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/turkiye-nin-car-t-hamlesi-gucleniyor-1774_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/turkiye-nin-car-t-hamlesi-gucleniyor-1774_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/turkiye-nin-car-t-hamlesi-gucleniyor-1774-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/turkiye-nin-car-t-hamlesi-gucleniyor-1774_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/turkiye-nin-car-t-hamlesi-gucleniyor/39199/</link>
			<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 13:26:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek, çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla ‘Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı (TKÖAV)’ kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf, kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve tiyatro oyuncusu Mert Fırat katıldı.

Prof. Dr. Berrin Pehlivan: "Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor" "Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması" diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi" dedi.

Prof. Dr. Pehlivan, "Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı, bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik" diye konuştu.

Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, "Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir" dedi.

Prof. Dr. Türker Kılıç: "Kanser önemli bir halk sağlığı problemi" Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi: "350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220’sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti."

Dr. Özlem Koç: "Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal" Dr. Özlem Koç, "Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu.

"Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli" diyen Koç, sözlerini "Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz" şeklinde sonlandırdı.

Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: "Önleme vurgusu daha da güçlenmeli" Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da, "Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle ‘önleme’ kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum" dedi.

Mert Fırat: "Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor"

Kanserle ilgili Türkiye’de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, "Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor" dedi.

Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: "Türkiye’nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum."
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor-7289.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor-7289.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor-7289-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor-7289.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kanserle-mucadeleye-yeni-vakif-onleme-erken-tani-ve-bilimsel-arastirma-hedefleniyor/39118/</link>
			<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 10:04:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Akciğer kanserinde ölüm oranı ürkütüyor: "20 yıl sigara içenler taramadan geçmeli"]]></title>
			<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserinin hem dünyada hem de Türkiye'de kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer aldığını belirterek, özellikle uzun yıllar sigara kullanan kişilerin taramadan geçmesinin hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akciğer kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Kıyık, "Yaklaşık 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş, 50 ila 77 yaş arasındaki kişiler risk grubunda yer alıyor. Bu kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi çekildiğinde, 100 kişiden 4'ünde erken evrede akciğer kanseri teşhisi koyabiliyoruz" dedi.
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya'da bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanserine ilişkin açıklamalar yaptı. Hastalığın görülme sıklığı ve ölüm oranlarının ürkütücü boyutta olduğunu ifade eden Kıyık, dünya genelinde her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon akciğer kanseri vakası görüldüğünü, bunların 1 milyon 800 bininin ölümle sonuçlandığını belirtti. Türkiye'de ise yılda 50 bin yeni akciğer kanseri vakasının tespit edildiğini, bunların 35 bininin hayatını kaybettiğini kaydetti.

"Akciğer kanseri ölüm sırasında birinci sırada"
Akciğer kanserinin tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler arasında ölüm sırasında ilk sırada bulunduğunu dile getiren Kıyık, taramanın temel amacının hastalığı oluşmadan önlemek ve erken evrede yakalamak olduğunu söyledi. Kıyık, "Dünyada yılda iki buçuk milyon akciğer kanseri görülüyor ve maalesef bunların 1 milyon 800 bin kişisi hayatını kaybediyor. Türkiye'ye gelecek olursak yılda 50 bin yeni akciğer kanseri görülüyor ve bunların 35 bini hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri maalesef tüm dünyada ve Türkiye'de kanserler içerisinde ölüm sırasında birinci sırada yer alıyor" ifadelerini kullandı.
Bir yanda koruyucu hekimliğin, diğer yanda tedavi edici hekimliğin bulunduğunu hatırlatan Kıyık, akciğer kanseri taramasının koruyucu hekimlik açısından önemli bir adım olduğuna dikkat çekti.

Risk grubunu anlattı
Tarama yapılacak grupların belirli kriterlere göre seçildiğini belirten Kıyık, "Biz hekimler akciğer kanserinde taramayı şu amaçla yapıyoruz. Bir koruyucu hekimlik var, bir de tedavi edici hekimlik var. Koruyucu önlemlerden bir tanesi de kişi akciğer kanseri olmasın diye akciğer kanseri taraması yapılmasıdır. Risk gruplarını önce belirliyoruz. Yaklaşık olarak 20 yıl günde bir paket sigara içmiş bir insan 50 ila 77 yaş arasındaysa, akciğer kanserinin en fazla görülme yaşları bu yaş grupları oluyor" dedi.
Bu yaş grubunda yer alan ve uzun süre sigara kullanan kişilere düşük doz bilgisayarlı tomografi önerildiğini söyleyen Kıyık, bunun hem radyasyon maruziyetini azalttığını hem de kanser vakalarının başlangıç aşamasında tespit edilmesine imkan sağladığını kaydetti. Kıyık, "Bu yaş grubunda sigara içen insanlara düşük doz bilgisayarlı tomografi çektiriyoruz. Yani hem radyasyonundan korumuş oluyoruz hem de akciğer kanseri varsa bir başlangıç halinde yakalayıp onu bertaraf etmek istiyoruz. Hem de ikinci bir uyarı da o hastamızla, sigara içen kişiyle yüz yüze geldiğimiz zaman şunu anlatıyoruz; içtiğiniz sigara risk doğuruyor, sizi bunun için tarıyoruz. Belki onu sigarayı bırakması için de yardımcı bir gerekçe olmuş oluyor" diye konuştu.

"100 kişiden 4'üne erken evrede teşhis konuyor"
Tarama programlarının yalnızca kanseri değil, sigaranın yol açtığı diğer akciğer hastalıklarını da ortaya çıkarabildiğine işaret eden Kıyık, erken tanının çok yönlü fayda sağladığını söyledi. Kıyık, "Bu tarama yapıldığında 100 kişiden 4 kişiye erken evrede akciğer kanseri teşhisi konuyor. Ayrıca başka bir akciğer hastalığı varsa, kanser dışında onlar da ortaya çıkarılmış oluyor. Kişi başlangıç aşamasında bir enfeksiyonla karşı karşıya olabilir. İçtiği sigarayla maruz kaldığı başka bir hastalık, KOAH, interstisyel akciğer hastalığı gibi diğer hastalıklar da oluşuyor olabilir. Bunlar da önlenmiş oluyor" dedi.

"Arabalarını bakıma götürdükleri gibi kendileri de gelsinler"
Tarama sisteminin yaygınlaşmasının önemine değinen Kıyık, sigara kullanan vatandaşların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Kıyık, "Artık Avrupa'da ve Amerika'da olan akciğer kanseri taramasının bizde de rutin olarak başlaması gerekiyor. Ama diyelim ki şu anda yok, bizim uyarımız sigara içen insanlara bir, sigarayı bırakmaları; iki, eğer sigara içiyorlarsa, bu yaş grubundaysalar, 50-77 yaş arasındaysalar, 20 yıldır sigara içmişlerse nasıl arabalarını yılda bir yahut da 10 bin kilometre, 15 bin kilometrede bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler. Zaten devletimizin de sigara bırakma polikliniği hizmeti var. Hem o hizmeti almış olurlar hem de kendi sağlıkları için bir taramadan geçmiş olurlar" ifadelerini kullandı.

Genç yaşta sigaraya başlayanlar için ayrı uyarı
Türkiye'nin genç yaşta sigaraya başlama oranında öne çıkan ülkeler arasında bulunduğunu belirten Dr. Murat Kıyık, Rusya, Sırbistan ve Macaristan gibi ülkelerde de benzer bir tablo görüldüğünü söyledi. Sigaraya ne kadar erken başlanırsa riskin o kadar arttığını vurgulayan Kıyık, tarama yaş aralığının ortalama veriler üzerinden belirlendiğini ancak daha genç yaşta sigaraya başlayanların da ciddi risk altında olduğunu ifade etti.
Kıyık, "Bütün dünyada bazı ülkelerde, özellikle bizim Türkiye, genç yaşta sigaraya başlama konusunda hemen hemen birinci sırada geliyor. Bizim gibi ülkeler var; Rusya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerde de erken yaşta sigaraya başlama söz konusu. Onun için ne kadar erken başlanıyorsa sigaraya, riski o kadar artıyor. Aslında biz 50-77 diyoruz ama bunlar ortalama yaşlar. Kişi 15 yaşında bir paket sigara içmeye başlamışsa, 20 yıl içince 35 yaşına gelmiş oluyor. Aynı riski o da taşıyor aslında" dedi.

"14 yaşında başlamıştı, 34 yaşında kaybettik"
Genç yaşta sigaraya başlamanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğine ilişkin örnek de paylaşan Kıyık, çok genç akciğer kanseri hastalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Kıyık, "Tarama grubu olarak 50-77 yaş arası grubu söylemiş isek de erken yaşta sigaraya başlayanlar dikkatli olmalı. Çünkü bizim çok genç akciğer kanser hastalarımız var. Hatta öyle ki, bir hastamın oğlu akciğer kanseriydi. Baba hala yaşıyor. Oğlunu 34 yaşında kaybettik. 14 yaşında sigaraya başlamıştı. Maalesef 3 yıl yaşadıktan sonra kaybettik" ifadelerine yer verdi.

"Pulmoner emboli sessiz ölüme yol açabiliyor"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuri Tutar da akciğer damarına pıhtı atmasının, tıptaki adıyla pulmoner embolinin, çoğu zaman kalp krizi ile karıştırılabilen ve ani ölümlere yol açabilen ciddi bir tablo olduğuna dikkat çekti. Pulmoner embolide en kritik noktanın hastalıktan şüphelenmek olduğunu vurgulayan Tutar, göğüs ağrısı, öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgam gibi belirtilerle ortaya çıkabilen tablonun hayati risk taşıdığını söyledi.
Prof. Dr. Tutar, "Akciğer damarına pıhtı atması özellikle sessiz ölüme yol açan bir durumdur. Aslında bilmediğimiz durumlarda, herkes kalp krizi geçirdiğini hissederken bunun sebebi pulmoner emboli olabilir. Aynı şekilde göğüs ağrısı yapar ve göğüs ağrısı sonucunda da hastalarda öksürük, balgam, ateş ve kanlı balgamla bize gelebilir. Göğüs ağrısının sebebi, akciğer damarına pıhtı atmasından kaynaklanabilir" dedi.

Uzun yolculuk ve hareketsizlik uyarısı
Pulmoner embolinin özellikle uzun süre hareketsiz kalan kişilerde daha sık görülebildiğini belirten Tutar, pıhtının çoğunlukla bacak toplardamarlarında oluştuğunu, ardından akciğer damarına ilerleyerek damarlanmayı bozduğunu ifade etti. Tutar, "Bu özellikle uzun süreli yolculukta, hareketsiz kalmış bireylerde oluşabilir. Bacaktaki toplardamarlarda pıhtı oluşur. Ondan sonrasında bu pıhtı akciğer damarına atar ve akciğerin damarlanmasını bozar. Bundan sonrasında biz sıklıkla kan sulandırıcı tedaviler kullanırız ve buna göre kan sulandırıcı tedavilerle hastalığı tedavi etmeye çalışırız. Burada en önemli şey, hastalıktan şüphelenmektir" diye konuştu.

"Kalp krizi sanıldı, pulmoner emboli çıktı"
Yakın zamanda üniversitede yaşanan bir vakayı örnek gösteren Prof. Dr. Tutar, pulmoner embolinin sinsi ve ölümcül seyredebildiğini anlattı. Tutar, "Çok yakın zamanda bizim üniversitemizde bir onkoloğun eşi göğüs ağrısıyla kırklı yaşlarda acile başvurdu ve kalp krizi şüphesiyle hemen anjiyo yapıldı. Ancak akciğer damarına pıhtı atmıştı ve hasta kaybedildi" ifadelerini kullandı.

İki saat mola önerisi
Özellikle uzun yolculuk yapanların, hareketsiz kalanların ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların risk altında olduğuna işaret eden Tutar, korunma açısından basit ama etkili önlemlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Tutar, "Doğal olarak özellikle uzun yolculuklarda iki saatte bir mola vermek gerekir. Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar da risk altındadır. Bu açıdan dikkat edilmesi gerekir" dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akciger-kanserinde-olum-orani-urkutuyor-20-yil-sigara-icenler-taramadan-gecmeli-5985.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akciger-kanserinde-olum-orani-urkutuyor-20-yil-sigara-icenler-taramadan-gecmeli-5985.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akciger-kanserinde-olum-orani-urkutuyor-20-yil-sigara-icenler-taramadan-gecmeli-5985-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/akciger-kanserinde-olum-orani-urkutuyor-20-yil-sigara-icenler-taramadan-gecmeli-5985.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/akciger-kanserinde-olum-orani-urkutuyor-20-yil-sigara-icenler-taramadan-gecmeli/39106/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:14:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kepez'de kolon kanserine karşı bilinçlendirme eğitimi]]></title>
			<description><![CDATA[Kepez Belediyesi, Yaşlı Dostu Kepez Projesi kapsamında Kolon Kanseri Farkındalık Haftası'nda belediye personeline yönelik bilinçlendirme eğitimi düzenledi. Doç. Dr. Bilge Baş'ın katılımıyla gerçekleştirilen programda erken teşhisin önemi, risk faktörleri ve korunma yöntemleri detaylı şekilde ele alındı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi koordinasyonunda Meclis Salonu'nda düzenlenen "Kolon Kanseri Farkındalık Eğitimi" yoğun ilgi gördü. Programda kolon kanserinin sinsi ilerleyen yapısı, erken dönemde belirti vermeden gelişebilmesi ve bu nedenle düzenli taramaların hayati önem taşıdığı vurgulandı. Uzman hekim tarafından yapılan sunumda; hastalığın oluşum süreci, genetik ve çevresel risk faktörleri, beslenme alışkanlıklarının etkisi ve modern tanı yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Özellikle 50 yaş ve üzeri bireylerde görülme sıklığının arttığına dikkat çekilerek, bu yaş grubunun düzenli tarama programlarına katılmasının erken teşhis açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Aile öyküsü bulunan bireylerin ise kontrollerine daha erken yaşlarda başlaması gerektiği belirtildi. Eğitimde ayrıca sağlıklı ve dengeli beslenmenin, lif açısından zengin gıdaların tüketilmesinin, fiziksel aktivitenin artırılmasının ve zararlı alışkanlıklardan uzak durulmasının kolon kanseri riskini azaltmadaki etkileri ele alındı. Katılımcılara, günlük yaşamda uygulanabilecek basit ancak etkili önlemlerle hastalığa karşı korunmanın mümkün olduğu aktarıldı. Program, katılımcıların yönelttiği sorularla interaktif şekilde devam ederken, toplumda doğru bilinen yanlışların düzeltilmesine ve bilimsel, güvenilir bilgilerin yaygınlaştırılmasına katkı sağladı. Eğitim sonunda katılımcıların konuya ilişkin farkındalığının arttığı gözlemlendi. Düzenlenen bu anlamlı etkinlik, Kepez Belediyesi'nin "Yaşlı Dostu Kepez" vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen çalışmalar arasında yer aldı. Kepez Belediyesi, bireylerin yalnızca hastalık sürecinde değil, hastalıklar ortaya çıkmadan önce bilinçlenmesini sağlamak amacıyla bu tür eğitim ve farkındalık çalışmalarını düzenli olarak sürdürürken, her yaştan vatandaşın daha sağlıklı bir yaşam sürmesi hedefiyle çalışmalarına devam ediyor.

"Erken teşhis hayat kurtarır"
Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ise yaptığı açıklamada, "Toplum sağlığını korumak, yerel yönetimlerin en önemli sorumluluklarından biridir. Bizler Kepez'de yalnızca hizmet üretmiyor, aynı zamanda sağlıklı yaşam bilincini de yaygınlaştırıyoruz. Erken teşhis hayat kurtarır; bu nedenle vatandaşlarımızın düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemelerini özellikle rica ediyorum. Daha sağlıklı bir Kepez için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-kolon-kanserine-karsi-bilinclendirme-egitimi-8890.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-kolon-kanserine-karsi-bilinclendirme-egitimi-8890.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-kolon-kanserine-karsi-bilinclendirme-egitimi-8890-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kepez-de-kolon-kanserine-karsi-bilinclendirme-egitimi-8890.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kepez-de-kolon-kanserine-karsi-bilinclendirme-egitimi/39091/</link>
			<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:06:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanserde, son yılların önemli gelişmesi "Neoadjuvan Tedavinin" başlıca 5 avantajı]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan neoadjuvan tedavi yaklaşımına ilişkin açıklamada bulunan Uzm. Dr. Selami Bayram, "Ameliyat öncesinde uygulanan bu yöntemle tümörü küçültmeyi, hastalığı daha iyi kontrol altına almayı ve cerrahi başarıyı artırmayı hedefliyoruz" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA["Hastaya en doğru sırayla, en etkili tedavi planlanır"
Kanser tedavisinde son 20 yılda yaşanan en önemli yeniliklerden biri kuşkusuz neoadjuvan tedavi yaklaşımı olduğunu belirten  Uzm. Dr. Selami Bayram,"Neoadjuvan tedavi, sadece ameliyat öncesi verilen bir ilaç tedavisi değildir. Doğru hastada uygulandığında cerrahiyi kolaylaştırabilen, görünmeyen hastalığı daha erken hedefleyebilen, tedavi yanıtını ölçmeye imkan veren ve sonraki adımları daha akılcı biçimde planlamaya yardımcı olan güçlü bir stratejidir. Günümüz onkolojisinde amaç yalnızca tümörü küçültmek değil; hastaya en doğru sırayla, en etkili ve en kişiselleştirilmiş tedaviyi sunmaktır. Ancak her kanser hastası için uygun değildir. Bu karar; tümörün evresi, yayılım durumu, biyolojik alt tipi, hastanın genel performansı ve multidisipliner konsey değerlendirmesi ile verilir" şeklinde konuştu.

"Sonuç, tümörün tedaviye verdiği yanıta bağlıdır"
Neoadjuvan tedavinin başlıca avantajları sıralayan Uzm. Dr. Selami Bayram, "Birinci avantaj olarak ameliyatı daha mümkün ve daha başarılı hale getirebilir. Bazı tümörler ilk tanı anında büyük olabilir ya da bulundukları bölge nedeniyle doğrudan ameliyat edilmeleri zor olabilir. Neoadjuvan tedavinin temel amaçlarından biri, tümörü küçülterek cerrahiyi teknik olarak daha uygulanabilir hale getirmektir. Bu yaklaşım özellikle meme kanseri ve rektum kanseri gibi bazı hastalıklarda organ koruyucu cerrahi şansını artırabilir. Örneğin uygun hastalarda memenin tamamen alınması yerine meme koruyucu cerrahi yapılabilmesi ya da rektum tümörlerinde kalıcı torba ihtiyacının azaltılması mümkün olabilir. Elbette bu fayda her hastada aynı düzeyde görülmez; sonuç, tümörün tedaviye verdiği yanıta bağlıdır" şeklinde konuştu.

"Sistemik hastalık kontrolü açısından da önemli bir avantaj sağlayabilir"
İkinci avantajın görüntülemede görünmeyen kanser hücrelerine daha erken dönemde etki edebildiğini aktaran Uzm. Dr. Selami Bayram, "Kanser bazen yalnızca görünen ana kitle ile sınırlı değildir. Henüz tomografi, MR veya PET gibi görüntüleme yöntemleriyle tespit edilemeyen çok küçük tümör hücreleri de dolaşımda bulunabilir. Buna tıpta mikrometastatik hastalık denir. Neoadjuvan tedavi, ameliyat öncesinde bu hücrelere erken dönemde etki etme fırsatı sunabilir. Bu nedenle bazı hastalarda sadece lokal kontrol değil, sistemik hastalık kontrolü açısından da önemli bir avantaj sağlayabilir. Özellikle biyolojik olarak daha agresif tümörlerde bu erken sistemik yaklaşım klinik açıdan değerlidir" şeklinde konuştu.

"Bazı tümörlerde tedavinin çok etkili olduğuna işaret edebilir"
Üçüncü avantajın ise tedavinin işe yarayıp yaramadığını ameliyat sonrası daha net anlaşılabildiği olduğunu belirten Uzm. Dr. Selami Bayram, "Neoadjuvan tedavinin en önemli avantajlarından biri, uygulanan tedavinin tümör üzerinde ne kadar etkili olduğunun ameliyat sonrası daha açık biçimde görülebilmesidir. Ameliyatla çıkarılan doku patoloji uzmanları tarafından incelenir ve kanser hücrelerinin tedaviye ne ölçüde yanıt verdiği değerlendirilir. Eğer inceleme sonucunda canlı tümör hücresi görülmezse buna patolojik tam yanıt (pCR) denir. Bu durum, özellikle bazı meme kanseri türlerinde ve bazı başka tümörlerde tedavinin çok etkili olduğuna işaret edebilir. Ancak pCR her kanser türünde aynı anlamı taşımaz. Yine de bu değerlendirme çok önemlidir; çünkü hem tedavinin başarısını göstermeye yardımcı olur hem de ameliyat sonrası ek tedavilerin nasıl planlanacağı konusunda yol gösterir" ifadelerini kullandı.

"Hastaya tek tip değil, daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sunulabilir"
Tedavinin kişiye özel planlanmasına katkı sağladığını ve bu da tedavi sürecindeki dördüncü avantaj olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Selami Bayram, "Günümüzde kanser tedavisi yalnızca tümörün bulunduğu organa göre değil, aynı zamanda tümörün moleküler ve biyolojik özelliklerine göre planlanmaktadır. Neoadjuvan dönemde yapılan biyopsiler ve patolojik değerlendirmeler; tümörün alt tipini, agresifliğini ve hangi tedavilere daha duyarlı olabileceğini anlamamıza yardımcı olur. Örneğin bazı meme kanseri hastalarında HER2 pozitiflik veya triple-negatif biyoloji, bazı tümörlerde ise MSI-H veya dMMR gibi özellikler tedavi seçimini etkileyebilir. Bu sayede hastaya tek tip değil, daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sunulabilir. Modern onkolojide neoadjuvan tedavinin değeri, biraz da bu biyolojik rehberlik gücünden kaynaklanmaktadır" dedi.

"Organın korunmasının önemli olduğu tümörlerde bu, hastalar açısından çok kıymetli bir sonuçtur"
Bazı hastalarda daha sınırlı cerrahiye ve daha iyi fonksiyonel sonuçlara katkı sunabileceğini de söyleyen Uzm. Dr. Selami Bayram, Tümör küçüldüğünde cerrahinin kapsamı da değişebilir. Bu durum bazı hastalarda daha sınırlı rezeksiyon, daha fazla doku korunması ve daha iyi yaşam kalitesi anlamına gelebilir. Özellikle organın korunmasının önemli olduğu tümörlerde bu, hastalar açısından çok kıymetli bir sonuçtur. Bununla birlikte, neoadjuvan tedavi her zaman ameliyat sonrası komplikasyonları azaltır şeklinde kesin bir ifade doğru değildir. Çünkü komplikasyon riski; yapılan ameliyatın tipi, hastanın yaşı, ek hastalıkları, beslenme durumu, radyoterapi alıp almadığı ve tümörün yerleşimi gibi birçok faktörden etkilenir. Daha doğru ifade şudur: Uygun hastalarda tümörün küçülmesi, cerrahi planlamayı kolaylaştırabilir ve bazı durumlarda daha koruyucu cerrahi seçeneklerine imkan sağlayabilir" şeklinde konuştu.

"Her hastaya uygulanmaz, doğru hastada doğru zamanda planlanır"
Uzm. Dr. Selami Bayram son olarak, "Neoadjuvan tedavi, günümüzde birçok ulusal ve uluslararası kılavuzda yer alan önemli bir yaklaşımdır. Ancak bu tedavi her hasta için otomatik olarak tercih edilmez. En doğru yaklaşım; hastalığın evresi, tümörün biyolojik özellikleri, hastanın genel durumu ve ilgili branşların ortak değerlendirmesiyle belirlenir" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserde-son-yillarin-onemli-gelismesi-neoadjuvan-tedavinin-baslica-5-avantaji-514_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserde-son-yillarin-onemli-gelismesi-neoadjuvan-tedavinin-baslica-5-avantaji-514_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserde-son-yillarin-onemli-gelismesi-neoadjuvan-tedavinin-baslica-5-avantaji-514-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/04/kanserde-son-yillarin-onemli-gelismesi-neoadjuvan-tedavinin-baslica-5-avantaji-514_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kanserde-son-yillarin-onemli-gelismesi-neoadjuvan-tedavinin-baslica-5-avantaji/39068/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:24:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dünyada yılda 2 milyon Türkiye'de 22 bin kişi kolon kanseri oluyor]]></title>
			<description><![CDATA[Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon, Türkiye’de ise 22 bin kişiye kolorektal kanser tanısı konulduğunu belirten uzmanlar, erken teşhis ve düzenli taramanın hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, Türkiye'de yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Türkiye'de özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski yüzde 30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90'ın üzerine çıkabiliyor. Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor
Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluştuğunu ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başladığını ifade eden Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir" dedi.

Bu belirtileri görmezden gelmeyin
Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Belirtiler kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler, dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme), karın ağrısı veya kramplar, açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk ve halsizlik. Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır" şeklinde konuştu.

Kolon kanserinden korunma yolları
Kolon kanserinden korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri sıralayan Prof. Dr. Alihan Gürkan, "Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin: Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür. Sigara ve alkolü bırakın: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir. Kilonuzu kontrol altında tutun: Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin. Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir. Tarama testlerini ihmal etmeyin: 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın. Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının: Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk oluşturabilir" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/dunyada-yilda-2-milyon-turkiye-de-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-674.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/dunyada-yilda-2-milyon-turkiye-de-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-674.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/dunyada-yilda-2-milyon-turkiye-de-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-674-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/dunyada-yilda-2-milyon-turkiye-de-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-674.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dunyada-yilda-2-milyon-turkiye-de-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor/39046/</link>
			<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:36:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Horlama deyip geçmeyin: Uyku apnesi hayatı ve güvenliği tehdit ediyor]]></title>
			<description><![CDATA[ Uyku apnesinin yalnızca horlama ve sabah yorgunluğu ile sınırlı bir sorun olmadığını belirten ASYOD Uyku Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Karadağ, hastalığın fiziksel ve zihinsel sağlığı derinden etkilediğini, sürücü hataları kaynaklı kazaların yüzde 70'inden fazlasında uyku apnesinin rol oynadığını söyledi. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uyku apnesi, üst solunum yolunu içeren hava yollarının tıkanması nedeniyle horlamanın yaşandığı, uyku sırasında solunumun tekrar tekrar kesilip yeniden başladığı ciddi bir solunum bozukluğu olarak dikkat çekiyor. Toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman fark edilmeyen uyku apnesiyle ilgili Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi kapsamında Antalya'da bulunan ASYOD Uyku Bilim Kurulu Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, sağlıklı uykunun bir tercih değil, doğal bir insan hakkı olduğunu söyledi.
Uyku apnesinin yalnızca gece horlamasıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Karadağ, hastalığın bireyin günlük yaşamından kalp sağlığına, iş performansından trafik güvenliğine kadar pek çok alanı doğrudan etkilediğini ifade etti.

"İyi uyumak bir insanlık hakkıdır"
Prof. Dr. Mehmet Karadağ, uykunun insan vücudu için bir restorasyon dönemi olduğunu belirterek, "Tüm dünyada bilim insanları bir şeyi vurgulamak istiyorlar, iyi uyuyanlar daha iyi yaşıyorlar. İyi uyumak bir insanlık hakkıdır, tercih değildir. Doğal bir haktır ve tüm insanların iyi uyuması gerekir. Çünkü hayatımızın üçte biri uykuda geçmektedir. Uyku bizim aslında bir restorasyon dönemimizdir. Gün boyu yorulan vücudun sağlıklı bir uyku ile yeni bir güne hazırlanması gerekir. Uyku sırasında da insanların sadece bir gün önceki yorgunlukları değil, beyni, kalbi, böbrekleri, tüm vücudu yeni bir güne hazırlanmak için bir restorasyon işlemi olur. Bu restorasyon işleminin de enerji kaynağı solunum sistemidir, akciğerlerdir. Bizim her aldığımız nefes kanımızı temizler ve saatte yaklaşık bin defa nefes alır veririz" dedi.

Yeterli nefes alamayan vücut alarma geçiyor
Yatak pozisyonuna geçildiğinde rahat nefes alamamanın tüm vücut sistemlerini etkilediğini belirten Karadağ, uyku sırasında yeterli enerjinin sağlanamamasının ertesi gün yorgunluk, performans düşüklüğü ve dikkat dağınıklığına neden olduğunu söyledi. Karadağ, "İnsanlar yatar pozisyonuna geçtikleri zaman uyku sırasında rahat nefes alamıyorlar ise yeterli enerjiyi sağlayamazlarsa o zaman tüm vücudu bundan etkilenir. Sağlığı etkilenir. Ertesi sabah yorgun uyanır. Kişinin performansı düşer, konsantrasyonu düşer ve bu uzun yıllar devam ettiği zaman da işte ortaya uyku apnesi hastalığı gibi gece uykuda nefes durmaları ortaya çıkmaya başlar ve her nefes durmasında da insan vücudu boğulur gibi bir reaksiyon vermek ister. Kalp çarpıntısı artar, telaşlanır ve vücut sürekli alarma geçtiği için sabah kalktığı zaman dinlenmiş olarak değil de yorgun olarak uyanmaya başlar" diye konuştu.

Hipertansiyon, obezite ve diyabet riskine dikkat çekti
Uyku apnesinin yalnızca uyku kalitesini değil, birçok kronik hastalığın gelişimini de etkilediğini dile getiren Karadağ, özellikle genetik yatkınlığı bulunan kişilerde hipertansiyon riskinin arttığını kaydetti. Karadağ, "Bu tüm hayatını etkiler ve kişinin eğer genetik olarak yatkınlığı varsa hipertansiyon hemen çıkar. Hipertansiyon hastalarının üçte birinde uyku apnesi vardır. Bu çok önemli bir sorun. Onun dışında obezite ortaya çıkar. Bugün dünyadaki en önemli sağlık sorunlarından birisi de obezitedir. Obezite, hipertansiyon, diyabet, şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların tümünün temelinde kişinin sağlıklı uyuyamaması da yatmaktadır. Sağlıklı uyku bir insan hakkıdır. Ve son yıllarda insanlar düzenli uykudan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştır. Bunlar konusunda Dünya Uyku Derneği her yıl belirli uyarılar yapmaktadır. Her yıl 21 Mart, Ekinoks dediğimiz geceyle gündüzün eşit olduğu tarihten bir hafta önceki cuma günü Dünya Uyku Günü olarak tüm dünyada belirli sloganlarla, uyarılarla tüm dünyayı bir şekilde alarma geçirmeye çalışıyoruz. Bu yılın sloganı 'İyi uyuyun, daha iyi yaşayın' sloganıydı" ifadelerini kullandı.

Sürücü hatalı kazaların yüzde 70'inden fazlasında uyku apnesi var
Uyku apnesinin trafik ve iş kazaları açısından da ciddi risk oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ, gece boyunca rahat nefes alamayan kişilerin ertesi güne yorgun ve dikkat bozukluğu ile başladığını söyledi. Karadağ, özellikle sürücüler açısından bu tablonun hayati sonuçlar doğurabileceğine işaret etti. Karadağ, "Uyku apnesi olan kişilerin gece boyunca rahat nefes alamadıkları için konsantrasyonları bozulur ve ertesi güne yorgun kalktıkları için bu trafik kazalarının, iş kazalarının ve normal sağlıklı yaşamdaki insan ilişkilerinin, sosyal ilişkilerinin tümünü doğrudan etkiler. Son yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de sürücü adayların tümünde uyku apnesi sorgulanmaktadır. Uyku apnesi olan kişilerin tedavi olmadan araç sürmemeleri gerekir. Çünkü trafik kazalarının hemen hemen büyük çoğunluğunda yani sürücü hataları olan kazaların yüzde 70'den fazlasında uyku apnesi yatmaktadır. O yüzden yasaların uygulanması gerekiyor. Uyku apnesi olan kişilerin mutlaka tanı konulup tedavisinin yapılması gerekiyor. Ne yazık ki şu anda ülkemizde de dünyada da uyku apnesi olduğu halde tanısı konmayan ya da tedavisi yapılmayan çok sayıda insan var. Bunlar tüm toplum sağlığını, halk sağlığını etkilemektedir" şeklinde konuştu.

Kesin tanı için uyku laboratuvarı, tarama için ev tipi test
Uyku apnesinin kesin tanısında uyku laboratuvarlarının önemli rol oynadığını ifade eden Karadağ, hastaların bir gece boyunca ayrıntılı şekilde izlenerek değerlendirildiğini belirtti. Son yıllarda evde yapılan uyku testlerinin de yaygınlaştığını aktaran Karadağ, tarama amaçlı bu testlerin önemli kolaylık sağladığını söyledi. Karadağ, "Uyku laboratuvarında yatırdığımız hastalara gece sabaha kadar tüm fonksiyonlarını monitörize ediyoruz, kişi uyanık mıdır, uykuda mıdır, derin uykuda mıdır, uykunun evreleri var, REM uykusu, rüya gördüğü dönemde midir, sırt üstü mü yatıyor, yan mı yatıyor, horluyor mu, nefesi duruyor mu, vücutta dolaşan kanın oksijen seviyesi saniye saniye ölçülür, kalp atımları düzenli olarak ölçülür. Aslında tüm insanların uyku testi yaptırmasında hiçbir sakınca yoktur. Artık evlerde de uyku testi yapmaya başladık. Evde uyku testi son yılların en popüler konulardan bir tanesi. Bir kişi uyku laboratuvarında yatmadan da evinde uyku apnesi, tarama testi yapabilmektedir" dedi.

"Tedavi olan hastalarımız 10 yaş gençleştiklerini söylüyorlar"
Sağlıklı uykunun temel kuralları konusunda da önerilerde bulunan Prof. Dr. Mehmet Karadağ, düzenli uyku saatleri, ekran kullanımının azaltılması ve uygun oda şartlarının önemine dikkat çekti. Karadağ, tedavi edilen hastalarda hayat kalitesinin belirgin biçimde arttığını vurgulayarak, "İnsanlar sürekli aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmayı bir şekilde kendilerine prensip edinmelidir. Örneğin, ekranlar son yılların en önemli sorunlarından birisi. Biz yatak odalarından artık cep telefonlarının, televizyonların çıkartılmasını öneriyoruz. Yatmadan en az bir saat önce artık cep telefonlarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Ve yatak odalarının ısısı, sesi ve ışığı çok önemlidir. Uyku hijyeni dediğimiz kurallarımız var bizim. Sessiz, rahat ve belirli bir ısıda olan odalarda insanların rahat bir şekilde uyuması ve yeni bir güne hazırlanmaları gerekiyor. Uyku sağlığının ne kadar önemli olduğunu her geçen gün daha iyi anlamaya başlıyoruz. Hem ülkemizde hem dünyada uyku tıpıyla ilgilenen hekimler bu konuyu artık çok iyi öğrendiler. Tedavi olan hastalarımız o kadar mutlu oluyorlar ki on yaş gençleştiklerini söylüyorlar. Yıllardır kilo veremeyen, birçok diyet yaptığı halde kilo veremeyen kişiler uyku apnesi tanısı konup tedavi olduktan sonra birdenbire kilo veriyorlar. Enerjileri artıyor, yaşam sevinçleri artıyor. Tüm hastalarımıza sağlıklı bir uyku diliyorum" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/horlama-deyip-gecmeyin-uyku-apnesi-hayati-ve-guvenligi-tehdit-ediyor-744.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/horlama-deyip-gecmeyin-uyku-apnesi-hayati-ve-guvenligi-tehdit-ediyor-744.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/horlama-deyip-gecmeyin-uyku-apnesi-hayati-ve-guvenligi-tehdit-ediyor-744-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/horlama-deyip-gecmeyin-uyku-apnesi-hayati-ve-guvenligi-tehdit-ediyor-744.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/horlama-deyip-gecmeyin-uyku-apnesi-hayati-ve-guvenligi-tehdit-ediyor/39024/</link>
			<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 09:46:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kızamıkta aşı karşıtlığı çocukları ölümcül riskle karşı karşıya bırakıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda dünya genelinde yeniden yükselişe geçen kızamık vakaları, özellikle çocuklar açısından ciddi bir halk sağlığı tehdidi haline geldi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamığın yıllar sonra bile beyin hasarına yol açabildiğini belirterek, "Son yıllarda aşı karşıtlığının artması ve çocukların aşılanmaması, bu ölümcül risklerle karşı karşıya kalmamıza neden oluyor. Korunmanın tek yolu aşıdır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya genelinde yeniden artış gösteren kızamık vakaları, çocuklar açısından yalnızca hastalık döneminde değil, sonrasında da hayati risk oluşturuyor. Uzun yılların ardından birçok ülkede yeniden görülmeye başlayan vakalar ve buna bağlı ölümler, hastalığın önemini bir kez daha gündeme taşıdı. Üstelik kızamık, yalnızca hastalık döneminde değil, iyileştikten sonraki süreçte de ciddi riskler barındırıyor. Özellikle Covid-19 pandemisinin ardından çocukluk çağı aşılanma oranlarında yaşanan düşüşün, çocuklarda ölümcül seyredebildiği bilinen kızamık vakalarının artmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.
Medical Park Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferunda Demir, kızamık vakalarındaki artışın nedenlerini ve hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı.

"Salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır"
Kızamığın, rubeola adı verilen bir virüs hastalığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Ferunda Demir, hastalığın özellikle döküntüyle seyreden ve toplumsal yayılım riski yüksek bir enfeksiyon olduğuna işaret etti. Uzm. Dr. Demir, "Kızamık hastalığı, rubeola dediğimiz bir virüs hastalığıdır. Özellikle döküntülerle seyreden bir hastalıktır ve salgınlar şeklinde kendini gösterdiği için çok ciddi önem taşımaktadır" dedi.
Kızamık virüsünün özellikle kış sonu ve ilkbahar başında salgınlara neden olabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, çocuklar arasında bulaşmanın çoğunlukla damlacık yoluyla gerçekleştiğini belirtti. Demir, "Öksürmekle, hapşırmakla, bazen fiziksel temasla birbirlerine bulaştırabilirler. Kızamık virüsünün özellikle 20 ve 37 derece arasında canlı olarak yaşadığını biliyoruz ve havada da bir saat kadar asılı kalabiliyor. Bu yüzden de herhangi bir kızamıklı çocuğun bulunduğu ortamda diğer çocuklara bulaşma ihtimali birkaç saat daha devam edebiliyor, çocuk oradan ayrılmış olsa bile" şeklinde konuştu.

"Yüksek ateşle başlıyor, döküntü tüm vücuda yayılıyor"
Hastalığın kuluçka süresinin genellikle 10 ila 14 gün sürdüğünü belirten Uzm. Dr. Demir, bu sürecin ardından çocuklarda yaklaşık 40 dereceye ulaşabilen yüksek ateş görülebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Demir, hastalığın belirtilerini, "Öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik, gözlerde kızarma gibi semptomlarla gelebilir" sözleriyle anlattı.
Kızamık tanısında ayırt edici bulgulardan birinin ağız içindeki lekeler olduğunu belirten Demir, "Özellikle hastalığı kapan çocukların bir kısmında yanak iç kısmında, ağız içinde gri renkli koplik lekesi dediğimiz lekelerin olması, hastalığın tanı koydurmada bize çok diagnostik bir veridir. Bu şikayetlerin arkasından 4. ya da 5. günde, boyun arkasından ve kulak arkasından başlayan, tüm vücuda yayılan kırmızı ve kahverengi renkli döküntüler meydana gelir. Bu döküntüler 4-5 gün kaldıktan sonra önce solar, ardından soyularak baştan aşağı kaybolur" diye konuştu.

"Menenjitten zatürreye kadar ağır komplikasyonlara yol açabiliyor"
Kızamığın yalnızca ateş ve döküntüyle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Demir, ciddi komplikasyonlarla da seyredebileceğini söyledi. Demir, "Menenjit gelişebilir çocuklarda, orta kulak enfeksiyonu gelişebilir, zatürre bulguları gelişebilir ve çok ağır olan bu durumlar meydana geldiği zaman çocuklarda, hastanelerde yatışlı tedavi gerektirebilen bir hastalıktır" dedi.
Hastalığın sinir sistemi üzerinde de yıkıcı etkiler bırakabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, kızamık geçirildikten sonra bile tehlikenin sona ermediğini kaydetti.

İyileştikten sonra da risk sürüyor: SSPE uyarısı
Uzm. Dr. Ferunda Demir, kızamık virüsünün özellikle beyin dokusunda hasarla seyreden çok ağır bir tabloya da neden olabildiğine dikkat çekerek, "Hastalık atlatıldıktan sonraki 2-3 yıl içinde beyin dokusunu zedeleyen kızamık virüsü, Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) dediğimiz beyin hasarıyla giden ve ölümcül seyredebilen bir hastalıkla da sonuçlanabilir" ifadelerini kullandı. Bu nedenle kızamığın hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Demir, hastalığın çocuk sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirtti.

"Aşılanmama ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor"
Son yıllarda kızamık vakalarındaki artışın en önemli nedenlerinden birinin de aşı karşıtlığı olduğuna işaret eden Uzm. Dr. Demir, "Son yıllarda özellikle aşı karşıtı kişilerin artması, çocukların aşılanmaması bu tür ölümcül risklerle karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor" dedi.
Türkiye'de uygulanan aşı takvimine ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Demir, kızamık aşısının iki doz halinde uygulandığını belirterek, "Türkiye'deki aşı şemasında iki doz aşı var. 12. ay ve 4. yaşta. Son yıllarda salgınların artmasıyla birlikte 9. ayda da ek doz bir aşı önerilmekte" diye konuştu.

"Korunmanın tek yolu aşı"
Aşının kızamığa karşı en etkili korunma yöntemi olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Demir, "Bizim için korunmanın tek yolu aşı diyoruz. Çünkü birinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 93, ikinci aşıdan sonraki koruyuculuk yüzde 97'nin üzerinde. Gördüğümüz hastaların çoğunun da aşısız vakalar olduğunu biliyoruz. Bu yüzden çocuklarımızın aşılarının mutlaka yapılmasını tavsiye ediyoruz. Kızamıklı bir çocukla temastan sonra ilk 3 gün içinde de aşının yapılmasını mutlaka öneriyoruz" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor-4030.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor-4030.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor-4030-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor-4030.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kizamikta-asi-karsitligi-cocuklari-olumcul-riskle-karsi-karsiya-birakiyor/39012/</link>
			<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 11:52:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Genç Onkologlar Kemer’de Buluştu: Bilim ve hukuk aynı platformda]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya’nın Kemer ilçesinde düzenlenen ‘2’nci Ulusal Onkoloji Fellow Kongresi’nde genç onkologlar bir araya geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya’nın Kemer ilçesinde düzenlenen ‘2. Ulusal Onkoloji Fellow Kongresi’, genç onkoloji uzmanları ile bilim insanlarını bir araya getirdi. Kişiselleştirilmiş Onkoloji Derneği tarafından organize edilen kongre, bu yıl ikinci kez gerçekleştirilirken, genç hekimlerin mesleki gelişimine odaklanan yapısıyla dikkat çekti.
Kongrede, onkoloji alanında uzmanlık eğitimi alan ya da yeni uzman olmuş genç hekimlerin erken dönemde birlikte çalışması, sunum becerilerini geliştirmesi ve güncel bilimsel bilgilere erişiminin artırılması hedeflendi. Aynı zamanda mesleğe olan ilgi ve bağlılığın güçlendirilmesi, Türkiye’deki onkoloji alanındaki sorunların paylaşılması ve çözüm yollarının tartışılması da toplantının öncelikli başlıkları arasında yer aldı.
Kişiselleştirilmiş Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Uğur Coşkun, kongrenin gençlere yönelik olması açısından önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek Avrupa’dan ve farklı ülkelerden katılan uzmanların da katkısıyla uluslararası bir vizyonun tartışıldığını ifade etti. Coşkun, özellikle Batı ülkelerindeki eğitim modellerine benzer şekilde, yoğun ihtisas sürecinde edinilen bilgi ve tecrübelerin genç hekimlere erken dönemde kazandırılmasının temel hedef olduğunu vurguladı.
Kongrede bilimsel oturumların yanı sıra hukuki konular da geniş yer buldu. Danıştay ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nden hakimlerin katılımıyla, hekimlerin sıklıkla karşılaştığı malpraktis davaları, bilirkişi raporları ve ilaçların geri ödeme süreçlerine ilişkin önemli değerlendirmeler yapıldı. Bu sayede katılımcılar, mesleki uygulamalarını doğrudan etkileyen hukuki süreçler hakkında birinci elden bilgi edinme fırsatı yakaladı.
Aytuğ Üner ise kongrede bağırsak, akciğer ve baş-boyun kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünün ele alındığını belirterek, yapay zeka destekli tanı yöntemleri, hasta ile iletişim ve yeni tedavi yaklaşımlarının da detaylı şekilde incelendiğini aktardı. Üner, bilimsel içeriğin yanı sıra hukukçularla yapılan etkileşimin farklı bakış açıları kazandırdığını dile getirdi.
Genç hekimleri temsilen İmdat Erolu, daha önce benzer etkinliklerde genellikle dinleyici konumunda olduklarını belirterek bu kez sahnede yer alıp güncel bilimsel gelişmeleri tartışma fırsatı bulduklarını söyledi. Erolu, bu yaklaşımın genç onkologlar için yol gösterici olduğunu ifade etti.
Yurt dışından katılan konuşmacıların da yer aldığı kongrede, vizyoner yaklaşımlar ve uluslararası deneyimler paylaşılırken, genç hekimlerin mesleki donanımının artırılması adına önemli bir platform oluşturuldu. 29 Mart’ta sona erecek kongre, hem bilimsel hem de mesleki dayanışma açısından verimli oturumlara sahne oldu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/genc-onkologlar-kemer-de-bulustu-bilim-ve-hukuk-ayni-platformda-5258.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/genc-onkologlar-kemer-de-bulustu-bilim-ve-hukuk-ayni-platformda-5258.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/genc-onkologlar-kemer-de-bulustu-bilim-ve-hukuk-ayni-platformda-5258-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/genc-onkologlar-kemer-de-bulustu-bilim-ve-hukuk-ayni-platformda-5258.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/genc-onkologlar-kemer-de-bulustu-bilim-ve-hukuk-ayni-platformda/39006/</link>
			<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 16:42:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Antalya'da akciğer sağlığı kongresi başladı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi'nde, solunum hastalıklarının dünyada ve Türkiye'de artan yükü, KOAH, akciğer kanseri, enfeksiyonlar ve hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri ele alındı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kongrede konuşan Prof. Dr. Gülistan Karadeniz, "Solunum hastalıkları hem ülkemizde hem dünyada çok sık görülmekte ve başlıca hastalık ve ölüm nedeni olmaktadır" derken, Prof. Dr. Tevfik Özlü ise küresel ısınmanın hava kalitesini bozduğunu, polen yoğunluğunu artırarak alerjik hastalıkları tetikleyebildiğini dile getirdi.
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği tarafından düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi, Antalya'da başladı. Belek turizm merkezindeki bir otelde gerçekleştirilen kongrenin basın toplantısında, akciğer sağlığına ilişkin güncel literatür, bilimsel çalışmalar ve son rehberler ışığında solunum sistemi hastalıkları tüm yönleriyle ele alındı. Kongrede, hem hekimlerin bilgi ve becerilerinin güncellenmesi hem de toplum sağlığının geliştirilmesine katkı sunacak başlıklar gündeme taşındı.

"Göğüs hastalıkları hekimlerine binen yük her zamankinden daha da fazladır"
Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi 2026 Kongre Başkanı Prof. Dr. Gülistan Karadeniz, kongrenin hem mesleki gelişim hem de toplum sağlığı açısından önemli bir misyon üstlendiğini belirterek, "Bu yıl 11.'sini düzenlemenin büyük gururu ve heyecanıyla göğüs hastalıkları hekimlerimize yönelik bilgi paylaşımı, yenilikçi yaklaşımların güncellenmesi, pratik uygulamalar ile meslektaşlarımıza destek olmaya ve ülkemizdeki insanların akciğer sağlığını geliştirmeye gayret ediyor ve bunun mutluluğu ve sevincini yaşıyoruz. Solunum hastalıkları hem ülkemizde hem dünyada çok sık görülmekte ve başlıca morbidite ve mortalite nedeni olmaktadır" sözleriyle hastalık yükünün boyutuna işaret etti.
Solunum hastalıklarının yaygınlığı nedeniyle göğüs hastalıkları uzmanlarının sorumluluğunun arttığını vurgulayan Karadeniz, "Bu nedenle göğüs hastalıkları hekimlerine binen yük her zamankinden daha da fazladır. Bu nedenle kongremizde göğüs hastalıkları hekimlerimizin bilimsel yenilikleri, tecrübelerini ve pratiklerini geliştirmeleri ve multidisipliner etkileşim ile bilgilerini güncellemeleri, toplumumuzdaki insanların akciğer sağlığının geliştirilmesi açısından çok önemli ve kıymetlidir" ifadelerini kullandı.

"Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tüm dünyada yaklaşık yüzde 10 gibi sıklıkla görülmekte"
Karadeniz, kongrede ele alınan başlıklara da değinerek, "Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tüm dünyada yaklaşık yüzde 10 gibi sıklıkla görülmekte. Yani 10 kişiden birinde görülmekte ve dünya genelinde ve ülkemizde önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaktadır" dedi.
Akciğer kanserinin de hem kadınlarda hem erkeklerde en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan kanser türlerinden biri olduğunu belirten Karadeniz, "Akciğer enfeksiyonları hem kış aylarında artmakta, COVID'de gördüğümüz gibi her zaman akciğerleri tutarak mortaliteyi arttıran bir enfeksiyondur. Bu nedenle hem akciğer enfeksiyonlarındaki hem KOAH'taki hem akciğer kanserindeki tedavi yaklaşımlarının meslektaşlarımıza iletilmesi çok kıymetlidir" dedi. Karadeniz, kongreye 15 uluslararası bilim insanının çevrim içi ve yüz yüze katkı sunduğunu, Türkiye'den de 200'e yakın bilim insanının toplantılarda yer aldığını da sözlerine ekledi.

"Bu sadece bilimsel bir kongre değil"
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği'nin ilk kadın genel başkanı Prof. Dr. Gamze Kırkıl ise kongrede hem göğüs hastalıkları hem de göğüs cerrahisine ilişkin kapsamlı oturumların yer aldığını söyledi. Kırkıl, "Biz kongremizde hem göğüs hastalıkları hem de göğüs cerrahisi ile ilgili oturumlara yer veriyoruz ve toplumda çok sık karşılaşılan astım, KOAH, akciğer kanseri ya da akciğer sertleşmesi gibi hastalıkların özellikle tanıları, tedavileri, takipleri nasıl yapılacak, bunlarla ilgili bilgiler vereceğiz" dedi.
Kongrenin eğitim yönünün de güçlü olduğunu vurgulayan Kırkıl, "Bu sadece aslında bir kongre değil, bilimsel bir kongre değil. Aynı zamanda vereceğimiz eğitimle aslında asistanlarımız, uzmanlarımız sahaya döndükleri zaman topluma çok daha iyi bir hizmet verecekler. Dolayısıyla bizim için aynı zamanda bir vizyon kongresi olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuştu.

113 oturum, 190 sözlü bildiri, 322 poster bildiri
Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi 2026 Bilimsel Komite Başkanı Prof. Dr. Özlem Erçen Diken de kongrenin bilimsel programına ilişkin bilgi verdi. Diken, "Göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi alanında tanı, tedavi ve günlük pratiğe yönelik bilgi birikiminin arttırılması, güncel gelişmelerin paylaşılması ve mesleki etkileşimin güçlendirilmesi amacıyla son derece zengin ve kapsamlı bir bilimsel programa ev sahipliği yapıyoruz" dedi.
Diken, kongrenin ilk gününde teorik bilgilerin güncellenmesi ve pratik becerilerin geliştirilmesine yönelik 11 farklı konuda kurs gerçekleştirildiğini belirterek, "İzlenen günlerde ise bilimsel program, konferanslar, uydu oturumları, olgu konseyleri, yuvarlak masa, atölye çalışmaları ve asistan odaları ile çok yönlü bir biçimde sürecektir" diye konuştu. Kongre boyunca toplam 113 oturum planlandığını kaydeden Diken, 32 sözlü bildiri oturumunda 190 sözlü bildiri, 16 elektronik poster oturumunda ise 322 poster bildirinin bilim dünyasıyla paylaşılacağını söyledi.

Hava kirliliği, solunum hastalıklarına zemin hazırlıyor
Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Tevfik Özlü ise konuşmasında hava kirliliğinin akciğer sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Temiz hava solumanın temel bir hak olduğunu vurgulayan Özlü, "Nefes almanın da temiz bir hava solumak amaçlı olduğunu biliyoruz. Temiz hava soluma özgürlüğü her insanın doğuştan gelen bir hakkıdır ve bu hakkımızı korumak zorundayız. Akciğerlerimiz dışa açık organımız, her dakika hepimiz, tüm insanlık ortalama 10 litre havayı akciğerine alır ve tekrar geri verir" ifadelerini kullandı.
Özlü, dış ortam hava kirliliğinin kentleşme, sanayileşme, motorlu taşıtlar, endüstriyel faaliyetler, inşaatlar ve orman yangınları gibi pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıktığını belirterek, bu kirli havanın içinde bulunan zararlı gazların ve ince partiküllerin solunum sistemi başta olmak üzere tüm vücut üzerinde olumsuz etkiler meydana getirdiğini anlattı. Özlü, hava kirliliğinin kısa vadede burun tıkanıklığı, hapşırık, geniz akıntısı, boğazda ve gözlerde yanma, öksürük, nefes darlığı ve hırıltı gibi şikâyetlere yol açabildiğini, uzun vadede ise KOAH, astım ve alerjik hastalıkların gelişimine zemin hazırlayabildiğini kaydetti. Özlü, bu yönüyle hava kirliliğinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda doğrudan bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti.

"Görünmez tehdit"
Kapalı alanlardaki iç ortam hava kirliliğinin de en az dış ortam kadar önemli olduğunu vurgulayan Özlü, evlerde kullanılan yakıtlar, sigara dumanı, sentetik malzemeler, küf, rutubet ve ev tozu akarlarının ciddi risk oluşturduğunu belirtti. Özlü, "O açıdan bu hava kirliliği görünmez bir tehdittir. Çoğu zaman farkına varmadığımız, önemsemediğimiz bir durumdur" diyerek, özellikle kapalı ortamların düzenli olarak havalandırılması gerektiğini dile getirdi.

Küresel ısınmanın hava kalitesine etkisi
Prof. Dr. Tevfik Özlü, küresel ısınmanın da akciğer sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gereken bir başlık olduğunu belirterek, "Biliyorsunuz insanoğlunun ortaya çıkardığı sera gazları dediğimiz bir takım gazlar karbonmonoksit gibi, metan gibi bazı gazlar küresel ısınmaya yol açıyor ve bu küresel ısınma da hava kalitemizi bozuyor. Küresel ısınma, hem susuzluğa, kuraklığa hem tarım sektöründe bozulmalara da yol açar. Birçok alerjinin yoğunluğunu arttırabilir. Özellikle polen mevsiminin uzamasına ve havadaki polen yoğunluğunun artmasına neden olabilir. Bazı hava kirleticilerin yoğunluğunda artışa neden olarak yine de soluduğumuz havanın kalitesini bozabilir. Hava kalitemizin korunması için dış atmosfer havasının kalitesinin korunması için hepimizin duyarlı olması gerektiğini ifade ederek sözlerimi tamamlamak istiyorum" şeklinde konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/antalya-da-akciger-sagligi-kongresi-basladi-5296.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/antalya-da-akciger-sagligi-kongresi-basladi-5296.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/antalya-da-akciger-sagligi-kongresi-basladi-5296-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/antalya-da-akciger-sagligi-kongresi-basladi-5296.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/antalya-da-akciger-sagligi-kongresi-basladi/39000/</link>
			<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 10:49:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bin 221 sağlık çalışanı ile bayramda hizmet verecek]]></title>
			<description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bayram tatili süresince sağlık hizmetlerinin kesintisiz devam etmesi için tüm hazırlıklarını tamamladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, bayramdan bir gün öncesi de dahil olmak üzere bayram boyunca toplam bin 221 sağlık personelinin görev başında olacağını açıkladı. Bayram süresince acil servis başta olmak üzere yoğun bakım, ameliyathane, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerde sağlık hizmetlerinin aralıksız sürdürüleceğini belirten Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, gerekli tüm planlamaların yapıldığını söyledi.

"Tüm önlemlerimizi aldık"
Bayram tatili boyunca sağlık hizmetlerinde herhangi bir aksama yaşanmaması için kapsamlı bir planlama gerçekleştirdiklerini ifade eden Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, "Bayram süresince hizmet verecek tüm birimlerimizde insan gücü ve tıbbi donanım açısından gerekli düzenlemeleri yaparak tedbir ve önlemlerimizi aldık. Personel planlamalarımızı tamamlayarak ihtiyaç duyulan birimlerde takviye görevlendirmeler gerçekleştirdik. Bayramdan bir gün öncesi de dahil olmak üzere toplam dört gün boyunca 207 hekim, 428 hemşire ve sağlık çalışanı, 349 temizlik personeli, 45 tıbbi sekreter, 8 danışma görevlisi, 122 güvenlik personeli, 10 santral görevlisi, 18 şoför, 16 sağlık memuru ve 18 teknik servis çalışanı olmak üzere toplam bin 221 sağlık personelimiz hasta ve hasta yakınlarına hizmet vermek için görev başında olacaktır" dedi.

Bayramda beslenmeye dikkat
Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzenine de dikkat çeken Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Bayramda aşırı ve dengesiz beslenmeden kaçınılması gerekmektedir. Bayramda sindirim sorunları yaşamamak için normal beslenme düzenine geçerken karbonhidrat ve şekerden zengin gıdaların tüketimine dikkat edilmelidir. Bol sıvı tüketilmeli, mümkün olduğunca hafif tatlılar tercih edilmeli ya da tatlı tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bayramın hepimize başta sağlık olmak üzere huzur, mutluluk ve esenlik getirmesini diliyorum" diye sözlerine ekledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bin-221-saglik-calisani-ile-bayramda-hizmet-verecek-7183_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bin-221-saglik-calisani-ile-bayramda-hizmet-verecek-7183_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bin-221-saglik-calisani-ile-bayramda-hizmet-verecek-7183-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bin-221-saglik-calisani-ile-bayramda-hizmet-verecek-7183_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/alanya-egitim-ve-arastirma-hastanesi-bin-221-saglik-calisani-ile-bayramda-hizmet-verecek/38950/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 13:43:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Alanya'da kalp sağlığında TAVI işlemi başarıyla uygulanıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, TAVI (Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu) işlemini hastalarına başarıyla uygulamaya devam ediyor. Açık kalp ameliyatı için yüksek risk taşıyan hastalar için önemli bir alternatif olan bu yöntem sayesinde bölge halkı ileri düzey kalp tedavilerine kendi şehirlerinde ulaşabiliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Kasıktan girilerek kapalı yöntemle gerçekleştirilen TAVI işlemi sayesinde aort kapak hastalığı bulunan hastalarda göğüs kafesi açılmadan ve kalp durdurulmadan kapak değişimi yapılabiliyor. Böylece hastalar daha kısa sürede iyileşirken, komplikasyon riski de önemli ölçüde azalıyor. Uygulama hakkında bilgi veren Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Cemal Köseoğlu, "TAVI yöntemi özellikle ameliyat riski yüksek olan hastalar için büyük avantaj sağlamaktadır. İleri yaşta olan veya ek sağlık sorunları bulunan hastalar için güvenli ve etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Akciğer, karaciğer veya böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalar ya da daha önce açık kalp ameliyatı geçirmiş kişiler için bu yöntem önemli bir alternatif sunar. İşlem sırasında aort kapağı, göğüs açılmadan ve kalp durdurulmadan, genellikle kasıktan girilerek özel bir kateter yardımıyla değiştirilir. Bu sayede hastalar daha kısa sürede iyileşmekte ve açık kalp ameliyatına göre daha düşük komplikasyon riski ile tedavi edilmektedir" dedi.
TAVI işleminin invaziv kardiyolojinin en ileri ve en zorlu girişimleri arasında yer aldığını vurgulayan Köseoğlu, "Bu uygulama yüksek teknoloji, özel eğitim ve deneyimli bir ekip gerektirir. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği olarak güçlü hekim kadromuz ve gelişmiş teknolojik altyapımız sayesinde TAVI işlemini başarıyla uyguluyoruz. Hastalarımıza ileri düzey kalp tedavilerini kendi şehirlerinde alma imkânı sunmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-da-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-9118_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-da-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-9118_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-da-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-9118-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/alanya-da-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor-9118_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/alanya-da-kalp-sagliginda-tavi-islemi-basariyla-uygulaniyor/38949/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 13:42:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T'de yerli üretim dönemi başlıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T hücre tedavisinin yerli üretiminin yapılabileceği Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi, Akdeniz Üniversitesi'nde açıldı. Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde dirençli vakalar için umut olması beklenen merkezde ilk tedavinin 15 Nisan'da uygulanması planlanıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi, kanser tedavisinde dünya genelinde en ileri yöntemler arasında gösterilen CAR-T hücre tedavilerinin Türkiye'de üniversite temelli olarak üretilmesi ve klinik uygulamaya alınmasını mümkün kılacak altyapıyı tamamladı. Üniversite bünyesinde kurulan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi'nin, teknik validasyon ve kalite süreçlerinin tamamlanmasının ardından klinik araştırmaların yürütülmesine hazır hale getirildiği bildirildi.
Merkezde, hematolojik kanserlerin tedavisinde geliştirilen ve yeni nesil CAR-T tedavi yaklaşımları içinde ileri teknolojik altyapısıyla öne çıkan CD19 hedefli Nespe-cel (AT101) programı kapsamında faaliyet yürütülmesi planlanıyor. Bu gelişmeyle birlikte CAR-T tedavisinin yerli üretimine geçilmesi hedeflenirken, ileri hücresel immünoterapiler alanında dışa bağımlılığın azaltılması yönünde adım atıldı.
Akdeniz Üniversitesi İleri Sağlık Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin yalnızca bugünün değil, Türkiye'nin sağlıkta ileri biyoteknoloji kapasitesi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayacağını söyledi.

"Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an"
14 Mart Tıp Bayramı arifesinde önemli bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, büyük heyecan duyduklarını söyledi. Özkan, "14 Mart Tıp Bayramı arifesinde birçok kanser hastasının ve kanser hastası yakınının dört gözle beklediği bir haberi müjdelemek üzere bir aradayız. Ben bu anlamda hakikaten çok heyecanlıyım. Çünkü şu anda Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an, tarihli bir gün olduğunu düşünüyorum" dedi.
Göreve geldikleri ilk dönemde transplantasyon ve kanser alanında birçok araştırma planladıklarını anlatan Özkan, "5 yıl önce göreve başladık. Göreve başladığımız zaman Ömer Hoca'yla merak ve ilgi alanımız olan transplantasyon ve kanser ile ilgili birçok araştırmaya yönelik planımız vardı. Biz bu planı Cumhurbaşkanımıza açtığımız zaman kendileri destek verdi. Şu anda bulunduğumuz bina da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın destek verdiği projenin binası. Akdeniz Üniversitesi olarak her zaman önemli işlere imza atmak için çok büyük bir gayret gösterdik" diye konuştu.

"Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde yeni bir tedavi yöntemi var"
Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde özellikle başarısız tedavilerin ardından yeni bir yöntemin devreye girdiğini belirten Özkan, "Lösemi, lenfoma, kemik iliği kanserlerinde artık özellikle başarısız olan tedavilerde yeni bir tedavi yöntemi var. Dünyada 7 merkez bu yöntemi kullanıyor. Çok yeni bir metot bu. Türkiye de Akdeniz Üniversitesi ile 8. ülke olma şerefine nail olacak. Bu tedavide hastaların kanları alınarak güçlendirilecek, tekrar kendilerine çeşitli metotlarla iade edilecek ve yüzde 95 oranında başarıdan bahsediliyor. Bu anlamda da çok heyecanlıyız. Bir başka heyecanımız da şu; bu metodun yalnızca kan kanserleri için değil, yürüttüğümüz araştırmalarla başka tedavilere de uygulanmasını planlıyoruz" dedi.

"Yüz binlerce dolarlık tedaviyi Türkiye'de yerli ve milli olarak uygulayacağız"
Merkezin en önemli yönlerinden birinin yerli üretim altyapısı olduğuna işaret eden Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Burada önemli olan şey 8. ülke olmamız ve yüz binlerce dolarlık bir tedavi olması. Bu tedaviyi Türkiye'de yerli, milli olarak uyguluyor olmamız son derece önemli. Türkiye için bunun tarihi bir an olduğunu düşünüyorum. Çünkü kan kanserleriyle başlayıp daha sonra başka kanserlere de evrilecek. Birçok umutsuz hastaya umut olacak. Yüzde 95 başarı oranı, çok büyük bir oran gerçekten."
Tedavinin yalnızca hastadan alınan kan örneğinin yurt dışına gönderilmesi şeklinde anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Özkan, Türkiye'de yapılacak işlemin kapsamına dikkat çekti. Özkan, "Bu kan tamamen burada işleme alınacak. Türkiye'de yaptık denilen yerlerde böyle bir şey gerçekleşmiyor. Onlar kanı alıp yurt dışına göndermişler. Ama tedavi bu değil; o zaman tedaviyi yapmış olmuyorsun. Kanı alacağız, tamamen burada işleme alınacak, çeşitli metotlarla değiştirilecek, güçlendirilecek ve yine burada o kan hastaya verilecek. Bence en kıymetli kısım bu, yerli ve milli olması burada önemli. Hem hastaların başarı oranları çok yükseliyor, aynı yerde yaptığımız için. Hem de çok daha uygun fiyatlara mal oluyor. Dünyada sadece 7 yerde yapılıyor. İnsanların kalkıp da Amerika'ya gitmesine gerek kalmayacak. Çok ciddi şeyler bunlar, bütçeler çok ciddi. Artık bunlara gerek kalmayacak" dedi.

"Bugün itibariyle tüm altyapı, ekipman ve teknoloji transferi tamamlandı"
Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ise basın toplantısında merkezin altyapı hazırlıklarının tamamlandığını duyurdu. Özkan, "Aslına bakarsanız 5 yıl önce başladığımız ve hepinizin belki de ismini basından duyduğunuz CAR-T tedavisinin merkezi bu binada artık hizmete başlamış olacak. Bugün itibariyle tüm altyapısı, ekipmanları tamamlanmış, teknoloji transferi tamamlanmış ve AR-GE için tüm altyapısını tamamlamış bulunuyoruz" diye konuştu.
CAR-T'nin bir immünoterapi yöntemi olduğunu vurgulayan Özkan, "Kısa bir şekilde bahsedersek bu bir immünoterapi tedavisi. Şu ana kadar ülkemizde yapılmayıp daha çok hastaların dışarıya gönderildiği veya hastaların kanlarının gönderilip getirildiği bir tedavi yöntemiydi. Bu aşamada hastaların kanları alınacak, laboratuvarda savaşan akıllı hücreler dönüştürülecek, genetik olarak programlanacak, eklemeler yapılacak, çoğaltılacak ve hastaya verilmesi sağlanacak. Bu bir süreç. Yaklaşık 8-10 gün kadar süren bir süreç sonunda hastaya tedavisi planlanacak. Bu kısım mutfak kısmı olacak. Diğer tarafta klinik kısmında da arkadaşlarımız tedaviyi uygulayacak" ifadelerini kullandı.

"1 Nisan itibariyle validasyon ve ruhsatlandırmanın tamamlanmasını, 15 Nisan'da ilk tedaviyi planlıyoruz"
Merkezin en önemli yönünün son teknolojiye sahip laboratuvar altyapısı olduğunu belirten Özkan, başarı oranına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Özkan, "En önemli kısmı, son teknolojiyle olan proteinin bu laboratuvarda bulunması. Başarı oranının yüzde 95'in üzerinde olmasını bekliyoruz. Bu ne demek? Tedavinin zaten başarısız olduğu insanlarda bile yüzde 95'in üzerinde bir oran bekleniyor. CAR-T diye bilinen son dönemlerin en güncel tedavisinin bu laboratuvarda uygulanacak olması çok önemli" dedi.
Laboratuvarın mevcut binadaki kullanım oranına ilişkin bilgi veren Özkan, "Bu gördüğünüz binadaki laboratuvar, binanın yaklaşık yüzde 25'ini içerecek. Diğer kısımlarda neler olacak? İleriki dönemde inşallah çok iyi bilinen, maalesef prognozu yani seyri çok kötü olan beyin kanseri gibi tümörler için de kısa zaman içerisinde o proteinlerin transferini, Ar-Ge'sini yapmış olacağız. Bu laboratuvarları daha da geliştirmeye devam edeceğiz" diye konuştu.
İlk uygulama takvimini de açıklayan Özkan, "Aslına bakarsanız çok önemli ve anlamlı bir günde bu müjdeyi vermiş oluyoruz. 5 yıllık emeğin inşallah meyvesini alacağız. Bugün itibariyle tüm ekipmanlar yerleşti. 1 Nisan itibariyle validasyonu ve ruhsatlandırmasının inşallah tamamlanmasını bekliyoruz. 15 Nisan itibariyle de ilk tedavimizi almayı planlıyoruz" dedi.

"Kaybettiğimiz hastalar için kurtuluş yolu olacak"
Bazı hastalarda mevcut tedavilere rağmen istenen sonucun alınamadığını belirten Özkan, CAR-T tedavisinin özellikle bu hasta grubu açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Özkan, "Tedavide aslına bakarsanız maalesef bazı hastalarda ne yaparsanız yapın hem komplikasyonlar hem de tedavinin yetersizliğinden kaybettiğimiz hastalar var. Bu tabii ki acı bir olay. Hem tedavisi olan bir hastalık diyoruz ama maalesef bu yüzden de kaybettiğimiz hastalar var. Onlar için önemli bir tedavi yöntemi olacak, kurtuluş yolu olacak inşallah" diye konuştu.
Yalnızca Türkiye'den değil, yurt dışından da hasta kabulünün mümkün hale gelebileceğini vurgulayan Özkan, "Hem ülkemizdeki hastalara hem de yurt dışından gelecek hastalara kapı açılmış olacak. Özellikle bugüne kadar hastalarımızı yurt dışına gönderirken, artık yurt dışından da hastaları kabul etme imkanımız olacak. Burada bize en yakın merkez İsrail'de. Ancak Orta Doğu'da ve çevre coğrafyada birçok ülkeden bu hastaların gelme imkanı olacak" ifadelerini kullandı.

"Vücudun savaşan hücreleri laboratuvarda güçlendirilip yeniden hastaya verilecek"
Tedavinin bilimsel mekanizmasını da anlatan Özkan, bağışıklık sisteminin kanserle savaşan hücrelerinin laboratuvar ortamında dönüştürülerek yeniden hastaya verileceğini ifade etti. Özkan, "Vücutta aslına bakarsanız kanserde savaşan hücreler var. Ama bu hücreler bazen yetişemiyor; ya miktar olarak yeterli olmuyor ya da güçlü olamıyor. Anlaşılacak şekilde anlatayım; savaşan hücreler alınacak. Bu hücreler laboratuvarda genetik olarak değiştirilip o kanser türüne karşı savaşabilecek eklerle donatılacak. Bunlara reseptörler, antijenler deniyor, yeterli miktara geldikten sonra çoğaltılması sağlanacak. Bunun için reaktörler var. Her makinenin ayrı bir reaktörü olacak. Bu makineden bize şu an için 4 tane olacak. Şimdilik yeterli olduğunu düşünüyoruz, gerekirse artırılacak" dedi.
Bu hücrelerin milyonlarca kez çoğaltılacağını dile getiren Özkan, "Daha sonra bu hücreler milyonlarca kez çoğaltılacak. Yeterli sayıya ulaştıktan sonra uygun şartlarda, mümkün olan en kısa sürede hastalara verilecek. Bunun özelliği ve güzelliği de burada. Taze olarak hastalara, hiçbir şekilde dondurma işlemi olmadan verilecek. Bu kişiselleştirilmiş bir tedavi olacak. Çok az bir kemoterapi gerekecek. Bunun dışında çoğunlukla bir immünoterapi türü, yani kişiye özel bir kanser tedavisi olacak" şeklinde konuştu.

"Amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak"
Akıllı ilaçlar ve immünoterapilerin son yıllarda kemoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla öne çıktığını belirten Özkan, yeni yöntemin temel hedefini şu sözlerle anlattı:
"Aslında son yıllarda bildiğimiz akıllı ilaçlar, immünoterapi diye bilinen şeyler, kemoterapilerin yan etkilerini azaltmak için ön plana çıktı. Kemoterapi güzel bir şey ama maalesef sağlıklı hücreleri de etkiliyor. Bundaki amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak. Tabii bunun da az miktarda olsa etkileri var. Onlar için de önlemleri almamız gerekiyor. Çünkü çok kuvvetli askerler veriyorsunuz. O askerlerin sağlıklı yerlere, yani vücudun diğer organlarına saldırmaması için önlem almak gerekiyor."

"İlk hedef yıllık 100 hasta, kapasite 150'ye çıkabilecek"
Merkezin yıllık hasta kapasitesine ilişkin de bilgi veren Özkan, "Şu andaki hedefimiz yıllık minimum 100 hasta. Bu sayı mevcut teçhizatla 150'ye kadar çıkarılabilir. Hücrenin reaktörlerde çoğaltılması ve işlemin tamamlanması, aldığımız sistemde yaklaşık 7 gün gibi planlanıyor. Bazı hastalarda bu süre 9-10 güne kadar çıkabilir. Bizim aylık 10-12 hasta alma potansiyelimiz var. Ama bunu 4 katına kadar artırma potansiyelimiz de bulunuyor. Bu tamamen talebe göre şekillenecek" dedi.
Tedavinin maliyet boyutuna da değinen Özkan, "Bu pahalı bir tedavi. Biz bunu yurt dışına göre çok daha düşük maliyetle yapmayı planlıyoruz. Hesaplarımız bunu gösteriyor. Çünkü yerli tüm imkanlarımızla, devlet imkanlarıyla kurulmuş bir laboratuvar ve üniversitenin imkanlarıyla oluşturulmuş bir tedavi yöntemi olacak. Bu teçhizat ve teknoloji transferi tamamen bilimsel araştırma projelerinin altyapısıyla oluşturuldu. Laboratuvar tamamen devlet imkanlarıyla yapıldı. Diğer kısım ise tamamen üniversite imkanlarıyla hayata geçirildi" diye konuştu.

"Çocuk hastalara da ulaşacak, sıradaki hedef beyin kanseri"
CAR-T uygulamasında yaş gruplarına göre farklılıklar bulunduğunu aktaran Özkan, "Yaş skalası var. Bazı tedavilerde 25 yaş altı, diğerlerinde daha çok erişkin hastalar olacak şu an için. Ama ileriki dönemde yaş aralığı değişecek. Bunlar tamamen araştırmayla ilgili. Mutlaka çocuk kısmına da gelmesi sağlanacak. Çocuklarda zaten daha çok lösemi görülüyor ve onların tedavisi başarılı şekilde yapılıyor. Ancak erişkin hastalarda büyük sorun var. Onlar inşallah bu yöntemle çözülecek" dedi.
Merkezin gelecekte başka kanser türlerine yönelik çalışmalara da ev sahipliği yapacağını belirten Özkan, "Diğer kanser türleri için de bu merkez bir umut ve çalışma ortamı sağlayacak. En kısa hedefimiz beyin kanseri olan kısım. Teknoloji transferini Kore ve Amerikan firmalarından yaptık. Bilinen firmalar bunlar. Şu anda kullandığımız teknoloji transferi bu altyapı üzerinden ilerliyor" ifadelerini kullandı.
Akdeniz Üniversitesi'nde hizmete açılan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi'nin, yalnızca CAR-T tedavisinin uygulanacağı bir alan değil; araştırma, eğitim ve klinik uygulamayı aynı çatı altında buluşturan ileri biyoteknoloji üssü olması hedefleniyor. Merkezde önümüzdeki süreçte solid tümörlere yönelik yeni nesil milli CAR-T platformlarının geliştirilmesi, kişiselleştirilmiş hücresel tedavi yaklaşımlarının tasarlanması ve gen düzenleme temelli terapilere yönelik araştırmaların yürütülmesi planlanıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kanser-tedavisinde-cigir-acan-car-t-de-yerli-uretim-donemi-basliyor-2585_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kanser-tedavisinde-cigir-acan-car-t-de-yerli-uretim-donemi-basliyor-2585_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kanser-tedavisinde-cigir-acan-car-t-de-yerli-uretim-donemi-basliyor-2585-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/kanser-tedavisinde-cigir-acan-car-t-de-yerli-uretim-donemi-basliyor-2585_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kanser-tedavisinde-cigir-acan-car-t-de-yerli-uretim-donemi-basliyor/38902/</link>
			<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:16:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzm. Dr. Ümit Çakmak: "Böbrekler bozulana kadar belirti vermiyor düzenli kontrol hayat kurtarıyor"]]></title>
			<description><![CDATA[Nefroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Ümit Çakmak, "12 Mart Dünya Böbrek Günü" nedeniyle "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" diyerek böbrek sağlığının önemini anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Dr. Ümit Çakmak, 12 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığının önemine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun en hayati organlarından biri olduğunu belirten Çakmak, "Böbrekler bozulana kadar çoğu zaman belirti vermez, bu yüzden düzenli kontrol hayat kurtarır" dedi. Böbreklerin yalnızca idrar üretmekle görevli olmadığını vurgulayan Çakmak, kanın temizlenmesi, su ve tuz dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi ve hormon üretimi gibi birçok önemli görevi üstlendiğini ifade etti. Kronik böbrek hastalığının erken teşhis edilmemesi durumunda diyaliz veya böbrek nakli gerektiren böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini kaydetti.

Böbrek hastalıkları dünyada hızla artıyor
Böbrek hastalıklarının küresel ölçekte önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini belirten Çakmak, "Son verilere göre dünya genelinde yetişkin nüfusta kronik böbrek hastalığı 1990 yılından bu yana iki katına çıkarak 2023 yılında yaklaşık 788 milyon kişiye ulaştı. Aynı yıl bu hastalık yaklaşık 1,5 milyon ölüme neden olarak ölüm nedenleri arasında 9'uncu sıraya yükseldi. Türkiye'de ise kronik böbrek hastalığı görülme oranı yüzde 15,7 civarında. Diyabetli hastalarda bu oran yüzde 25'in üzerine çıkıyor" dedi.

Belirtiler çoğu zaman fark edilmiyor
Böbrek yetmezliğinin erken dönemlerde çoğu zaman belirti vermediğini vurgulayan Çakmak, hastalığın ilerleyen dönemlerinde bazı şikayetlerin ortaya çıkabileceğini ifade ederek, "Böbrekler bozulmaya başladığında vücut aslında bazı sinyaller verir ancak bu belirtiler yavaş geliştiği için çoğu zaman gözden kaçabilir. Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, idrar miktarında veya renginde değişiklik ve vücutta ödem en sık görülen erken belirtiler arasındadır" diye konuştu.

İleri evrede ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor
Hastalığın ilerlemesi halinde daha ciddi belirtilerin görülebileceğine dikkat çeken Çakmak, "Bulantı, kusma, mide sorunları, nefes darlığı, ciltte kaşıntı ve kuruluk, kas krampları, kemik ağrıları, konsantrasyon bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bunun yanında yüksek tansiyon, kansızlık, baş dönmesi ve erkeklerde ereksiyon sorunları da görülebilir" ifadelerini kullandı. Çakmak ayrıca böbrek sağlığını korumak için tuz tüketimini azaltmak, yeterli su içmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, reçetesiz ilaçları bilinçsiz kullanmamak ve özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kan ve idrar testleri yaptırmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/uzm-dr-umit-cakmak-bobrekler-bozulana-kadar-belirti-vermiyor-duzenli-kontrol-hayat-kurtariyor-5849_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/uzm-dr-umit-cakmak-bobrekler-bozulana-kadar-belirti-vermiyor-duzenli-kontrol-hayat-kurtariyor-5849_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/uzm-dr-umit-cakmak-bobrekler-bozulana-kadar-belirti-vermiyor-duzenli-kontrol-hayat-kurtariyor-5849-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/uzm-dr-umit-cakmak-bobrekler-bozulana-kadar-belirti-vermiyor-duzenli-kontrol-hayat-kurtariyor-5849_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/uzm-dr-umit-cakmak-bobrekler-bozulana-kadar-belirti-vermiyor-duzenli-kontrol-hayat-kurtariyor/38879/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 13:34:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocuğunuzun kalp hastası olmasını istemiyorsanız bu 5 öneriye dikkat edin]]></title>
			<description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Cömert, dünya genelinde her 100 doğumdan birinde, Türkiye'de ise her bin doğumun 8-10'unda görülen doğumsal kalp hastalıklarına karşı erken tanı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü verileri ve ülkedeki istatistikler, çocukluk çağı kalp hastalıklarının sanılanın aksine yaygın bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde her 100 canlı doğumdan birinde kalp anomalisi tespit edilirken Türkiye'de ise her bin doğumun 8 ila 10'unda doğumsal kalp hastalığı görülüyor. Bu oranlar, Türkiye'de her yıl yaklaşık 10-15 bin çocuğun kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini gösterirken gecikmiş tanı ve tedavi eksikliği, bu hastalıkları çocukluk döneminin ciddi sağlık problemlerinden biri haline getirdiği kaydedildi. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Nuri Cömert çocukluk çağında görülen kalp hastalıkları hakkında bilgi verdi.

"Doğumsal ya da sonradan gelişen bir kalp hastalığı olabilir"
Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının temel olarak iki ana grupta incelendiğini belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Doğumsal (Konjenital) kalp hastalıkları, yapısal bozukluklar: Kalbin odacıkları veya büyük damarlar arasında deliklerin ya da anormal bağlantıların bulunmasıdır. Bu hastalıklar riskli gebeliklerde anne karnında ekokardiyografi (Fetal EKO) ile teşhis edilebilir. Doğum sonrası ise fiziksel muayene, kalp ultrasonu ve kalp kateterizasyonu ile tanı kesinleştirilip tedavi süreci başlanabilir. Edinilmiş (sonradan kazanılmış) kalp hastalıkları: İnfeksiyon kaynaklı 5-15 yaş arasında görülen akut romatizmal ateş veya enfeksiyonlara bağlı gelişen kalp tutulumlarıdır. Pandemi sonrası artan obezite ve hareketsiz yaşam, edinilmiş kalp hastalıklarını tetiklemektedir" dedi.
Ebeveynlerin özellikle bebeğin ilk aylarında dikkat etmesi gereken "alarm" niteliğindeki semptomları sıralayan Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Siyanoz: Ağız çevresi ve tırnak diplerinde görülen morarmalar. Solunum güçlüğü: Sık nefes alma veya nefes alırken zorlanma. Gelişim geriliği: Beslenme bozukluğu, yeterli kilo alamama ve aşırı terleme" şeklinde konuştu.

"Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir"
Ergenlik sürecinin ise artan stres faktörleri nedeniyle kalp sağlığı açısından hassas bir dönem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Bu dönemde görülen çarpıntıların birçoğu zararsız olsa da, nadiren ilaç tedavisi gerekebilir. Bu dönemde spor öncesi tarama önerilmektedir. Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir. Bu nedenle spora başlayacak çocuklarda elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi ile detaylı kontrol yapılması hayati önem taşır" diye konuştu.

"Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır"
Çocuklarda kalp sağlığını korumak için 5 temel stratejinin olduğunu belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Düzenli sağlık kontrolleri: Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü varsa erken tarama kritiktir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Obeziteyi önlemek için tam tahıl ve taze besin odaklı diyet uygulanmalıdır. Çocuklar haftada en az 150 dakika fiziksel aktiviteye yönlendirilmelidir. Sigara ve pasif içicilikten kaçınma: Evde sigara içilmemelidir; pasif içicilik çocukların damar yapısını doğrudan olumsuz etkiler. Enfeksiyon yönetimi ve tedavisi: Aşı takvimine uyulmalı ve el hijyenine dikkat edilmelidir. Çünkü romatizmal ateş gibi enfeksiyonlar kalp kapakçıklarını etkileyebilir. Stres yönetimi ve uyku: Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır. Aile içi stresin azaltılması kalp ritmini olumlu yönde etkiler" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-edin-4457_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-edin-4457_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-edin-4457-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-edin-4457_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/cocugunuzun-kalp-hastasi-olmasini-istemiyorsaniz-bu-5-oneriye-dikkat-edin/38836/</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 12:45:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Korkuteli Devlet Hastanesinde böbrek taşlarında kapalı ameliyat dönemi]]></title>
			<description><![CDATA[ Korkuteli Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği'nde böbrek taşı tedavisinde kullanılan fleksibl URS (kapalı böbrek taşı ameliyatı) yöntemi uygulanmaya başladı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Korkuteli Devlet Hastanesi Üroloji Kliniği'nde kapalı böbrek taşı ameliyatı uygulanmaya başladı. Kapalı böbrek taşı ameliyatında idrar yolundan ilerletilen ince ve esnek bir kamera yardımıyla böbreğe ulaşılarak, böbrek içerisindeki taşlar lazer teknolojisiyle kırılıp temizleniyor. İşlem sırasında vücutta herhangi bir kesi yapılmazken, daha az ağrı görülüyor. Hastanede kalış süresini de kısaltan yöntem, hastaların kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilmesini sağlıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/korkuteli-devlet-hastanesinde-bobrek-taslarinda-kapali-ameliyat-donemi-354.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/korkuteli-devlet-hastanesinde-bobrek-taslarinda-kapali-ameliyat-donemi-354.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/korkuteli-devlet-hastanesinde-bobrek-taslarinda-kapali-ameliyat-donemi-354-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/03/korkuteli-devlet-hastanesinde-bobrek-taslarinda-kapali-ameliyat-donemi-354.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/korkuteli-devlet-hastanesinde-bobrek-taslarinda-kapali-ameliyat-donemi/38814/</link>
			<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 15:02:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

 Güvenli sınırların kişiden kişiye değiştiğini belirten Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kalp hastalığı olanlar için kesin bir sıcaklık ya da süre eşiği yok. Bu sınırlar kişinin genel sağlık durumuna ve hastalığın derecesine göre değişir. Ancak kalp sağlığı için en uygun aralık 18–24 derecedir. Özellikle 12 derecenin altındaki soğuklarda kalp krizi riski artabilir. Ayrıca rüzgârın hissedilen sıcaklığı düşürdüğü unutulmamalı ve dışarıda kalma süresi buna göre planlanmalı” dedi.

 

Kalp rahatsızlığı olan kişilerin soğuk havalarda günlük planlarını yaparken kendi doktorlarına danışarak kişisel risklerini ve güvenli sınırlarını öğrenmelerinin önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada vücut ısı kaybetmemek için damarları daraltır. Damarlar daraldığında tansiyon yükselebilir. Tansiyon yükseldiğinde ise kalp kanı dolaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Ancak daralmış damarlar bu ihtiyacın karşılanmasını zorlaştırabilir ve kalp üzerinde ek bir yük oluşabilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde damar esnekliğinin azalması ve koroner arter hastalığı gibi risklerin daha sık görülmesi nedeniyle bu tablo göğüs ağrısı, kalp krizi ve inme riskini artırabilir” dedi.

 

Soğuk hava susuzluğu yüzde 40 azaltabiliyor

Soğuk havada susama hissinin azalmasına rağmen vücudun sıvı kaybetmeye devam ettiğini vurgulayan Koylan, “Yetersiz sıvı alımı, dolaşım sistemini zorlayabileceği ve kalbin iş yükünü artırabileceği için özellikle kalp ve damar sağlığı açısından risk taşıyan kişiler için kritik. Daralan damarlar beynin susuzluk sinyalini yüzde 40’a kadar azaltabilir. Ancak susama hissinin azalması, sıvı ihtiyacının düştüğü anlamına gelmez. Soğuk ve kuru havada solunumla oluşan buharlaşma ve fark edilmeyen terleme nedeniyle sıvı kaybı sürer. Bu nedenle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Özellikle dışarıda geçirilen süre boyunca 20–30 dakikada bir birkaç yudum sıvı almak faydalı olur. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alındığını gösteren pratik bir ölçüttür” dedi.

 

Soğukta ölçümler şaşırtabilir

Soğuk havanın, özellikle bilekten ölçüm yapan optik nabız sensörlerinin sonuçlarını etkileyebileceğini vurgulayan Koylan, “Vücut ısısını korumak için cilde yakın damarların da daralmasıyla özellikle bilek gibi uç noktalara giden kan akışı azalır. Bu da kan akışındaki değişimi okuyarak çalışan sensörlerin doğru veri almasını zorlaştırabilir ve nabzın olduğundan daha düşük ya da düzensiz görünmesine neden olabilir. Bu nedenle soğuk havada daha doğru sonuçlar için kalp atışını elektriksel sinyaller üzerinden ölçen göğüs bantları daha güvenilir kabul edilir” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-6737_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-6737_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-6737-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-6737_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor/38729/</link>
			<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 10:49:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı: "Ameliyatsız genç görünmek mümkün"]]></title>
			<description><![CDATA[Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, cilt gençleştirme uygulamaları hakkında bilgi verdi. Pınarbaşılı, "Erken dönemde yapılan medikal uygulamalar, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek derin deformasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, cilt yaşlanmasının yalnızca zamanın doğal bir sonucu olmadığını belirterek ameliyatsız gençleşme yöntemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Cilt yaşlanması 30'lu yaşlarda başlıyor"
Cilt yaşlanmasının birçok çevresel faktöre bağlı olarak hızlandığını ifade eden Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, "Güneş ışınları, hava kirliliği, stres, sigara kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıkları; ciltte kolajen ve elastin kaybını hızlandırarak daha erken yaşta yorgun ve sarkmış bir görünüm oluşmasına neden olur. Cilt yaşlanması 30'lu yaşlarda biyolojik olarak başlamakta; 40'lı yaşlarda ise gözle görülür hale gelmektedir" dedi. Erken müdahalenin önemine dikkat çeken Pınarbaşılı, "Erken dönemde yapılan medikal uygulamalar, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek derin deformasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.

"Doğru hasta, doğru planlama esastır"
Medikal estetik uygulamalar öncesinde detaylı bir dermatolojik değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Pınarbaşılı, "Yaş, cilt tipi, mevcut deformasyon derecesi ve hastanın beklentileri doğrultusunda kişiye özel tedavi planı oluşturulması esastır. Uygun hasta seçimi ve bilimsel protokoller çerçevesinde uygulanan tedaviler güvenilir sonuçlar sağlamaktadır" diye konuştu.

Mat ve yorgun ciltler için mezoterapi
Mezoterapinin içeriğine değinen Pınarbaşılı, "Mezoterapi; vitamin, mineral, aminoasit ve antioksidan içeriklerin mikro enjeksiyon yöntemiyle doğrudan cilt altına verilmesini içeren bir medikal uygulamadır. Ciltte parlaklık artışı, nem dengesinin sağlanması ve genel cilt kalitesinin iyileştirilmesi hedeflenir" dedi. Mezoterapinin daha çok önleyici ve destekleyici bir uygulama olduğuna dikkat çeken Pınarbaşılı, "Cilt tonu mat ve solgun görünen bireyler, yoğun iş temposuna bağlı cilt kalitesi düşen kişiler, sigara kullanımına bağlı cilt hasarı bulunan hastalar ve 25 yaş sonrası cilt sağlığını korumak isteyen kişiler için uygundur" ifadelerini kullandı.

İnce kırışıklıklar için gençlik aşısı
Halk arasında "gençlik aşısı" olarak bilinen uygulamalara da değinen Pınarbaşılı, "Yoğun hyaluronik asit içerikleri sayesinde cildin nem kapasitesi artırılır. İnce kırışıklıklarda azalma ve daha homojen bir cilt görünümü sağlanması hedeflenir. Cilt daha dolgun ve sağlıklı bir görünüm kazanır" dedi. Bu uygulamanın özellikle belirli yaş grubuna önerildiğini belirten Pınarbaşılı, "Ciltte belirgin kuruluk ve nem kaybı olan, ince kırışıklık başlangıcı bulunan hastalar, güneş hasarına bağlı elastikiyet kaybı yaşayan kişiler ve 30–45 yaş aralığında cilt kalitesini artırmak isteyen hastalar için önerilmektedir" diye konuştu.

Ameliyatsız tedavilerde lifting aşısı
Lifting aşısının kolajen üretimini uyaran bir uygulama olduğunu ifade eden Pınarbaşılı, "Cerrahi müdahale istemeyen ancak yüz konturunda toparlanma talep eden hastalar için planlanmaktadır. Kolajen üretiminin desteklenmesiyle ciltte sıkılaşma, yüz ovalinde belirginleşme ve daha dinamik bir görünüm elde edilmesi hedeflenir" dedi. Uzm. Dr. Eda Pınarbaşılı, "Yanak ve çene hattında hafif sarkma başlayan, 40 yaş ve üzeri hastalar ile elastikiyet kaybı belirginleşmiş kişiler ameliyatsız gençleşme yöntemlerinden fayda görebilir" ifadelerini kullandı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/uzm-dr-eda-pinarbasili-ameliyatsiz-genc-gorunmek-mumkun-7825_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/uzm-dr-eda-pinarbasili-ameliyatsiz-genc-gorunmek-mumkun-7825_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/uzm-dr-eda-pinarbasili-ameliyatsiz-genc-gorunmek-mumkun-7825-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/uzm-dr-eda-pinarbasili-ameliyatsiz-genc-gorunmek-mumkun-7825_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/uzm-dr-eda-pinarbasili-ameliyatsiz-genc-gorunmek-mumkun/38718/</link>
			<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 13:08:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Antalya’da Sağlık Turizmine Çözüm Odaklı Zirve]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık Turizmi Zirvesi Antalya, sektörün tüm paydaşlarını aynı çatı altında buluşturarak sorunları değil, somut çözümleri konuştu. Hastaneler, klinikler, sağlık turizmi seyahat acentaları, havayolları, danışmanlık firmaları ve CRM teknoloji sağlayıcıları; sağlık turizminin geleceğini şekillendirecek başlıklar etrafında bir araya geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

“Sorunlara Değil, Çözümlere” Vurgusu

Zirvenin ana teması, sağlık turizminde yıllardır konuşulan yapısal sorunlara karşı uygulanabilir çözüm modelleri geliştirmek oldu. Uzak pazarlarda hastaya erişim zorlukları, uçuş ve lojistik süreçlerindeki dağınıklık, devlet destekleri ve teşviklerin karmaşık yapısı, CRM–reklam–operasyon süreçlerinin kopuk ilerlemesi gibi başlıklar masaya yatırıldı. Katılımcılara; teşvikten uçak biletine, CRM yönetiminden vergi planlamasına kadar uçtan uca bir çözüm haritası sunuldu.

Dijital Altyapı ve Mevzuata Uyumlu Sistemler

Zirvede ayrıca, sağlık kuruluşlarının hastalarına kendi web siteleri üzerinden güvenli ve mevzuata uyumlu şekilde uçak bileti satın aldırmalarını sağlayan dijital platform altyapısı paylaşıldı. Bu sistemle birlikte hasta deneyiminin merkezileştirilmesi, operasyonel süreçlerin sadeleştirilmesi ve teşvik mekanizmalarının daha etkin kullanılması hedefleniyor.

Sahadan Gelen Deneyimler Paylaşıldı

Zirvede konuşmacılar yalnızca teorik bilgiler değil, sahadan gelen gerçek uygulama örnekleri ve başarı hikâyeleri sundu. Her oturum, katılımcıların doğrudan uygulayabileceği pratik çözümler üzerine kurgulandı.

Konuşmacılar arasında: Hasan Kırkıcı – Kurucu Ortak, IX Inovaxpert Danışmanlık
Dijital pazarlama ve Meta reklamlarıyla uluslararası hasta kazanımı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Sezer Araç – Kurucu Ortak, AgencyPax Seyahat Acentası
Uçak biletini hasta yolculuğunun merkezine alan dijital seyahat çözümlerini anlattı. Murat Hatipoğlu – Ülke Müdürü, SunExpress Havayolu perspektifinden sağlık turizmi uçuş planlaması ve esneklik modellerini paylaştı. Dr. Hakan Çetin – Kurucu Ortak, Lora Danışmanlık Sağlık turizmi ve devlet teşvikleri konusunda sahaya dönük bilgiler aktardı. YMM Kemal Serkan Keskin – Başkan Yardımcısı, Sistem Global
Vergi planlaması, KDV optimizasyonu ve sağlık turizmi gelirlerinin sürdürülebilirliği üzerine konuştu. Okan Yaylagül – Kurucu Ortak, Planports CRM Yazılımı
CRM ve satış operasyonlarının WhatsApp ve çok kanallı entegrasyonlarla nasıl daha verimli yönetilebileceğini anlattı.

Sektör İçin Yol Haritası Oluşturuldu

Sağlık Turizmi Zirvesi Antalya, yalnızca mevcut sorunları tartışan bir organizasyon olmanın ötesine geçerek; katılımcılara net, uygulanabilir ve bütüncül bir yol haritası sundu. Sektör temsilcileri, iş birliklerini güçlendirme ve süreçlerini entegre bir yapıya kavuşturma konusunda önemli kazanımlarla zirveden ayrıldı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/antalya-da-saglik-turizmine-cozum-odakli-zirve-4597.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/antalya-da-saglik-turizmine-cozum-odakli-zirve-4597.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/antalya-da-saglik-turizmine-cozum-odakli-zirve-4597-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/antalya-da-saglik-turizmine-cozum-odakli-zirve-4597.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/antalya-da-saglik-turizmine-cozum-odakli-zirve/38691/</link>
			<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 21:42:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA["Taş düşüren hastada 5 yıl içinde tekrarlama riski yüzde 50"]]></title>
			<description><![CDATA[Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, taş düşüren hastalarda 5 yıl içinde tekrarlama riskinin yüzde 50'ye kadar çıktığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üriner sistem taş hastalığının dünya genelinde acil servise başvuruların en sık nedenlerinden biri olduğunu belirten Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, hastalığın yalnızca cerrahi değil, aynı zamanda metabolik bir süreç olduğuna dikkat çekti. Erkeklerde yaşam boyu görülme sıklığının yüzde 12, kadınlarda ise yüzde 6 civarında olduğunu ifade eden Güçlü, özellikle yetersiz sıvı tüketiminin taş oluşumunda temel etken olduğunu kaydetti.

"Şiddetli ağrı en sık karşılaşılan belirti"
Taşın idrar akışını engellemesi sonucu böbrek içinde basınç artışı meydana geldiğini belirten Op. Dr. Güçlü, "Bu durum bel ve yan bölgede başlayıp kasığa vuran, doğum sancısı ile kıyaslanan şiddetli ağrıya neden olur. Taşın dokulara teması sonucu idrarda kan görülebilir. Ayrıca bulantı, kusma, ateş, titreme ve idrar yaparken yanma da belirtiler arasında yer alır. Hastalarda bu şikayetlerin bir ya da birkaçı aynı anda görülebilir" dedi.

"Tanıda altın standart kontrastsız BT"
Tanı yöntemlerine değinen Güçlü, "Kontrastsız bilgisayarlı tomografi günümüzde altın standarttır. Taşın boyutunu, yerini ve sertliğini net şekilde gösterir. Ultrasonografi ise radyasyon içermemesi nedeniyle özellikle gebeler ve çocuklarda ilk tercihtir ancak kanala düşmüş küçük taşları her zaman göstermeyebilir. Ayrıca tam idrar tetkiki ve böbrek fonksiyon testleri de değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.

"Ameliyatsız tedaviler mümkün"
Taşın boyutuna ve böbreğe verdiği hasara göre tedavi planının belirlendiğini aktaran Güçlü, "5 milimetrenin altındaki taşlarda bol su tüketimi ve kanal gevşetici ilaçlarla taşın kendiliğinden düşmesi beklenebilir. Ancak şiddetli ağrı, böbrek fonksiyonlarında bozulma veya enfeksiyon varlığında cerrahi müdahale gerekebilir. ESWL şok dalga tedavisi ya da kapalı lazer yöntemleri uygulanabilir. Daha büyük taşlarda kapalı böbrek cerrahisi tercih edilebilir" şeklinde konuştu.

"Taş oluşumunu önlemek için 5 altın kural"
Taş hastalığının tekrarlama riskine dikkat çeken Op. Dr. Güçlü, korunma yollarını ise şu şekilde sıraladı:
"Günlük en az 2,5-3 litre su tüketilmeli, idrar rengi berrak olmalı. Günlük tuz tüketimi 5 gram ile sınırlandırılmalı. Kalsiyum ve oksalat dengesi sağlanmalı, yüksek oksalatlı gıdalar kontrollü tüketilmeli. Aşırı kırmızı et tüketiminden kaçınılmalı. Tekrarlayan taşlarda mutlaka taş analizi ve 24 saatlik idrar analizi yapılarak kişiye özel diyet planı oluşturulmalı."
Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile taş hastalığının tekrarının büyük ölçüde önlenebileceğini sözlerine ekledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/tas-dusuren-hastada-5-yil-icinde-tekrarlama-riski-yuzde-50-8826_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/tas-dusuren-hastada-5-yil-icinde-tekrarlama-riski-yuzde-50-8826_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/tas-dusuren-hastada-5-yil-icinde-tekrarlama-riski-yuzde-50-8826-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/tas-dusuren-hastada-5-yil-icinde-tekrarlama-riski-yuzde-50-8826_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/tas-dusuren-hastada-5-yil-icinde-tekrarlama-riski-yuzde-50/38650/</link>
			<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 12:01:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kumluca Devlet Hastanesi'nde 1 yılda 424 bin 651 hasta muayene edildi]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'nın Kumluca ilçesinde İlçe Kaymakamı Bahadır Güneş, devlet hastanesini ziyaret ederek hastane yönetiminden çalışmalarla ilgili bilgi aldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kumluca Kaymakamı Bahadır Güneş, daire amirleriyle birlikte Kumluca Devlet Hastanesi'ni ziyaret ederek yöneticilerden çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Kaymakam Bahadır Güneş, hastaneye gelişinde ilk olarak diyaliz ünitesini gezdi, ardından poliklinikleri dolaşarak hastalarla sohbet etti. Hastane kapalı oto parkı, acil servis, yoğun bakım üniteleri ve yapımı devam eden kroner yoğun bakım servisini de gezen Güneş, toplantı salonuna geçti. Hastane Başhekimi Fatih Aladağ ve idareciler tarafından Kaymakam Bahadır Güneş'e hastanedeki çalışmalar ve yeni gelişmeler hakkında bilgi verildi.
160 dönümlük arazi üzerinde 33 dönümlük kapalı alanda kurulan hastanenin, 163 araçlık kapalı otoparkı bulunduğunu, 150 yatak kapasitesine sahip olduğunu belirten Başhekim Fatih Aladağ, "Toplam personel sayımız 546, 38 uzman hekim, 17 pratisyen hekim, 343 sağlık personeli ve diğer alanlardaki 137 kişi ile hizmet vermekteyiz" dedi.
Başhekim Fatih Aladağ, "Hastanemizde yıllık muayene ettiğimiz hasta sayısı 424 bin 651, Acil bölümünde yıllık muayene ettiğimiz hasta sayısı 136 bin 775, Diş Hastanemizde yıllık muayene ettiğimiz hasta sayımız 25 bin 348, hastanemiz bünyesinde yıllık yatan hasta sayımız 9 bin 906 kişi, Yoğun Bakım ünitemizde yıllık yatan hasta sayımız 861 kişi, yıllık yeni doğan yoğun bakım sayımız ise 355 kişidir" dedi.
Aladağ, "Hastanemizde yıllık 6 bin 169 kişi ameliyat oldu. ABC Grubu ameliyatlarında ise 2 bin 365 hastamız ameliyat oldu. Hastanemizde Gastroskopi olan hasta sayımız 263 kişi ve kolonoskopi olan hasta sayımız ise 260 kişidir. Birinci seviye yoğun bakım sayımız 6 ve ikinci seviye yoğun bakım yatağımız ise 6 kişi olup toplam 12 yoğun bakım yatağımız bulunmaktadır" dedi.

Başhekim Aladağ son olarak, "Batı Antalya Bölgesinde ilk olacak olan kroner anjiyo bakım merkezimizdeki çalışmalar aralıksız sürüyor. En kısa zamanda da o merkezimizi hizmete açmayı hedefliyoruz dedi.
Hastane yönetimi tarafından 112 acil merkezinin Temel Eğitim Mahallesi'nde yapılması planlanan yeni bir binaya taşınacağını, yetersiz olan ortopedi başta olmak üzere bazı branşlarda yeni doktorların geleceğinin bilgisi verilen Kaymakam Bahadır Güneş hastaneden ayrıldı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kumluca-devlet-hastanesi-nde-1-yilda-424-bin-651-hasta-muayene-edildi-4057.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kumluca-devlet-hastanesi-nde-1-yilda-424-bin-651-hasta-muayene-edildi-4057.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kumluca-devlet-hastanesi-nde-1-yilda-424-bin-651-hasta-muayene-edildi-4057-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kumluca-devlet-hastanesi-nde-1-yilda-424-bin-651-hasta-muayene-edildi-4057.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kumluca-devlet-hastanesi-nde-1-yilda-424-bin-651-hasta-muayene-edildi/38642/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 10:41:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kuş besleyenlere kritik uyarı: Akciğerde geri dönüşümsüz hasar riski]]></title>
			<description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Dr. Öğr. Gör. Aliye Gamze Çalış, halk arasında "kuşçu akciğeri" olarak bilinen Hipersensitivite Pnömonisi'ne ilişkin uyarılarda bulundu. Tanı konulmasına rağmen kuş beslemeye devam edilmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Çalış, "Akciğerde ilerleyici ve geri dönüşümsüz sertleşme gelişebilir, bu tablo solunum yetmezliğine kadar ilerleyebilir" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Evde kuş beslemek, çatıda kuşların barınması ya da kuş pisliği temizliği sırasında ortaya çıkan partiküller, akciğer sağlığını tehdit edebiliyor. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Dr. Öğr. Gör. Aliye Gamze Çalış, özellikle kuş tüyü ve dışkısına maruziyetin Hipersensitivite Pnömonisi'ne neden olabileceğini belirterek, hastalığın çoğu zaman grip ya da astımla karıştırıldığına dikkat çekti.

Ev ortamındaki görünmeyen tehlike
Kuşlara ait tüy, dışkı ve deri döküntülerinde bulunan antijenlerin solunum yoluyla akciğerlere ulaşmasının bağışıklık sistemini tetiklediğini ifade eden Çalış, "Kuşların tüyleri, dışkıları ya da deri döküntülerindeki antijenler inhale edildiğinde, akciğerlerimiz bunları yabancı madde olarak algılar. Bu durum bağışıklık sisteminin reaksiyon vermesine yol açar. Oluşan immünolojik yanıt sonucunda akciğer dokusunda sertleşme ortaya çıkabilir" dedi.

Akut form grip gibi başlıyor
Hipersensitivite Pnömonisi'nin akut ve kronik olmak üzere iki farklı klinik tabloda görülebildiğini belirten Çalış, akut formun temas sonrası saatler içinde gelişebildiğini söyledi. Çalış, "Kuşla temasınızdan yaklaşık 4-8 saat sonra grip benzeri semptomlar ortaya çıkabilir. Burun akıntısı, ateş, öksürük ve kırgınlık en sık görülen şikayetler arasında yer alır" şeklinde konuştu.

Kronik form sinsi ilerliyor
Uzun süreli maruziyetin daha ciddi bir tabloya yol açabileceğini vurgulayan Çalış, kronik formda belirtilerin yavaş geliştiğini ifade ederek, "Kronik formda hastalık yıllar içinde sinsi şekilde ilerler. Hastalar genellikle efor dispnesi, kuru öksürük ve gece tıkanma hissi tarif eder. Bu form daha ağır seyredebilir ve kalıcı hasar riski taşır" dedi.

Birçok hasta astım zannediyor
Semptomların farklı hastalıklarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Çalış, "Tahminimizden çok daha fazla hastayla karşılaşıyoruz. Hastaların önemli bir kısmı kendini astım hastası zannediyor ya da uzun süre grip tedavisi alıyor. Bu nedenle doğru anamnez hayati önem taşıyor" ifadelerini kullandı.

‘Buzlu cam'
Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Çalış, değerlendirmede kuş besleme öyküsünün belirleyici olduğunu kaydetti. Çalış, "Muayene sonrası akciğer grafisi, gerekirse yüksek çözünürlüklü tomografi (HRCT) çekiyoruz. Tomografide bizim için anahtar bulgu ‘buzlu cam' görünümüdür. Kuş maruziyeti öyküsüyle birlikte bu bulgu tanıyı güçlü şekilde destekler" dedi. Kesin tanı için solunum fonksiyon testi ve bronkoskopi uygulandığını da sözlerine ekledi.

Tedavide en kritik adım, antijenden uzaklaşmak
Çalış, tedavi sürecinde en kritik adımın antijen maruziyetinin tamamen sonlandırılması olduğunu vurgulayarak, "En önemli şey antijenin uzaklaştırılmasıdır. Hayvanlarımız ve hobilerimiz elbette kıymetli ancak nefesimiz çok daha kıymetli. Bu nedenle hastalığa neden olan kuşlardan bir an önce uzaklaşmak gerekir. Kuşu başka odaya almak ya da bahçeye çıkarmak çözüm değildir. Tüy ve partiküller havada dolaşmaya devam edeceği için inhalasyon sürer ve hastalık tekrarlayabilir. Bu yüzden tamamen uzaklaşmak gerekir. Sadece bu önlem bile tedavi başarısında önemli bir katkı sağlar" dedi.
Antijenin ortadan kaldırılmasının yeterli olmadığı hastalarda ilaç tedavisine başvurduklarını belirten Çalış, "Gerekli durumlarda yaklaşık 3 ay süreyle, hekim kontrolünde kortikosteroid tedavisi uyguluyoruz. Bazı hastalarda daha dirençli bir tablo görülebiliyor. Bu durumda bağışıklık sistemini daha güçlü şekilde baskılayan ilaçlar kullanmamız gerekebilir. Tedavi sürecinde hastalarımızı düzenli aralıklarla akciğer grafisi, solunum fonksiyon testi ve klinik muayenelerle takip ediyoruz" ifadelerini kullandı.
"Hobilerimiz kıymetli ama nefesimiz daha kıymetli"
Tanı konulmasına rağmen önlem alınmamasının ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Çalış, şöyle devam etti:
"Akciğerde ilerleyici ve geri dönüşümsüz sertleşme gelişebilir. Bu durum bir süre sonra solunum yetmezliğine, oksijen cihazı kullanımına, hatta yoğun bakım ihtiyacına kadar ilerleyebilir."
Çalış, kuş besleyen ve nefes darlığı ile öksürük şikayetleri bulunan kişilere göğüs hastalıkları hekimine başvurma çağrısı yaptı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kus-besleyenlere-kritik-uyari-akcigerde-geri-donusumsuz-hasar-riski-7663_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kus-besleyenlere-kritik-uyari-akcigerde-geri-donusumsuz-hasar-riski-7663_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kus-besleyenlere-kritik-uyari-akcigerde-geri-donusumsuz-hasar-riski-7663-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kus-besleyenlere-kritik-uyari-akcigerde-geri-donusumsuz-hasar-riski-7663_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kus-besleyenlere-kritik-uyari-akcigerde-geri-donusumsuz-hasar-riski/38636/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:05:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ağızda Oluşan Enfeksiyonlar Zamanla Tüm Vücudu Etkileyebilir!]]></title>
			<description><![CDATA[Ağız ve diş sağlığının önemine dikkat çeken İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Başkanı Dt. Ersin Atinel, diş ve diş eti hastalıklarının kalp ve diyabet gibi hastalıkların yanı sıra; hamilelik sürecinde de ciddi sağlık problemlerine neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Ağız ve diş sağlığının yalnızca dişlerin çürümesi veya ağız kokusu gibi sorunlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Atinel, diş eti hastalıklarının bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp hastalıkları, diyabet ve hamilelik süreci üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini söyledi.
 

VÜCUTTA İLTİHAPLANMAYA NEDEN OLUYOR

Ağızda oluşan enfeksiyonların zamanla tüm vücudu etkileyebildiğini dile getiren Dt. Ersin Atinel, “Diş eti hastalıklarında ağız içinde enfeksiyon oluşur. Bu enfeksiyon nedeniyle diş etleri hassaslaşır ve kanama meydana gelebilir. Diş eti dokusunun zayıflaması, bakterilerin kolayca kan dolaşımına geçmesine neden olur. Bu durum vücutta yaygın inflamasyon (iltihaplanma) oluşturur ve birçok organ sistemini etkileyebilir. Ağız sağlığı bozulduğunda özellikle diş eti enfeksiyonları, kalp hastalıkları açısından risk oluşturur. Diş etlerinde oluşan bakteriler kana karışarak damar duvarlarına tutunabilir. Bu durum damar sertliği riskini artırabilir ve damar içinde plak oluşumunu hızlandırabilir” diye konuştu.

DİYABET VE HAMİLELİĞİ DE ETKİLİYOR

Diyabetle ağız ve diş sağlığı arasında bir ilişki bulunduğunu vurgulayan Dt. Ersin Atinel şu bilgileri verdi: “Diyabet hastalarında kan şekeri yüksek olduğunda bağışıklık sistemi zayıflar. Bu nedenle enfeksiyonlara yatkınlık artar ve diş eti hastalıkları daha kolay gelişebilir. Diş eti hastalıkları da diyabeti olumsuz etkiler. Çünkü ağız içindeki enfeksiyon vücutta iltihabı artırır ve bu durum insülin direncini yükseltebilir. Böylece kan şekeri kontrolü zorlaşır ve diyabetin dengede tutulması daha güç hale gelir. Hamilelik sürecinde ise hormonal değişimler nedeniyle diş etleri daha hassas hale gelir. Bu yüzden hamile kadınlarda diş eti kanaması ve iltihabı daha sık görülür. Eğer hamilelik sırasında ağızda ciddi enfeksiyonlar bulunuyorsa, bu enfeksiyonlar vücutta iltihabı artırarak erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi riskleri yükseltebilir. Ayrıca ağız hijyeninin kötü olması annenin ağız bakterilerinin bebeğe geçmesine neden olabilir ve ilerleyen yaşlarda çürük riskini artırabilir”

İZDO Başkanı Dt. Ersin Atinel, son olarak düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve düzenli diş hekimi kontrollerinin, hem ağız sağlığı, hem de genel sağlık açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir-5586.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir-5586.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir-5586-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir-5586.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir/38628/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 12:02:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[2022-2025 yılları arasında 112'ye gelen çağrıların yüzde 25'i asılsız çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da 112 Acil Çağrı Hizmetleri İl Koordinasyon Komisyonu Toplantısı Vali Hulusi Şahin başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda 49 bin 861 öğrenciye verilen farkındalık eğitimleri, asılsız ihbarlara uygulanan cezalar ve acil çağrı hizmetlerinin etkinliğini artırmaya yönelik çalışmalar ele alındı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[112 Acil Çağrı Hizmetleri İl Koordinasyon Komisyonu Toplantısı, Antalya Valisi Hulusi Şahin başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda, 112 Acil Çağrı Merkezi'nin mevcut personel durumu, hizmet kapasitesi, çağrı istatistikleri, yürütülen farkındalık çalışmaları ile devam eden ve planlanan projeler ele alındı.

49 bin 861 öğrenciye farkındalık eğitimi verildi
Toplantıda, 112 farkındalığının artırılması amacıyla yürütülen eğitim faaliyetleri kapsamında 2025–2026 eğitim-öğretim yılı sonu itibarıyla 164 okulun ziyaret edildiği ve 49 bin 861 öğrenciye eğitim verildiği belirtildi. Gereksiz çağrıların en aza indirilmesi amacıyla 112 farkındalık eğitimlerine devam edilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması için personele yönelik eğitim faaliyetlerinin sürdürülmesi hedefleri vurgulandı. Antalya'da vatandaşlara sunulan acil çağrı hizmetlerinin etkin, hızlı ve koordineli bir şekilde yürütülmesine yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceği belirtildi.

Asılsız ihbarda bulunanlara yönelik yaptırımlar değerlendirildi
Toplantıda ayrıca, 112 hattının gereksiz ve asılsız aramalarla meşgul edilmesinin önlenmesine yönelik yürütülen çalışmalar da değerlendirildi. 2022–2025 yılları arasında sisteme gelen çağrı verileri değerlendirildiğinde, çağrıların yüzde 46'sının asıllı, yüzde 25'inin asılsız, yüzde 29'unun ise anons aşamasında kapandığı aktarıldı. Kabahatler Kanunu kapsamında 2024 yılında asılsız ihbarda bulunan 29 kişi hakkında 51 bin 821 TL, 2025 yılında ise 63 kişi hakkında 167 bin 264 TL idari para cezası uygulandığı belirtildi. 2026 yılında ise 13 kişi hakkında idari işlem sürecinin devam ettiği belirtildi.
112 Acil Çağrı Merkezi'nde gerçekleştirilen toplantıya Vali Hulusi Şahin, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Cemil Böcek, Vali Yardımcısı Hulusi Arat, İl Emniyet Müdürü Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Ahmet Kavukcu, Sahil Güvenlik Antalya Grup Komutanı Yarbay Tolga Coşkun, Sahil Güvenlik Antalya Hava Grup Komutanı Binbaşı Ufuk Uçar, İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan, Antalya Orman Bölge Müdürü Kemal Kayıran, 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Mehmet Koçak, AFAD Müdürü Necmi Erçin, Antalya Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürü Dilek Erkalaycıoğlu, Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Ahmet Kısa ve ilgili kurum ve kuruluş müdürleri katıldı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/2022-2025-yillari-arasinda-112-ye-gelen-cagrilarin-yuzde-25-i-asilsiz-cikti-6802.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/2022-2025-yillari-arasinda-112-ye-gelen-cagrilarin-yuzde-25-i-asilsiz-cikti-6802.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/2022-2025-yillari-arasinda-112-ye-gelen-cagrilarin-yuzde-25-i-asilsiz-cikti-6802-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/2022-2025-yillari-arasinda-112-ye-gelen-cagrilarin-yuzde-25-i-asilsiz-cikti-6802.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/2022-2025-yillari-arasinda-112-ye-gelen-cagrilarin-yuzde-25-i-asilsiz-cikti/38595/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 18:31:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Göz Hastalıklarına Lazer ile Tedavi]]></title>
			<description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Refraktif Cerrahi Merkezi açılışı Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan tarafından yapıldı. Merkezde miyop, astigmat, hipermetrop gibi göz hastalıkları lazer ile tedavi edilecek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Refraktif Cerrahi Merkezi açılışı yapıldı. Törene Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, başhekim yardımcıları, akademisyenler ve hastane çalışanları katıldı.

DAHA GÜÇLÜ, DAHA ERİŞİLEBİLİR VE DAHA MODERN BİR HİZMETİ

Açılış töreninde konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Bugün hastanemiz için yine gurur verici bir an yaşıyoruz. Refraktif Cerrahi Merkezimizin açılışıyla, Antalya'mız ve bölgemiz için bir ilki daha hep beraber hayata geçireceğiz. Göz sağlığı bu anlamda daha güçlü, daha erişilebilir ve daha modern bir hizmeti sunacak hastalarımıza.” ifadelerini kullandı.

2025 YILINDA 80 BİNE YAKIN AMELİYAT YAPTIK

Üniversitede son 5 yılda alt yapıya yönelik kapsamlı çalışmalar yapıldığının altını çizen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Akdeniz Üniversitesi bu 5 yılda bence iyi bir yol kat etti. Hep beraber katettik bu yolu. Geçen yıl 80 bine yakın ameliyat yaptık hep beraber. Birçok insanın sağlık sorununu çözdük, insanlara şifa olma görevini hep beraber üstlendik doktorlar olarak ve destek personelimiz olarak.” şeklinde konuştu.

İNSANLARIN HAYATLARINA DOKUNUYORUZ

İnsanlara umut olmanın ve onlara dokunmanın çok kıymetli olduğunu söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Biliyorsunuz çok vahim bir kazayla biz pazar sabahına uyandık ve maalesef 10 vatandaşımızı kaybettik. Üçü de maalesef gencecik Akdeniz Üniversitesi öğrencisiydi. Allah’tan rahmet diliyorum. Bu haberi aldığım zaman çok üzülecek vaktimiz bile olmadı. Çünkü 5 hasta Akdeniz Üniversitesi'ne sevk edildi. 3 hastanın durumu bir hayli ağırdı ve Ömer Özkan hocam ve ekibimizle beraber ameliyata aldık. Orada şunu gördüm; ameliyattan dışarıya çıktığımız anda yaklaşık 50-60 hasta yakınının sizin gözlerinizden, ağzınızdan çıkacak şeyleri umut etmesi o kadar farklı bir şey ki... Yaptığımız iş çok kıymetli sayın hocalarım, sayın çalışma arkadaşlarım.” ifadelerini kullandı.

İNSAN KAYNAĞIMIZI EN ÜST SEVİYEYE TAŞIMAK İÇİN UĞRAŞIYORUZ

Daha fazla insana umut olmak için hem insan kaynağı hem de altyapının gerekliliğine değinen Rektör Prof. Dr. Özkan, “Akdeniz Üniversitesi olarak da hem altyapısıyla hem insan kaynağımızla bunu en üst seviyeye taşımak için uğraşıyoruz. Hatta biz ilk geldiğimiz dönemde tomografimiz bile yoktu. Hep beraber el ele vererek altyapıyı güçlendirmeye çalıştık.” dedi. Rektör Özkan altyapıyı güçlendirmek için çalışmaya devam ettiklerini bu merkezin de bu kapsam da önemli bir adım olduğunu kaydetti.

KORNEA HASTALIKLARININ TEDAVİSİNDE DE KULLANILACAK

Açılan merkezle ilgili bilgi veren Rektör Özkan, “Bu merkezimiz de hipermetrop, miyop ve astigmat için çok güncel tedaviler sunacak bize. Sadece tedavi değil ben buradan araştırma da istiyorum hocalarım. Bunu da buradan belirtmek istiyorum. Çünkü çok güzel bir alet anladığım kadarıyla. Sadece gözlükten kurtulmayacak hastalarımız, aynı zamanda kornea naklinde ve kornea hastalıklarında da bu elimiz ayağımız olacak bu alet.” dedi.

BÖLGEMİZ İÇİN REFERANS MERKEZİ HALİNE GELECEK

Merkezin bölge için bir referans merkezi olacağını kaydeden Rektör Özkan, “Halkımıza yüksek teknoloji ve akademik güvence ile tedavi imkanı sunacak olan Lazer Merkezimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. İnanıyorum ki Refraktif Cerrahi Merkezimiz kısa sürede bölgemiz için yine olduğu gibi bir referans merkezi haline gelecek. Üniversitemizin sağlık alanında da önemli bir güç olacak. Emeği geçen herkese, herkese ama hem alımında hem bundan sonraki hizmetinde çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, sağ olun, var olun.” şeklinde konuştu.

Konuşmanın ardından Rektör Özkan ve beraberindeki heyet açılış kurdelesini keserek Antalya ilinde kamu kurumları arasında tek olma özelliğini taşımakta olan merkezi gezdi ve bilgi aldı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/akdeniz-universitesi-hastanesi-nde-goz-hastaliklarina-lazer-ile-tedavi-6861.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/akdeniz-universitesi-hastanesi-nde-goz-hastaliklarina-lazer-ile-tedavi-6861.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/akdeniz-universitesi-hastanesi-nde-goz-hastaliklarina-lazer-ile-tedavi-6861-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/akdeniz-universitesi-hastanesi-nde-goz-hastaliklarina-lazer-ile-tedavi-6861.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/akdeniz-universitesi-hastanesi-nde-goz-hastaliklarina-lazer-ile-tedavi/38535/</link>
			<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 12:31:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kemik iliği nakli artık kardeş vericilerle sınırlı değil]]></title>
			<description><![CDATA[Kemik iliği naklinde verici bulma sorununu büyük ölçüde ortadan kaldıran yarı uyumlu akraba nakilleri, son yıllarda tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaşarak hastalar için yeni bir umut kapısı araladı. Hematoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların uzun süre donör beklemesinin önüne geçiyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
	
		
			
			Kemik iliği nakli, lösemi, lenfoma, aplastik anemi ve bazı kalıtsal kan hastalıkları başta olmak üzere birçok kan ve kemik iliği hastalığının tedavisinde hayati önemini koruyor. Geçmişte, kemik iliği nakline ihtiyaç duyan hastaların yalnızca yüzde 25-30'unda tam uyumlu kardeş verici bulunabilirken, son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde bu tablo büyük ölçüde değişti. Günümüzde anne, baba, çocuklar ve yakın akrabalardan elde edilen yarı uyumlu kan kök hücreleriyle yapılan nakillerin, tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaştığı belirtiliyor. Bu gelişme sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 90-95'i için uygun vericiye ulaşmak mümkün hale geldi.
			
			Hastalar hastalık ilerlemeden nakle alınabiliyor
			Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Bölümü'nden Prof. Dr. Mustafa Çetin, yarı uyumlu akraba vericilerin sağladığı avantajlara dikkat çekti. Prof. Dr. Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların ulusal ve uluslararası donör bankalarında uzun süre verici beklemesini önlemektedir. Böylece hastalar, hastalık ilerlemeden ve olumsuz sağlık sorunları gelişmeden hızlı bir şekilde kemik iliği nakli tedavisine alınabilmektedir" ifadelerini kullandı.
			
			Genç yarı uyumlu vericiler öne çıkıyor
			Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, vericinin yaşının da tedavi başarısında önemli bir faktör olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Çetin, bazı durumlarda yarı uyumlu fakat genç bir vericinin tercih edilebildiğini vurguladı. Çetin, "Yapılan çalışmalar, genç vericilerden yapılan nakillerin bağışıklık sisteminin yeniden yapılanmasını daha güçlü desteklediğini ve tedavi başarısını artırdığını göstermektedir. Bu nedenle bazı hastalarda, tam uyumlu ancak ileri yaşta bir verici yerine, yarı uyumlu fakat genç bir vericiden yapılan nakiller tercih edilebilmektedir" dedi.
			
			Tedavi sürecinde önemli avantajlar sağlıyor
			Yarı uyumlu akraba vericilerin, nakil sonrasında gerekebilecek hücresel destek tedavilerinin zamanında uygulanmasına da imkan tanıdığını ifade eden Prof. Dr. Çetin, bu durumun tedavi sürecini daha güvenli ve etkin hale getirdiğini kaydetti. Ayrıca bu yaklaşımın, donör bankalarından temin edilen hücresel ürünlerin yüksek maliyetini ve yoğun iş gücü ihtiyacını da önemli ölçüde azalttığını dile getirdi.
			
			"Daha ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir tedavi modeli"
			Tüm bu gelişmelerle birlikte kemik iliği naklinin daha fazla hasta için erişilebilir hale geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Bu yeni nakil yaklaşımı, hem sağlık sistemi hem de hastalar açısından daha sürdürülebilir bir tedavi modeli sunmaktadır. Yarı uyumlu akraba kemik iliği nakli, günümüz tıbbında hastalara umut veren önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır" şeklinde konuştu.
			 
			
		
	

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kemik-iligi-nakli-artik-kardes-vericilerle-sinirli-degil-1785.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kemik-iligi-nakli-artik-kardes-vericilerle-sinirli-degil-1785.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kemik-iligi-nakli-artik-kardes-vericilerle-sinirli-degil-1785-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kemik-iligi-nakli-artik-kardes-vericilerle-sinirli-degil-1785.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kemik-iligi-nakli-artik-kardes-vericilerle-sinirli-degil/38529/</link>
			<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 11:17:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı'ndan Doç. Dr. Hasan Özkan Gezer, anne karnında tespit edilen, cerrahi gerektiren hastalıkların doğru planlama yapıldığında bir felaket haberi değil, aksine bir başarı hikayesine dönüştüğünü söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doç. Dr. Hasan Özkan Gezer, tıptaki teknolojik ilerlemeler doğumsal anomalilerin bebek dünyaya gelmeden tespit edilmesine ve tedavi planlamasının erken dönemde yapılmasına imkan sağladığını, doğru merkezlerde yapılan doğumun başarı oranlarını ciddi şekilde artırdığını söyledi.
Gelişmiş ultrasonografi yöntemleri sayesinde özefagus atrezisi (yemek borusunun kapalı olması), bağırsak tıkanıklıkları, diyafram hernisi (akciğer zarındaki defektler) ve idrar yollarındaki darlıklar gibi birçok doğumsal hastalığın bebek doğmadan önce tespit edildiğini ifade eden Gezer, erken tanının hem aile hem de sağlık ekibi için önemli bir hazırlık sürecini mümkün kıldığını söyledi. Anne ve babaların bu tanıyla karşılaştıklarında en sık "Bebeğimiz yaşayacak mı" sorusunu yönelttiklerini belirten Gezer, günümüzde bu hastalıkların genellikle başarıyla tedavi edilebildiğini, erken tanı ve doğru merkezde gerçekleştirilen doğum planlamasıyla başarı oranlarının yüzde 90'ların üzerine çıktığını dile getirdi.

"Zaman kaybetmeden gerekli müdahaleleri yapabiliyoruz"
Bu süreçte ailelerin bilgiye dayalı bir yaklaşımla hareket etmelerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Gezer, "Paniğe kapılmadan ilk adım olarak doğru merkeze yönelmeliler. Çocuk cerrahisi uzmanı bulunan, yenidoğan yoğun bakım imkanları güçlü olan bir merkezde yapılan doğum planlaması, bebek için hayati derecede önemlidir. Başkent Üniversitesi'nde multidisipliner bir yaklaşımla kadın doğum, yenidoğan, anestezi ve çocuk cerrahisi ekipleri birlikte çalışarak doğum öncesi hazırlıkları ayrıntılı şekilde planlıyoruz. Bu sayede bebek doğar doğmaz zaman kaybetmeden gerekli müdahaleleri yapabiliyoruz" dedi.
Gezer, geçtiğimiz yıl anne karnında özefagus atrezisi tanısı alan bir bebekte yaşanan süreci örnek göstererek, "Başkent Üniversitesi'nin güçlü perinatoloji ekibi ile gebelik boyunca hasta yakından takip edilerek, doğum sonrasında yapılacak ameliyat planlandı. Bebek doğduktan sonra ameliyat gerçekleştirildi. Bugün o çocuk sağlıklı bir şekilde akranlarıyla aynı gelişim düzeyinde. Anne karnında tespit edilen, cerrahi gerektiren hastalıkların doğru planlama yapıldığında bir felaket haberi değil, aksine bir başarı hikayesi" diye konuştu.

"Aileler bu süreçte yalnız değiller"
Doç. Dr. Gezer, anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil, aksine modern tıbbın sunduğu imkanlar sayesinde doğru planlama ile yüksek başarı oranları elde edilebildiğini belirterek, "Aileler bu süreçte yalnız değiller, çocuk cerrahisi uzmanlarının bulunduğu merkezlerde yapılacak doğum planlaması hem bebek hem de aile açısından en doğru yaklaşım olacaktır. 'Doğmadan önce umut, doğduktan sonra hayat başlıyor' ifadesi bu süreçte ailelere moral veriyor. Doğru koordinasyonla bu bebekler genellikle sağlıklı bir yaşama kavuşmaktadır" şeklinde konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/anne-karninda-tespit-edilen-cerrahi-hastaliklar-artik-caresiz-degil-1319.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/anne-karninda-tespit-edilen-cerrahi-hastaliklar-artik-caresiz-degil-1319.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/anne-karninda-tespit-edilen-cerrahi-hastaliklar-artik-caresiz-degil-1319-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/anne-karninda-tespit-edilen-cerrahi-hastaliklar-artik-caresiz-degil-1319.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/anne-karninda-tespit-edilen-cerrahi-hastaliklar-artik-caresiz-degil/38527/</link>
			<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Dünyada her yıl 20 milyon kişi kanser tanısı alıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kanserin görülmesinde genellikle çevre, yaşam ve fiziksel faktörlerin etkili olduğunu belirterek, "Dünyada 20 milyon, ülkemizde ise 240 bin insan her yıl kanser tanısı alıyor. Her 5 ölümden birisinin sebebi kanser." dedi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Tıbbi Onkoloji Derneğince, "4 Şubat Kanser Günü" dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında, Türkiye ve dünyada kanser tedavisindeki gelişmeler paylaşıldı.

Dernek Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kanserin önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, tedavide erken tanının önemine vurgu yaptı.

Kanserin görülmesinde büyük oranda genellikle çevre, yaşam ve fiziksel faktörlerin etkili olduğunu dile getiren Karadurmuş, "1950 ve 2000'li yılların arasında bir insanoğlunun kansere bağlı 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 59'lardaydı. 2026'da artık şunu biliyoruz, yüzde 70'e ulaştı. Kanserde tedbirimiz ve çözümlerimiz var." ifadelerini kullandı.

"5 yıllık dönemde genel sağ kalım oranları yüzde 70'e çıktı"

Prof. Dr. Karadurmuş, kanser tedavisinde kemoterapinin önemine işaret ederek, şöyle konuştu:

"Kemoterapi çok kritik sonuçlara yardımcı oluyor. Tek başına ya da akıllı ilaçlarla birlikte. Akıllı ilaçlar 22 kanser türünde kullanılıyor. Saç dökmüyor, yorgunluk dahi yapmıyor. En önemlisi de ev ortamında yaşam kalitesini bozmadan hastalarımız alabiliyor. İmmünoterapiler de bugün 7 kanser türünde ülkemizde geri ödeme alan ve hemen hemen tüm kanser türlerinde umut ışığı olan önemli ajanlar. Kendi vücut hücrelerimizdeki koruyucu lenfositlerimizi devreye geçirdiğimiz ajanlar. Pozitif bilimin desteklediği kanıtladığı ajanlarla artık tüm kanser türlerinde 5 yıllık dönemde genel sağ kalım oranları yüzde 70'e çıktı."

 



 

Karadurmuş, tıbbi onkoloji uzmanı olmayanların, kenevir, yüksek doz C vitamini ya da fitoterapinin kanseri tedavi edebileceği yönünde bilgiler vermesinin halkı yanlış yönlendirilmesine neden olduğunu da aktardı.

Bu tür uygulamaların kanseri tedavi edici ajanlar olmadığını vurgulayan Karadurmuş, "Kenevir ağrı kesici olarak etkili olabilir, fitoterapi, bitkisel destekler birtakım yardımla hastaların dinçliğinde kısmi bir destek olabilir ama 'kanseri tedavi edeceğiz' kemoterapiye, akıllı ilaca hiç gerek yok derseniz yanlış yapmış olursunuz. Tedaviyi öteleyerek erken evredeki bir hastayı tıbbi onkoloji uzmanına gecikmiş olarak umutlarını azaltmış olarak çıkarsınız. Halkımızdan istediğimiz, pozitif bilime inanın, erken tanıyı kaçırmayın ve sağlığınızı ertelemeyin." değerlendirmesinde bulundu.

"Sigara tüm kanserlerin yüzde 30'undan sorumlu"

Dernek yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ise kanser tedavisinde erken tanının önemini vurgulayarak, "Her dört kadın kanserinden biri meme kanseri. Erken tanı için de kontrollerimizi mutlaka yaptıralım." dedi.

Tüm kanserlerin yüzde 30 ile 50'sinin çevresel faktörler ve önlenebilir nedenlerden kaynaklandığını belirten Şendur, "Sigara tüm kanserlerin yüzde 30'undan sorumlu. Sadece akciğer kanseri ülkemizde 40 binden fazla kişinin maalesef tanısında rol oynayan bir hastalık. Bunun dışında da baş, boyun, kolon ve rahim kanseri gibi birçok kanser türünde sigaranın önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Obezite ve hareketsiz yaşamın da sigara gibi kanser için benzer bir risk olduğunu söyleyebiliriz." diye konuştu.

"Kadınlarda akciğer kanserinde artış var"

Doç. Dr. Deniz Can Güven de kanserin önemli bir sağlık sorunu olduğunu ancak tarama testleriyle birçok kanser türünde hastaların daha erken tanı alabildiğini söyledi.

Türkiye'nin tütün ve obezite ile mücadele konusunda başarılı çalışmalar yürüttüğüne işaret eden Güven, kanserle mücadele sağ kalım oranlarının arttığına dikkati çekti.

Türkiye'de erkeklerde en sık akciğer kanserinin görülmeye devam ettiğini ifade eden Güven, "Tütün kontrolü konusunda hala ciddi aksiyonlar alınması gerekiyor. Prostat ve kalın bağırsak kanserleri de erkeklerde en sık görülmeye devam ediyor. Bu konuda da kolonoskopi taramalarının artması gerekiyor. Kadınlarda akciğer kanserinde ise artış var buna dikkat etmek gerekiyor. Rahim ağzı kanseri konusunda ise taramaları ve HPV aşısını gündemimize almamız gerekiyor." dedi.

"Bilimsel olmayan yöntemler tedaviyi geciktiriyor"

Prof. Dr. Gökçen İnanç İmamoğlu ise bilimsel olmayan yöntemlerin hastaların tedavilerinin gecikmesine neden olduğu vurgulayarak, şu uyarıları yaptı:

"Kanser tedavisinin başarısı, hastanın yaş, cinsiyet, yaşam ve beslenme koşulları hastalığın türü ve evresine göre değişmektedir. Bunları göz önünde bulundurarak kişiye özel tedavi planı yapılırken medyada özellikle reklam amaçlı içerikler hastalara sanki kanserin tek bir tür olduğu ve tüm kanser türlerini içeren mucizevi bir tedavi varmış gibi yansıtılıyor. Hastalarımızın bunlara itibar etmemesini öneriyoruz."

"mRNA aşıları gelecekte kanserin yörüngesini pozitif etkileyecek"

Toplantıda ayrıca Dernek Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kanserle mücadelede mRNA aşıları üzerinden yürütülen çalışmalara da değindi.

Karadurmuş, "mRNA aşıları gelecekte kanserin yörüngesini çok pozitif anlamda etkileyecek ve ivmelendirecek bir durum." dedi.

Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ise çalışmaların sonuçlarının pozitif yönde ilerlediğini 2 yıl içerisinde onay sürecine gelebileceğini ifade ederek, "2030'lu yıllardan sonra da mRNA aşısı, kanser tedavisinin değişmez bir parçası haline gelecek." diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/dunyada-her-yil-20-milyon-kisi-kanser-tanisi-aliyor-3966.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/dunyada-her-yil-20-milyon-kisi-kanser-tanisi-aliyor-3966.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/dunyada-her-yil-20-milyon-kisi-kanser-tanisi-aliyor-3966-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/dunyada-her-yil-20-milyon-kisi-kanser-tanisi-aliyor-3966.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/dunyada-her-yil-20-milyon-kisi-kanser-tanisi-aliyor/38523/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 22:34:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kanser tedavisinde yeni ufuk: Kişiye özel kanser aşıları gündemde]]></title>
			<description><![CDATA[Kanser aşılarındaki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, kişiye özel kanser aşılarının gelecekte tedavide önemli bir dönüm noktası olabileceğini söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kanser ve teknolojinin ilerlemesiyle kanser tedavisinde geliştirilen yöntemlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, 2022 yılından itibaren yapılan istatistiklere göre dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü belirtti. "Bu vakaların yaklaşık yarısında maalesef ölüm oranlarıyla karşılaşıyoruz" diyen Tatlı, Türkiye'de ise yıllık yaklaşık 240 bin yeni kanser vakası görüldüğünü, bu vakaların da yaklaşık 130 bininde ölüm gerçekleştiğini kaydetti. Tatlı, son 5 yılda Türkiye'de kanser yükünde yaklaşık 700 bine yakın birikmiş hasta popülasyonu oluştuğunu vurguladı.

En sık görülen kanser türleri
Dünya genelinde erkeklerde en sık görülen kanser türünün akciğer kanseri olduğunu, kadınlarda ise meme kanserinin öne çıktığını ifade eden Tatlı, Türkiye'ye ilişkin şu bilgileri paylaştı:
"Ülkelere, yaşam şekillerine ve çevresel faktörlere göre kanser tipleri değişiyor. Türkiye'de erkeklerde en sık akciğer kanseri görülüyor, ikinci sırada prostat, üçüncü sırada kolorektal kanseri var. Kadınlarda ise en sık meme kanseri, ardından tiroid ve kolorektal kanseri geliyor. Ancak her iki cinsi birlikte değerlendirdiğimizde en sık görülen ve ölüm oranı en yüksek tümör hâlâ akciğer kanseri."

Kanser tedavisinde yeni dönem: Aşılar
Kanser tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, moleküler testler, akıllı ilaçlar ve immünoterapiyle birlikte yeni bir döneme girildiğini söyledi. Tatlı, "Bir dönem hedeflenemez dediğimiz bazı mutasyonlar, teknolojinin ve bilimin hızla ilerlemesiyle artık hedeflenebilir hale geldi. Son yıllarda ise yeni bir çığır açılıyor, o da kanser aşıları" ifadelerini kullandı.
Kanser aşılarının toplumda sıkça yanlış anlaşıldığını vurgulayan Tatlı, HPV aşısının rahim ağzı kanserine karşı koruyucu bir aşı olduğuna dikkat çekerek, aktif kanser tedavisine yönelik kişiye özel aşıların ise farklı bir alan olduğunu söyledi.

Kişiye özel kanser aşıları
Kanserin hücrelerin genetik yapısında meydana gelen mutasyonlarla ortaya çıktığını anlatan Tatlı, bu hücrelerin normal dokulardan farklı antijenler taşıdığını belirterek, "Bu antijenler bağışıklık sistemimizdeki T lenfositler tarafından düşman olarak tanınır. Ancak bağışıklık sistemi baskılandığında tümör bağışıklıktan kaçar. Kanser aşılarıyla immünoterapinin yetersiz kaldığı noktaları tamamlamayı hedefliyoruz" dedi.
Yapay zeka destekli yöntemlerle kişiye özgü antijenlerin tespit edilebildiğini aktaran Tatlı, bu aşıların çoğunlukla immünoterapiyle kombine edildiğini ve hem ileri evre hastalıkta hem de ameliyat sonrası koruyucu dönemde kullanılabildiğini ifade etti.

"Erken faz çalışmalar umut veriyor"
Lynch sendromu gibi yüksek riskli durumlara yönelik yürütülen çalışmalara da değinen Tatlı, kolorektal kanser riskini azaltmaya yönelik aşı çalışmalarında önemli sonuçlar elde edildiğini söyledi. Prof. Dr. Tatlı, şunları kaydetti:
"Bu aşılar bugün yarın klinikte rutin kullanıma girecek aşamada değil. Faz 1 ve faz 2 çalışmaları devam ediyor. Ancak erken faz çalışmalarda, daha önce immünoterapiden fayda görmeyen hastalarda bile bağışıklık sistemini güçlü şekilde aktive edebildiğimizi görüyoruz."

"Her hasta için özel aşı seçeneği gündeme gelebilir"
Kanserde henüz yüzde yüz çözümden söz edilemeyeceğini belirten Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, "Kanserde tamamında yüzde yüz çözüm oldu diyemem ama her kanser tipi ve her hasta için özel bir aşı seçeneği ortaya çıkacak gibi görünüyor. İlk çalışmalarda her hastaya özel bir aşı platformu oluşturulabildiğini görüyoruz. Bugün maliyetli ve zor, ancak genetik analizlerin yaygınlaşmasıyla bu süreç giderek kolaylaşıyor" dedi.

Kanserden korunmanın temel yöntemleri
Kanserden korunmada yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tatlı, bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiğinin altını çizerek, "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak, obeziteyle mücadele etmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı beslenmek ve yeterli uyku çok önemli. Alkol tüketimi, ağız hijyeni, bağırsak mikrobiyotası ve stres yönetimi de kanser riskini etkileyen faktörler arasında" dedi.
Sağlıklı bir yaşam çerçevesi oluşturmanın kanserden korunmada etkili olabileceğini ifade eden Tatlı, "Yaşam şeklimizi ne kadar dengeli hale getirirsek kanserden korunmamız o kadar mümkün olur" değerlendirmesinde bulundu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kanser-tedavisinde-yeni-ufuk-kisiye-ozel-kanser-asilari-gundemde-8210.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kanser-tedavisinde-yeni-ufuk-kisiye-ozel-kanser-asilari-gundemde-8210.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kanser-tedavisinde-yeni-ufuk-kisiye-ozel-kanser-asilari-gundemde-8210-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/kanser-tedavisinde-yeni-ufuk-kisiye-ozel-kanser-asilari-gundemde-8210.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/kanser-tedavisinde-yeni-ufuk-kisiye-ozel-kanser-asilari-gundemde/38517/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 12:00:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Yapay zekayla oluşturulan videolar gerçeklik algısını dönüştürüyor, ruh sağlığını olumsuz etkiliyor]]></title>
			<description><![CDATA[İnternet ortamında, özellikle sosyal medyada yayınlanan ve gerçeğiyle neredeyse ayırt edilemeyecek yapay zeka videolarının, insanın ruh sağlığına olumsuz yönde etkisi olduğu bildirildi. Uzmanlar, yapay zekanın gerçeğe duyulan güveni zedelediğine de dikkat çekerek, "İnsanlar artık sadece gerçek olmayanı gerçek mi diye sorgulamaktan öte, gerçek olana şüphe ile yaklaşmaya başladı. Bu durum ruh sağlığı açısından yeni ve önemli problemleri beraberinde getiriyor" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Uzm. Dr. Fatma Arkaz, yapay zekayla üretilen içeriklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Uzm. Dr. Arkaz, yapay zekayla birlikte yalnızca teknolojinin değil, gerçeklik algısının da dönüştüğünü belirterek, "İnsan beyni gördüğüne inanmaya eğilimlidir. Burada temel bir güven mekanizması vardır. Ancak yapay zeka ile üretilen içerikler bu temel güven mekanizmasına zarar vermeye başladı" dedi.

"Gerçeğe duyulan güven zedeleniyor"
Yapay zekanın gerçeğe çok yakın taklitler üretebildiğine dikkati çeken Arkaz, "İnsanlar artık sadece gerçek olmayanı gerçek mi diye sorgulamaktan öte, gerçek olana şüphe ile yaklaşmaya başladı. Tabi bu durumda ruh sağlığı açısından yeni ve önemli problemleri de beraberinde getiriyor" ifadelerini kullandı.
Beynin görsel bilgiyi kanıt olarak kabul ettiğini vurgulayan Arkaz, yapay zekanın bu güveni sarstığını belirterek, "Kişi gördüğüne bile inanamaz hale geliyor, bu da genel bir güvensizlik duygusunu tetikliyor" değerlendirmesinde bulundu.

"Hassas bireylerde sanrısal düşünceler tetiklenebiliyor"
Yoğun yapay zeka etkileşiminin zihinsel etkilerine değinen Arkaz, dikkat süresinin azaldığını, eleştirel düşüncenin pasifleştiğini ve bilişsel yorgunluğun arttığını söyledi.
Psikiyatrik rahatsızlıklar açısından risklere işaret eden Uzm. Dr. Arkaz, "Özellikle anksiyete bozukluğu, depresyon ve psikoza yatkınlığı olan kişilerde gerçeklik sınırları zorlanabiliyor. Bazı hassas bireylerde sanrısal düşünceler tetiklenebiliyor" diye konuştu.
Arkaz ayrıca yoğun yapay zeka kullanımının bağımlılık benzeri döngülere yol açabileceğinin de altını çizdi.

"Dijital etkileşimi sınırlandırma çağrısı"
Sorgulamanın belirli bir düzeye kadar sağlıklı olduğunu ifade eden Arkaz, "Sürekli şüphe hali zihinsel yorgunluğu artırır ve olaylara karşı güvensizliği besler. Her gördüğümüze inanmayalım ama her şeyin gerçekliğini de sürekli sorgulamak zorunda değiliz" dedi.
Özellikle duygusal olarak hassas dönemlerde dijital etkileşimin sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Arkaz, yapay zekanın bir araç olduğunu, insani ilişkilerin yerini tutamayacağını belirterek gerçek sosyal bağların korunması çağrısında bulundu.

"Uzmanlara ve kurumlara duyulan güvenin azalmasına yol açabilir"
Yapay zekanın gerçekliği kolayca taklit edebilmesinin bilgiye ve kanıta olan güveni sarstığını ifade eden Arkaz, bunun toplumsal düzeyde şüpheciliğin ve komplo teorilerinin artmasına, uzmanlara ve kurumlara duyulan güvenin azalmasına yol açabileceğini söyledi.

"Videolarda yapay zeka olduğu belirtilmeli"
Uzm. Dr. Fatma Arkaz, uyarı mekanizmalarının eksikliğine de dikkati çekerek, "Yapay zeka ile üretilen içeriklerin açıkça belirtilmesi, oluşan şüpheyi azaltabilir. Ancak şu an böyle bir uygulama yaygın değil" değerlendirmesinde bulundu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/yapay-zekayla-olusturulan-videolar-gerceklik-algisini-donusturuyor-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-5064.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/yapay-zekayla-olusturulan-videolar-gerceklik-algisini-donusturuyor-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-5064.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/yapay-zekayla-olusturulan-videolar-gerceklik-algisini-donusturuyor-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-5064-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/02/yapay-zekayla-olusturulan-videolar-gerceklik-algisini-donusturuyor-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-5064.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/yapay-zekayla-olusturulan-videolar-gerceklik-algisini-donusturuyor-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor/38512/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 11:42:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Grip sandılar, Boca virüsü çıktı]]></title>
			<description><![CDATA[Antalya'da 3 yaşında geçirdiği rahatsızlık sonucu kaldırıldığı hastanede Boca virüsü kaptığı belirlenen 7 yaşındaki Kaan Ege Aydoğdu, 4 yıldır yatağa mahkum şekilde yaşıyor. Anne Sabahat Aydoğdu, oğlunun yeniden koşup oynayabilmesi için mücadele ediyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Antalya'da yaşayan Aydoğdu ailesinin hayatı 4 yıl önce küçük oğulları Kaan Ege'nin bir gün solunum sıkıntısı nedeniyle hastaneye kaldırılması ile değişti. Ailesinin grip olduğunu düşündükleri küçük çocuğun hastanede yapılan tahlillerinde Boca virüsü kaptığı ve virüsün ciğerlerini kapladığı tespit edildi. Daha donanımlı bir hastaneye sevk edilerek, entübe edilen Kaan'ın rahatsızlığı ilerlerken, virüs kalbe sıçradı. Toplam 15 dakika olmak üzere iki kez kalbi duran Kaan doktorların yoğun çabasıyla yeniden hayata döndürülürken, beyninde oluşan hasar nedeniyle yatağa bağımlı hale geldi. Doktorların bundan sonraki hayatında yürüyemeyeceğini, konuşamayacağını ve kendi başına yaşamını sürdürmesinin imkansız olduğunu söyledikleri 7 yaşındaki Kaan Ege'nin ailesi, oğullarının yeniden eskisi gibi koşup, oynayacağı günlere kavuşması için mücadeleyi bırakmadı. Anne Sabahat Aydoğdu, aradan geçen 4 yılda devletin kendilerine sunduğu imkanlara ek olarak yaptığı araştırmalar ile oğlunun tedavisi için elinden geleni yaptı. 

Her şey bir günde değişti
Oğlunun 3 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir gelişim gösterdiğini, konuşup oynadığını anlatan Sabahat Aydoğdu, zorlu sürecin bir sabah aniden oğlunun solunum sıkıntısıyla uyanmasıyla başladığını söyleyerek, "Kaan Ege 7 yaşında. 3 yaşına kadar normal gelişimi olan, yürüyebilen bir çocuktu. Bir gün solunum sıkıntısıyla uyandı. Acil olarak başka bir hastaneye sevk edildi ve orada Boca virüsü olduğunu öğrendik. Virüs direkt akciğerlere sıçrıyor ve solunum sıkıntısına neden oluyor. Bu nedenle oğlum entübe edildi" dedi. 
Virüsün belirtilerinin grip ile karıştırılabildiğine dikkat çeken Aydoğdu, bu durumun ihmallere yol açtığını belirterek, "Virüsün belirtilerini bilemediğimiz için ihmaller oldu. Oğlum 18 gün yoğun bakımda kaldı. Bu süreçte yürümesini ve konuşmasını kaybetti" diye konuştu.
Dört yıldır zorlu bir tedavi sürecinden geçtiklerini dile getiren Aydoğdu, "Fizik tedavi görüyor, beslenme seansları alıyor. Bir dönem midesinde hortum vardı, şimdi çıktı ve ağızdan besleniyor" ifadelerini kullandı. 
Virüsün basit bir grip gibi görülmemesi gerektiğini vurgulayan Aydoğdu, "Normal grip ile karıştırılmaması gerekiyor. Semptomları benziyor ama ciğerleri kapatıyor ve kalp durmasına kadar gidebiliyor. Ailelerin bilinçli olmasını istiyorum" dedi.

"Sesi bile çıkmıyordu"
Oğlunun gelişiminin devam ettiğini belirten anne Aydoğdu, umutlu olduklarını sözlerine ekleyerek, "Bize ‘Artık yürüyemez, bir şey yiyip içemez' dediler ama oğlum haftada 2 saat fizik tedavi alıyor. Şu an destekli oturabiliyor, adımlama yapabiliyor. Algıları çok açıldı. Özel eğitim aldırıyorum. Sesi bile çıkmıyordu, şimdi ‘Anne' diyor. İyi tedaviyle daha iyi yerlere geleceğine inanıyorum" şeklinde konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/grip-sandilar-boca-virusu-cikti-936.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/grip-sandilar-boca-virusu-cikti-936.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/grip-sandilar-boca-virusu-cikti-936-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/grip-sandilar-boca-virusu-cikti-936.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/grip-sandilar-boca-virusu-cikti/38444/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:47:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[PSMA PET ile prostat kanserinde net ve güvenilir görüntüleme]]></title>
			<description><![CDATA[Doç. Dr. Erdem Sürücü, PSMA PET-BT’nin prostat kanserinde milimetrik düzeydeki odakları dahi tespit edebilen, güvenilir ve hasta dostu bir görüntüleme yöntemi olduğunu söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanserler arasında yer alırken, hastalığın doğru evrede ve doğru yöntemle değerlendirilmesi tedavi başarısını doğrudan etkiliyor. Son yıllarda tıp dünyasında öne çıkan PSMA PET, görüntüleme, prostat kanserinin tanı, evreleme ve tedavi takibinde dikkat çekiyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Doç. Dr. Erdem Sürücü, PSMA PET-BT hakkında bilgi verdi.

Prostat kanserine özel akıllı görüntüleme
Doç. Dr. Erdem Sürücü, PSMA PET-BT, prostat kanseri hücrelerini hedef alacak şekilde tasarlanmış özel bir görüntüleme yöntemi olduğunu belirterek, "Prostat kanseri hücrelerinde yoğun bulunan PSMA adlı proteine bağlanan işaretli maddeler sayesinde, kanserli dokular vücutta net biçimde görüntülenir. Bu özellik, yöntemi klasik görüntüleme tekniklerinden ayırır. PSMA PET-BT, milimetrik düzeydeki kanser odaklarını bile tespit edebilme kapasitesine sahiptir. Bu sayede hastalığın yayılımı erken dönemde tespit edilebilir, tanıdaki belirsizlikler ortadan kalkar ve tedavi süreci daha doğru planlanır" dedi.

Kişiye özel tedavi yaklaşımının önemli bir parçası
PSMA PET-BT genellikle prostat kanseri tanısı almış ve PSA değeri yükselen veya tedavi sonrası nüks şüphesi bulunan hastalarda kullanıldığını ifade eden Doç. Dr. Sürücü, "Yüksek risk grubundaki hastalarda ve orta risk grubundaki hastalarda evreleme ve yeniden evreleme amaçlı, ya da lokal veya sistematik tedavi almış hastalarda tedavi yanıt değerlendirme amaçlı yapılabilir. PSMA PET-BT sayesinde tedavi ve cerrahi planlama en güvenilir şekilde yapılabilir. Cerrahi gerekliliği daha doğru belirler, radyoterapi alanları hassas şekilde planlanmasını sağlar, ilaç ve hormon tedavilerinin etkinliği değerlendirmesinde kullanılır" şeklinde konuştu.

Güvenilir, kontrollü ve hasta dostu bir yöntem
Doç. Dr. Sürücü son olarak, "PSMA PET-BT, bilimsel çalışmalarda etkinliği kanıtlanmış, güvenilir bir görüntüleme yöntemidir. Kullanılan radyoaktif madde düşük dozda olup kısa sürede vücuttan atılır. İşlem ağrısızdır ve hastanede yatış gerektirmez. PSMA PET çekimi genellikle aynı gün içinde tamamlanır. İşlem sonrasında hastalar günlük aktivitelerine rahatlıkla devam edebilir. Özel bir iyileşme süreci gerektirmez" diye konuştu.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/psma-pet-ile-prostat-kanserinde-net-ve-guvenilir-goruntuleme-7839.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/psma-pet-ile-prostat-kanserinde-net-ve-guvenilir-goruntuleme-7839.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/psma-pet-ile-prostat-kanserinde-net-ve-guvenilir-goruntuleme-7839-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.akdenizbulten.com/images/haberler/2026/01/psma-pet-ile-prostat-kanserinde-net-ve-guvenilir-goruntuleme-7839.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.akdenizbulten.com/psma-pet-ile-prostat-kanserinde-net-ve-guvenilir-goruntuleme/38419/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 14:07:15 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>