Vergi mevzuatında zaman zaman öyle düzenlemeler yapılır ki etkileri sadece muhasebe ve mali müşavirlik camiasında değil, yatırım dünyasında da uzun süre konuşulur. Son günlerde gündeme gelen ve kamuoyunda “20 yıl vergi muafiyeti” olarak ifade edilen yeni düzenleme de bunlardan biri.
Açıkçası ilk duyduğumda ben de birçok meslektaşım gibi detaylarını inceleme ihtiyacı hissettim. Çünkü söz konusu düzenleme, Türkiye’nin uluslararası vergi rekabetinde yeni bir pozisyon almaya başladığını gösteriyor.
Yeni uygulamaya göre *yurt dışında yaşayan ve* son üç yıl içerisinde Türkiye’de vergi mükellefi olmayan ve sonrasında Türkiye’ye yerleşen kişiler, yurt dışında elde ettikleri belirli gelirler üzerinden yirmi yıl boyunca Türkiye’de gelir vergisi ödemeyecekler. Kira gelirleri, faiz gelirleri, temettüler ve yurt dışındaki yatırımlardan elde edilen çeşitli kazançlar bu kapsamda değerlendiriliyor.
Peki devlet neden böyle bir adım atıyor?
Bugün dünyanın birçok ülkesinde artık sadece mallar değil, sermaye ve nitelikli insan gücü de ülkeler arasında serbestçe dolaşıyor. Özellikle yüksek gelir grubundaki yatırımcılar, girişimciler ve uzaktan çalışan profesyoneller yaşayacakları ülkeyi seçerken iklim kadar vergi sistemine de bakıyorlar.
Aslında Türkiye bu konuda yalnız değil. Portekiz, İtalya, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler son yıllarda benzer vergi avantajları sunarak ciddi miktarda yabancı sermaye çekmeyi başardı. Şimdi Türkiye de aynı yarışın içinde yer almak istediğini açıkça ortaya koyuyor.
Bu düzenlemenin temel amacı; yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını, yabancı yatırımcıları ve uluslararası girişimcileri Türkiye’ye çekmek. Çünkü ülkeye gelen her yatırımcı yalnızca vergi mükellefi değildir. Aynı zamanda konut satın alır, harcama yapar, yatırım gerçekleştirir, istihdam oluşturur ve ekonomiye canlılık kazandırır.
Ancak işin bir de diğer tarafı var.
Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren milyonlarca mükellef elde ettiği kazanç üzerinden vergisini öderken, yurt dışından gelen kişilere uzun yıllar boyunca önemli vergi avantajları tanınması vergi adaleti açısından çeşitli tartışmaları beraberinde getirebilir. Önümüzdeki dönemde bu düzenlemenin en çok konuşulacak yönlerinden birinin de bu olacağını düşünüyorum.
Burada önemli bir hususun altını çizmek gerekiyor. Kamuoyunda oluşan algının aksine, bu istisna tüm gelirleri kapsamıyor. Sadece yurt dışı kaynaklı kanunda belirtilen kira, faiz, temettü ve benzeri pasif nitelikli gelirler ile belirli yatırım kazançları için uygulanıyor. Türkiye’de elde edilen ticari kazançlar, ücret gelirleri ve diğer gelir unsurları mevcut vergi mevzuatı çerçevesinde vergilendirilmeye devam edecek.
Bir mali müşavir olarak bu düzenlemeyi yalnızca bir vergi teşviki olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik vizyonuna ilişkin bir mesaj olarak görüyorum. Devlet, uluslararası sermayeye ve yüksek gelir grubuna “Türkiye’de yaşayın, yatırım yapın ve ekonomiye katkı sağlayın” çağrısında bulunuyor.
Bu çağrının ne kadar karşılık bulacağını zaman gösterecek. Ancak şimdiden söyleyebiliriz ki Türkiye vergi politikalarında yeni bir dönemin kapısını aralamış durumda. Belki yakın gelecekte İstanbul, Antalya ve İzmir; sadece turizm ve yaşam merkezleri olarak değil, aynı zamanda uluslararası yatırımcıların tercih ettiği önemli vergi merkezleri olarak da anılacaktır.
Vergi dünyasında bazen bir düzenleme sadece vergi toplamak için yapılmaz; ülkenin gelecekteki ekonomik yönünü belirlemek için yapılır. İşte bu düzenleme de bana göre tam olarak böyle bir adım.
İbrahim Murat Elbeyi
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir











