Sokakta yürürken, bir kafede otururken ya da okul önlerinden geçerken muhtemelen siz de şahit oluyorsunuzdur. Gençlerin, hatta henüz çocuk yaştakilerin elinde rengarenk, şekerleme ambalajını andıran, etrafa çilekli, kavunlu dumanlar saçan küçük cihazlar var. Kamuoyunda bilinen adıyla "Puff", yani tek kullanımlık elektronik sigaralar.
Dışarıdan bakıldığında masum birer oyuncak ya da geçici bir heves gibi duran bu cihazlar, aslında çocuklarımızın geleceğini, sağlığını ve en acısı hayatını çalmak üzere tasarlanmış modern birer zehir tuzağı.
Dünya Sağlık Örgütü’nün verileri ürkütücü bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: Dünya genelinde 15 milyondan fazla çocuk bu zehrin pençesinde. Daha da vahimi, çocukların bu cihazları kullanma oranı yetişkinlerden tam 9 kat daha fazla. Meyveli aromalarla, havalı tasarımlarla süslenen bu canavarlar, doğrudan evlatlarımızı hedef alıyor. Hastanelerin çocuk klinikleri, puff kullanımına bağlı ani akciğer sönmesi (pnömotoraks) ve tıp literatürüne giren EVALI (elektronik sigara kaynaklı akciğer hasarı) vakalarıyla dolup taşıyor. Yoğun bakımlarda yaşam mücadelesi veren, henüz reşit bile olmamış çocukların haberleri artık birer istatistikten ibaret hale gelmeye başladı.
Peki, bu kadar can yakan, çocukları hastanelik eden bu ürünlerin yasal statüsü ne?
Açık ve net konuşalım: Türkiye'de puff üretmek de, ülkeye sokmak da, dükkanda veya internette satmak da KESİNLİKLE YASAKTIR. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ithalatı tamamen engellenmiş, hiçbir markaya üretim izni verilmemiştir. Yani bugün köşe başındaki tütüncüde, sosyal medya hesabında ya da gizli bir internet sitesinde satılan her bir puff cihazı %100 kaçak maldır ve satışı ağır bir suçtur.
"Yasa var ama uygulayan var mı?" diye sorabilirsiniz. Emniyet ve jandarma ekipleri her gün şafak operasyonlarıyla milyonlarca liralık puff ele geçiriyor. Mahkemeler, bu işin ticaretini yapanlara 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezaları ve on binlerce liralık adli para cezaları yağdırıyor. Yasalar işliyor, devlet cezayı kesiyor.
O halde bu zehir neden hala her yerde?
Cevap basit ve acımasız: Para. Yurt dışından 2-3 dolara kaçak getirilen bir cihaz, bizim çocuklarımıza 500-1000 liraya satılıyor. Kaçakçılar ve gözü dönmüş satıcılar, evlatlarımızın sağlığı üzerinden kazandıkları bu devasa kâr marjı uğruna hapis yatma riskini bile göze alıyorlar. Çocuklarımızın ciğerleri, birilerinin ceplerini doldurduğu kirli birer banknot haline getiriliyor.
O halde bu zehir tacirleri neden hala bu kadar arsız? Neden hala her yerdeler?
İşte zurnanın zırt dediği, vicdanları sızlatan o acı gerçek tam burada karşımıza çıkıyor: Bu ölümcül cihazlar, yasalarda hala "uyuşturucu" muamelesi görmüyor!
Bugün bir sokak satıcısı bir çocuğa uyuşturucu madde satsa, kanun tepesine biner ve en az 10-20 yıl hapis cezasıyla o zehir tacirinin hayatını karartır. Ama aynı satıcı, çocuğun ciğerlerini parça parça söndüren, onu yoğun bakımlık eden, nikotin zehirlenmesiyle canını tehdit eden bu kimyasal "puff" cihazını sattığında yasa ona sadece "kaçakçı" muamelesi yapıyor. Kaçak kot pantolon getirenle, çocuğun ciğerini çürüten adam aynı kanunla yargılanıyor!
Bu savaş sadece polisiye tedbirlerle kazanılamaz. Eğer sokaktaki tütüncü, internetteki illegal satıcı hapis riskini göze alıyorsa, bizim de anne, baba, öğretmen ve sorumlu vatandaşlar olarak daha uyanık olmamız gerekiyor.
Çocuklarımızın ceplerini, çantalarını kontrol etmek, onlarla bu tehlike hakkında konuşmak lüks değil, bir zorunluluktur. Çevremizde bu zehri çocuklara satan yerleri gördüğümüzde başımızı çevirmek yerine, kolluk kuvvetlerine ihbarda bulunmak bir vatandaşlık görevidir.
Unutmayalım; o rengarenk cihazların çıkardığı her duman, bir çocuğun geleceğini "puff" diye üfleyip yok ediyor. Çocuklarımızı bu sessiz katile teslim etmeyelim.












