Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanında son yıllarda önemli yasal düzenlemeler yapıldı. 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile birlikte işyerlerinde risklerin önceden belirlenmesi, önlenmesi ve çalışanların korunması hedeflendi. Kağıt üzerinde bakıldığında sistem güçlü, kapsamlı ve modern. Peki sahada durum gerçekten böyle mi?
Bugün birçok iş güvenliği uzmanının zihnini kurcalayan soru şu: Bu meslek gerçekten “önleyici bir güvenlik sistemi” mi, yoksa zamanla “imza atılan bir formaliteye” mi dönüştü?
Mevzuata göre iş güvenliği uzmanının görev ve yetkileri son derece nettir. İşyerinde risk değerlendirmesi yapılmasını sağlamak, çalışma ortamını gözetmek, uygunsuzlukları tespit ederek işverene bildirmek ve hayati tehlike söz konusuysa gerekli tedbirler alınana kadar işin durdurulmasını önermek bu görevlerin başında gelir.
Ancak sahadaki gerçeklik çoğu zaman bu çerçevenin dışına taşmaktadır.
Uzmanların en sık dile getirdiği sorunlardan biri, sorumluluk ile yetki arasındaki dengesizliktir. Evet, uzman riskleri tespit eder ve bildirir; fakat bu risklerin giderilmesi için doğrudan yaptırım gücüne sahip değildir. Uygulama işverenin inisiyatifindedir. Bu durum, özellikle üretim baskısının yoğun olduğu sektörlerde ciddi bir açmaz yaratır.
Bir diğer önemli sorun, hizmetin sunum biçimidir. İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin önemli bir bölümü Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) aracılığıyla verilmektedir. Bu yapı, teoride uzmanlık hizmetinin yaygınlaşmasını sağlasa da pratikte yoğun bir fiyat rekabetini beraberinde getirmiştir.
Bu noktada en kritik kırılma yaşanmaktadır: Risk değerlendirmeleri yapılır, eğitimler verilir, formlar imzalanır… ancak bu faaliyetlerin ne kadarı davranışa ve uygulamaya dönüşür?
Denetim mekanizmaları da tartışmanın bir diğer boyutudur. Resmî denetimler çoğu zaman evrak üzerinden ilerlemekte, sahadaki gerçek uygulamaların derinlemesine incelenmesi sınırlı kalabilmektedir.
Öte yandan, iş güvenliği uzmanlarının çalışma koşulları da bu dönüşümü etkileyen önemli bir faktördür. Uzman, işverene bağlı olarak çalıştığında bağımsız hareket etme alanı daralabilmektedir.
Tüm bu tabloya rağmen, iş sağlığı ve güvenliği alanında son yıllarda ciddi bir farkındalık artışı olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Peki çözüm nerede?
Öncelikle iş güvenliği uzmanlarının yetkileri, sahada karşılık bulacak şekilde güçlendirilmelidir. Denetim süreçleri evrak odaklı olmaktan çıkarılıp, sahadaki fiili durumun esas alındığı bir yapıya dönüştürülmelidir.
En önemlisi ise iş sağlığı ve güvenliği, bir “zorunluluk” değil, bir “yönetim anlayışı” olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak şu soruyu sormak gerekiyor:
Eğer bir sistemde riskler ortadan kalkmıyor, sadece kayıt altına alınıyorsa…
Orada güvenlik mi vardır, yoksa sadece imza mı?
NEZAKET KAYA
A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI
TMGD DANIŞMANI












