Türkiye’de binlerce işletmenin acil durum planı var.
Peki kaçında gerçek bir hazırlık var?
İmzalı dosyalar mı bizi koruyacak, yoksa görmezden gelinen eksikler mi felaketi büyütecek?
Bir yangın alarmı çaldığında, bir patlama sesi duyulduğunda ya da yer sarsıldığında gerçek ortaya çıkar.
O an kimse klasöre koşmaz.
O an yönetmelik maddesi okunmaz.
O an refleksler konuşur.
Ve çoğu işyerinde o refleks yoktur.
MEVZUAT AÇIK: SORUMLULUK TARTIŞMASIZ
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene açık bir yükümlülük getirir:
• Riskleri değerlendirmek,
• Acil durumları önceden belirlemek,
• Önleme, koruma, tahliye ve müdahale planlarını oluşturmak,
• Çalışanları bilgilendirmek ve eğitmek,
• Tatbikat yapmak.
Ayrıca İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik açıkça şunu söyler:
• Acil durum ekipleri görevlendirilecek,
• Eğitim verilecek,
• En az yılda bir tatbikat yapılacak,
• Planlar güncellenecek.
Mevzuat net.
Sorumluluk net.
Yaptırım net.
Ancak sahadaki gerçeklik çoğu zaman farklıdır.
KAĞITTA VAR, SAHADA YOK
Birçok işletmede:
• Çalışanlar toplanma alanını bilmiyor.
• Acil durum ekibinde adı olan kişiler görevini net bilmiyor.
• Yangın tüpü var ama kullanmayı bilen az.
• Tatbikat var ama önceden haberli ve “fotoğraflık”.
Bu teknik bir eksiklik değil.
Bu bir güvenlik kültürü sorunudur.
ÖRNEĞİN, BİR YANGIN ANI
Sanayi sitesindeki orta ölçekli bir işletmede elektrik panosundan yangın çıktığını düşünelim.
Alarm çalıyor.
Duman yayılıyor.
Bir çalışan tüpü alıyor ama pimin nasıl çekileceğini bilmiyor.
Bir diğeri telefonunu almak için geri dönüyor.
Acil durum sorumlusu o gün izinli.
Toplanma alanına yönlendirme var ama kimse emin değil.
Küçük bir arıza büyüyor.
Maddi kayıp artıyor.
Belki yaralanma oluyor.
Plan vardı.
Ama plan hayatta yoktu.
ÖRNEĞİN, BİR DEPREM ANI
Sarsıntı başlıyor.
Çök–kapan–tutun refleksi kağıtta var ama pratikte yok.
Merdivenlere yığılma oluyor.
Asansöre yönelenler var.
Sayım yapılamıyor.
Toplanma alanında kaos oluşuyor.
Bu bir kurgu değil.
Bu, bu ülkenin defalarca yaşadığı bir tablo.
EN BÜYÜK EKSİK: İNSANI HESABA KATMAMAK
Acil durum planları teknik hazırlanıyor.
Ancak insan psikolojisi çoğu zaman planın dışında bırakılıyor.
Oysa kriz anında insan:
• Panikler,
• Kalabalığı takip eder,
• Eşyasını almak ister,
• Talimat bekler.
İnsan davranışını hesaba katmayan plan, kriz anında işlemeyen bir metinden ibarettir.
DENETİM KÜLTÜRÜ MÜ, GÜVENLİK KÜLTÜRÜ MÜ?
Birçok işletmede temel motivasyon:
“Denetimde sorun çıkmasın.”
Oysa asıl soru şu olmalı:
“Gerçek bir acil durumda hazır mıyız?”
Fotoğraf çekilen tatbikat refleks kazandırmaz.
İmzalı dosyalar paniği yönetmez.
Bürokratik evraklar hayat kurtarmaz.
Hayat kurtaran şey kültürdür.
Alışkanlıktır.
Tekrardır.
Ciddiyettir.
ÖZETLE;
Bir sonraki yangın çıktığında,
bir sonraki deprem olduğunda,
bir sonraki patlama yaşandığında hiç kimse dosyayı suçlamayacak.
Sorumluluk tabelalara, klasörlere, imzalara atılmayacak.
Soru çok net olacak:
“Bu işyerinde gerçekten tatbikat yapıldı mı?”
“Çalışan gerçekten eğitildi mi?”
“Riskler gerçekten ciddiye alındı mı?”
Ve eğer cevap hayırsa,bu artık sadece idari bir eksiklik değildir.
Bu, öngörülebilir bir ihmalin sonucudur.
Acil durumlar kader değildir.
Hazırlıksızlık tercihtir.
Türkiye artık “kağıt üstünde güvenlik” devrini kapatmak zorundadır.
Çünkü bir sonraki kriz anında konuşacak olan şey mevzuat değil,
kurumların gerçek hazırlık seviyesidir.
Ve o an geldiğinde,
herkes şunu anlayacaktır:
Güvenlik dosyada değil, davranışta yaşar.
NEZAKET KAYA
A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI
TMGD DANIŞMANI
İLKYARDIM EĞİTMENİ











