Röportaj: Dilek Bozkurt Özgenç
Bazı yolculuklar bir meslek seçimiyle başlar, bazıları ise bir merakla… Cem Başer’in Bilişim dünyasına uzanan hikâyesi, işte tam da bu merakın peşinden gitmenin ne denli dönüştürücü olabileceğini gösteren güçlü bir örnek. Antalya’da, okul laboratuvarlarında sınırlı saatlerle kullanılan bilgisayarlarla tanışan genç bir öğrencinin algoritmalara duyduğu ilgi, bugün donanım, yazılım, akıllı sistemler ve robot teknolojileriyle şekillenen çok katmanlı bir Teknoloji vizyonuna dönüşmüş durumda.
Eğitim hayatını Antalya’da tamamlamış olsa da Çanakkale ve İstanbul gibi farklı şehirlerde edindiği sektör deneyimleri, Cem Başer’in bakış açısını yalnızca teknik değil, stratejik olarak da beslemiş. 2004 yılında kurulan Başer Bilişim Teknolojileri ve ardından 2020’de hayata geçirilen Ecerem Bilişim Teknoloji, bu birikimin sahaya yansıyan somut karşılıkları. Turizmden sanayiye, yazılımdan IoT sistemlerine, sosyal robotlardan yapay zekâ tabanlı çözümlere uzanan bu geniş yelpaze, onun teknolojiye “kullanan” değil, “entegre eden” bir gözle baktığını ortaya koyuyor.
Ancak bu yolculuk, yalnızca başarılarla dolu bir hikâye değil. Yerli teknoloji üretmenin zorlukları, Robotik sistemlerin yıllar önce sahada olmasına rağmen yeterince karşılık bulamaması, yurt dışı örneklerin her zaman daha çok ilgi görmesi gibi pek çok kırılma noktası da bu sürecin doğal bir parçası. Buna rağmen Cem Başer, motivasyonunu kaybetmek yerine vizyonuna tutunmayı seçenlerden. Çünkü ona göre teknoloji; sabır, süreklilik ve inanç isteyen uzun soluklu bir yol.
Bugün 400 metrekarelik, insanlarla robotların birlikte çalıştığı bir ofiste üretmeye devam eden Cem Başer, robotik sistemlerin insanın yerini almak için değil, insanı daha nitelikli bir noktaya taşımak için var olduğuna inanıyor. Yapay zekâdan karanlık fabrikalara, Endüstri 4.0’dan Endüstri 5.0’a uzanan bu dönüşüm sürecini; korkuyla değil, doğru vizyonla yönetmenin mümkün olduğunu savunuyor.
Bu röportaj; teknolojinin yalnızca makinelerden ibaret olmadığını, arkasında güçlü bir insan hikâyesi, sabırla inşa edilmiş bir vizyon ve geleceğe dair cesur bir bakış olduğunu gösteriyor. Cem Başer’in anlattıkları, girişimcilik yolunda olanlara olduğu kadar, teknolojiyi uzaktan izleyen herkese “değişimle birlikte yürümeyi” hatırlatan ilham verici bir perspektif sunuyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Cem Başer kimdir, bilişim sektörüne girişiniz nasıl başladı?
Antalya doğumluyum. Üniversite dâhil olmak üzere tüm eğitim hayatımı Antalya’da tamamlamış olmanın şansını yaşayanlardanım. Elbette bu süreç sadece Antalya ile sınırlı kalmadı; Çanakkale ve İstanbul gibi farklı şehirlerde, farklı sektörlerde çalışma fırsatım da oldu. Bu deneyimler hem iş yapış biçimimi hem de bakış açımı önemli ölçüde zenginleştirdi.
2004 yılında Antalya’da kurduğumuz Başer Bilişim Teknolojileri ve Ecerem Bilişim Teknoloji ile birlikte, 20 yılı aşkın süredir teknoloji ve bilişim alanında hizmet veriyoruz. Bugün geriye dönüp baktığımda, bu yolculuğun yalnızca bir iş değil, aynı zamanda bir tutku olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bilişimle tanışmam lise yıllarına dayanıyor. O dönemlerde bilgisayarlar bugünkü gibi herkesin erişiminde değildi; okul laboratuvarlarında, sınırlı sürelerle kullanabiliyorduk. İşte o laboratuvarda bilgisayarla tanışmam ve ilk kodlarımı yazmam, benim için her şeyin başlangıcı oldu. Algoritmaların dünyası beni gerçekten cezbetti.
Üniversite yıllarında PC’lerle devam eden bu yolculukta, ilk fatura programımı geliştirdim. Ortaya çıkan bir yazılımın çalıştığını görmek ve bir ihtiyaca karşılık verdiğini fark etmek, bana tarif edilmesi zor bir motivasyon sağladı. O an, bu sektörde ilerlemek istediğimi net bir şekilde hissettim.
Üniversiteden mezun olur olmaz bir firmada bilgi işlem sorumlusu olarak çalışmaya başladım. Böylece hem teorik bilgimi sahada uygulama fırsatı buldum hem de bilişim sektörüne profesyonel anlamda ilk adımımı atmış oldum. Bugün geldiğim noktada hâlâ aynı merakla, aynı heyecanla üretmeye devam ediyorum
İki teknoloji firması kurdunuz: Başer Bilişim ve Ecerem Bilişim Teknoloji. Bu yolculuk nasıl başladı? Sizi motive eden temel etken neydi ve firmalarınızı bugün bu kadar görünür kılan unsur sizce nedir?
Bu yolculuk 2004 yılında, Antalya’daki otel ve turizm acentelerinin donanım ihtiyaçları ve teknik destek taleplerine doğrudan çözüm üretmek amacıyla Başer Bilişim’i kurmamızla başladı. Turizm sektörünü yakından tanıyor olmamız ve işi sahadaki gerçek ihtiyaçlara göre şekillendirmemiz, en başından itibaren bizi güçlü kılan en önemli unsurlardan biri oldu. Aynı zamanda, alanında uzman ve sektöre hâkim bir ekip kurmaya özellikle önem verdik.
2005 yılında, Türkiye’de hızla büyüyen yerli bir yazılım markası olan Akınsoft’un ürünlerini bünyemize katarak bölge bayisi olarak yolumuza devam ettik. Donanım, yazılım ve sektörel çözümleri bir arada sunabilmek; iş çeşitliliğimizi artırırken, müşterilerimize uçtan uca çözümler sunmamızı sağladı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, iyi bir ekip çalışması ve ihtiyaç odaklı yaklaşımın başarının temel anahtarı olduğunu net biçimde görüyoruz.
Zamanla işlerimizin hacmi ve çeşitliliği arttı. Bu büyümeyi daha sağlıklı yönetmek ve yeni nesil teknolojilere odaklanmak amacıyla 2020 yılında Ecerem Bilişim Teknoloji’yi kurduk. Ecerem ile birlikte odağımızı IoT, akıllı sistemler ve robot teknolojileri üzerine yoğunlaştırdık. Özellikle sosyal robotlar ve servis robotlarının satış ve kiralama projeleri, bizi sektörde farklı bir noktaya taşıdı. Bugün robotlar; etkinliklerden turizme, eğitimden tanıtıma kadar birçok alanda projelerimizin merkezinde yer alıyor.
Şu an geldiğimiz noktada, 400 m²’lik, insanların ve robotların birlikte çalıştığı bir ofiste faaliyet gösteriyoruz. Donanım, yazılım, akıllı sistemler ve robot teknolojileriyle, sektörün teknoloji ihtiyacını karşılamaya ve hatta yön vermeye devam ediyoruz.
Firmalarımızı görünür ve dikkat çekici kılan en önemli unsur ise; yenilikten korkmayan, teknolojiyi sadece kullanan değil, sahaya entegre eden ve insan hayatına dokunan çözümler üretme yaklaşımımız. 20 yılı aşkın süredir sektörde olmanın getirdiği güven de bunun en güçlü tamamlayıcısı.

Girişimcilik yolculuğunuzda sizi en çok zorlayan süreç neydi? Bu zorlukları nasıl aştınız?
Girişimcilik, özellikle teknoloji alanında yenilik üretmeye çalışıyorsanız, hiç de kolay bir yolculuk değil. Yaptığınız her iş, ortaya koyduğunuz her fikir sürekli olarak sorgulanıyor, kıyaslanıyor ve çoğu zaman yargılanıyor. “Şurada şu var, burada bu var” denilerek, daha yolun başında motivasyonunuz kırılmaya çalışılabiliyor.
Bu durum yerli teknoloji söz konusu olduğunda çok daha zorlayıcı hale geliyor. Maalesef ülkemizde yerli üretimler çoğu zaman yurt dışındaki örneklerle kıyaslanıyor ve bu karşılaştırmalar çoğu zaman sağlıklı ya da adil olmuyor. Bu da girişimcinin motivasyonunu bilinçsizce aşağı çekebiliyor. Bu yüzden şunu çok net söyleyebilirim: Eğer motivasyonunuza ve inancınıza güvenmiyorsanız, özellikle teknoloji ve inovasyon tarafında yeni bir yola çıkmak çok yıpratıcı olabilir.
Toplum olarak teknolojiye yakın gibi görünsek de, aslında hâlâ belli bir mesafede olduğumuzu düşünüyorum. Yerli üretimlere hak ettikleri değeri vermekte zorlanıyor, çoğu zaman temkinli hatta şüpheci yaklaşıyoruz.
Buna dair unutamadığım bir örnek var.
14 Nisan 2018’de, ofisimizin dış cephesine büyük bir branda astık. Üzerinde “İnsansı Robot Ada’ların kiralama süreçleri başlamıştır” yazıyordu ve Ada’nın görseli yer alıyordu. Telefonlar durmadan çalmaya başladı; herkes merak ediyor, sorular soruyordu. Ben de aynı heyecanla hepsini yanıtladım. Ancak o yıl ne bir robot satabildik ne de kiralayabildik. Sonraki yıl da, bir sonraki yıl da tablo değişmedi.
Aynı dönemlerde televizyonlarda ve medyada, yurt dışından gelen “robot garson” haberleri büyük ilgi görüyordu. Oysa 2015 yılında, tamamen yerli üretim olan ve dağıtımını yaptığımız Akınrobotics robot garsonlarımız, Konya’da bir kafede başarıyla çalışıyordu. Bu çelişki; yani kendi değerlerimizi görmezden gelip, dışarıdan geleni yüceltme refleksi, beni en çok zorlayan süreçlerden biri oldu.
Buna rağmen hiçbir zaman inancımızı ve motivasyonumuzu kaybetmedik. Robotların isim babası ve mucidi olarak gördüğüm Dr. Özgür Akın ile birlikte, onun vizyonuna ortak olduk ve bu yolda kararlılıkla yürümeye devam ettik.
Zamanla şunu çok net gördüm: Olumsuzluklara odaklanmak yerine vizyona odaklanmak, eninde sonunda başarıyı beraberinde getiriyor.
Başarı hikâyenize dönüp baktığınızda, “iyi ki böyle yapmışım” dediğiniz en kritik karar hangisiydi?
Hiç tereddüt etmeden şunu söyleyebilirim: İyi ki teknolojiye gönül vermişim.
Çünkü teknoloji, sadece bir meslek değil; sürekli öğrenmeyi, kendini güncellemeyi ve merak duygusunu canlı tutmayı zorunlu kılan bir yaşam biçimi. Bu alanda durmak gibi bir lüksünüz yok. Her gün yeni bir şey öğrenmek, değişime açık olmak ve gelişen ihtiyaçlara cevap verebilmek zorundasınız.
İnsanlar sizden sadece ürün ya da hizmet beklemiyor; aynı zamanda sorularına net, anlaşılır ve vizyoner cevaplar istiyor. Bunun için algılarınızın her zaman açık olması, dünyayı ve teknolojiyi yakından takip etmeniz gerekiyor. Bu dinamizm beni hep canlı ve motive tuttu.
Bir diğer önemli nokta da paylaşmayı sevmem. Zaman zaman üniversitelerde, farklı etkinliklerde ve sempozyumlarda sahneye çıkarak teknolojinin farklı bir yönünü ya da çoğu kişinin fark etmediği bir özelliğini anlatıyorum. Bilgiyi paylaşmanın, anlatmanın ve insanlarda bir farkındalık oluşturmanın verdiği tatmin benim için çok kıymetli.
Teknoloji dünyası o kadar geniş ki; bazen tek bir başlıkla bile saatlerce konuşmak mümkün. Bu sonsuzluk hissi, hâlâ ilk günkü heyecanla yoluma devam etmemi sağlıyor.
Bu yüzden dönüp baktığımda, teknolojiye yönelmek ve bu alanda ısrarcı olmak, verdiğim en doğru kararlardan biri oldu.

Robotik sistemler ve yapay zekâ tabanlı yazılımlar, üretim süreçlerinde ciddi verimlilik sağlıyor. Bu teknolojilerin Türkiye’deki işletmeler tarafından benimsenme düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konu aslında saatlerce, günlerce hatta haftalarca konuşulabilecek kadar geniş. Çünkü biz bu konuyu konuştuğumuz her dakika, dünya yeni bir teknolojiyle, yeni bir sistemle tanışıyor. Gelişimin hızı o kadar yüksek ki, yetişebilmek bile başlı başına bir mesele. Hatta bazen şunu düşünüyorum; eğer sağlık sektörü de bu hızla ilerleseydi, bugün birçok hastalığın çözümünü çoktan konuşuyor olurduk.
Üretim tarafında artık işleri otonom sistemlerle planlamaya başladık. Bugün sadece makinelerin değil, insanın bile dijital ikizinin konuşulduğu bir noktadayız. Kişinin özelliklerini, karar alma biçimini, hatta iletişim şeklini modelleyebilen dijital kopyalar gündemde. Bu, yapay zekânın geldiği seviyeyi çok net anlatan bir örnek.
Yapay zekâ sayesinde ileriye dönük senaryoları sentezlemek ve planlamak artık çok daha kolay. Üretim planlamasından verimlilik ölçümlerine kadar birçok veriyi, insan müdahalesine gerek kalmadan toplayan, analiz eden ve sonuç üreten sistemlerden bahsediyoruz. Hata payı sıfıra yakın, gelecek öngörüleri ise son derece güçlü. Bu da daha az kayıpla, daha az enerjiyle ve daha düşük maliyetlerle çok daha kaliteli sonuçlar elde edilmesini sağlıyor.
Dünyada şu an üretim tarafında en çok konuşulan kavramlardan biri de “karanlık fabrikalar”. Yani insan faktörünün minimumda olduğu, üretimin büyük ölçüde robotlar ve yapay zekâ sistemleriyle yürütüldüğü tesisler. Türkiye’de bu dönüşüm henüz her alana yayılmış değil, ancak belirli sektörlerde kullanılmaya başlandıkça üretim kalitesinin arttığını ve maliyetlerin ciddi biçimde düştüğünü net bir şekilde görüyoruz.
Son yıllarda dijital dönüşüm çalışmalarıyla birlikte, fabrikalarda Endüstri 4.0 ve Endüstri 5.0 odaklı dönüşümlerin hızlandığını da söyleyebilirim. Bu süreç zaman alacak ama kaçınılmaz.
Şunun altını özellikle çizmek isterim: Bu teknolojiler insanın yerine geçmek için değil, insanı desteklemek, yükünü hafifletmek ve daha nitelikli işlere odaklanmasını sağlamak için var. Yapay zekâ ve robotik sistemler doğru kullanıldığında, insanı merkeze alan, insanın üretkenliğini ve yaratıcılığını artıran en güçlü yardımcılar olacaktır

Birçok sektörde otomasyonun yükselişi “insan etkisi azalıyor mu?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Sizce robotik sistemler insan kaynağını nasıl etkiliyor? İnsan ve robot iş birliği gelecekte nasıl şekillenecek?
Bu soru bana en sık yöneltilen sorulardan biri. Genellikle hemen ardından da “Robotlar işsizliği artıracak mı?” sorusu geliyor. Aslında bu kaygı yeni değil; insanlık tarihi boyunca her büyük teknolojik dönüşümde benzer endişeler yaşandı.
Geçmişe baktığımızda, insanoğlunun tekerleğin icadından itibaren hayatını kolaylaştırmak için sürekli yenilikler geliştirdiğini görüyoruz. Dönemin koşulları ve ihtiyaçları, insanı bu dönüşümlere mecbur bıraktı. Dün kağnılarla yapılan yolculuklar bugün uçaklarla gerçekleşiyor. Elbette bazı meslekler zaman içinde ortadan kalktı; ancak onların yerini daha nitelikli, daha uzmanlık gerektiren yeni iş alanları aldı.
İnsanın geliştirdiği pek çok basit araç zamanla makinelere dönüştü. Bugün geldiğimiz noktada ise bu makineler, yapay zekâ ile birlikte karar verebilen, öğrenebilen ve kendi kendini optimize edebilen sistemlere evriliyor. Bu dönüşümün doğal bir sonucu olarak, rutin ve tekrarlayan işler giderek robotik sistemlere devrediliyor.
Bu durum insanı devre dışı bırakmak yerine, tam tersine onu daha değerli bir noktaya taşıyor. İnsanlar artık daha nitelikli işlerde, daha güvenli ve daha iyi çalışma koşullarında görev alma imkânı buluyor. Yaratıcılık, problem çözme, strateji geliştirme ve empati gibi tamamen insana özgü yetkinlikler çok daha ön plana çıkıyor.
Bu yaşananlar bir başlangıçtan çok, zamanın doğal bir akışı. İnsan ve robot iş birliği gelecekte rekabet üzerine değil, tamamlayıcılık üzerine kurulacak. Robotlar gücü, hızı ve sürekliliği temsil ederken; insan aklı, sezgisi ve vicdanıyla sürecin merkezinde olmaya devam edecek.
Özetle; robotlar insanın yerini almak için değil, insanın daha iyi bir versiyonunu ortaya koyabilmesi için var olacak

Türkiye’de robotik ve bilişim teknolojileri alanının mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle sevindirici bir gerçekten başlamak isterim: Türkiye, özellikle yazılım ve bilişim teknolojilerinin yazılım tarafında oldukça iyi bir noktada. Yazılımın toplumun çok daha geniş kesimlerine yayılmış olması, genç ve idealist insan kaynağımızın bu alanda hızla öne çıkmasını sağlıyor. Bugün yalnızca bir bilgisayar ve bir klavye ile, dünyaya yazılım ihraç eden firmalarımızın olması bunun en somut göstergesi.
Ancak robotik teknolojiler söz konusu olduğunda tablo biraz daha farklı. Robotik; sadece yazılımdan ibaret olmayan, donanım, motor teknolojileri, sensörler, devre sistemleri ve mekanik tasarım gibi birçok disiplinin aynı anda ve uyum içinde çalışmasını gerektiren, son derece zahmetli bir alan. Bu da doğal olarak uzun soluklu bir Ar-Ge süreci ve ciddi yatırımlar anlamına geliyor.
Türkiye’de robotik alana gönül vermiş, idealist birkaç firma dışında bu alanda yeterli yatırımın yapıldığını söylemek zor. Robotlarda kullanılan motorlar, sürücüler, kontrol kartları ve hassas mekanik parçaların büyük bir kısmı hâlâ yurt dışından temin ediliyor. Bu durum, firmaları gerçek anlamda üretim yapmak yerine, çoğu zaman montaj odaklı bir yapıya yönlendiriyor.
Robotik teknolojileri geliştirmek; sabır, süreklilik ve güçlü bir Ar-Ge altyapısı gerektiriyor. Bu süreçlerin maliyet yükü de oldukça yüksek. Üniversitelerde bu alanda çalışan öğrenci ve akademisyenler büyük bir özveriyle projeler üretmeye çalışıyor; ancak çoğu zaman finansman ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle bu çalışmalar istenilen hızda ilerleyemiyor.
Tüm bu zorluklara rağmen, Türkiye’nin bu alanda çok ciddi bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Doğru teşvikler, sürdürülebilir Ar-Ge destekleri ve üniversite–sanayi iş birliklerinin güçlendirilmesiyle, robotik teknolojilerde de yazılımda yakaladığımız başarıyı yakalamamız mümkün.

Sizce bir girişimcinin başarılı olmasında teknik bilgi mi yoksa vizyon mu daha belirleyici?
Bu sorunun cevabı benim için çok net: Kesinlikle vizyon.
Vizyon, girişimciliğin olmazsa olmazıdır. Çünkü teknik bilgi öğrenilebilir, geliştirilebilir ve ekiplerle tamamlanabilir; ancak vizyon, kişinin dünyaya ve geleceğe nasıl baktığıyla doğrudan ilgilidir.
Bir girişimcinin mevcut koşulları doğru okuyabilmesi, değişimi önceden fark edebilmesi ve henüz ortada olmayan bir ihtiyacı hayal edebilmesi gerekir. Odaklanmak, sabretmek ve geleceği bugünden kurgulayabilmek girişimciliğin temel taşlarıdır. Vizyonu olmayan bir girişim, ne kadar güçlü teknik altyapıya sahip olursa olsun, bir noktadan sonra yolunu kaybeder.
Teknik bilgide değerlidir. ancak doğru vizyonla yönlendirilmediğinde tek başına yeterli olmaz. Vizyon, doğru insanları bir araya getirir, doğru teknolojilere yatırım yapılmasını sağlar ve girişimciye zor zamanlarda rehber olur.
Önümüzdeki dönemde planladığınız yeni projeler veya hedefler nelerdir?
İşimizi sürekli geliştirmek adına yakından takip ettiğimiz pek çok proje ve yenilik var. Ancak bizim yol haritamızı yalnızca mevcut ihtiyaçlar değil, aynı zamanda yeni trendler ve teknolojik yönelimler belirliyor. Açıkçası oldukça dinamik ve hızlı değişen bir sektördeyiz. Çoğu zaman insanların henüz farkında bile olmadığı ihtiyaçları görünür kılmaya ve değişen teknolojiyi doğru zamanda sahaya sunmaya çalışıyoruz.
“Akıllı” kavramı artık hayatımızın hemen her alanında güçlü bir karşılık buluyor. Bu doğrultuda biz de IoT teknolojilerini merkeze alan projeler üzerinde yoğunlaşıyoruz. Amacımız; veriyi doğru toplayan, analiz eden ve kullanıcıya gerçek fayda sağlayan akıllı sistemler geliştirmek.
Önümüzdeki dönemde özellikle Akıllı Şehirler, Akıllı Oteller, Akıllı Kampüsler ve Akıllı Ofisler başlıklarında çalışmalarımızı derinleştirmeyi hedefliyoruz. Bu projelerde enerji verimliliği, sürdürülebilirlik, güvenlik ve kullanıcı deneyimini bir arada ele alıyoruz. Teknolojiyi sadece kurmak değil, yaşamın doğal bir parçası haline getirmek istiyoruz.
Hedefimiz; teknolojiyi karmaşıklaştıran değil, hayatı sadeleştiren çözümler üretmek. Gelecekte de bu anlayışla, akıllı sistemlerin daha fazla alanda yaygınlaşmasına katkı sağlamayı sürdüreceğiz.

Son olarak, sizi takip eden ve ilham alan okuyucularımıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Teknoloji artık hayatımızın bir parçası değil, tam merkezinde. Bu alanda idealist, meraklı ve üretmeye istekli çok sayıda gençle birlikte çalışmak bana her zaman umut veriyor. Gençler teknolojiye oldukça yatkın; ancak orta yaş ve üzerindeki birçok insanın hâlâ yeniliklere temkinli yaklaştığını görüyorum. Oysa teknoloji, korkulacak bir alan değil; doğru kullanıldığında hayatı kolaylaştıran çok güçlü bir araç.
Yeni olanı denemekten, uygulamaktan ve öğrenmekten kaçınmamak gerekiyor. Küçük bir adım bile işinizde ve hayatınızda büyük değişimleri çok kısa sürede beraberinde getirebilir. Değişime direnmek yerine, onunla birlikte yol almayı seçtiğinizde farkı net bir şekilde görüyorsunuz.
Özellikle yerli üreticilere ve yerli teknoloji girişimlerine destek verilmesinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. İnanın, bu ülkede gerçekten çok nitelikli, dünya standartlarında işler üreten firmalar var. Onların büyümesi, gelişmesi ve dünyaya açılması; bizlerin vereceği güven ve destekle mümkün olacak.









