Mezuniyetimden bu yana Mimarlar Odası’nın bir parçasıyım. Oda, benim için yalnızca bir meslek örgütü değil; aynı zamanda bir kültür, bir duruş ve bir aidiyet alanı. Yaklaşık 20 yıldır odanın çeşitli kademelerinde aktif olarak yer alıyorum. Bu süreçte mesleğin yalnızca proje üretmekten ibaret olmadığını; kent, toplum ve kamu yararıyla doğrudan ilişkili çok yönlü bir sorumluluk alanı olduğunu yakından deneyimleme fırsatı buldum.
Son 4 yıldır ise Mimarlar Odası Başkanlığı görevini yürütüyorum. Bu süre boyunca mesleki dayanışmayı güçlendiren, meslektaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmeyi hedefleyen ve mimarlık ortamını geliştirmeye yönelik birçok değerli çalışmaya imza attık. En büyük gücümüz ise birlikte yol yürüdüğümüz ekip oldu. Aynı ekip arkadaşlarımızla, ortak bir vizyon ve karşılıklı güvenle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu ekipten ve ortaya koyduğumuz kolektif emekten büyük bir gurur duyuyorum.
“Mimar için Mimarlık” mottosuyla yola çıktınız ve bu yaklaşımı sürdürüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?
“Mimar için Mimarlık” bizim için mimarlığı sadece para ve rant üzerinden tanımlamamak demek. Biz mimarlığı; kamu yararını gözeten, kente ve topluma değer katan, nitelikli yaşam alanları üretmeyi amaçlayan bir meslek olarak görüyoruz. Mimarlık yalnızca bina yapmak değil, yaşadığımız çevreye karşı sorumluluk almaktır.
Bu anlayışın merkezinde mimar var. Meslektaşlarımızın emeğinin karşılığını alabildiği, haklarının korunduğu ve mesleki süreçlerde söz sahibi olabildiği bir ortam yaratmak istiyoruz. Mimarlığın ve mimar olmanın ayrıcalığını sadece bir unvan olarak değil; saygınlık, dayanışma ve özgür üretim hakkı olarak yaşamalarını önemsiyoruz.
Aynı zamanda mimarların yalnızca meslek hayatlarında değil, günlük yaşamlarında da desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle eğitim, sağlık, konaklama ve yeme-içme gibi farklı alanlarda mimarlara özel indirimler ve avantajlar sağlayan iş birlikleri yaptık. Meslektaşlarımızın, odanın sadece resmi bir yapı değil, hayatın her alanında yanlarında olan bir kurum olduğunu hissetmelerini istiyoruz.
Yoğun ve çoğu zaman stresli bir tempoda çalışan mimarların kendilerini yalnız hissetmemesi bizim için çok önemli. Bu tür uygulamalar hem mimar olmanın ayrıcalığını somutlaştırıyor hem de meslektaşlarımız arasındaki aidiyet ve dayanışma duygusunu güçlendiriyor.
Özetle “Mimar için Mimarlık”, sadece proje ve mevzuat üzerinden yürüyen bir anlayış değil; mimarın mesleki, sosyal ve ekonomik olarak güçlendiği, kendini değerli hissettiği bütüncül bir meslek ortamı oluşturma hedefidir.
Oda yönetiminde oldukça genç bir kadro dikkat çekiyor. Bunu siz mi tercih ettiniz ?
Evet, gerçekten çok genç bir kadroyla çalışıyoruz ve bundan büyük mutluluk duyuyoruz. 4 yıl önce Gençlik Meclisi’ni kurduk. Bugüne kadar 1600’ün üzerinde genç meslektaşımıza ulaştık ve toplam 36 etkinlik gerçekleştirdik. Buradaki temel amacımız, genç mimarların hem oda kültürünü tanımalarını hem de mesleki dayanışma ve birlikteliklerini güçlendirmelerini sağlamaktı.
Bununla birlikte genç mimarların en büyük ihtiyaçlarından birinin istihdam olduğunu da çok net gördük. Bu nedenle İKK birimini kurduk. Bu yapı sayesinde 400’ün üzerinde mimarın iş bulmasına katkı sağladık. Mimarlarla işverenleri bir araya getiren bu platform, bizim için sadece sayısal bir başarı değil, aynı zamanda büyük bir gurur kaynağı oldu.
Biz bu süreçte sadece genç mimarlara destek olmadık; onlarla birlikte büyüdük, geliştik ve beslendik. Genç meslektaşlarımızın enerjisi, fikirleri ve katılımı, oda çalışmalarına büyük bir dinamizm kazandırdı. Bugün geldiğimiz noktada, mimarlık ortamının geleceğini birlikte inşa ettiğimize inanıyoruz.
Birçok etkinlik gerçekleştirdiğinizi görüyoruz. Bu çalışmalardan biraz bahseder misiniz?
Görev süremiz boyunca mimarlık ortamını canlı tutan, meslektaşlarımızı bir araya getiren çok sayıda etkinlik gerçekleştirdik. Bunlardan en önemlilerinden biri, Antalya’da düzenlediğimiz ilk Uluslararası Mimarlık Bienali oldu. Bu bienal ile kentin mimarlık alanında uluslararası ölçekte görünür olmasını sağladık ve Antalya’yı mimarlık gündeminin önemli duraklarından biri hâline getirdik.
Bienalin yanı sıra hayata geçirdiğimiz “Mekânlar Dile Geliyor” etkinlikleriyle, dünya çapında mimarları Antalya’ya getirerek meslektaşlarımızla bir araya getirdik. Bu buluşmalar sayesinde mimarlık yalnızca teorik düzeyde değil, mekân üzerinden tartışılan, paylaşılan ve deneyimlenen bir alana dönüştü.
Bu etkinliklerin temel amacı; mimarları bir araya getirmek, bilgi ve deneyim paylaşımını artırmak ve Antalya’nın mimarlık kültürüne kalıcı katkılar sunmaktı. Gerçekleştirdiğimiz her çalışmada, meslektaşlarımızın aktif katılımını ve birlikte üretmeyi esas aldık.
Bu süreçte en çok eleştiri aldığınız konulardan biri de Antalya Müzesi oldu. Bu eleştirilere nasıl yaklaşıyorsunuz?
Müzenin ilk yapısı korunmalı.yarışmayı kazanan yapının korunması gerektiğini söyledik.ama antalya için sadece o müzeyi korumak yetmezdi. Neden? Yapıldığı tarih 65 yılında başlayıp 70 yılında açılmış. Antalya’nın o günki turist sayısı 20.000 iken şuan Antalya’ya gelen yıllık turist sayısı 17 milyon. Ana yapı korunsun bu konuda hem fikiriz fakat eklerinden arındırılarak. Ama Antalya’nın ciddi bir müzeye ihtiyacı var.Dolayısıyla yan tarafında olan kamusal alanımız var nedir bu kamusal alan? Karayolları alanı. Müzenin alanı 40 dönüm yandaki kamusal alan 30 dönüm. O alanın müze alanına dahil edilmesi asıl altının çizilmesi gereken buydu. Ana yapıyı koruyup etrafındaki eklerden arındırılıp alanı büyütüp müzzeye eklemlendirmemiz gerektiğini söylediğini söyledik. Bunun haricinde de dedik ki biz daha bütüncül ve üst ölçekten bakmalıyız. Baktığımız zaman orda başka kamusal alanlar da var ve onların da yapı ömrü eğer müzenin yapı ömrü dolduğu idda ediliyorsa onların da yapı ömrü dolmuş olmalı. Bu neresi? Hemen yolun karşısında uygulama oteli var. Burayı da müzeye katkı sağlayacak şekilde alttan tüp geçit veya başka bir yöntem ile bir şekilde irtibat kurulması lazım çünkü o müze orada olacak. Müzenin yanına otel yapılsın gibi bir şey demedik. Biz dedik ki uygulama oteli var onu da düşünün daha bütüncül bir yaklaşım ile üst ölçekten bakın dedik. Ama işte gazete bazen manşet atmak istediğinde kendisi için sansasyon yaratacak ne demiş olabilir mimarlar odası müzenin yerine otel yapılsın dedi diyerek çıktılar. Halbuki uzaktan yakından alakası yok.
Görev süremiz boyunca, sadece bu başlıkta değil, kentin tamamını ilgilendiren konularda sorumluluk aldık. Dört yıllık dönemimizde toplam 34 dava açarak kentimize sahip çıktık. Kamuya ait kıyıların, Manavgat ormanlarının, Phaselis gibi korunması gereken alanların ve daha birçok doğal ve kültürel değerin özel kullanıma açılmasına karşı durduk. Açtığımız davalar sonucunda bu girişimlerin önemli bir kısmı iptal edildi.
Bizim için bu mücadele, eleştirilmek pahasına da olsa kentimizin ve kamunun haklarını savunma sorumluluğudur. Antalya’nın tarihine, doğasına ve kültürel mirasına sahip çıkmak, Mimarlar Odası olarak en temel görevlerimizden biridir.
Peki, bir sonraki dönem için planlarınız neler?
Meslektaşlarımızın yaşadığı sorunları çok iyi biliyoruz. Sahada olan, üretimin içinde yer alan bir ekip olarak belediye onay süreçlerinden şantiye şefliği uygulamalarına kadar birçok başlıkta karşılaşılan sıkıntıları yakından takip ediyoruz. Bu sorunların tek tek ve kararlılıkla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Önümüzdeki dönemde özellikle belediyelerle olan ilişkilerin daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesi, mimarların imza ve onay süreçlerinde yaşadığı sorunların azaltılması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şantiye şefliği konusunda meslektaşlarımızın haklarını koruyan, sorumluluk ve yetki dengesini gözeten düzenlemeler için ilgili kurumlarla temas hâlinde olmaya devam edeceğiz.
Bunun yanı sıra uzun süredir gündemde olan yeşil pasaport hakkı gibi meslektaşlarımızın uluslararası hareketliliğini ve mesleki gelişimini destekleyecek konuların da takipçisi olacağız. Amacımız, sorunları ertelemek değil; meslektaşlarımızla birlikte, adım adım ve kalıcı çözümler üretmek.
Biz bu yolu tek başımıza değil, hep birlikte yürümek istiyoruz. Önümüzdeki dönemde de mimarların sesi olmaya, mesleki hakları savunmaya ve mimarlık ortamını güçlendirmeye kararlıyız.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varmı?
Görev süremiz boyunca çok şey yaptık ama yapacak daha çok işimiz olduğuna inanıyoruz. Genç, dinamik ve üretken bir ekiple çalıştık; en büyük gücümüz dayanışma oldu. Meslektaşlarımızla birlikte düşündük, birlikte ürettik ve birlikte büyüdük.
Bizim için önemli olan koltuklar değil, ortaya koyduğumuz emek ve bıraktığımız izdir. Önümüzdeki dönemde de aynı heyecanla, aynı sorumluluk duygusuyla mimarlık ortamını güçlendirmek için çalışmaya devam etmek istiyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu ortak dayanışmanın bir parçası olmaya davet ediyorum.









