Güçlü Kadın Olmak Zorunda Mıyız?
“Güçlü kadın” denildiğinde alkışlanan bir tanım gibi duruyor. Ayakta duran, yılmayan, ağlamayan, her şeye yetişen, kimseye ihtiyaç duymayan kadın…
Ama kimse sormuyor: Bu gücün bedelini kim ödüyor?
Toplum kadınlara uzun zamandır bir rol biçti. Önce “sus” dedi, sonra “dayan” dedi. Şimdi ise “güçlü ol” diyor. Aradaki fark sadece kelimelerde. Yük değişmedi, sadece adı değişti.
Güçlü kadın olmak; yorulduğunu söylememek, kırıldığını belli etmemek, destek istememek gibi algılanıyor. Çünkü güçlü kadın ağlamaz. Güçlü kadın şikâyet etmez. Güçlü kadın her şeyin üstesinden tek başına gelir.
Peki ya insan olmak?
Kadınlar bugün işte güçlü, evde güçlü, çocuk karşısında güçlü, hayatta güçlü olmak zorunda. Düşmesine izin yok. Yorulmasına alan yok. “Biraz durmak istiyorum” deme lüksü yok. Çünkü güçlü kadın durmaz, koşar. Hep koşar.
Aslında “güçlü kadın” klişesi, kadınlara verilen yeni bir sorumluluk listesi. Erkeklerin yapamadığı yerde kadın devreye girer. Kriz varsa kadın toparlar. Duygusal yük varsa kadın taşır. Her şey yolunda gitmiyorsa “sen güçlüsün, halledersin” denir.
Kimse güçlü kadına “Nasılsın?” diye sormaz. Çünkü güçlüdür ya…
Oysa en çok o yorulmuştur.
Güçlü kadın söylemi, kadının kırılganlığını görünmez kılar. Yardım istemesini ayıp sayar. Destek beklemesini zayıflık gibi gösterir. Kadın da zamanla kendi duygularını bastırmayı öğrenir. Güçlü görünmek için sessizleşir.
Oysa güç; hiç düşmemek değil, düştüğünde kalkabilmektir. Hiç ağlamamak değil, ağlayabilmektir. Her şeyi tek başına yapmak değil, gerektiğinde “yardıma ihtiyacım var” diyebilmektir.
Belki de artık şunu söylemenin zamanı geldi:
Kadınlar güçlü olmak zorunda değil.
Kadınlar insan. Yorulan, kırılan, bazen vazgeçmek isteyen insanlar.
Güçlü kadın değil; desteklenen, anlaşılmış, yükü paylaşılan kadın istiyoruz.
Alkış değil, gerçek dayanışma istiyoruz.
Etiket değil, empati istiyoruz.
Ve belki de en büyük güç, bunu yüksek sesle söyleyebilmekte gizli.











