Aslında hayalinde televizyonculuk okuyup belgeselci olmak yatan Avukat Musa Baş; avukatlık mesleğini sonradan nasıl sevdiğini, sektördeki yaşadığı zorlukları, beklentilerini, Antalya'ya dair hayallerini ve avukatlıktaki ilkelerini yaptığımız keyifli sohbette bizlerle paylaştı. Biz sorduk, Avukat Musa Baş sizler için yanıtladı
Biraz kendinizden bahseder misiniz? Musa Baş Kimdir, Nerelidir?
Antalya ili, Gazipaşa ilçesi Çakmak Köyündenim. Gazipaşa Lisesi ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunuyum. 2002 yılında avukatlığa başladım. Bankacı Hatice Baş ile evliyim. Aziz Mansur Baş ve Rumeysa Baş adında 2 evlat sahibiyim.
Neden Avukatlık Mesleğini Seçtiniz?
Ben bu mesleği bilerek seçmedim. Çünkü hedefimde coğrafya bölümü okuyup arkasından Radyo Tv Bölümü okuyup belgeselci olmak isterdim. Bu yüzden ilk 5 tercihim Coğrafyaydı. Son anda Türkçe hocamız bana çok ısrar edince ilk sıraya Marmara Hukuk yazdım ne de olsa kazanamam diye. Ama 1996 yılında sıvadan çıktığımda çok üzgündüm çünkü sınav çok iyi geçmişti. Nihayetinde Üniversite 3.sınıfta anladım okuduğum bölümün önemini. O yüzden son anda beni ikna eden hocam aklıma geldikçe dua ederim. Yani sadece nasip Ama fakülte bitinceye kadar bu mesleğe ailemi dahi ikna edemedim. Ben dağ köyünde bir Yörük çocuğu olarak büyüdüm. O yüzden yöremde "doktor, hemşire ve ormancı' en önem verilen meslektir. Üniversitede okuduğum sürece özellikle annem ve babaannemin her telefon görüşmesinde "Sizin bölümden tokdurluğa(doktor) geçiş yok mu....kendini devlete daya el eline bakma ' demeleri benim için tatlı bir kabus olmuştur. Allah a şükür ki şimdi asla böyle düşünmüyorlar
Antalya'da avukat olmaktan mutlu musunuz?
Antalya'da avukat olmak çok memnunum. Zira ben 2004 sonuna kadar İstanbul barosuna kayıtlı avukat olarak çalıştım. İstanbul avukatlık mesleği için bir okuldur. Ancak çok kötü bir trafiği ve robotlaşmış bir hayatı vardır. Oysa Antalya'da şehir hem kalabalık hem de rahattır. 1 saat içinde hem denizi hem de karı aynı anda yaşayabilirsiniz. Dünyanın pek çok yerinde bu imkanyok denecek kadar azdır. Böyle bir şehirde avukatlık da güzeldir. Burada tek üzüldüğüm konu şehir yapılanmasında çok kötü bir mimari yapısı vardır. Bu kötü yapılaşmayı kentsel dönüşüm planı ile aşılabilirse bana göre Miami'den bin kat iyi bir şehirdir Antalya.
Avukatlıkta sizi mutlu eden duygu nedir? Avukatlıktaki ilkeniz benimsediğiniz çalışma stratejisi neler?
Avukatın dilekçesi, onun karakterinin ve şahsiyetinin bir parçasıdır. Antik bir söz vardır:"Hakimler karar verirken aslında sadece taraflar için değil aynı zamanda kendi şahsiyetleri hakkında da karar verirler.'İşte avukatlık da böyle bir şeydir. Bir davada kendi karakterimi tam manasıyla ifade edebiliyorsam benim için en büyük mesleki zevktir. Bu yüzden de sürekli içtihatlarla ve araştırma ile meşgul olurum. Her davada, "muhakkak farklı bir yol vardır' diye düşünürüm ve o yolu bulmaya çalışırım. O yüzden her çıkan Resmî Gazeteyi takip ederim. Sürekli içtihat ve usul çalışması yaparım. Avukatlığın %80'ni "Usul Hukuku'dur. Usul bilmeyen Vusüle eremez.
Mesleki olarak Antalya için neler söylemek istersiniz?Gördüğünüz sıkıntılar neler ya da çözüm için beklentileriniz, önerileriniz?
Özellikle inşaat/imar/taşınmaz hukuku ile meşgul olan bir avukat olarak; mesleki olarak devletten beklentim öncelikle müteahhitlerin ve şehir planlarının kabusu olan Kat Mülkiyeti Kanunun değişmesi, Antalya Belediyelerinden beklentim; şehre özgün mimari karakteri yansıtır bir imar planı düzenlemeleri, müteahhitlerden beklentim ise bu şehrin balkon ve lobi Mimarisini geri getirmeleridir. Ayrıca bu 2B/Hazine Arazisi ve İmar yollu Hukuki Elatma meselesi de artık tarih olmalıdır.
Kat Mülkiyeti Hukuku eski olup hiç değişmedi. Kat irtifakı ve Mülkiyetinde müteahhitlerin ve arsa maliklerinin kabusudur. O yüzden bizim kültürümüze uygun olarak acilen düzeltilmesi gerekmektedir. Orman Kanunu 2b Meselesi de sorunlu olup halen çözülemedi. Artık uydu var (Orman talanı engellenerek tabi) ve eski hak sahiplerine bedelsiz verip bu mesele ebediyen kapatılması gerekmektedir. Devletin arazisi olmaz. O yüzden tahsis/kira yöntemi ile devlet tüm hazine arazilerini elden çıkarmalıdır. Diğer melse de yandaş doyuramayan belediyelerin sebep olduğu Kamulaştırmasız Elatma sorunudur. Şuan devlet 06.09.2016 dan itibaren 5 yıllık dava yasağı getirdi ancak tam bir garabettir. Hiçbir hukuk devleti, vatandaşından imar yoluyla gasp ettiği mülkiyeti için vatandaşını hırsız ilan edemez. Bizde maalesef durum budur.
Diğer yandan Antalya bir tarım şehridir. Kanatimce sahiller hariç tüm tarım arazileri Tarımsal Sit Alanı olmalıdır. Aksi halde belediyelerin imar katliamı ile tarım yok olmaya mahkumdur.
Asıl büyük problem ise Belediyelerin İmar Planları ile yaptığı katliamdır. Bizim milli bir imar planımız ve projemiz yoktur ülke olarak. Mesela Antalya sıcak bir memlekettir ve buranın bir balkon kültürü vardır. Maalesef rantın ve imar katliamının kurbanı oldu. Benim anlayışıma göre balkonu veya terası olmayan evin cezaevinden farkı yoktur. Bu çok önemli bir meseledir. Zira insanlara bir bakın, aynı daireler gibi bencil, içine kapanık ve kimse kimsenin farkında değildir. Artık insanlar da daireler gibi kapalı bir kutu haline geldi.
Boş zamanlarında ne yaparsın? Son olarak ne söylemek istersin?
Avukatın boş zamanı olmaz Gece bilmez gündüz bilmez Sadece Galatasaray için ayıracak vaktim vardır Bunun dışında bu şehre aşığım. Hayata bakışım biraz da Veda Hutbesinde tarif edildiği üzere akraba, meslek, para, zenginlik, dil, din, ırk vs hiçbir ayrım yapmadan sevgi ve saygıyla yaşamak üzerinedir. Ülkeme ve milletime yönelik de duam ve isteğim "Allah bu millete zeval vermesin ve artık bu terör meselesi bitsin'







