Sahada geçirilen her dakika, yapılan her risk analizi ve verilen her eğitim bir hayatı değiştirebilir… Bu bilinçle yıllardır çok tehlikeli sınıfta görev yapan Nezaket Kaya, iş güvenliğine sadece mesleki değil, vicdani bir bakış açısıyla yaklaşıyor. İşte deneyimle şekillenen, sorumlulukla büyüyen bir başarı hikâyesi…

Nezaket Hanım, sizi kısaca tanıyabilir miyiz? İş güvenliği alanına nasıl adım attınız?
Ben Nezaket KAYA. A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanıyım, Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanıyım. Lisansımı Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi- Yüksek lisansımı Marmara üniversitesinde tamamladım. Aynı zamanda bir OSGB firmasının sahibiyim.
İş hayatımda insanların güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışmasının ne kadar önemli olduğunu çok erken fark ettim. İnşaat, Sanayi, Madencilik ,tarım, Lojistik alanında yaşanan bazı iş kazalarıyla karşılaştıktan sonra bu alanda bir şeyleri değiştirmek için adım atmaya karar verdim. Gerekli eğitimleri alarak uzmanlığımı tamamladım ve artık firmalara özel iş sağlığı hizmetleri sunuyorum.
Amacım; çalışanların güvenliğini sağlamakla kalmayıp, işverenlerin de daha verimli ve sürdürülebilir bir çalışma ortamı kurmalarına destek olmaktır. Bu doğrultuda, firmalara yalnızca mevzuata uyum sağlatmakla kalmıyor, aynı zamanda kalite ve yönetim sistemleri konusunda da danışmanlık sunuyoruz.
Özellikle ISO 45001:2018 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi’nin kurulması ve uygulanmasında aktif rol alıyoruz. Bu sistem sayesinde iş yerleri sadece yasal yükümlülüklerini yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda kurumsal bir güvenlik kültürü oluşturuyorlar.
İş güvenliği alanında faaliyet gösteren bir firma sahibi olarak bugüne kadar kat ettiğiniz yolu nasıl özetlersiniz?
İş güvenliği, sadece kurallar ve mevzuatlarla sınırlı bir alan değil; aynı zamanda sahadaki yaşamı, insan sağlığını ve iş sürekliliğini doğrudan etkileyen bir sorumluluk alanıdır. Bu bilinçle çıktığım yolda, kurumsal bir bakış açısıyla hareket ederek hem kendi uzmanlık alanımı derinleştirdim hem de güçlü bir ekip ve sistem altyapısı kurarak hizmet ağımızı genişlettik.
Bugüne kadar birçok farklı sektörde — inşaattan üretime, gıdadan hizmet sektörüne kadar — sayısız işletmeyle çalıştık. Her biri kendi içinde farklı riskler barındırıyordu ve biz bu riskleri sadece tespit etmekle kalmadık; aynı zamanda önleyici çözümlerle sahaya değer kattık.
En büyük kazanımımız ise, firmalara sadece yasal bir zorunluluğu yerine getirme anlayışıyla değil, iş güvenliğini bir kurum kültürü haline getirme vizyonuyla yaklaşmak oldu. Bu yaklaşım sayesinde, sadece iş kazalarını azaltmakla kalmadık, aynı zamanda işverenlerin verimliliğini ve çalışan memnuniyetini de artırmalarına destek olduk.
Bugün geldiğimiz noktada, ISO 45001:2018 gibi entegre yönetim sistemleriyle daha profesyonel ve sürdürülebilir çözümler sunuyor; sahada, denetimde ve eğitimde örnek alınan bir yapı olma hedefimizi kararlılıkla sürdürüyoruz.
“Çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde görev yapan bir iş güvenliği uzmanı olmak ne anlama geliyor? Bu alanda uzmanlaşmanın getirdiği en büyük sorumluluklar nelerdir?”
Çok tehlikeli sınıftaki iş yerleri; madenler, inşaatlar, ağır sanayi tesisleri, kimya üretim tesisleri gibi yüksek risk içeren alanları kapsar. Bu tür iş yerlerinde görev yapan bir iş güvenliği uzmanı olmak, sadece mevzuata hâkim olmayı değil, aynı zamanda ciddi bir saha deneyimi, hızlı karar verme becerisi ve sürekli güncel kalmayı da gerektirir.
Bu alanda uzmanlaşmak, insan hayatıyla doğrudan temas halinde olmayı kabul etmek demektir. Çünkü alınmayan her önlem, gözden kaçan her detay bir çalışanın sağlığını ya da hayatını riske atabilir. Bu yüzden çok tehlikeli sınıfta görev yapan bir uzmanın sorumluluğu, diğer sınıflara göre çok daha ağırdır.
Sahada yapılan her risk değerlendirmesi, verilen her eğitim, yapılan her denetim hayati öneme sahiptir. Ayrıca, sadece kaza olduktan sonra değil, kaza olmadan önce sistemi kurmak, davranışları değiştirmek ve önleyici kültürü oluşturmak gerekir.
Bizler için bu görev; mesleki bir yükümlülükten öte, bir vicdan meselesidir. Bu nedenle, çok tehlikeli sınıfta uzman olmak, hem teknik hem de etik anlamda büyük bir sorumluluk taşımak anlamına gelir.
Türkiye’de iş güvenliği kültürünün gelişimi hakkında neler düşünüyorsunuz? Firmalar iş güvenliği konusunda yeterince bilinçli mi?
Türkiye’de iş güvenliği kültürü, özellikle son 10-15 yılda ciddi bir dönüşüm geçirdi. Mevzuatlar gelişti, denetimler sıklaştı, işverenler artık bu konuda daha fazla sorumluluk taşıyor. Ancak, bu gelişimin yeterli olduğunu söylemek henüz mümkün değil. Çünkü kültür, sadece yasa ve yönetmelikle değil, benimsenmiş davranış biçimleriyle oluşur.
Bugün birçok firma yasal zorunluluklar nedeniyle iş güvenliği hizmeti alıyor. Ancak içselleştirme konusu hâlâ zayıf. Yani iş güvenliği, çoğu zaman bir "masraf kalemi" olarak görülüyor; oysa aslında verimlilik, motivasyon ve sürdürülebilirlik için temel bir yatırımdır.
İyi haber şu ki; bilinçli firma sayısı giderek artıyor. Özellikle kurumsallaşmış yapılar, artık iş güvenliğini marka değerlerinin bir parçası haline getiriyor. Eğitimlere daha çok önem veriyor, çalışanlarının güvenliğini işin doğal bir parçası olarak görüyorlar.
Bize düşen görev ise bu dönüşümü hızlandırmak. Sahada aktif olarak çalışan biri olarak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Kültürel değişim zaman alır ama mümkündür. Önemli olan, her seviyede “üst yönetimden mavi yakaya kadar “ bu bilinci oluşturacak doğru sistemi kurmak ve kararlılıkla uygulamaktır.

İş güvenliği konusunda çalışanların ve işverenlerin en sık yaptığı hatalar neler? Bunları önlemek için neler önerirsiniz?
İş güvenliği süreci iki taraflıdır: işveren ve çalışan. Ne yazık ki her iki tarafta da sıkça tekrar eden hatalar, sahadaki riskleri artırıyor.
İşverenlerin en sık yaptığı hatalar:
İş güvenliğini maliyet olarak görmek: Bazı işverenler, alınacak önlemleri “gider” olarak değerlendiriyor. Oysa bu yatırım, hem insan hayatını korur hem de işletmenin itibarını ve sürdürülebilirliğini güvence altına alır.
Sadece kağıt üzerinde sistem kurmak: Risk analizlerinin yapılmış olması yeterli değil; asıl önemli olan bunların sahada uygulanabilir ve güncel olmasıdır.
Eğitimleri formaliteye dönüştürmek: Eğitimler, çalışanı gerçekten bilinçlendirecek şekilde verilmelidir. Ezberletilen değil, anlaşılan bilgi işe yarar.
İSG uzmanını dinlememek veya süreçlere dahil etmemek: Uzmanın önerilerini sadece “rapor” olarak görmek, uygulamayı etkisiz hale getirir.
Çalışanların en sık yaptığı hatalar:
Kişisel koruyucu donanımı kullanmamak veya ihmal etmek: “5 dakikalık iş için baret takmaya ne gerek var?” anlayışı, en büyük kazaların nedenidir.
İşi aceleye getirmek: Üretim baskısı veya “işi erken bitireyim” düşüncesi, dikkatsizliğe ve kazalara yol açar.
Riskli davranışı normalleştirmek: Tehlikeli uygulamaların zamanla alışkanlığa dönüşmesi, risk algısını köreltir.
Eğitimleri ciddiye almamak: “Zaten biliyorum” anlayışı, en büyük yanılsamadır.
Peki bunları nasıl önleyebiliriz?
İş güvenliğini bir kültür haline getirmek gerekir. Bu da sürekli eğitim, örnek davranış ve kararlı yönetim anlayışıyla mümkündür.
İşveren; sürece liderlik etmeli, çalışan; sürecin parçası olmalıdır. Bu bir ekip işidir.
Tehlikeleri raporlayan değil, önceden tahmin eden bir sistem kurulmalıdır. Proaktif yaklaşım her zaman daha etkilidir.
İletişim açık olmalıdır. Çalışan kendini güvende hissetmeli ve endişelerini rahatlıkla paylaşabilmelidir.
İş güvenliği, sadece kurallar zinciri değil; insana verilen değerin somut halidir. Hata yapmadan önce öğrenmek ve uygulamak, en büyük kazancı sağlar.
Kadın girişimci olarak iş dünyasında var olmak size neler kattı?
Kadın olarak özellikle teknik ve saha temelli bir sektörde girişimci olmak; çoğu zaman iki kat çalışmayı, iki kat sabrı ve kararlılığı gerektiriyor. Ancak bu süreç bana hem kişisel hem de profesyonel anlamda çok şey kattı. Öncelikle, kendi sınırlarımı keşfetmeyi, kriz anlarında soğukkanlı kalmayı ve çözüm odaklı düşünmeyi öğrendim.
İş güvenliği gibi çoğunlukla erkek egemen bir alanda var olmak, başta bazı önyargılarla karşılaşmama neden oldu. Ancak bilgiye, sahadaki deneyime ve tutarlı duruşa olan güven, bu önyargıları zamanla kırdı. Bugün hem işverenler hem de çalışanlar tarafından dinlenen, fikirlerine değer verilen bir uzman ve yönetici pozisyonunda olmak, bu yolda gösterdiğim emeğin karşılığıdır.
Kadın girişimci olmak, bana daha farklı bir bakış açısı da kazandırdı: Detaycılık, empati, düzen ve insan odaklılık… Bunlar, iş güvenliği gibi insan hayatını doğrudan ilgilendiren bir alanda fark yaratan özellikler.
Ayrıca bir kadın olarak sahada olmak, diğer kadınlara da ilham veriyor. “Bu alanda ben de var olabilirim” dedirten her geri bildirim, beni daha da motive ediyor. Çünkü biliyorum ki, güçlü kadınlar yetiştikçe iş dünyasında da güven, üretkenlik ve değer artacak.

Erkek egemen olduğu düşünülen sektörlerde kadın olarak karşılaştığınız zorluklar ve fırsatlar nelerdir?,
İş güvenliği ve inşaat gibi sahaya dayalı sektörler, uzun yıllar boyunca erkek egemen yapılar olarak şekillendi. Bu ortamda kadın bir girişimci ve uzman olarak varlık göstermek başta kolay olmadı. Zorlukların başında, cinsiyete dayalı önyargılar, otoritemin sorgulanması ve kimi zaman "teorik bilgiye sahip ama sahada zayıf kalır" şeklindeki algılar yer alıyordu.
Ancak bu zorlukları pes etmeden, bilgi birikimimi ve sahadaki kararlılığımı göstererek aştım. Sahada var olmak, baret takmak, denetime gitmek, riski yerinde analiz etmek... Bunların hepsi zamanla çevremdeki insanların bakış açısını değiştirdi. Çünkü işin cinsiyeti olmadığını, liyakatle ve disiplinle her alanda var olunabileceğini gösterme fırsatı buldum.
Kadın olarak detaylara verdiğimiz önem, iletişim gücümüz ve empati yeteneğimiz aslında bu sektörde büyük bir avantaj. Krizleri sadece teknik yönüyle değil, insan boyutuyla da yönetebilmek; çalışanlara hem güven vermek hem de çözüm üretmek noktasında kadınların önemli katkıları olduğunu düşünüyorum.
Bugün geldiğim noktada, sadece sahada değil; yönetim masasında, eğitim salonlarında ve stratejik karar süreçlerinde aktif olarak yer alabiliyorum. Üstelik bu yolculuğum, başka kadınlara da ilham kaynağı olabiliyorsa, bu benim için en büyük kazanım.
Zorluklar vardı, var ama fırsatlar da bir o kadar güçlüydü. Önemli olan; kendini geri çekmek yerine sesini duyurmak, sabırla, azimle ve bilgiyle ilerlemektir.
Kadınların iş hayatındaki yeri ve önemi hakkında düşünceleriniz neler? Sizce kadınlar iş dünyasında nasıl daha fazla desteklenebilir?
Kadınlar iş hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Üretimden yönetime, sahadan stratejiye kadar her alanda kadınların varlığı hem çeşitliliği hem de kaliteyi artırır. Kadının iş dünyasındaki yeri; sadece sayısal bir temsil meselesi değil, aynı zamanda bakış açısı, çözüm üretme tarzı ve insan odaklı liderlik anlayışıyla ciddi bir değerdir.
Ben, kadınların iş hayatında daha görünür oldukça sadece şirketlerin değil toplumun da dönüşeceğine inanıyorum. Kadın; sorun çözer, empati kurar, çoklu görevleri dengeli yürütür ve duygusal zekâsıyla ekipleri bir arada tutar. Bu özellikler, özellikle insan sağlığı, güvenlik ve kalite gibi konularda fark yaratıyor.
Ancak elbette kadınların iş dünyasında daha fazla yer alabilmesi için desteklenmeleri gerekiyor. Bunun için:
Eğitime ve mesleki gelişime erişimlerinin artırılması
Kadınların teknik alanlarda da varlık göstermesi için mesleki eğitimlerin ulaşılabilir ve teşvik edici olması çok önemli.
Rol modellerin çoğaltılması
Kadın yöneticiler, uzmanlar ve girişimciler daha çok görünür olmalı. Bu, başka kadınlar için cesaret kaynağı olur.
Çalışma hayatında esneklik ve destekleyici uygulamalar
Kariyer ve aile hayatını birlikte yürütebilmek için kreş, esnek çalışma, uzaktan erişim gibi politikaların yaygınlaşması gerekiyor.
Cinsiyet eşitliği konusunda kurumsal farkındalık
Firmalar sadece kota değil, kapsayıcı kültürler oluşturarak kadınların fikirlerini, liderliklerini daha çok desteklemeli.
Kısacası, kadınların güçlü olduğu bir iş dünyası daha adil, daha üretken ve daha sürdürülebilir olur. Ben kendi sektörümde bunun örneklerinden biri olmaktan gurur duyuyorum.
Firmanızın kısa ve uzun vadede hedefleri neler?
Kısa vadede hedefimiz; hizmet kalitemizi daha da artırarak, hizmet verdiğimiz firmalara sadece yasal zorunlulukları yerine getiren bir yapı değil, çözüm ortağı olan bir sistem sunmak. Saha denetimlerinde, eğitimlerde ve risk analizlerinde daha proaktif, daha hızlı ve daha etkili çözümlerle fark yaratmak istiyoruz. Ayrıca sektörlere özel eğitim modülleri geliştirerek iş güvenliğini daha anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmeyi öncelikli görüyoruz.
Uzun vadede ise vizyonumuz çok daha kapsamlı. İş güvenliği kültürünü yalnızca iş yerlerinde değil, toplum genelinde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Bu amaçla, dijital çözümlerden faydalanarak interaktif eğitim platformları, mobil takip sistemleri ve sektörel risk analiz yazılımları gibi teknolojik yatırımlar planlıyoruz.
Ayrıca kadın istihdamına öncelik veren, genç uzmanları sahaya kazandıran ve sektörde kalite standartlarını yükselten örnek bir OSGB yapısı oluşturmak da temel hedeflerimiz arasında. ISO 45001 başta olmak üzere entegre yönetim sistemlerini firmaların günlük işleyişine entegre etmek, uzun vadede sürdürülebilir ve güvenli çalışma kültürünün anahtarıdır.
Kısacası; sadece bugün değil, geleceğin güvenli iş dünyasını da inşa etmek istiyoruz.

İş güvenliği kültürünün gelişmesi için kamu, özel sektör ve STK’lar nasıl iş birliği yapabilir?
İş güvenliği, sadece işverenin ya da çalışanın değil; toplumun, kamunun ve tüm paydaşların ortak sorumluluğudur. Bu kültürün gelişebilmesi için çok paydaşlı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Çünkü güvenlik, bireysel değil; kolektif bir bilinçle güçlenir.
Kamu
Devletin rolü sadece yasa çıkarmakla sınırlı olmamalı. Denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, rehberlik odaklı uygulamalar artırılmalı. Ayrıca iş güvenliği konusundaki farkındalık; okullarda, meslek liselerinde ve kamu spotlarında daha görünür hale getirilmeli.
Özel sektör
Firmalar iş güvenliğini yalnızca yasal bir zorunluluk olarak değil, kurum kültürünün temel bir parçası olarak ele almalı. Aralarında iyi uygulama örneklerini paylaşmalı, sektörel iş birlikleriyle eğitim ve teknolojik yatırımlar gerçekleştirmelidir.
Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar)
STK’lar hem kamuoyunu bilinçlendirmede hem de bağımsız denetim, eğitim ve raporlama konularında çok kritik bir rol oynar. Mesleki dayanışma, etik standartların yaygınlaştırılması ve çalışan hakları gibi alanlarda aktif olmaları, güvenlik kültürünü derinleştirir.
Ortak platformlar ve sürdürülebilir projeler
Bu üç yapı bir araya gelerek sektörel çalıştaylar, ortak eğitim kampanyaları ve dijital farkındalık projeleri geliştirebilir. İş güvenliği bilincinin yaygınlaşması için yalnızca ceza değil, teşvik mekanizmaları da devreye alınmalıdır.
Sonuç olarak, iş güvenliği kültürünü geliştirmek; mevzuatla değil, davranış değişimiyle mümkündür. Bu değişim ise ancak kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte çalışmasıyla sürdürülebilir hale gelir.
Bu yoğun temponun arasında motivasyonunuzu nasıl koruyorsunuz?
Açıkçası iş güvenliği gibi insan hayatıyla birebir ilgili bir alanda çalışmak, zaten başlı başına güçlü bir motivasyon kaynağı. Çünkü yaptığınız her iş, alınan her önlem, verilen her eğitim; belki de bir kazayı önlüyor, bir hayatı değiştiriyor. Bu bilinç, her sabah yeni bir enerjiyle güne başlamamı sağlıyor.
Elbette zaman zaman yoğunluk, stres ve sahadaki zorluklar yorucu olabiliyor. Ancak motivasyonumu kaybetmemek için kendime hatırlattığım bir şey var: Bu meslek sadece bir görev değil, aynı zamanda bir vicdan işi. Bir çalışanın eve sağ salim dönebilmesinde pay sahibi olmak, tarif edilemez bir tatmin duygusu veriyor.
Ayrıca güçlü bir ekip ile çalışmak, öğrenmeye ve gelişmeye açık olmak, zaman zaman mola verip büyük resme odaklanmak da motivasyonumu taze tutan unsurlar arasında.
Ve elbette, işimi tutkuyla yapıyorum. Bu tutkuyu taşıyorsanız, zorluklar sadece yolda sizi büyüten öğretmenler haline geliyor.









