İş hayatında çoğu zaman “işçinin hakkı” ve “işverenin sorumluluğu” birbirinden ayrı kavramlar gibi konuşuluyor. Oysa çalışma hayatının sağlıklı yürüyebilmesi için hem işverenin hem de çalışanın kendi haklarını ve yükümlülüklerini bilmesi gerekiyor.
Özellikle iş sözleşmesinin sona erdirilmesi, işçinin hakları, işverenin fesih yetkisi ve iş sağlığı ve güvenliği sorumlulukları konusunda yapılan hatalar, işyerlerinde ciddi uyuşmazlıklara neden olabiliyor.
Burada temel prensip şudur:
İşverenin yönetme hakkı vardır; ancak bu hak sınırsız değildir. İşçinin çalışma hakkı vardır; ancak bu hak da işyerindeki kurallara uyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
İşverenin yükümlülüğü yalnızca maaş ödemek değildir
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlama konusunda geniş sorumluluklar yüklemektedir.
İşveren; mesleki risklerin önlenmesi, gerekli tedbirlerin alınması, organizasyonun yapılması, araç ve gereçlerin sağlanması, alınan tedbirlerin uygulanıp uygulanmadığının izlenmesi ve risk değerlendirmesinin yapılması veya yaptırılması gibi yükümlülüklere sahiptir.
Ayrıca acil durum planlarının hazırlanması, yangınla mücadele ve ilk yardım organizasyonu, sağlık gözetimi, çalışanların bilgilendirilmesi ve İSG eğitimlerinin verilmesi gibi konular da işverenin sorumlulukları arasındadır.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var:
İş güvenliği uzmanı görevlendirmek, işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İş güvenliği uzmanı teknik anlamda işverene rehberlik eder, tespit ve önerilerde bulunur. Ancak işyerindeki iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin uygulanması ve gerekli organizasyonun oluşturulması işverenin sorumluluğundadır.
Peki çalışanın hiç mi sorumluluğu yok?
Elbette var.
İş sağlığı ve güvenliği iki taraflı bir sistemdir.
Çalışanın kendisine verilen eğitim ve talimatlara uygun hareket etmesi, kendisinin ve diğer çalışanların sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürecek davranışlardan kaçınması ve işyerindeki güvenlik kurallarına uyması gerekir.
Bu nedenle iş kazası meydana geldiğinde yalnızca “işveren ne yaptı?” sorusunu sormak yeterli değildir.
Çalışan verilen talimatlara uydu mu? KKD'yi doğru kullandı mı? Tehlikeyi bildirdi mi? Eğitimlere katıldı mı? Kendisinin ve çalışma arkadaşlarının güvenliğini tehlikeye atan bir davranışta bulundu mu?
Bütün bu sorular olayın değerlendirilmesinde önem taşır.
Ancak çalışanın sorumluluğunun bulunması, işverenin yasal yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. 6331 sayılı Kanun da çalışanların yükümlülüklerinin işverenin sorumluluğunu etkilemeyeceğini düzenlemektedir.
İşten çıkarılmak: İşveren istediği zaman işçiyi işten çıkarabilir mi?
Çalışma hayatında en çok merak edilen konulardan biri de budur.
İşverenin iş sözleşmesini sona erdirme hakkı vardır. Ancak özellikle iş güvencesi kapsamında bulunan çalışanlar bakımından bu hak kanunda belirlenen şartlara tabidir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesine göre işveren fesih bildirimini yazılı yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin şekilde belirtmek zorundadır.
İşçinin davranışı veya verimi nedeniyle fesih yapılacaksa, kural olarak işçinin savunmasının alınması da gerekir.
Dolayısıyla yalnızca sözlü olarak “yarın işe gelme” demek, her durumda hukuken geçerli bir fesih anlamına gelmez.
İşçinin de iş sözleşmesini feshetme hakkı var
İşçi de kanunda belirtilen koşulların oluşması halinde iş sözleşmesini sona erdirebilir.
Özellikle sağlık sebepleri, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışları veya ücretin kanuna ya da sözleşmeye uygun olarak ödenmemesi gibi durumlarda işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı doğabilir.
Örneğin işveren tarafından ücretin kanun hükümlerine veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesaplanmaması ya da ödenmemesi, kanunda düzenlenen koşullar çerçevesinde işçiye derhal fesih hakkı verebilen durumlardandır.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Her istifa haklı nedenle fesih değildir.
İşçinin kendi isteğiyle işten ayrılması ile kanunda düzenlenen haklı nedenle fesih birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.
İhbar süresi de unutulmamalı
4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca belirsiz süreli iş sözleşmelerinde bildirim süreleri çalışanın kıdemine göre değişmektedir.
• 6 aydan az çalışma: 2 hafta
• 6 ay – 1,5 yıl arası: 4 hafta
• 1,5 yıl – 3 yıl arası: 6 hafta
• 3 yıldan fazla çalışma: 8 hafta
Bu sürelere uymadan sözleşmeyi sona erdiren taraf açısından ihbar tazminatı gündeme gelebilir.
Ancak işveren veya işçi tarafından haklı nedenle derhal fesih yapılan durumlarda farklı hükümler uygulanır.
İşe iade hakkı ne zaman gündeme gelir?
İş güvencesi kapsamında bulunan çalışanlar bakımından işe iade hükümleri de önemli bir koruma mekanizmasıdır.
Genel olarak işyerinde en az 30 işçinin bulunması ve işçinin aynı işverene bağlı en az 6 aylık kıdeminin olması gibi şartlar aranır.
Feshin geçersiz olduğu iddiasıyla işe iade talep edilecekse fesih tarihinden itibaren bir ay içerisinde arabulucuya başvurulması gerekir. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması halinde kanunda öngörülen süreler içinde dava yoluna gidilebilir.
Bu nedenle işten ayrılma veya işten çıkarılma aşamasında “nasıl olsa sonra bakarım” düşüncesi ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
İşveren de çalışan da haklarını bilmeli
Çalışma hayatında sağlıklı bir sistem oluşturmanın yolu yalnızca kanunları bilmekten değil, hak ile sorumluluğu birlikte değerlendirmekten geçiyor.
İşveren “Ben işverenim, istediğimi yaparım.” diyemez.
Çalışan da “Ben işçiyim, benim hiçbir sorumluluğum yok.” diyemez.
Çünkü çalışma ilişkisi karşılıklı hak ve yükümlülükler üzerine kuruludur.
İşverenin çalışanına güvenli bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğü vardır. Çalışanın da kendisine verilen eğitim ve talimatlara uygun hareket etme sorumluluğu bulunmaktadır.
İSG açısından en önemli nokta: Belge değil, uygulama
Bir işyerinde risk değerlendirmesi yapılmış olabilir.
Eğitim kayıtları tutulmuş olabilir.
Acil durum planı hazırlanmış olabilir.
İş güvenliği uzmanı görevlendirilmiş olabilir.
Fakat sahada bu tedbirler uygulanmıyorsa, dosyanın kalın olması çalışanı kazadan korumaz.
Ben bir A sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak sahada en fazla önem verdiğim konulardan birinin bu olduğunu düşünüyorum:
İş güvenliği dosyada değil, sahada yaşatılmalıdır.
Çünkü iş kazası gerçekleştikten sonra hazırlanan tutanaklar, formlar ve raporlar geçmişi kayıt altına alabilir; fakat doğru zamanda alınmış bir önlem, bir çalışanın hayatını değiştirebilir.
Bu nedenle işverenler açısından İSG bir maliyet kalemi olarak değil, işyerinin sürdürülebilirliğinin temel unsurlarından biri olarak görülmelidir.
Çalışanlar açısından ise haklarını bilmek kadar sorumluluklarını bilmek de önemlidir.
Çünkü gerçek iş güvenliği kültürü; işverenin sorumluluğunu yerine getirmesi, çalışanın kurallara uyması, İSG profesyonellerinin doğru rehberlik yapması ve bütün tarafların hukuki sorumluluklarının farkında olmasıyla oluşur.
Unutmayalım:
Kanun yalnızca işçiyi korumaz; işverenin de sınırlarını ve haklarını belirler.
Haklarımızı bilmek kadar sorumluluklarımızı bilmek de güvenli çalışma hayatının temelidir.
Nezaket Kaya – A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı












